FECR - 28 Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

LOKMÂN - 15 Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.

MUZZEMMİL - 8 Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

ZÂRİYÂT - 50 Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

ZUMER - 54 Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

RA'D - 21 Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

RÛM - 31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

ÂLİ İMRÂN - 14 İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır.

YÛNUS - 25 Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

ZUMER - 18 Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

BAKARA - 46 Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

HİCR - 28 Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben mutlaka, "hamein mesnûn olan salsalin"den (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) bir beşer (insan) halkedeceğim.”

HİCR - 29 Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!

SECDE - 11 De ki: “Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”

“Ölmeden evvel ölün, Allah’a dönün ki (ölmeden önce ruhunuzu Allah’a ulaştırınız, teslim ediniz ki) Allah size ondan yedi yüze kadar artan yardımlarda bulunsun.” (K: Acluni keşfü’l hafa c2. shf:291.) (2669)

22. BASAMAK FENÂ MAKAMI Ruhun Allah’a Teslimi

Kur’ân’daki İslâm merdiveninin 22’ncisi velâyet (evliyalık) kademelerinden ilki olan Fenâ Makamı’dır. Bu noktada kişi ruhunu Allah’a ulaştırmış, ruh Allah’ın Zat’ında fâni olmuştur (yok olmuştur). Kişi, ruhu Allah’ın Zat’ına erdiği cihetle ermiş evliya adını almıştır.

Kur’ân-ı Kerim’de ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak farzdır.

Kim bu farz emri yerine getirmişse o, İslâm’ın 22. basamağına adımını atmıştır.

Allah’ın katındaki en güzel sığınak Allah’ın Zat’ıdır.

Allah, bütün insanları teslim yurdu olan Kendi Zat’ına davet etmektedir.

Bundan 14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbe ruhlarını Allah’a ulaştırmışlar, hepsi Allah’ın ermiş evliyalarından olmuşlardır

Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde buyuruyor ki:

Buradaki “Ölmeden evvel ölünüz.” emrinin muhatabı insandır. Ruh Allah’tan bize üfürülmüştür, bizde bir emanettir. Kâlû belâ günü Allah’a verdiği misak gereğince kişi hayattayken (ölmeden evvel) Allah’a dönmekle vazifelidir.

Kur’ân-ı Kerim’de ruhun Allah’a iki türlü dönüşü söz konusudur.

1- Ölümle birlikte Azrail (A.S) tarafından ruhun Allah’a ulaştırılması.

2- Ölmeden evvel kişinin ruhunu Allah’a ulaştırması.

Günümüz İslâm tatbikatında: “Ruh bize hayat verir. Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür. İnsan ruhu ancak ölümle Allah’a ulaşır. İnsan ruhunun hayattayken Allah’a ulaşması yoktur.” şeklinde bir anlayış söz konusudur. Ne yazık ki bu dînimize sonradan girmiş bir büyük hurafedir, iblisin insanlığa korkunç bir tuzağıdır.

Gerçekten ölümle de insan ruhu Allah’a ulaşır. Ama Allahû Tealâ âyet-i kerimelerde insan ruhunun sadece ölümle Allah’a ulaştığını değil; ölmeden evvel de Allah’a ulaştığını ifade etmektedir. Yani Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de ruhun Allah’a ulaşmasının iki şekilde olduğunu ifade etmektedir.

Ölümle birlikte ruhu Allah’a ulaşmayan insan yoktur. İster kâfir ister putperest ister mecusî, kim olursa olsun ölümle herkesin ruhu Allah’a ulaşır. Ama insan ruhunun ölümle Allah’a ulaşmasında serbest iradenin bir fonksiyonu yoktur. Serbest iradenin bir fonksiyonu olmadığı için insan ruhunun ölümle Allah’a ulaşmasında bir mükâfat ya da mücâzat yoktur.

Bir insan günah işlediği zaman ruhu kendi elektron devir sayısını kendisi ayarlamak suretiyle vücudunun dışına çıkar. Her günah işlendiği sırada ruh vücuttan çıktığı halde kişi ölmediğine göre “Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür.” diyenler Kur’ân’a aykırı bir tutum içindedirler.

Allahû Tealâ bir insanı evvelâ yaratır, sonra onu bir nefsle dizayn eder ve doğumla ona ruhundan üfürür.

Her insan doğmadan evvel anne karnındayken de canlıdır. Ölüm gerçekleşirken evvel emirde Allahû Tealâ mitokondrilere gelen enerjiyi keser. Vücutta da elektromanyetik alanın bitiminden sonra enerjinin gelmemesi hasebiyle fizik vücut, artık nefs ve ruh için bir mekân hüviyetinde değil, bir görüntü hüviyetindedir. Yani evvelâ kişi ölür, ondan sonra ruh vazifeli melekler tarafından Allah’ın Zat’ına götürülür.

Ruhumuz hayattayken Allah’a rücû etmesi (dönmesi, ulaşması) gereken bir emanettir. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de: “İrciî ilâ rabbiki: Rabbine dön.” emri ile ruhun Allah’a ulaşmasını insanlara farz kılmıştır (Fecr-28). Ama bunun hayattayken gerçekleşmesi lâzımdır. Allah’a ulaşmayı dileyerek mürşidine ulaşan kişinin ruhu, Sıratı Mustakîm üzerinden seyr-i sülûk adlı bir yolculukla Allah’a ulaşabilir.