19. BASAMAK NEFS-İ RADİYE

Nefs-i Radiye, kişinin Allah’tan razı olduğu nefs kademesidir. 28 basamaklık İslâm merdiveninin 19. basamağını ihtiva eder. Bu noktada kişinin kalbinde 5. defa %7 fazl nuru birikmiştir. Kişi, Allah’ın kendisine yaşattığı her şeyden razı olmuştur.

Allahû Tealâ Fecr-28’de, mutmainneye ulaşmış olan kişiye Allah’tan razı olmasını emretmektedir.

FECR - 28 Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Âdemoğlunun saadet (mutluluk) sebeplerinden biri de Allah’ın hükmettiğine rıza göstermesidir. Şekâvet (mutsuzluk) sebeplerinden biri de Allahû Tealâ’ya istihareyi terk etmesi ve Allah’ın hükmettiğine razı olmamasıdır.” (K: Tirmizî, Kader 15), (2152).

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in rıza konusundaki bir diğer hadîs-i şerifi de şöyledir:

“Allah’ım! Bizden razı ol ve bizi Senden razı olma derecesine yükselt.” (K: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I, 34; Tirmizî, Tefsîr, 23/1.)

Hz. Âişe ve Hz. Ali’den rivayet edilen bir hadîste de Resûlullah’ın gece namazlarının sonunda yaptığı dualardan birinin,

“Allah’ım! Senin gazabından rızana sığınırım.” diye başladığı zikredilmiştir. (K: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I, 96, 118; Müslim, Salât, 222; Ebû Dâvûd, Salât, 148, Vitir, 5.)

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen, verdiğim nimetlere şükretmeyen, Benden başka Rab arasın.” (K: Taberâni.)

Allahû Tealâ cephesinden kader, sıfır zaman aralığında Allah’ın her şeyi bilmesi yani ilminin her şeyi kuşatmasıdır. Allahû Tealâ cephesinden kaza, cüz’î irade sahibi kulların isteklerini karşılamasıdır. Allah insanları serbest iradeyle yaratmıştır. Kulların Allah’tan dilekleri söz konusudur. Allahû Tealâ’nın kulların kalbî taleplerine paralel olarak isteklerini vücuda getirmesi ise o işin kaza edilmesidir. Hadîs-i şerife bu açıdan bakıldığında gerçekten Allahû Tealâ’nın bize verdiği her şey aslında şükrü gerektirir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V), Zeyd b. Sâbit’e öğrettiği uzunca bir duada şöyle demiştir:

“Allah’ım! Senden, gerçekleşen kazâ ve kaderinin sonucuna rıza göstermeyi bana nasip etmeni dilerim.” (K: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 191; Nesâî, Sehiv, 62.)

Hiç kimsenin kader sebebiyle derecat kaybetmesi mümkün değildir. Kader sebebiyle yani başkalarının kendi irademiz dışında bize yaptıklarıyla ya derecat kazanırız veya bir faydaya ulaşırız.

Başkaları bize bir yardım ulaştırdığı zaman onlar derecat kazanır, yaptıkları yardım bize fayda hüviyeti taşır, bir nimettir. Bu nimet başkasının elinden ulaşmış olsa bile, onu Allah’tan gelmiş kabul edip Rabbimize şükretmemiz lâzımdır.

Öyleyse görüldüğü gibi dışarıdan bizim cüz’î irademiz dâhil olmadan oluşan, bize isabet eden olaylar kader tahtında gerçekleşir. Kader, ya bize bir hayır veya fayda şeklinde ulaşır. Kısacası mümin için kader devamlı hayırla neticelenmektedir. Aynı zamanda müminin kendi cüz’î iradesi ile de Allah’ın emirlerine itaat etmesi, yasak ettiği fiilleri işlememesi gerekir ki işi hep hayırlı olsun.

Yahyâ b. Muâz der ki:

“Kim müdebbir olarak Allah’tan razı olursa Allah’ın her hükmü onu sevindirir.” Aynı şekilde der ki: “Yasaklar (memnûlar) hususunda, Allah’tan razı (memnun) olmayan kimse mâsiyetten kurtulamaz.”

Allahû Tealâ her şeyi yaratandır ve her şeyin sahibidir. Biz Allah’a muhtaç olan kullarız; sahip olduğumuz her şey Allah’ındır. Allah’tan dileniriz, Allah’ın dilencileriyiz.

ÂLİ İMRÂN - 189 Ve göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Ve Allah her şeye kaadirdir.

Sevbân (R.A)’dan rivayete göre, Resûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu:

“Her kim akşam olduğunda: Rab olarak Allah’tan, dîn olarak İslâm’dan, Peygamber olarak Muhammed’den hoşnudum ben. Salât ve selâm ona olsun.” derse bu kimseyi memnun etmesi, Allah üzerine bir hak olur.”

Yüce Rabbimiz en üst seviyedeki liyakat ve ihsan kanunu ile neye lâyıksak biz insanlara onu ulaştırır. Dolayısıyla verdiği bütün nimetlere şükretmemiz gerekir. Şükreden bir kul olabilmek de nefs tezkiyesi ve tasfiyesini gerektirir. Çünkü bir insanın nefsi var olduğu sürece yaşanan ya da oluşan bütün hâdiselerde rızasızlığını ortaya koyar. Bir insanın Allah’ın kendisi için vücuda getirdiği her şeyden razı olabilmesi ancak nefs tezkiyesi ile mümkündür. Allahû Tealâ tektir, Allah’a rıza göstermeyen kişi de açıkça şirktedir.

Hazreti Ali diyor ki:

“Rıza yaygısına oturan kimseye Allah’tan hoşuna gitmeyen hiç bir şey gelmez, istek ve sual yaygısına oturan ise hiç bir şekilde Allah’tan razı olmaz.”

Nefs tezkiyesine başlayan ve tezkiye basamaklarından 5. kademede Nefs-i Radiye makamına ulaşan kişi, Allah’ın kaza ve kaderine razı olandır. Çünkü o kişi doymuştur; doyuma ulaşmıştır, kalbindeki %37’lik nur sebebiyle Allah’ın kendisine verdiği her şeyden razıdır. Allah’tan razı olması hasebiyle Allah da ondan razı olacaktır. İşte bu noktadaki kişi, nimetlere şükreden bir kuldur.

İNSÂN (DEHR) - 3 Muhakkak ki Biz, onu (Allah’a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah’a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah’a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.

Şeytan, nefsimizin afetlerine tesir ederek Allahû Tealâ’nın nimetlerini inkâr veya nankörlük etmemizi istemektedir.

A'RÂF - 16 (İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.

A'RÂF - 17 Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.

Allah’a ulaşmayı dilemeyen, mürşidine tâbî olmayan bir insan nefs tezkiyesi yapmadığı takdirde, Allah’ın kendisine verdiği nimetleri daima inkâr eder veya yetersiz bularak nankörlük eder. Ama eğer kişi nefs tezkiyesine başlayıp Allah’tan razı olduğu noktaya ulaşmışsa o zaman şükreden bir kul olur.