BAKARA - 96 Ve onları, hayata karşı insanların en hırslısı bulursun. Ve (hatta) o şirk koşanlardan herbiri şâyet bin sene ömürlendirilse, (yaşamayı) ister. Onun ömrünün uzatılması, onu azaptan uzaklaştırıcı değildir. Allah yaptıklarınızı en iyi görendir.

MUHAMMED - 25 Muhakkak ki kendilerine hidayet tebeyyün ettikten (açıkça belli olduktan) sonra arkalarına geri dönenleri şeytan (küfre) ulaştırdı. Ve onları (kötü) emellere yöneltti.

“Şu ve şu neye delâlet ediyor biliyor musunuz?” buyurdu. Cemaat: “Allah ve Resûl’ü daha iyi bilir.” dediler. Buyurdu ki: “Şu uzağa düşen emeldir, bu yakına düşen de eceldir. Kişi emeline ulaşmak için gayret ederken ulaşmadan ölüverir.” (K: Tirmizi, Emsal 7), (2874

“Bir kötülük gören kişi eli ile değiştirmeye gücü yetiyorsa onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmez ise diliyle değiştirsin. Bunu da yapamazsa kalbiyle buğzetsin. Bu ise îmânın en zayıf mertebesidir.” (K: Ebû Dâvûd, Salât, 239-242; Müslim, İman, 80; Tirmizî, Fiten 11 (2173); Nesâî, 17 (8, 111); İbnu Mâce, Fiten 20), (4013.)

Tûl-i Emel Nedir?

Tûl-i emel: Gelecek ile ilgili beklentiler içerisinde olmak, uzun vadeli planlar içerisine girişmek anlamına gelir. Hâlbuki ölüm biz insanlara çok yakın olan bir haldir. Her ne kadar dünyada bulunsak da ölüm kaderdir ve Allah’ın elindedir. İnsana hayatı veren de Allah’tır, insanı öldüren de Allah’tır. Mülkün sahibi Allah olması hasebiyle, dilediği noktada bizi öldürebilir.

Allahû Tealâ buyuruyor ki:

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) elindeki iki çakıldan birini yakına, diğerini uzağa atarak:

Öyleyse tûl-i emel peşine düşmek, uzun vadeli dünya hayatı için planlar yapmak, aslında Allahû Tealâ’nın yasak ettiği bir fiildir ve nefsten kaynaklanmaktadır. Allahû Tealâ’nın her emrine isyan, yasak ettiği fiilleri işlemek, tûl-i emel sebebiyle hevaya tâbî olmaktır. Hevaya tâbî olmamıza sebebiyet veren dünyaya ait uzun vadeli planlarımızdır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) Veda Hutbesinde: “Nefsinize zulmetmeyiniz. Çünkü onun sizin üzerinizde hakkı var.” buyurmaktadır. Nefse zulmetmek, nefsin afetlerine tâbî olmak suretiyle kişinin kaybedenlerden olması demektir.

O halde tûl-i emel peşine düşerek hevaya, nefse tâbî olmak şerr işlemek demektir. Şerrin işlenmesi sırasında derecat kaybı, arkasından da azap vardır.

Nebîler Sultanı bir diğer hadîsinde şöyle buyurmaktadır:

O halde bütün bu âyet ve hadîslerden anlaşılıyor ki Nefs-i Levvame kademesi, kişinin hatalarını görmesi açısından son derece önemlidir. Ancak hatalarını fark eden insanlar, manevî tekâmül basamaklarında yol alabileceklerdir.