16. BASAMAK NEFS-İ LEVVAME
İnsanla Allah arasındaki manevî tekâmül basamaklarından 16’ncısı Nefs-i Levvame’dir
Levm etmek: Kınamak, kendini hesaba çekmek demektir.
Allah’a ulaşmayı dileyerek 12 ihsanla mürşidine ulaşan kişi, nefsinin kalbindeki ikinci bir %7 nur birikimiyle 16. basamağa ulaşmıştır. Bu noktadaki kişi, nefsi afetlerle dolu olduğu için hatalar yapmaya devam etmektedir. Ancak nefsinin yaptığı bu hatalardan dolayı hem mürşidine karşı hem Allah’a karşı huzursuzdur, utanç ve pişmanlık duymaktadır. Nefsini kınayan, suçlayan bir kişidir. Bu sebeple bu kademeye “Nefs-i Levvame” denmektedir.
KIYÂME - 2 Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:
“Artık kim bir hayır bulursa Allah'a hamd etsin. Kim de hayırdan başka bir şey bulursa nefsinden başka kimseyi ayıplamasın.” (K: Müslim, Birr, 55.)
Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu hadîs-i şerifinde İslâm merdiveninin 16. basamağına yani nefs tezkiye kademelerinin ikincisi olan Levvame kademesine dikkat çekmiştir.
İnsanoğlu yaptığı hatadan sonra olayın farkına varıp nefsini kınar, “Keşke ben bunları yapmasaydım.” der. Nefsinin devamlı kendisine işlettirdiği hatalar sebebiyle nefsini kınamaya başlar. Bu, Nefs-i Levvame (kendini kınayan nefs) kademesini ifade etmektedir.
Nebîler Sultanı bir diğer hadîs-i şerifinde de buyuruyor ki:
“İyi veya günahkâr hiçbir nefs yoktur ki kıyâmet günü kendini kınamasın...” (Alûsî, Ruhul-Meani, Kahire t.y., XXlX, 136).
Nefsini kınayan kişi, zikrini arttırdıkça kalbi de o oranda afetlerden temizlenecektir.
Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
NÛR - 21 Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).
RA'D - 28 Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki:
“Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, hevâ ve tûl-i emeldir. Hevâ insanı Hakk’tan alıkoyar. Tûl-i emel ise âhireti unutturur. Şu dünya arkasını dönmüş gidiyor. Âhiret ise yüzünü dönmüş geliyor. Her birinin kendine has evlatları (talipleri) vardır. Eğer âhiret taliplerinden olup dünyanın evlatlarından olmamaya gücünüz yeterse bunu yapın. Bolca amel-i sâlihler işleyin (zikir yapın). Zira siz bugün amel diyarındasınız, burada hesap yok. Yarın ise hesap olan, ancak amel işleme imkânı bulunmayan bir diyara geçeceksiniz.” (K: Beyhakî, Şuabu´l-îmân, XIII, 174/10132.)