TALÂK - 11 Resûl, âmenû olanları (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (salih amel, yani nefs tezkiyesi) yapanları, karanlıklardan nura çıkarmak için size Allah’ın âyetlerini açıklayarak okur. Ve kim, Allah’a îmân ederse ve salih (nefsi ıslâh eden) amel işlerse onu, içinde ebediyyen kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere dahil eder (koyar). Allah(’ın Zat’ı), onun (resûl) için en güzel rızık olmuştur.

RA'D - 28 Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?

MUZZEMMİL - 8 Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

AHZÂB - 41 Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.

NİSÂ - 103 Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.

Zikir, Nefs Tezkiyesinin ve Nefsi Islâh Etmenin Yegâne Vasıtasıdır.

Kur’ân-ı Kerim’de sâlih amel olarak açıklanan muhteva zikri ifade etmektedir. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Kalbin mutmain olması ancak Allah’ın zikri ile mümkündür. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de zikri farz kılmıştır.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de çok zikri farz kılmıştır.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de daimî zikri farz kılmıştır.