15. BASAMAK Nefs-i Emmare

İnsanla Allah arasındaki yaklaşım basamaklarının 15’incisi Nefs-i Emmare basamağıdır.

Bütün insanlar Nefs-i Emmare hüviyetinde dünya hayatına gelirler. Bu noktadaki kişi, yüzde yüz şerri (kötülüğü) emreden bir nefsin sahibidir.

YÛSUF - 53 Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Gerçek mücahit, Nefs-i Emmaresi ile cihad eden kimsedir.” (K: Tirmizi, Ahmed bin Hanbel, Ramuzu’l-Ehadis, cilt.ı, sayfa. 233-4.)

Peygamber Efendimiz (S.A.V), hadîs-i şerifindeki “Nefs-i Emmare” ifadesiyle berzah âlemine ait olan nefsimizi kastetmektedir. Çünkü nefsimiz başlangıç noktasında tamamen karanlıklardan müteşekkildir ve nefsimizin manevî kalbinde kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, gıybet, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, müraîlik, fitne ve fesat olmak üzere 19 tane hastalık (afet) vardır.

Nefs, bu 19 afet sebebiyle başlangıç noktasında Allah’ın bütün emirlerine isyan eden, yasak ettiği fiilleri işleyen bir yapıya sahiptir. Bu özelliği sebebiyle “emredici nefs” mânâsına gelen Nefs-i Emmare adını almıştır. Aslında emretme hakkı Allah’a aittir. Allah kulu yaratandır ve kul Allah’ın emirlerini yerine getirmekle sorumludur. Ama nefs, yapısındaki afetler sebebiyle cehaletinden Allah’ın yerine kendisi emretmektedir.

Daha evvel de ifade ettiğimiz gibi, Allahû Tealâ insanı 3 vücut ve serbest irade ile yaratmıştır. Ruhumuz Allah’tan bize üfürülmüştür. Fizik bedenimiz topraktan yaratılmıştır ve bu âleme (zahirî âleme) aittir. Nefsimiz ise berzah âlemine aittir.

Allahû Tealâ nefsi 7 kademede dizayn etmiştir.

ŞEMS - 7 Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

Nefs, belli bir zaman içinde ahsene dönebilecek özelliktedir.

TÎN - 4 Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.

TÎN - 5 Sonra onu, esfeli safiline (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik).

Allahû Tealâ nefsle cihadı (nefsin tezkiye ve tasfiyesini) üzerimize farz kılmıştır.

MÂİDE - 105 Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.

TEVBE - 38 Ey âmenû olanlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya inananlar)! Size ne oldu? Size, “Allah’ın yolunda cihada çıkın (nefsinizle cihad ederek, ruhunuzu Allah’a ulaştırın) (düşmanlarınızla, kâfirlerle cihad edin).” denildiği zaman, siz (bulunduğunuz) yere meyledip kaldınız (ruhunuz Allah’a doğru yola çıkmadı) (İslâm ordusu içinde savaşa katılmadınız). Ahiretten (ruhunuzu Allah’a ulaştırmaktan) (vazgeçip) dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya hayatının metaı (malı, faydası), ahiretten (ruhu Allah’a ulaştırmaktan) daha azdır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“İnsanın en büyük düşmanı nefsine (heva ve hevesine) uymasıdır.” (K: Buhârî, 7: 59. 5- Tirmizî, Kıyamet, 11.)

Allahû Tealâ’nın dînde bizden istediği, nefsimize karşı cihad-ı ekberi kazanmamızdır. Yani nefsin de tıpkı ruh gibi Allah’ın emirlerine itaat eden, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen yapıya ulaştırılması lâzımdır. Bu noktaya gelebilmek, ancak nefs tezkiyesi ve kalp temizliği ile gerçekleşir.

NÛR - 21 Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).

“Resûlullah (S.A.V)’e bir gün sordular:

‘Ey Allah’ın Resûl’ü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur?’ ‘(Başka bir amelle) ona güç getiremezsiniz.’ dedi. Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular. Resûlullah her seferinde aynı cevabı verip: ‘(Bir başka amelle) ona güç getiremezsiniz.’ buyurdular.” (K: Buharî, Cihad 2; Müslim, İmâret 110; Tirmizî, Fed ilu’l-Cihâd 1; Nesâî, Cihâd 17; Muvatta, Cihâd 1.)

Allah yolunda cihad, nefsimizle olan cihadımızdır. Hadîs-i şerifte de ifade edildiği gibi nefs cihadına denk bir amel yoktur. Nefs tezkiyesi 7 kademede gerçekleşir. Tezkiye kademeleri Kur’ân-ı Kerim’deki âyetlerle şöyle açıklanmıştır:

1- Nefs-i Emmare:

Yûsuf (A.S), Nefs-i Emmare kademesindeki nefsin, şerri ve kötülüğü emrettiğini ve Allah’ın yardımı olmadan kimsenin kendi nefsini tezkiye edemeyeceğini net bir biçimde açıklamaktadır.

YÛSUF - 53 Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).

2- Nefs-i Levvame:

Nefs yapısındaki karanlıklar, afetler sebebiyle devamlı şerr işler. Ama 2. nefs kademesi olan Nefs-i Levvame’de kişi artık yaptığı hataların, işlediği şerrlerin nefsinden kaynaklandığını bilir ve kendi nefsini levmeder (kınar). Levmetmek; kınamak mânâsına geldiği için bu kademedeki nefse de Nefs-i Levvame adı verilmiştir.

KIYÂME - 2 Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.

3- Nefs-i Mülhime:

Bu kademede artık nefsin manevî kalbinde, zikirle %23’lük bir nur birikimi sağlanmıştır. Başlangıç noktasında kişi hep şeytandan ilham alıyordu ama bu noktada kişi Allah’tan da ilham almaya başlar. Bu nedenle Allahû Tealâ hem Allah’tan ilham almaya başlanan hem de şeytandan ilham almaya devam edilen bu kademeye Nefs-i Mülhime adını vermiştir.

ŞEMS - 8 Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.

4- Nefs-i Mutmainne:

Mutmain olan nefs, doyuma ulaşmıştır. Nefsin manevî kalbindeki aydınlanma %30’a ulaşınca kişi Allahû Tealâ’nın bu âlemle ilgili kendisine verdiklerinden ve vermediklerinden tamamen memnun bir hâl içerisindedir ki şöyle düşünür: “Rabbim daha fazlasını verseydi onlarla azardım; az verseydi belki de isyan ederdim.” Kişi, sahip olduğu her şeyin optimâl bir dairede cereyan ettiğinin farkında ve ona göre bir hâl içerisindedir.

FECR - 27 Ey mutmain olan nefs!

5- Nefs-i Radiye:

Kişi Allah’ın verdikleri ile mutmain olduğunda, akabinde Allah’tan razı olur. Yani Allah’ın kendisine verdiği ve vermediği her şeyden razı olur.

FECR - 28 Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

6- Nefs-i Mardiyye:

Kişi Allah’tan razı olunca Allahû Tealâ da o kulundan razı olur. Çünkü Allah’ın rızası kulun rızasının peşinden gelir. Nefs-i Mardiyye de Fecr Suresi 28. âyet-i kerimede zikredilmektedir.

7- Nefs-i Tezkiye:

Bu kademede nefs tezkiye olur ve kişinin ruhu Allah’a ulaşır.

FÂTIR - 18 Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).