Bir Abid Ne Zaman Abd (Kul) Olabilir?
28 basamaklık İslâm merdiveni yükselme ve yücelme basamaklarından oluşur. Bunlar bir insanın kâmil insan olabilme noktasına gelene kadar aşması gereken olgunlaşma basamaklarıdır. İnsan yaratılmışların içerisinde en şerefli, en üstün varlıktır. Üç vücutla yaratılan yegâne varlık insandır. Fizik vücut, nefs ve ruhtan oluşan bu varlığa Allah bir de serbest irade vermiştir. O halde insanı bütün mahlûkatın en şereflisi kılan şey, ne fizik bedenidir ne nefsidir ne de iradesidir. İnsanı üstün kılan olay hiçbir mahlûkatta olmayan Allah’ın kendisine üfürdüğü ruhtur. Ruh Allah’ın ruhudur. Ve bizde bir emanettir.
AHZÂB - 72 Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.
Allah’ın daveti bizdeki bu emaneti (ruhu), sahibi olan Allah’a iade etmek, teslim etmektir. Ruhun talebi de ait olduğu yere geri dönmektir. Öyleyse kurtuluşa ulaşmanın olmazsa olmaz şartı ruhun talebine uymak; Allah’a ulaşmayı dilemektir. Herkes ibadet yapabilir ama marifet, herkesin o ibadetlerle kul olmasıdır.
Kul olmak, ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaştırılması hedef emrini yerine getirmekten geçer.
14 asır evvel cahiliyye âdetlerinin hükümferma olduğu bir topluma Allahû Tealâ, en büyük nimet olan Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i gönderdi ve Peygamber Efendimiz (S.A.V), “Yetlû aleykum âyâtinâ.” âyet-i kerimesi gereğince onlara Allah’ın âyetlerini okudu. “Ey insanlar! Allah’a ulaşmayı dileyin. Dilerseniz bu cennet müjdesidir. Dilemediğiniz takdirde gideceğiniz yer cehennemdir.” dedi ve sahâbe Resûlullah’a îmân etti.
BAKARA - 151 Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kurânı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
Hepsi Zumer Suresinin 17. âyet-i kerimesi gereğince Allah’a ulaşmayı dilediler.
ZUMER - 17 Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Sahâbe Allah’a ulaşmayı dileyerek taguta kul olmaktan kendilerini kurtardılar. Böylece Allah’a kul oldular. Tagutun muhtevası içerisinde şeytan şeytanlar, cin şeytanlar ve insan şeytanlar vardır. Bunlar Allah’ın mahlûklarıdır. Yani iki şık vardır: Halık’a kul olmak ya da mahlûka kul olmak. Mahlûka kul olmak insan şeytana, cin şeytana, şeytan şeytana kul olmak demektir.
Kur’ân-ı Kerim’de, Rab sıfatı da bununla eşdeğer mânâda kullanılmaktadır. Allah’a kul olan Allah’ı Rab edinmiştir. Mahlûka kul olan ise dîn adamlarını yani mahlûku Rab edinmiştir. Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 64. âyet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:
ÂLİ İMRÂN - 64 De ki: “Ey Kitab Ehli! Sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye (Tevhit sözüne) geliniz. Allah’tan başkasına kul olmayalım ve O’na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmayalım ve bir kısmımız, bazılarını, Allah’tan başka Rab’ler edinmesinler.” Bundan sonra eğer dönerlerse, o zaman; “Bizim müslüman olduğumuza (teslim olduğumuza) şahit olun” deyiniz.