MÂİDE - 3 Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, Ben'den korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
ÂLİ İMRÂN - 164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
Nimet Nedir?
Kur’ân-ı Kerim bir nimettir. Mâide Suresinin 3. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim nimetinden bahsetmektedir.
Kur’ân’ın bütününe tâbî olan sahâbe, Allahû Tealâ’nın üzerinde nimetlerini tamamladığı 7 safha ve 4 teslimi yaşayanlardır. Kur’ân, Allah’ın bize bahşettiği manevî bir nimettir ve Kur’ân nimeti Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le tamamlanmıştır. Kur’ân nimeti açısından hadîs-i şerifi incelemek gerekirse: “Allah Kur’ân nimetini kulları üzerinde görmek istiyor.” ifadesi, “Allah, insanların Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmasını istiyor.” anlamına gelir. Bir insanın Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanması 7 safhada gerçekleşen bir olgudur. Kur’ân-ı Kerim’in yanı sıra, aynı zamanda Allahû Tealâ’nın hidayete erdirmekle vazifeli kıldığı devrin imamının ruhu da bizim için bir nimettir.
Allahû Tealâ’nın hidayete erdirmekle vazifeli kıldığı kişi eğer nebîyse o, asâleten devrin imamıdır. Nebîlerin olmadığı dönemlerde ise her devirde bir velî resûl vekâleten devrin imamıdır ve bu âyet-i kerimede zikredildiği gibi devrin imamının ruhu bütün insanlar için bir nimettir. Allahû Tealâ, devrin imamının ruhunun bir nimet olarak başımızın üzerine gelmesini istemektedir. Öyleyse hadîs-i şerife tekrar göz atacak olursak: “Allah kullar üzerinde nimetini görmek ister.” ifadesindeki sözü edilen nimet, devrin imamının ruhudur.
Resûl, ayaklı bir Kur’ân’dır. Resûl gelince Kur’ân’ı okur ve Kur’ân takva sahipleri için bir hidayet rehberidir. Resûl, hidayetçi olması nedeniyle Kur’ân da resûle işaret eder. İkisinin birbirinden ayrılabilmesi mümkün değildir. “Allahû Tealâ nimetini kullar üzerine görmek ister.” ifadesi, iki anlamı birden muhtevasına almıştır.