ÂLİ İMRÂN - 31 De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.”
YÂSÎN - 21 (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir).
MÂİDE - 35 Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
BAKARA - 256 Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.
YÛSUF - 53 Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).
FURKÂN - 70 Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).
TAHRÎM - 8 Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Allah’a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O’nunla beraber olanları mahzun etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, herşeye kaadirsin.” derler.
NİSÂ - 64 Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
BAKARA - 48 Ve, bir kimseden diğer bir kimseye, bir şeyin ödenmeyeceği ve ondan (hiç kimseden) bir şefaatin kabul edilmeyeceği ve hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve onlara yardım edilmeyeceği günden sakının.
MUMTEHİNE - 12 Ey nebî (peygamber)! Mü’min kadınlar; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah; Gafur’dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (Rahîm esması ile tecelli edendir).
HÛD - 3 Ve Rabbinizden mağfiret istemeniz, sonra O’na tövbe etmeniz, belirlenmiş bir zamana kadar sizi güzel bir meta ile metalandırması (geçindirmesi) ve her fazl sahibine, fazlını vermesi içindir. Ve eğer (geri) dönerseniz o zaman ben, büyük günün azabının sizin üzerinize olmasından korkarım.
HÛD - 52 Ya kavmim! Rabbinizin mağfiretini isteyin. Sonra O’na tövbe edin (mürşidin önünde tövbe edip, zikre başlayın). Üzerinize sema(dan) bol yağmur (bol rahmet) göndersin. Ve sizin kuvvetinizi, kuvvet ile arttırsın. Ve mücrimler (suçlular) olarak yüz çevirmeyin.
“Hikmet sahibi âlimlere tâbî olunuz. Çünkü onlar dünya ve ahiret kandilleri gibidirler.” (K: Keşfu’l-Hafâ,c. 1, s. 36.)
“Şüphesiz âlimler, sizin ile Rabbiniz arasında elçilik görevini yapmaktadırlar.” (K: EHakim, Müstedrek, 3/222; Taberâni, el-Kebîr, 20/328; Heysemî, Mecmau’z Zevâid, 2/64.)
Allahû Tealâ’nın insanların ihtiyaçlarını karşılamak için özel olarak görevlendirdiği birtakım kulları vardır. İnsanlar ihtiyaçları için onlara iltica ve müracaat ederler. Onlar, Allah’ın azabından emindirler.” (K: Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, II, 358, no. 2350.)
“Kim bana itaat ederse muhakkak ki o, Allah’a itaat etmiştir. Kim bana isyan ederse o, Allah’a isyan etmiştir. Her kim imama (kâmil mürşide veya devrin imamına) itaat ederse muhakkak ki bana itaat etmiş olur. Her kim imama isyan ederse o da bana isyan etmiş olur.” (K: İbni Mâce, 8.cilt 2589 no’lu hadîs, Buhârî, Ahkâm 1, Cihad 109; Müslim, İmaret 33, (1853); Nesâî, Bey’at 27, (7,154)
“Benim sünnetime ve Benden sonra gelen râşid halifelerin yoluna tâbî olun.” (K: Ebû Dâvud, Sünnet 5; İbni Mâce, Mukaddime 6; Tirmizî, İlim 16.)
“Kim zamanın imamına tâbî olmazsa cahiliyet üzere ölür.” (K: Sahihi Müslim 58, hadîs no: 1851.)
“Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah’a tevbe ediniz. Sizi meşgul edecek birtakım sıkıntı ve meşakkatlerle karşılaşmadan evvel sâlih amellere koşunuz. Allah’ı çok çok zikretmek ve gizli-açık bol bol sadaka vermek suretiyle, O’nun üzerinizdeki hakkını ifaya gayret ediniz ki rızka nail olasınız, yardım göresiniz ve ıslâh edilesiniz.” buyurarak, mürşidin önünde yapılan tövbeye işaret etmiştir. (K: Tirmizî, De’avât, 66; bk. Hâkim, De’avât, I, 493.)
“Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir.” (K: Tirmizi, Kıyâme, 49; İbn Mace, Zühd, 3.)
“Kıyâmet günü şefaat isteyenlere sözüm, ‘Burada şefaatim yoktur, dünyada iken yeterince uyarılmadınız mı?’ olacak.” (K: Sahihi Buharî 8. Cilt 1282 Hadîs.)
"Benim şefaatim, ümmetimin büyük günah işleyen kısmınadır." Ebû Dâvûd, Sünnet, 21; Tirmizî, Kıyâme, 11; İbn-i Mâce, Zühd, 37.
"Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır." Buhârî, Daavât 4; Müslim, Tevbe 1, 7, 8.
"Kim benim için vesile isterse, şefaate ulaşır." Sünen-i Nesaî,c.2, s.26.
“Benim şefaatim dili kalbini tasdik ederek yürekten kelime-i tevhidi getirenleredir.” (K: Tirmizî, Daavat, 126; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/307.)
“Mürebbim olmasaydı ben Rabbimi bilemezdim.” buyurmuşlardır. (K: Ebû Dâvud, Edeb, 76.)
Mürşide tâbiiyet bütün insanların üzerine farz kılınmıştır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:
Hikmet sahibi âlimler, Allah’ın mürşidleridir. Kim mürşidine tâbî olursa dünyada da ahirette de aydınlığa yani huzura ve mutluluğa kavuşmuş olur.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bu istikamette bir çok hadîs-i şerifi vardır. Bunlardan bazılar şunlardır:
Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir diğer hadîsinde de şöyle buyurmuşlardır:
Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de rüşd yolu ile gayy yolunu birbirinden kesin olarak ayırmıştır.
Âyet-i kerimeden de anlaşılıyor ki rüşd yolu, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin yoludur. Onlar tagutu (insan, cin ve şeytan şeytanları) inkâr edenler ve Allah’tan kopması mümkün olmayan kulba yani mürşide tutunanlardır. Mürşide tâbiiyet bütün insanlar için kesin bir Kur’ân hükmüdür.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:
Öyleyse görüyoruz ki tâbiiyetle ilgili âyetler ve hadîsler birebir örtüşmektedir. Allah’ı bulmak, Allah’a varmak ve Allah’ı bilmek ancak tâbiiyetle mümkündür.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu minval üzere hadîs-i şerifinde:
Mürşidin önünde tövbe edenler ancak, Allah’a istikametlenmiş yol üzerindedirler.
Kur’ân-ı Kerim’de üç çeşit tövbe vardır.
1- Kişinin işlediği bir günahı için kendi kendine Allah’tan tövbe ve istiğfarda bulunması.
2- Mürşidin önünde yapılan tövbe.
3- Tövbe-i Nasuh.
Kişinin kendi kendine Allah’tan tövbe ve istiğfarda bulunması: Başlangıç noktasında bütün insanlar nefsine tâbîdir. Ve Yûsuf Suresinin 53. âyet-i kerimesine göre nefs, devamlı şerri emretmektedir.
Dünya hayatında envai çeşit istekleri vardır, nefs her şeye talep sahibidir. Bu sebeple de Allah’ın emir ve yasaklarına uymak istemez. Ve bu sürekli kişinin şerr işlemesine neden olur. İnsanlar işledikleri günah sebebiyle Allah’tan affedilmeleri için talepte bulunurlar. Ama bu tövbenin kişi için bir garantisi yoktur. Allah dilerse kişiyi affeder, dilerse etmez.
Mürşidin önünde yapılan tövbe: Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin 12 ihsanla mürşidin önünde yaptığı tövbedir. Kurtuluşa erdiren de bu tövbedir.
Nebîler Sultanı bir hadîsinde:
Nasuh Tövbesi: 28. basamağın 5. kademesinde yapılan tövbedir. Kişinin 28. basamakta irade teslimini gerçekleştirmesiyle bir seher vakti Allah’ın huzurunda yapılan tövbedir. Bir daha bozulması mümkün değildir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:
Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde, mürşidin önünde yapılan tövbeye ışık tutmaktadır. Kişiyi kurtuluşa ulaştıracak olan da 14. basamakta gerçekleşen bu tövbedir. Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin yaptığı tövbeler, devamlı iblis tarafından başka bir tövbeye götürülür. Kişinin yaptığı hataların hepsi nefsin manevî kalbindeki afetlerden kaynaklanmaktadır. Ve kişi nefs tezkiyesine başlamadığı takdirde günbegün her olayla kalbi kararır, sertleşir. Kişinin kendisine günahları işlettiren nefsini tezkiye ve tasfiye etmesi için mürşid önünde tövbe etmesi gerekmektedir.
Kişi Furkân Suresinin 70. âyet-i kerimesine göre, Allahû Tealâ’nın gösterdiği mürşide tâbî olup, tövbe ederse o güne kadar işlemiş olduğu bütün günahları Allahû Tealâ tarafından sevaba çevrilir. Kişi, mürşidin önünde tövbe ettiği an hayra ulaşmıştır. Çünkü Allahû Tealâ mürşid önünde veya devrin imamı önünde tövbe eden kişinin günahlarını örtmekle kalmaz, o kişiye mağfiret de eder. Yani günahlarını sevaba çevirir.
Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
Allahû Tealâ mürşide tâbî olup tövbe eden kişinin Allah’tan mağfiret talebini kabul eder, bir de devrin imamının o kişi için mağfiret talebini kabul eder. İki tane af, mağfireti vücuda getirir ki bu, o kişi için günahların sevaba çevrilmesidir. Bunun bir başka adı var mıdır? Elbette. Tövbe eden kişiyle devrin imamı arasındaki bu olay şefaattir.
Kur’ân-ı Kerim’e göre şefaat kıyâmette değil, bu dünya üzerinde gerçekleşir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bu konuda şöyle buyurmaktadır:
Nebîler Sultanı’nın şefaat konusunda birçok hadîsi bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:
Allahû Tealâ’nın ne kadar peygamberi varsa hepsi kavimlerini mağfirete çağırmışlardır.
Mağfiret tövbe ile gerçekleştiğine göre o zaman aslında Allahû Tealâ’nın bütün peygamberleri, resûlleri kavimlerini tövbeye ve mağfirete davet etmişlerdir.