Hacet Namazı

Hacet namazı, Allah’tan mürşidimizi sormak istikametinde kılınan 4 rekâtlık bir namazdır. Kış saatiyle gece on ikiden sonra, yaz saatiyle gece birden sonra kılınır. Evvelâ boy abdesti (gusül) alınır ve namaz şu şekilde kılınır:

1. rekâtta: Subhaneke + Fâtiha + 3 Âyet-el Kürsî.

2. rekâtta: Fâtiha + İhlâs + Felak + Nâs Sureleri.

Oturuş: Ettehiyâttu.

3. rekâtta: Fâtiha + İhlâs + Felak + Nâs Sureleri.

4. rekâtta: Fâtiha + İhlâs + Felak + Nâs Sureleri.

Oturuş: Ettehiyâttu + Allahümme salli + Allahümme barik + Rabbena.

Namaz bittikten sonra kişi, Allah’tan haceti neyse onu veya mürşidini diler. Hiç konuşmadan yatmak gerekmektedir. Kıble yatağın sağ yanında kalmalı ve kişi vücudunun ön cephesi kıbleye doğru olarak yan üstü yatmalıdır. Yattıktan sonra 3 Âyet-el Kürsî okunmalı ve kişi Allah’tan haceti neyse onu dilemelidir. Ayrıca kişinin başını yastığın üstünde hafifçe oynatıp (kulaktaki basınç sebebiyle) kalp atışlarını duyacak şekle getirmesi gerekmektedir. Kalp atışlarına paralel olarak her çift atışında “Allah, Allah” diyerek sessiz zikir yapmalı ve bu şekilde uykuya dalmalıdır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V), Allah’tan ve insanlardan bir isteği bulunan kimselere hacet namazını kılmayı önermiştir.

Hadîslerde bu konu şöyle ifade edilmektedir:

“Bir kimsenin Allahû Tealâ’dan veya benî âdemden (insanoğlundan) bir hâceti olursa tertemiz bir abdest alsın. Sonra iki rekât hâcet namazı kılsın. Sonra Allahû Teâlâ’ya senâ (hamd)da bulunsun ve Peygambere salâvât getirsin.” (K: Hadîs-i şerîf-Tirmizî.)

“Üstâdlarımız (hocalarımız): ‘Biz bu hacet namazını kıldık ve ihtiyaçlarımız, dileklerimiz görüldü.’ demişlerdir.” (K: İbn-i Âbidîn.)

Tecnîs ve diğer kitaplarda hâcet namazının yatsıdan sonra dört rekât olarak kılınacağı ve bir hadîs-i şerife göre ilk rekâtta bir Fâtiha, üç Âyetel-kürsî, kalan üç rekâtın her birinde birer Fâtiha, İhlâs ve Muavvizeteyn okunacağı, bunlar yapılırsa kılınan namazın Kadir Gecesi’nde kılınmış gibi olacağı kaydedilmiştir. (K: İbn-i Âbidîn.)

Ebû Hureyre, Resûlullah (S.A.V)’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

“Gecenin (üçte ikisi geçip de) son sülüsü kaldığında Rabbimiz Tebâreke ve Tealâ (keyfiyyeti bizce meçhul bir halde) her gece dünyanın semasına inerek buyurur ki: “Hani bana kim dua eder ki onun duasına icabet edeyim. Benden kim hacet ister ki dileğini vereyim. Benden kim mağfiret diler ki onu mağfiret edeyim.” (K: Sahihi Buhari, 5. bölüm, 590.)

Hacet namazının bir özelliği vardır ki bu namazı kılan kişinin mutlaka huşû sahibi olması gerekmektedir (Bakara-45). Huşû sahibi olan kişi, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece hacet namazı kılar da Allahû Tealâ’dan mürşid talebinde bulunursa Allahû Tealâ o kişiye rüyasında mutlaka mürşidini gösterir ve mürşidin görülmesi halinde o kişi gidip mürşidine tâbî olur.

Günümüz dîn öğretisinde ne yazık ki “Rüyayla amel edilmez.” anlaşıyı hâkimdir. Bu bir bid’attir, şeytanın insanlığa hazırladığı korkunç bir tuzaktır. Kişi hacet namazıyla mürşidini Allah’tan sormazsa hiçbir zaman mürşidine ulaşamayacak, Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayamayacaktır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu istikamette şöyle buyurmuşlardır:

“Rüya-yı sâdıkaya (mübeşşirata) inanmayan Allah’a ve Resûl’üne inanmamış demektir.”

BAKARA - 45 (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

YÛSUF - 100 Ve anne babasını tahtın üstüne çıkarttı. Ona secde ederek eğildiler. Yusuf (a.s) şöyle dedi: “Ey babacığım! Bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Rabbim onu hakikat kıldı (gerçekleştirdi). Ve beni zindandan çıkardığı zaman bana en güzelini yaptı (Benim için en güzelini dizayn etti). Ve şeytan, benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra sizi çölden getirdi. Muhakkak ki; benim Rabbim, dilediğine lütuf sahibidir. Alîm (en iyi bilen) ve Hakîm (en iyi hüküm veren, hikmet sahibi) olan muhakkak ki; “O” dur.”

YÛSUF - 4 Yusuf (A.S), babasına şöyle demişti: “Babacığım, gerçekten ben on bir yıldız, güneş ve ay gördüm. Onları bana secde eder (vaziyette, durumda) gördüm.”

YÛSUF - 5 (Babası) şöyle dedi: “Ey oğulcuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma! O zaman (anlattığın taktirde) sana tuzak kurarlar. Muhakkak ki; şeytan, insana apaçık düşmandır.”

Salih rüyanın önemine dair diğer hadîslerde de şöyle buyurulmuştur:

“Benden sonra, peygamberlikten sadece mübeşşirat (müjdeciler) kalacaktır.” Yanındakiler sordu: “Mübeşşirat da nedir?” “Salih rüyadır.” diye cevap verdi. (K: Buharî, Tabir 5; Muvatta, Rüya 3, (2, 957); Ebû Dâvud, Edeb 96.)

“Müminin rüyası nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür.” (K: Buharî, Tabir 4; Muvatta, 1) (2, 956.)

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in:

“Rüya üçtür. Biri salih rüya olup Allah’tan müjdedir. İkincisi şeytanın verdiği üzüntüdür. Üçüncüsü kişinin kendi kendine konuşmasıdır.” hadîsinden de anlaşılıyor ki; rüyayla amel olunmaz diyenler, Kur’ân’a tamamen aykırı bir zannın içindedirler. (K: Buhârî, Tabir, 26; Müslim, Rüya, 6.)

O halde görüyoruz ki hacet namazı kılınarak görülen rüya kişinin hak mümin olması yolunda hayatî önem taşır. Mürşidin bulunması bu rüyanın görülmesine bağlıdır. Allahû Tealâ, hacet namazı ile talepte bulunan kişilere taleplerinin karşılanacağını vadetmiştir.

BAKARA - 186 Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

Konumuzun başında da ifade ettiğimiz gibi, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in, Allahû Tealâ’dan hacet namazıyla yardım istenebileceğini ifade eden pek çok hadîsi bulunmaktadır. Maddî ve manevî bir ihtiyaca, bir dileğe kavuşmak niyetiyle iki rekâttan on iki rekâta kadar namaz kılınabilir. Ama tatbik edilen şekliyle istihare namazı iki rekâttır; hacet namazı ise dört rekâttır. Bu muhtevada hacet namazının Kur’ân’daki karşılığı Bakara Suresinin 45. âyet-i kerimesinde: “Sabırla ve namazla Allah’tan yardım (istiâne) isteyiniz. Zordur ama huşû sahipleri için değil.” cümlesi ile zikredilmektedir. Huşû sahipleri için zor değildir. Çünkü Allahû Tealâ vadetmiştir; her kim huşû sahibi olur da Allah’tan hacet namazıyla yardım talep ederse Allah mutlaka ona yardım edeceğini âyet-i kerime içerisinde garanti etmektedir.

Önemli olan kişinin huşû sahibi olabilmesidir. Huşû sahibi olabilmesi için de kalben Allah’a ulaşmayı dilemesi lâzımdır. Çünkü ancak kalben Allah’a ulaşmayı diledikten sonra kişi hacet namazıyla mürşidini Allah’tan sorabilir. Ve ancak huşû sahibi olan bu kişiye Allah rüyasında mürşidini gösterir.

O halde “Rüyayla amel olunmaz.” diyenler, şeytanın bir tuzağının içinde olduklarını bilmelidirler. Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in sünnetinde hacet namazının yanı sıra bir de istihare namazı vardır.