10. BASAMAK KALBE NUR YOLUNUN AÇILMASI
Allahû Tealâ, 28 basamaklık İslâm merdiveninin 10. basamağında kişinin göğsünden kalbine bir nur yolu açar.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
EN'ÂM - 125 Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine azap verir.
Göğsün teslime açılması, göğüsten kalbe bir nur yolunun açılması anlamına gelmektedir. Allahû Tealâ Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin göğsünden kalbine bir tünel açar, bu bir nur yoludur. Bu noktaya kadar nefsin kalbine bir damla bile nur girmesi mümkün değildir; bu tünel kişide mevcut olmadığı için ve henüz kişi hiçbir kalp şartına sahip olmadığı için.
Bu noktada ise kişi 3 kalp şartının sahibi olmuştur.
● Allahû Tealâ kalbe hidayet koymuştur (8. basamak).
● Kalbin nur kapısını Allah’a çevirmiştir (9. basamak).
● Göğüsten kalbe bir nur yolu açmıştır (10. basamak).
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:
“Kalbe nur girince genişler, rahatlar.” “Bunun alâmeti nedir, Ya Resûlullah?” dediler. Dedi ki: “Âhiret’e yöneliş, Aldatma yurdundan (dünya) uzaklaşma, Ölüm gelmeden ölüm için hazırlık.” (Tirmîzî.)
Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir diğer hadîs-i şerifinde de şöyle buyurmaktadır:
“Âdemoğlunun kalbinden bütün (arzu) vadilerine (uzanan) yollar vardır. Allah, kalbini bütün bu yollara açmış olan kişiyi bunların hangisinde helâk ettiğini önemsemez; fakat kim Allah’a güvenirse Allah onu (arzularının) keşmekeşliğinden kurtarır.” (K: İbn Mâce, Zühd, 14.)
Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu hadîs-i şerifle bizlere Allah’a ulaşma dileğini tavsiye etmekle birlikte, kalbe nur yolunun açıldığı 10. basamağı işaret etmektedir.
Hadîs-i şerifte ifade edilen kalbe nurun girmesi, kişinin dünya hayatından uzaklaşmasına paralel olgudur. Gerçekten nefsin manevî kalbine baktığımızda tamamen karanlıklardan müteşekkil olduğunu ve yapısında 19 tane hastalığın var olduğunu görüyoruz. Bu hastalıkları şöyle sıralayabiliriz:
1-Kin ve nefret, 2-Küfür, 3-Yalan, 4-Haksızlık ve zulüm, 5-Haset ve düşmanlık, 6-Cehalet, 7-Cimrilik, 8-Öfke, 9-İsyan, 10-Sabırsızlık, 11-Kibir ve gurur, 12-Hırs ve şehvet, 13-Nankörlük, 14-Gıybet, 15-Vefasızlık, 16-Zan, 17-İptilâlar (kötü alışkanlıklar), 18-Müraîlik, 19-Fitne ve fesat.
Bu afetler dünyayı temsil etmektedir. Bunun için Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Her kötülüğün başı dünya sevgisidir.” buyurmaktadır. Kalpteki afetlerden kurtulmak yalnızca kalben Allah’ı dilemekle mümkündür. Bu dileğin sahibi olmayan kişi, Allah’ın âyetlerinden gâfildir ve ne yazık ki gideceği yer cehennemdir.
Allahû Tealâ Yûnus Suresinin 7. âyet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:
YÛNUS - 7 Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
Allahû Tealâ, Allah’ı dileyen herkese 4. basamakta Rahîm esmasıyla tecelli eder ve onlara furkanlar, ihsanlar verir ki o kişinin kalbine zikirle nur girsin ve huşû sahibi olsun. Huşû sahibi olan kişi hacet namazıyla Allah’tan istediği ve Allahû Tealâ’nın kendisine gösterdiği mürşidine tâbî olduğu zaman kalbine iki çift nur birden girmeye başlar.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
ZUMER - 23 Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab’a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab’lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
Mürşide tâbî olduğumuz zaman ruhumuz vücudumuzdan ayrılır ve Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’ın Zat’ına ulaşır. Bunu gerçekleştirebilmek için ise nefs tezkiyesi gereklidir. Kişi zikrettikçe Allah’ın katından rahmetle fazl ve rahmetle salâvât nurları o kişinin kalbine gelir. Kalbe nur girdikçe o kişinin kalbi devamlı aydınlanır, rahatlar. Bu nurlar fazl nurlarıdır. Allahû Tealâ’nın tüm insanlar için vazettiği temel hakikat budur. Huzur ve mutluluk ancak zikirle; kalbin nurlanması ile gerçekleşir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de hadîs-i şerifinde bu mesajı vermektedir.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
ZUMER - 22 Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.
Eğer kişi Allahû Tealâ’ya ulaşmayı dilemiyorsa zikir yapsa da o kişinin iç dünyasına Allah’ın nurlarının ulaşması mümkün değildir. Göğsüne kadar gelen nurlar göğsünden tekrar Allah’a geri döner ve kişinin iç dünyasında gelen nurlar hiçbir fonksiyon icra edemez. Mürşide tâbî olan kişi zikretmeye başladıktan sonra zikir artışına paralel kalpte %7’lik fazl birikimi oluşur. Bu da ruhun birinci gök katına çıkmasını sağlar. Kişi zikrini artırmaya devam eder; ikinci %7’lik fazl birikimi meydana gelir ve ruh ikinci gök katına çıkar. Yine %7 fazl birikimi ve ruh üçüncü gök katına çıkar. Mutmainne’de %7 fazl birikimi oluşur ve ruh 4. gök katına kadar çıkabilir. 7. defa %7 nur birikiminde kalpte %49 fazl birikmiştir. %2 de huşû da kazanılan nur ile nefsin kalbinde %51 nur birikimi olmuştur. Artık nefsimizin kalbinin %51’i karanlıklarla değil nurlarla temsil edilmektedir. Ra’d Suresinin 28. âyet-i kerimesinde ifade edildiği gibi kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur, aydınlanır.
RA'D - 28 Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
Nefsin nurlanması, ruhu Allah’a ulaştırabilecek olan tek faktördür. Nitekim kalpteki nurların (fazılların) %51’e ulaştığı noktada ruh Allah’a vâsıl olur, Allah o kişiyi ermiş evliya kılar, ona 3. kat cennet ve dünya saadetinin yarısını sağlar. Buraya kadar olan kısım Allah’ın garantisi altındadır.
O halde yapılması gereken şey aldatma yurdu olan dünyadan uzaklaşmak, âhirete yönelmek, ölüm gelmeden ölüm için hazırlanmaktır. Bunlar da ancak Allah’a ulaşmayı dilemekle mümkündür. Allah’a ulaşmayı dilediği an o kişi bütün bu güzelliklerin sahibi olur.