9. BASAMAK KALBİN ALLAH’A DÖNMESİ

Kalbin Allah’a dönmesi, Kur’ân’daki İslamın 9'uncu basamağıdır.

Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o, Kur’ân-ı Kerim’e göre âmenû olan kişidir. Allah bu kişiye art arta furkanlar verir. Bu furkanlardan birisi de 9. basamakta kişinin kalbini Allah’ın Kendisine çevirmesidir.

Kalbin Allah’a çevrilmesi demek; Allahû Tealâ’dan zikir yaptığımızda gelecek olan rahmet, fazl ve salâvât isimli nurların göğsümüze ve göğsümüzden kalbimize ulaşmasını sağlayacak olan imkânları Allahû Tealâ’nın bize temin etmesi demektir. Zikir yaptığımız zaman Allah’ın katından gelen rahmetle fazl isimli ve rahmetle salâvât isimli nurlar kalbimize ulaşır. Kalbimize girebilmesi içinse kalbimizin Allah’a döndürülmesi gerekmektedir.

Allahû Tealâ buyuruyor ki:

KAF - 33 Gaybda Rahmân’a huşu duyanlar ve münib (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Kulun îmânı istikamet bulmaz ta ki kalbi doğrulmadıkça, kalbi istikamet bulmaz ta ki dili doğrulmadıkça.” (K: Ahmet.b.Hanbel- Müsned-C.3 S.198.)

Bu hadîs-i şerif, kişinin kalbinin Allah’a döndürüldüğü 9. basamağı işaret etmektedir.

Kul ile Allah arasındaki ilişkilerde ana merkez kalptir. İşte kulun kalbinin istikamet bulabilmesi, kalbin doğrulması için evvelâ kişinin kalben Allah’a ulaşmayı dilemesi gerekir. Kalbin doğrulabilmesi için varsa kalpteki ekinnetin alınması ve kalpteki fıkıh hassasının açılması lâzımdır. Eğer bu engeller yoksa mutlaka kalbe ihbatın konması gerekir. Ve yine kalbin istikamet bulabilmesi o kulun dilinin doğrulmasına, kulun dilinin doğrulabilmesi ise kişinin zikre başlamasına bağlıdır.

Daha evvel de ifade ettiğimiz gibi, kendisine herhangi bir sebeple tebliğ yapılan kişi eğer tebliğe ilgisiz kalmış ise Allahû Tealâ hassalarına engeller koyar, basar hassası üzerine gışavet adlı perde yerleştirir. Sem’î hassası ve kalbin fıkıh hassasını mühürler. Eğer kişi tebliğciye karşı çıkmışsa Allahû Tealâ kişinin uzuvlarına da engeller koyar. Uzuvlarında engeller olan kişinin kalbi, konulan ekinnet sebebiyle artık kapalı duruma gelir. Baş gözlerine konulan hicab-ı mesture nedeniyle göremeyen ve baş kulaklarına da konulan vakra isimli engel nedeniyle işitemeyen bir insan haline gelir.

3. basamakta kişi Allah’a ulaşmayı dilerse Allahû Tealâ onun basar hassasının üzerinden gışavet adlı perdeyi kaldırır ve baş gözündeki hicab-ı mestureyi alır. Böylece o kişi irşad kademesini alelâde bir insan olarak değil, irşad kademesi olarak görme ye başlar. Allahû Tealâ baş kulaklarındaki işitmeye mâni olan engeli (vakrayı) alır. Daha sonra sem’î hassasını açar. O kişi irşad kademesinin söylediği sözlerin mânâsına ulaşır yani işitir. İşitebilen insan kalbi doğrulan insandır. Çünkü kişinin kalbinin içine îmânın girebilmesi için kalp üzerindeki ekinnetin alınması, fıkıh hassasının açılması ve kalbe ihbatın konması gereklidir. Kişi Allah’a ulaşmayı dilemedikçe Allahû Tealâ ona Enfâl Suresinin 29. âyet-i kerimesindeki furkanları vermez.

Musîbetlerle imtihan olanlardan her kim ibret alır da kalben Allah’a ulaşmayı dilerse, 99 esmanın sahibi olan Rabbimiz, Rahîm esması ile o kişinin üzerine tecelli eder. Rahîm esması ile tecelli edince peş peşe 7 tane furkan verir. Daha sonra, kalp şartları gerçekleşen kişinin dilinin doğrulması için gerekli alt yapıyı hazırlar.

● Tegâbun Suresinin 11. âyet-i kerimesine göre Allah, hidayetle o kişinin kalbine ulaşır.

● Kaf Suresinin 33. âyet-i kerimesine göre Allah, o kişinin kalbini Kendisine çevirir.

● En’âm Suresinin 125. âyet-i kerimesine göre o kişinin göğsünden kalbine rahmet yolu açar.

TEGÂBUN - 11 Allah’ın izni olmadıkça bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allah’a îmân ederse (âmenû olursa), (Allah) onun kalbine ulaşır. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.

KAF - 33 Gaybda Rahmân’a huşu duyanlar ve münib (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).

EN'ÂM - 125 Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine azap verir.

Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.

6 tane kalp şartının sahibi olan kişinin dili doğrulmuştur. Dili doğrulan kişi Allah’ı zikretmeye başlarsa Allah’ın katından gelen rahmet ve fazıldan rahmet kalbe girdiği oranda da karanlıklar çıkar. Ama Rahîm esması tecelli etmediği süre içerisinde fazıllar kalbe giremez. Rahmetin de kalpte tutunabildiği miktar sadece %2’dir, daha ötesine geçemez.

O kişi sadece bir dilekte bulunmuştur: Allah’tan Allah’a ulaşmayı dilemiştir. Ama Allah bu dileğin karşılığında ona 7 tane furkan vermiştir, onu 12 tane ihsanın sahibi kılmıştır. Hacet namazını kılması halinde ona mürşidini göstermiştir. Mürşidine tâbî olduğu zaman ona 7 nimet vermiştir ve 7 nimet ile desteklediği bu kişiye vasıta emirlerini sevdirmiştir. Günbegün zikir artışı ile kişi nefsini 7 kademede tezkiye etmiştir. Kişinin ruhunu Allah Kendisine ulaştırmış ve sanki bunları o kişi yapmış gibi, ona 3. kat cennet ve dünya saadetinin yarısını Allah vermiştir. İşte bütün bunların hepsi bir dilekle elde edilmiştir.

Bütün bu ihsan ve nimetlerin temelinde Allah’ın insana duyduğu sevgi vardır. Allah’ın en sevgili mahlûk olarak yarattığı insandan tek istediği insanın mutluluğudur. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu istikamette şöyle buyurmuşlardır:

“Allahû Tealâ bir kulu sevdiği zaman, tıpkı birinizin hastasını hastalığı artmasın diye su içmekten koruduğu gibi onu dünya sevgisinden uzak tutar.” (K: Tirmizî, Tıb 1.)

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir diğer hadîs-i şerifinde de buyuruyor ki:

“Şüphesiz ki Âdemoğullarının kalplerinin tamamı, Rahmân olan Allah’ın kudret parmakları arasında tek bir kalp gibidir. Kul nereye çevrilmeyi istiyorsa Allah da onu oraya istediği gibi çevirir.” (K: C. Sağir-2344.)

Hadîste zikredilen kalp, fizik bedenin kalbi değildir. Burada ifade edilen, nefsimizin manevî kalbidir. Kalp, başlangıç noktasında tamamen karanlıklardan müteşekkildir ve yapısında kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, gıybet, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, müraîlik, fitne ve fesat olmak üzere 19 tane afet (hastalık) vardır.

Bir insan kalben Allah’ı dilemezse o zaman kalbindeki afetler sebebiyle devamlı aşağıya doğru, cehenneme doğru bir gidiş üzere olur. Ama hadîste zikredildiği gibi kalpler, Rahmân olan Allah’ın kudret parmakları arasında tek bir kalp gibidir; kul nereye çevrilmeyi isterse Allah da onu oraya çevirir.

Şehr b. Havşeb anlatıyor:

“Ümmü Seleme’ye: ‘Ey müminlerin annesi! Allah Resûl’ü (S.A.V) senin yanındayken en çok hangi duayı ederdi?’ dedim. Ümmü Seleme: ‘Onun çoğunlukla ettiği dua şuydu: ‘Ey kalpleri çeviren (Allah’ım)! Benim kalbimi dînin üzere sabit kıl.’ Ben kendisine: ‘Ey Allah’ın Resûl’ü! ‘Ey kalpleri çeviren (Allah’ım)! Benim kalbimi dînin üzere sabit kıl.’ diye neden çok dua ediyorsun?’ dedim. Allah Resûl’ü şöyle buyurdu: “Ey Ümmü Seleme! Hiçbir insan yoktur ki kalbi Allah’ın iki parmağı arasında olmasın. O, dilediği (kulunun kalbini) istikamet üzere kılar, dilediğini ise saptırır.” (K: Tirmizî, Deavât, 89.)

Bir diğer hadîs-i şerifte de buyuruluyor ki:

“Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah’ım! Kalbimi dînin üzere sabit kıl.” (K: Tirmizî, De’avât, 124.)

O halde kul, kalben Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu oraya çevirir ve Kur’ân-ı Kerim’de ifade edildiği gibi mutlaka o kişiyi Kendisine ulaştırır

Peygamber Efendimiz (S.A.V) kalp ve îmân ilişkisini şöyle vurgulamaktadır:

“Îmân: Kalben bilip tasdik etme, dil ile söyleyip ikrar etme, beden uzuvlarıyla da amel etmektir.”(K: Kütüb-i Sitte, 16. Cilt, sf 492.)

Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyen kişiyi mutlaka Kendisine ulaştıracağına dair Şûrâ-13’te bütün insanlara söz vermiştir. O halde hepimiz Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in:

“Saflarınızı düzeltin ki Allah kalplerinizi başka başka yönlere döndürmesin.” buyruğu üzere, istikamet üzere olmalıyız. (K: Ebû Dâvûd, Salât, 93).

Allah kullara olan sevgisiyle, rahmetiyle insanlara peygamberler göndermiştir ve peygamberlere verdiği şeriat kitaplarını indirmiştir. Peygamberler ve onların vârisleri, şeriat kitaplarını insanlara açıklarlar. Allah’ın dîni de şeriatı da tektir.

RÛM - 30 Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.

ŞÛRÂ - 13 (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Allahû Tealâ âyet-i kerimede: “Senin davetin müşriklere ağır geldi.” buyurmaktadır. Başlangıç noktasında herkes şirktedir. İşte şirkte olan bu insanları Allahû Tealâ Kendisine davet eder. Şirk, ortaklık gerektiren bir müessesedir. Allah tektir ve şirkten kurtulabilmek mutlaka tek olan Allah’ı dilemekle mümkündür. Sıratı Mustakîm üzere olan kişi, kalbi Allah’a dönmüş ve Allah’a istikametlenmiş yolu yol edinen kişidir. Bu kişinin kurtuluşa ulaşması Allah’ın garantisindedir.

NİSÂ - 175 Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).