Kalbin nurlu kılınması:

Son olarak Allahû Tealâ, o kişinin kalbinin üzerindeki idrake mâni olan engeli (ekinneti) alır (5. furkan) ve fıkıh hassasının mührünü açar (6. furkan), ihbatı koyar (7. furkan). Böylece o kişi idrak etmeye başlar (Hacc-54).

Bir insanın Allah’tan bu 7 furkanı alması, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ettiği duanın bütününü içermektedir. Allahû Tealâ’nın kalbi, lisanı, bakışı ve işitmeyi nurlu kılması bir sebebe bağlıdır. Allahû Tealâ her şeyi bir sebep ve sonuç tahtında vücuda getirir. Burada sebep bir insanın ruhunun talebine uyarak Allah’a ulaşmayı dilemesidir. Dilediği takdirde Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla tecelli eder ve peş peşe bu furkanları verir. Sonra Allah, kişinin kalbine hidayetle ulaşır ve kalbini Kendisine çevirir. Arkasından o kişinin kalbine giden rahmet yolunu açar. Ve o kişi zikretmeye başladığı an Allah’ın katından gelen rahmet nurları o kişinin kalbine girer. Nurlar kalbe girdiği zaman karanlıklar çıkar ve böylece kişi huşû sahibi olur.

HADÎD - 16 Allah’ın zikri ile ve Hakk’tan inen şeyle (Allah’ın nurları ile), âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.

Huşû sahibi olan kişi, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece hacet namazı kılarsa Allahû Tealâ ona mürşidini gösterir. Bir insan mürşidine tâbî olduğunda Allah’tan 7 ni’met alır. Böylece o kişi Allahû Tealâ’nın emrettiği muhteva içinde yapması gerekenleri yapar.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

"Dünyayı isteyen ilme sarılsın, ahireti isteyen ilme sarılsın; hem dünyayı hem ahireti isteyen ilme sarılsın." Tirmizi, Daavat, 68.

Nebîler Sultanı (S.A.V) bu hadîs-i şerifinde Hakk’tan inen ilimden ve bu ilmi tebliğ eden hidayetçiden söz etmektedir. Dünya ve ahiret mutluluğu Hakk’tan gelen ilmi işitip idrak edebilmeye bağlıdır. Kişi ancak Allah’a ulaşmayı dilediği takdirde kendisindeki engeller kalkacağı için işitip idrak eden bir hüviyet kazanır. Eğer bu kişi, kendisine davet yapıldığı anda kabul etmişse o zaman hiçbir engeli yoktur ama idrak etmesi de mümkün değildir. İdrak edebilmesi için Hacc Suresinin 54. âyet-i kerimesine göre kalbine ihbat konması lâzımdır. Ancak o zaman kişi kendilerine ilim verilenlerden olur.

Kim Allah’ın ilmine ve o ilmi tebliğ eden hidayetçiye sarılmak istiyorsa mutlaka Allah’a ulaşmayı dilemek mecburiyetindedir. Çünkü davete icabet edenler sadece işitenlerdir.

EN'ÂM - 36 (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra O'na döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah’a döndürülür.)

Allah, ilmini kalbinde hayır gördüklerine işittirir.

ENFÂL - 23 Ve Allah, onların (akıl etmeyen sağır ve dilsizlerin) içinde hayır olduğunu bilse (görse) elbette onlara işittirirdi. Ve onlara işittirse bile (onlar), mutlaka dönerlerdi ve onlar yüz çevirenlerdir.

İşitmek ve akıl etmek, cennete gitmenin temel faktörüdür.

MULK - 8 (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.

MULK - 9 Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

MULK - 10 Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.

Âyet-i kerimeden anlaşılıyor ki cehenneme gidecek olanlar, neziri işitmemiş ve akletmemiş olanlardır. Kişinin işitip idrak edebilmesi ise Allahû Tealâ tarafından vücuda getirilmektedir. Ancak kişi buna lâyıksa Allahû Tealâ ona bu özellikleri verir. Aksi mümkün değildir. Kişiyi lâyık kılan tek şeyse ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilemesidir.