6. BASAMAK Kulaklardaki Vakranın Alınması
28 basamaklık İslâm merdiveninde 5. basamak, kişideki hicab-ı mesturenin kaldırılması, 6. basamak ise kulaklardaki vakranın alınmasıdır.
Allah’a ulaşmayı dilemeyen insanların gözlerinde hicab-ı mesture, kulaklarında vakra, kalplerinde de ekinnet isimli engel vardır. Bu engeller sebebiyle kişi Allah’ın hidayetçisini göremez, işitemez, idrak edemez.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
İSRÂ - 45 Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
İSRÂ - 46 O’nu (Kur’ân’ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur’ân’da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.
Bu engellerin kişiden kaldırılması, Allahû Tealâ’nın Rahîm esmasıyla kişiye tecelli etmesine bağlıdır. Bu tecelli ise sadece Allah’a ulaşmayı dileyenlerde gerçekleşir. Allah’ın Rahîm esmasıyla tecellisinin ardından 5. basamakta kişinin irşad makamı ile arasında hicab-ı mesture adlı perde kalkar.
NAHL - 78 Ve Allah, sizi bir şey bilmiyor halde annelerinizin karnından çıkardı. Ve sizi, işitme hassası, görme hassası ve idrak etme hassası (sahibi) kıldı. Umulur ki; böylece şükredersiniz.
SECDE - 9 Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
HACC - 54 Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.
6. basamakta ise kişinin kulaklarındaki irşad makamının sözlerini işitmeyi engel olan (vakra) alınır.
EN'ÂM - 46 (Ya Muhammed müşriklere) de ki: “Gördünüz mü? (aczinizi anladınız mı?) Şâyet Allah sizin işitme hassanızı ve görme özelliğinizi alsa ve sizin kalplerinizi mühürlese, Allah’tan başka hangi ilâh onları size (geri) getirir?” Bak, âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz! Sonra onlar yüz çeviriyorlar.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:
“Ey Semâvat ve Arzın Yaratıcısı olan Rabbim! Celâlin ve Vech’inin (Zat’ının) nuru hakkı için Kitab’ınla gözlerimi nurlandırmanı, Onunla dilimi açmanı, Onunla kalbimi yarmanı, göğsümü ferahlatmanı, bedenimi yıkamanı istiyorum. Çünkü Hakk’ı bulmakta bana ancak Sen yardım edersin, onu bana ancak Sen nasip edersin. Her şeye ulaşmada güç ve kuvvet ancak büyük ve yüce olan Allah’tandır.” (K: Kütübi Sitte, Hadis No: 1834, Kategori: Dua Bölümü/Üzüntü Ve Tasa Halinde Dua.)
Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in hadîs-i şerifî, 28 basamaklık İslâm skalasının 5. ve 6. basamağını muhtevasına almaktadır.
Başlangıç noktasında herkes dalâlettedir. Peygamberler dahi, dalâlet standartlarında dünyaya gelmişlerdir.
Allahû Tealâ, En’âm Suresinin 77. âyet-i kerimesinde İbrâhîm (A.S)’ı örnek vermiştir.
EN'ÂM - 77 Ay’ı doğarken görünce: “Benim Rabbim bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka dalâletteki kavimden olurum.” dedi.
ŞUARÂ - 20 Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben, dalâlette olanlardandım.” dedi.
Duhâ Suresinin 7. âyet-i kerimesinde ise Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz’i örnek vermiştir.
DUHÂ - 7 Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.
Öyleyse başlangıç noktasında Peygamber Efendimiz (S.A.V) de dalâlettedir ve dalâlette olduğunu, Allah’tan talepte bulunduğu bu duasıyla da net olarak ifade etmiştir. O halde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in duasında, Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olarak 5. ve 6. basamakları işaret eden konuları birer birer irdelememiz gerekmektedir.
Allah’ın Kitabı’yla gözleri nurlandırması: Burada sözü edilen kitap Kur’ân-ı Kerim’dir. Kitab’ıyla gözleri nurlandırmayı Allahû Tealâ nasıl gerçekleştirecektir? İnsanla Allah arasındaki 28 basamaklık dizaynın 3. basamağında, kişi Allah’a ulaşmayı diler. Ve Allah, Allah’a ulaşmayı dileyen bu kişiye derhâl Rahîm esmasıyla tecelli eder. Enfâl Suresinin 29. âyet-i kerimesinde zikredildiği gibi ona peş peşe 7 tane furkan verir. Eğer hassalar ve uzuvlar üzerinde engeller varsa Allahû Tealâ birinci ve ikinci furkan olarak kişinin baş gözlerindeki görmeye mâni olan hicab-ı mestureyi ve basar hassasının üzerindeki gışavet adlı perdeyi alır. Böylece o kişi kör iken, Kitap’la görmeye başlar.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in: “Kitab’ınla gözlerimi nurlandırmanı istiyorum.” duasında olduğu gibi, Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin gözleri de nurlanmış olur.
Allah’ın Kitab’ıyla dili nurlandırması: Eğer kulak üzerinde işitmeye mâni olan engel varsa Allah kişiden onu alır ve sem’î hassasının mührünü açar ve o kişi artık âyetlerin mânâsına ulaşır. Âyetlerin mânâsına ulaştığı için kulak işittiğini kalbe boşaltır ve o kişinin dili açılır, konuşmaya başlar. Böylece “Onunla dilimi açmanı istiyorum.” talebi de gerçekleşmiş olur.
Allah’ın Kitab’ıyla kalbin yarılması: Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in: “Onunla kalbimi yarmanı istiyorum.” talebi için ise Allahû Tealâ evvel emirde idrake mâni olan engeli; ekinneti kalpten alır. Kalbin fıkıh hassasını açar ve ihbatı koyar. Yani Kitap’la o kişinin kalbini yarar. Kalbin yarılması, aslında göğsün yarılması anlamına da gelmektedir.
Göğsün ferahlatılması: Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in: “Göğsümü ferahlatmanı istiyorum.” talebi için de Allahû Tealâ, 7 furkana ilâveten Tegâbun Suresinin 11. âyet-i kerimesinde zikredildiği gibi kişinin kalbine hidayetle ulaşır.
TEGÂBUN - 11 Allah’ın izni olmadıkça bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allah’a îmân ederse (âmenû olursa), (Allah) onun kalbine ulaşır. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.
Sonra Kaf Suresinin 33. âyet-i kerimesine göre, o kişinin kalbini Allah Kendisine çevirir.
KAF - 33 Gaybda Rahmân’a huşu duyanlar ve münib (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).
Allahû Tealâ En’âm Suresinin 125. âyet-i kerimesine göre o kişinin göğsünü şerh eder (yarar), teslimlere açar. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in duasındaki: “Kitab’ınla göğsümü ferahlat.” ifadesi de bu anlama gelmektedir.
EN'ÂM - 125 Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine azap verir.
Bedenin yıkanması, Hakk’ın bulunması: Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Bedenimi yıkamanı istiyorum.” derken de Allahû Tealâ’dan nefsini tezkiye etme talebinde bulunmuştur. Nefsin tezkiyesi kişinin mürşidine tâbî olduğu noktada başlar. Ve her zikir artışında nefsin kalbinde nurlar birikirken afetler de kapı dışarı edilirler. Ne zaman kişinin kalbinde %51’lik bir nur birikimi olursa o kişi nefsini tezkiye etmiştir.
“Hakk’ı bulmakta bana ancak Sen yardım edersin. Onu bana ancak Sen nasip edersin.” ifadesinde Hakk’ı temsil eden kişi ise Allah’ın mürşididir. 7 tane furkan ve 12 tane ihsanla huşû sahibi olan kişi Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece hacet namazı kılarsa Allahû Tealâ mutlaka ona mürşidini gösterir. Hacet namazı için Mâide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde ve Bakara Suresinin 45. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ: “Vesileyi (istianeyi) Allah’tan isteyin.” buyurmaktadır.
MÂİDE - 35 Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
BAKARA - 45 (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
“Her şeye ulaşmada güç ve kuvvet ancak büyük ve yüce olan Allah’ındır.” ifadesinin mânâsı odur ki gerçekten de her şeye ulaşmada, özellikle Allah’a ulaşmada sadece Allah yetki sahibidir. Tamamıyla Allah gerçekleştirir. Biz sadece dileriz, geri kalanını tamamıyla Allah gerçekleştirir. Öyleyse görüldüğü gibi Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz bir dileğin karşılığında Allahû Tealâ’nın neleri vereceğini, hangi furkanları, hangi ihsanları ve hangi ni’metleri vereceğini aşağı yukarı peş peşe sıralamış ve bunu bir dua ile dile getirmiştir. Allah her şeyin sahibidir, hangi hedefe ulaşmak istiyorsak mutlaka onu Allah’tan talep etmemiz gerekmektedir. Allah’a ulaşma dileğinin kalpten gerçekleşmesinin sebebi de budur. Çünkü Allahû Tealâ kullarla olan ilişkisini kalp üzerinden gerçekleştirmektedir. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
RA'D - 27 Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
O zaman kişinin mutlak surette kalben Allah’a ulaşmayı dilemesi lâzımdır. Ancak kalben dilediği takdirde Allah o kişiye yardım edecektir ve onu Kendisine ulaştıracaktır. Kendisine ulaştırabilmesi için evvelâ Allah onu mürşide ulaştıracaktır. Mürşide ulaştığı zaman onu 7 ni’met ile destekleyecektir. Vasıta emirleri o kişiye sevdirecektir. Allahû Tealâ, nefs tezkiyesinin yegâne vasıtası olan zikri o kişiye sevdirdiği için o kişi günbegün zikrini arttıracaktır.
7 tane tezkiye kademesi vardır:
1- Nefs-i Emmare. 2- Nefs-i Levvame. 3- Nefs-i Mülhime. 4- Nefs-i Mutmainne. 5- Nefs-i Radiye. 6- Nefs-i Mardiyye. 7- Nefs-i Tezkiye.
Her tezkiye kademesindeki zikir artışlarıyla kişinin kalbinde biriken fazl miktarı %7, %7 artarak devam eder. Kişinin kalbi aydınlandıkça ruh da 7 tane gök katı yükselir. 7. gök katında 7 âlemi geçtikten sonra yoklukta Allah’ın Zat’ına ulaşır ve Allah’ın Zat’ında ifnâ olur (yok olur).
Peygamberimiz (S.A.V) bir gün, amcasının oğlu Abdullah b. Abbas’la yolculuk yaptığı esnada ona şu tavsiyelerde bulundu:
“Allah’ı gözet ki Allah da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki O’nu daima yanında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’tan iste. Yardıma muhtaç olduğunda Allah’tan yardım dile. Şunu bil ki bütün insanlar sana fayda vermek için toplansa Allah’ın takdiri dışında sana fayda veremezler. Bütün insanlar sana zarar vermek için toplansa Allah’ın takdiri dışında sana hiçbir zarar veremezler...” (K: Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 59; İbnHanbel, I, 293.)
Bütün bu güzellikleri o kişiye sağlayan Allah’tır. Sanki kişi yapmış gibi ona mükâfat vermektedir. İşte bir dileğin karşılığında Allah’ın kuluna verdiği mükâfat, 3. kat cennet ve dünya saadetinin yarısıdır. Allahû Tealâ bunu herkese ikram etmeye, hediye etmeye, hibe etmeye hazırdır. Yeter ki kul kalben Allah’ı dilesin. Allah mutlaka herkesi âhiret ve dünya saadetine ulaştırmak istemektedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de hadîs-i şerifinde bu noktaya ışık tutmuştur.
Şuarâ Suresinin 20. âyet-i kerimesinde Allahû Teala, Musa (A.S)’ı örnek vermiştir.