Ruh İnsana Hayat Verir Mi, İrciî Emri Bir Ölüm Emri Midir?

Allah’ın daveti bizdeki ruh emanetini tek sahibi olan Allah’a iade etmek, teslim etmektir. İblisin vaadi ise insanları Allah’ın yolundan saptırmaktır.

İbrâhîm Suresinin 22. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bu hakikati şöyle dile getirmektedir:

İBRÂHÎM - 22 Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”

Bugün Devrin İmamı insanlara: “Ey insanlar! Allah’a ulaşmayı dileyin. Dilerseniz bu sizin için cennet müjdesidir. Dilemediğiniz takdirde gideceğiniz yer cehennemdir. Sizi cehennemle uyarıyorum.” demesine rağmen, insanların ve onlara dîn öğreten dîn adamlarının büyük bir çoğunluğu “Hayır. Ruh bize hayat verir. Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür. Ancak ölümle insan ruhu Allah’a ulaşır. Hayattayken insan ruhunun Allah’a ulaşması yoktur.” demektedir. Dîn öğreticilerinin bu konuda söyledikleri Kur’ân’daki İslâm’a tamamen aykırıdır. Kur’ân-ı Kerim’e göre bize hayat veren ruh değildir. Allahû Tealâ Hicr-23’de: “Sadece Biz hayat veririz ve Biz öldürürüz.” buyurmaktadır.

HİCR - 23 Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.

Dîn adamlarının “Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür.” ifadesinin tam aksine kişi evvelâ ölür, sonra ruh vücuttan ayrılır.

SECDE - 11 De ki: “Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”

Bununla birlikte “Sadece ölümle insan ruhu Allah’a ulaşır.” ifadesi de doğru değildir. Bakara Suresinin 46. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ, hem hayattayken ruhun Allah’a ulaşmasından hem de ölümle insan ruhunun Allah’a ulaşmasından bahsetmektedir.

BAKARA - 46 Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Allah’a şirk koşmadan O’na mülâki olana cennet vacip olur. Allah’a şirk koşarak mülâki olana da cehennem vacip olur.” (K: Müslim, İman, 151; Ravi: Cabir bir Abdullah.)

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu hadîs-i şerifinde bizlere ruhun Allah’a dönüşünün iki türlü olduğunu ifade etmektedir. Kim dünya hayatını yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’a mülâki olursa o, cennet ehlidir. Kim de yaşarken Allah’a ulaşmayı dilememişse onlar gizli şirkin içinde olanlardır. Onların ruhları ölümden sonra Azrail (A.S) tarafından kabzedilecek ve Allah’a ulaştırılacaktır. Ve ne yazık ki bu insanlar cehennem ehlidir.

O halde görüyoruz ki “Ruh vücuttan ayrılırsa kişi ölür.” inanışı, dînimize sonradan girmiş bir büyük hurafedir, iblisin insanlığa bir büyük tuzağıdır.

Kur’ân-ı Kerim’de ruhun insana hayat verdiğine dair hiçbir âyet-i kerime mevcut değildir. İnsandan başka hiçbir varlıkta ruh yoktur. O halde tek başına diğer canlıların ruhları olmadan yaşadıklarını dikkate aldığımızda dahi, “Ruh vücuttan ayrılırsa kişi ölür.” inanışının geçersizliği ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki “irciî” emri ölüm anını ihata etseydi, Allahû Tealâ insana ölmeyi emrediyor olurdu. Oysaki Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde intiharı kesinlikle yasaklamıştır.

NİSÂ - 29 Ey îmân edenler (âmenû olanlar)! Birbirinizin mallarını batılla (haksızlıkla) yemeyin, ancak sizin rızanızla yaptığınız ticaret hariç. Ve kendinizi (ve birbirinizi) öldürmeyin (intihar etmeyin). Muhakkak ki Allah, size karşı Rahîm’dir.

Öyleyse “Allah’a dön” emrini, Allah’ın kişiyi ölüme davet etmesi olarak algılamak iblisin bir tuzağıdır. Kişinin ölüm anında ruh vücuttan otomatik olarak ayrılacaktır. Bu noktada cüz’î iradenin bir dahli söz konusu olmayacaktır. Hâlbuki Fecr-28’de serbest irade sahibi kişinin kendi iradesiyle Alah’a dönmesi emredilmektedir. Bütün nebîler ve onlara tâbî olanlar, ölmeden evvel ruhlarını Allah’a ulaştırmışlar ve irciî emrini yerine getirmişlerdir.

Kıyâmete kadar her devirde Allah’ın yaşayan evliyaları olacaktır. Ve Allah’ın bütün velîleri Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in: “Ölmeden evvel ölünüz.” hadîs-i şerifinde ifade ettiği gibi, ruhlarını Allah’a ölmeden evvel ulaştırmış olanlardır.

Ruhun Allah’a ulaşması, ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilemeyi ve mutlak surette mürşidin önünde tövbe etmeyi gerektirmektedir (Bknz. 14. basamak.)

13. asrın müceddidi Said-i Nursi Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

“Fâniyim fâni olanı istemem. Acizim aciz olanı istemem. Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, Gayrısını istemem.”

O halde dönüş ancak Allah’adır. Ve bütün insanlar, kendilerinde emanet olan Allah’ın ruhunu, ölmeden evvel Allah’a ulaştırmakla vazifeli kılınmışlardır. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

ÂLİ İMRÂN - 102 Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!

BAKARA - 132 Ve, İbrâhîm (a.s) onu (Allah’a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (a.s) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz, Allah’a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti)..