● Vahdet: Allah’ın tekliği; tek bir Allah’a inanmak.
● Tevhid: Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu tek bir topluluk.
● Teslim: Ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimi.
Kur’ân-ı Kerim’e göre Allah’ın dîni hedef emirler ve vasıta emirlerden oluşmaktadır. 7 tane hedef emir ve buna bağlı olan 7 tane vasıta emir vardır.
7 safha ve 4 teslim:
1. safha: Allah’a ulaşmayı dilemek.
2. safha: Mürşide tâbiiyet.
3. safha: Ruhun Allah’a teslimi; 1. teslim.
4. safha: Fizik vücudun Allah’a teslimi; 2. teslim.
5. safha: Nefsin Allah’a teslimi; 3. teslim.
6. safha: Muhlis olmak.
7. safha: İradenin Allah’a teslimi; 4. teslim.
Vasıta emirlerse Allah’a ulaşmayı dilemek, zikretmek, mürşide tâbî olmak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmektir. Bu vasıta emirlerle Allah’a yaklaşılır. Ama bu farzların ötesinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in sünnetine uygun olarak nafileler de vardır. Oruç konusunda farz olan, Ramazan ayını oruçla geçirmektir. Ama Peygamber Efendimiz (S.A.V), her pazartesi ve perşembe günü oruç tutardı. Buna ek olarak hicri ayların 13, 14, 15. günlerini ve kandil günlerini de oruçlu geçirmiştir. İşte Ramazan ayı dışında sünnete uyarak tutulan bu oruçlar nafiledir. Namazda da 5 vaktin ötesinde teheccüd ve kuşluk sünneti olmak üzere iki vakit nafiledir. İsrâ Suresinin 79. âyet-i kerimesinde Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e hitap edilerek O’na mahsus bir namaz olan teheccüd namazı kılması emredilmektedir. Ama Peygamber Efendimiz (S.A.V) bizim için en ahsen örnek olduğu cihetle, O ne yapıyorsa bizim de yapmamız gerekmektedir.
İSRÂ - 79 Gecenin bir kısmında uyan ve sana özel nafile (ilâve) olarak O’nunla (Kur’ân’la) teheccüd namazı kıl! Rabbinin seni Makam-ı Mahmut’a beas etmesi (ulaştırması) yakındır.
Zekât konusunda Allahû Tealâ kazancımızın %2,5’lik kısmını vermemizi farz kılmıştır. Ama Peygamber Efendimiz (S.A.V) %2,5’in ötesine geçerek birr’i ve sadakayı vermiştir, karz-ı hasende bulunmuştur, infâk etmiştir. Öyle infâk etmiştir ki son olarak Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Peygamberlerin malı yoktur, peygamberlerin malı sadakadır.” buyurmuş yani her şeyini Allah yolunda tüketmiştir. Bu durumda hepimizin bu istikamette teslimleri tamamlayarak her şeyimizi Allah’a vermemiz gerekmektedir. Çünkü Allahû Tealâ’ya yaklaşanlar farz ibadetlerle yaklaştıkları gibi, nafilelerle de yaklaşırlar.
Peygamber Efendimiz (S.A.V), insanlar için en güzel örnektir ve farz olan zikri nasıl yerine getirmişse bizim de ona uyarak bunu yerine getirmemiz gerekir. Böylece Kur’ân’daki İslâm’ı (7 safha 4 teslimden oluşan, babamız İbrâhîm’in hanif dînini) bir bütün olarak yaşayabiliriz ve Kur’ân’ın ahlâkı ile ahlâklananlardan olabiliriz.
Ruh, nefs ve fizik beden üçlüsüyle yaratılan insanoğlu, üç vücudunu Allah’a teslim edeceğine dair ezelde Allah’a söz vermiştir. Yolun sonunda iradenin de teslimi vardır. Kişiyi bu dünya hayatında mutsuz kılan, ruhu ve nefsi arasındaki kavgadır. Ruh, Allah’tan gelmiştir ve bünyesinde sadece Allah’ın güzellikleri vardır. Nefs ise bütünüyle karanlıklardan müteşekkildir ve şeytanın komuta merkezidir. İşte bu iki zıt kuvvet arasındaki devamlı çatışma, kişinin yegâne mutsuzluk sebebidir. Ahirette ateşte olmak da yine kişinin nefsini ilâh edinmesiyle ilintilidir.
İslâm dîni dünya hayatında kesintisiz bir sulh ve sükûnu yani dünya hayatında cenneti ve ahiret hayatında da cenneti vadetmektedir. Allah’ın bu konuda en şerefli mahlûku olarak yarattığı insana sözü vardır. Kim ölmeden evvel ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilerse o kişi Allah’ın garantisi altındadır. Allah onun ruhunu mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. Öyleyse hadîs-i şerifteki “ateşte olmak” ifadesi, ahiret hayatı göz önüne alındığında cehennemi; dünya hayatı düşünüldüğünde ise mutsuz olmayı, hüsranda olmayı, zulüm içinde olmayı ifade etmektedir. Hâlbuki Allahû Tealâ mutluluğun reçetesini bizlere vermiştir.
Hanif dîninin üç özelliği vardır.