MU'MİN - 50 (Cehennem bekçileri) dediler ki: "Resûlleriniz, size beyyineler ile gelmediler mi?" "Evet." dediler. (Bekçiler): "Öyleyse siz dua edin (siz yalvarın) dediler." Kâfirlerin duası, sadece dalâlettir (dalâletin içindedir).

ANKEBÛT - 5 Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

ŞÛRÂ - 13 (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

RA'D - 27 Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

KASAS - 56 Muhakkak ki sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin (onun ruhunu Allah’a ulaştıramazsın). Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Ve O, muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi bilir.

“Allah’ım! Beni bağışla, bana acı, beni en ulu dosta (Kendine) kavuştur.” (K: Buhârî, Meğâzî, 78; Tirmizî, Deavât, 77.)

“Kabul edileceğine kesin bir şekilde inanarak Allah’a dua edin. Şunu iyi bilin ki Allah, kalbi gaflet içerisinde olanların duasını kabul etmez.” (K: Tirmizî, De’avât, 66; bk. Hâkim, De’avât, I, 493.)

“Allah sizin soyunuza, mallarınıza, şekillerinize bakmaz; devamlı olarak kalbinize ve o kalpteki niyete paralel işlediğiniz amele bakar.” (K: Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ebû Dâvud, III, 623; Bihâr-ül Envâr, c.77, s.88. Müsned, II/285; Ahmed Hanbel, 2/285-539.)

Bu sebeple Peygamber Efendimiz: “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır.” buyurmuşlardır. (K: Mecmuu’z-Zevâid, I/61,109.)

“Kim Allah’a ulaşmaya muhabbet beslerse (severse), Allah da onu Kendisine ulaştırmayı sever (muhabbet eder). Kim Allah’a ulaşmayı kerih görürse Allah da onu Kendisine ulaştırmayı kerih görür.” (K: Sahihi Buhari 12. cilt hadis no. 2043.)

“Yavrum! Sorumluluklarını yerine getir ve kendini ateşten koru. Yaşadığım müddetçe babalık görevimi eksiksiz yerine getiririm. Lâkin hesap günü sana bir faydam dokunmaz.” (K: Buhârî, Menakıb, 13; Müslim, İman, 89.)

“Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V), namaz kılmak için ayağa kalkarak: ‘Malik bin Duhşum nerede?’ diye sordu. Oradakilerden birisi: ‘O, Allah’ı ve O’nun Resûl’ünü sevmeyen bir münafıktır.’’ dedi. Peygam ber Efendimiz (S.A.V): ‘Öyle deme. Sırf Allah’ın Vech’ini (Zat’ını) dileyerek, lâ ilâhe illâllah dediğini görmüyor musun? Allah, sırf Allah’ın Vech’ini dileyerek ‘lâ ilâhe illâllah’ diyen kimseyi cehennem ateşine haram kılmıştır.” (K: Buhari-Muslim Riyadussalihin s.1170 nr. 1531.)

“Allah sizin soyunuza, mallarınıza, şekli şemâlinize bakmaz. Allahû Tealâ devamlı kalbinize bakar.”

“İslâm dînine (hanif dînine) girmeyen ateştedir.” (K: Müslim 867.)

“İslâm, Nuh’un Gemisi’dir. Ona binen kurtulur; ondan ayrılan boğulur.” (K: Cami-us Sağir Hadis.8162.)

Allah’a Ulaşmayı Dilemek, İnsanı Kurtuluşa Erdirecek Yegâne Duadır.

Allah’a ulaşmayı dilemek, ilk olarak insandaki ruh emanetinin (ruhun) Allah’a döndürülmesini, emanetin sahibine teslim edilmesini dilemektir. Ruhun seyri sülûka başlamasıyla nefsin temizlenmesi, nefsin teslim edilmesi işlemi de başlar. Bütün teslimlerin yerine getirilmesiyle kâmil insan mertebesine ulaşmak Allah’a ulaşmayı dilemenin son kademesidir.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de kâfir olanların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) duasına icabet etmeyeceğini ifade etmektedir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

Bütün bu hadîs-i şeriflerden de anlaşıldığı gibi, kalp Allah’ın nazargâhıdır ve kişi ancak kalben Allah’a ulaşmayı dilediği takdirde ameli Allah katında değer ifade etmektedir.

Allahû Tealâ Kendisine yönelen kişiyi, dünya hayatını yaşarken Kendisine ulaştıracağını garanti etmektedir.

Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki:

Bu hadîs-i şerif, Kur’ân-ı Kerim’le bire bir örtüşmektedir. Daha evvel de ifade ettiğimiz gibi, İslâm dîninin anahtarı Allah’a ulaşmayı dilemektir. Ve ancak dileyenler için Allah’a ulaşmak söz konusudur. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah da onu Kendisine ulaştırmayı dileyecektir. Kim Allah’a ulaşmayı dilemezse Allah da onu asla Kendisine ulaştırmayı dilemeyecektir.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), sevgili kızı Hz. Fâtıma’ya şöyle buyurmuştur:

Bir diğer hadîs-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

Bütün bu hadîs-i şeriflerden anlaşıldığı üzere kişinin kurtuluşu kendi iradesiyle yapacağı bir seçime bağlıdır.

Yunus Emre de bu hakikati şöyle dile getirmiştir:

“Dervişlik bir dilektir. Bilene düğün dernektir.”

Allah, kimin kalbinde Allah’a ulaşma dileğini görürse onu Kendisine ulaştıracağını garanti etmektedir.

Kişinin iradesi talep etmedikçe Allah onun ruhunu asla Kendisine ulaştırmaz. Nitekim Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in amcası bu istikamette verilen çok çarpıcı bir misâldir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) en sevdiği amcasının kendisine tâbî olmasını istemiştir ama amcası: “Ben sana tâbî olursam etrafımdakiler ne der?” demek suretiyle o tâbiiyeti gerçekleştirmemiştir.

Allahû Tealâ Kasas Suresinin 56. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

Demek ki biz hidayetine vesile olmak istediğimiz kişiyi ne kadar seversek sevelim, o kişi kendi iradesiyle talep etmedikçe bizim onun Allah’a ulaşmasında bir katkımızın olması söz konusu değildir. Diğer taraftan, eğer o kişi Allah’a ulaşmayı dilerse biz de buna sebep olursak veya Allah’a ulaşmayı diledikten sonra herhangi bir konuda kendisine yardımımız dokunursa o zaman bir katkımız olabilir. İşte hadîste zikredilen mesaj budur: “Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah da o kişiyi Kendisine ulaştırmayı diler.”

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) de hadîs-i şerifinde buyuruyor ki:

Eğer kalpte Allah’a ulaşma dileği söz konusu ise Allah mutlaka Rahîm esmasıyla o kişinin üzerine tecelli edecek ve peş peşe o kişiye 7 tane furkan verecektir. 7 furkanın verilmesi, o kişinin kapalı olan uzuvlarının açılmasını, engelli olan hassalarının üzerindeki engellerin de kalkmasını sağlar. Böylece o kişi, başlangıç noktasında uzuvlar ve hassalar üzerindeki engeller sebebiyle sağır, dilsiz ve kör iken o engellerin kaldırılmasıyla işiten, gören ve akleden birisi olur.

Bu kişi artık Allahû Tealâ’nın kendisi için tayin ettiği irşad kademesini sıradan bir insan olarak değil, irşad kademesi olarak görmeye başlar. İrşad kademesinin sözlerini alelâde sözler olarak değil, mânâsına ulaştığı için Hakk’tan inen sözler olarak idrak etmeye başlar. Bu sözlerin mânâsına erer, çünkü idrake ulaştıktan sonra kalbine nakşeder; kendisine mâl eder.

Akabinde Allahû Tealâ o kişide 6 tane kalp şartı gerçekleştirir. Buraya kadar açıklanan uzuvlar ve hassalar üzerindeki engeller fizik bedenle alâkalıdır. Bundan sonra ifade edilecek olan 6 kalp şartı ise nefsle alâkalıdır. Bu şartları şöyle sıralayabiliriz:

1- Allah kişinin kalbindeki ekinneti alır.

2- Fıkıh hassasını açar.

3- Kalbine ihbatı yerleştirir.

4- Kalbine hidayetle ulaşır.

5- Kalbi Kendisine çevirir.

6- Kalbine giden rahmet yolunu açar.

Nasıl fizik vücut namazı kılmak istediğinde abdest alması gerekirse nefsin de abdesti bu 6 tane kalp şartıdır. Bunlar olmadıktan sonra nefs ibadetlere katılamaz.

Bu 6 tane kalp şartı o kişinin o noktadan itibaren “Allah” ismini tekrar etmeye başlamasını sağlar. Allah isminin tekrarıyla kişi huşû sahibi olur ve huşû sahibi olan kişi Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece hacet namazı kılarak Allah’tan mürşidini talep ederse Allah ona mürşidini gösterir.

Mürşide tâbî olduğu zaman, Allahû Tealâ o kişiye peş peşe 7 nimet verir. Kişi 7 kademede nefs tezkiyesini gerçekleştirir. Buna paralel olarak ruh da 7 tane gök katı yükselir. Nefs-i Emmare’deki zikir artışıyla nefsin manevî kalbinde %7’lik nur birikimi oluşur. Buna karşılık ruh da 1. gök katına çıkar. Nefs-i Levvame’de zikir artışına paralel %7 nurlanma sonucu 2. gök katına, Nefs-i Mülhime’de 3. gök katına, Nefs-i Mutmainne’de 4. gök katına, Nefs-i Radiye’de 5. gök katına, Nefs-i Mardiyye’de 6. gök katına ve Nefs-i Tezkiye’de 7. gök katına ulaşır. 7 âlemi geçtikten sonra yoklukta Allah’ın Zat’ına ulaşır ve böylece kişi ermiş evliya olur.

Kişiye düşen, hadîste de zikredildiği gibi sadece bir dilektir. Onu bir tek dileği karşılığında Kendisine ulaştıran ise Allah’tır. Sonuçta da Allah’ın evliyası olarak kişinin gideceği yer cennettir. Konunun diğer boyutu ise Allah’a ulaşmayı dilemeyeni Allah’ın da Kendisine ulaştırmayı dilememesidir. Neticede o kişinin gideceği yer ne yazık ki cehennemdir.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

Kişi hangi şartların, hangi inanışın içinde olursa olsun onu kurtuluşa ulaştıracak olan yegâne faktör, kendi serbest iradesiyle Allah’a ulaşmayı dilemesidir. O halde “İslâm dînine girmeyen ateştedir.” hadîs-i şerifi bir büyük Kur’ân-ı Kerim hakikatini ifade etmektedir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir diğer hadîsinde de şöyle buyurmaktadır:

O halde kurtuluş İslâm’dadır. Kişinin aklı hangi ortamda şuurlanmışsa o kalıplar içerisinde hareket edecektir. Eğer kişinin aklı negatif bir ortamda şuurlanmışsa Allah’a âsi olacak, pozitif bir ortamda şuurlanmışsa Allah’ın emir ve yasaklarını hayatına zevkle tatbik edecektir. Kişiyi böyle bir ayıraca götürecek olan temel faktörse bir tek dilektir: Allah’a ulaşmayı dilemek. Bu dileğin kalpte yeşermesi ise yaşadığımız olaylarla son derece yakından ilintilidir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîs-i şerifine göre ateşte olan birileri vardır. İşte bu hazin gerçeği ortaya koymak ve muhtevasını anlayabilmek için aşağıdaki soruların yanıtlarını aramamız gerekmektedir.

● İslâm nedir?

● İslâm dîninin giriş basamağı nedir? İslâm’a nasıl girilir?

● Ateş ne demektir? Ateş ehli kimlerdir? Ateşten kurtulanlar kimlerdir?

● Diğer dînlere mensup kişiler ateşte olacak kişiler midir?