ÖNSÖZ
Allahû Tealâ, Ahzâb Suresinin 40. âyet-i kerimesinde açık ve kesin bir şekilde; Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in Allah’ın Resûl’ü olduğunu ve resûllerin değil, nebîlerin sonuncusu olduğunu ifade ediyor.
Ne yazık ki günümüz İslâm uygulamasında nebî ve resûl kavramları birbirine karıştırılıyor. Bu âyet-i kerimeden hareketle Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in son resûl olduğu iddia ediliyor.
Kur’ân-ı Kerim’e göre Allahû Tealâ şeriat kitabını nebîlere (peygamberlere) verir. Her nebî aynı zamanda resûldür. Fakat her resûl nebî (peygamber) değildir. Nebî olmayan resûller, kendisinden evvel inen şeriat kitabını tebliğ etmek, öğretmek ve açıklamakla vazifelidirler.
Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz hatemül enbiyadır; nebîlerin mührüdür, sonuncusudur. O’ndan sonra peygamber gelmeyecektir. Risalet ise kıyamete kadar devam edecektir. Şu anda dünya üzerindeki bütün milletlerde peygamber olmayan bir resûl yaşıyor. Ve Allahû Tealâ’nın vazifelendirdiği bu insanlar mürşid hüviyetindedir.
Muhterem Hocamız Dr. Abdulcabbar Boran, hayatımızı A’dan Z’ye değiştirecek bu Kur’ân-ı Kerim hakikatini, âyet âyet bütün ispat vasıtalarıyla açıklıyor. Bu gerçek neden A’dan Z’ye bütün hayatımızı değiştirir? Çünkü İslâm’ın yaşanması mutlak olarak bir mürşide ihtiyaç gösterir. Bakara Suresinin 151. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ resûllerini, insanlara Allah’ın âyetlerini okusunlar diye, onların nefslerini tezkiye etsinler diye, onlara kitap öğretsinler diye, onlara hikmet ve hikmetin ötesini öğretsinler diye vazifelendirdiğini söylüyor. Bizi iki cihanda mutlu kılacak bu hedeflere, Allah’ın vazifelendirdiği Devrin İmamını, kavim resûllerini ve mürşidleri Kur’ân’daki muhtevası ile değerlendirdiğimiz zaman ulaşabiliriz. Hacet namazı ile mürşidimizi Allah’tan istemekle hepimiz vazifeliyiz. Mutluluk hem hakkımız hem de vazifemizdir.
Kıymetli Hocamın varlığı, sevgisi, irşadı sayesinde biliyorum ki Allahû Tealâ, irşad makamı vasıtasıyla âyetlerini bizlere yaşayarak ve yaşatarak öğretiyor; ahsen örnek ile. Her an Kur’ân-ı Kerim’i yaşayan ve yaşatan, iyiliği emreden, kötülükten men eden, affeden, kötülüğe iyilikle mukabele eden, seven, seven, daima seven, bizlere Allah’ı sevdiren, bizlere Kur’ân-ı Kerim’i sevdiren Muhterem Hocamız, ellerinizden sonsuz hürmetle öper, varlığınız ve bu kitaptaki yol göstericiliğiniz için Allah’a sonsuz hamd ve şükrederim.
Okurlarımızın “Allah’a ulaşmayı dileyerek, Allah ve Resûl sevgisini talep ederek, kalpleri Allah zikri ile aydınlanarak bu kitabı okumaları, Allah’ın mutluluk hedefine ulaşmaları” için kıymetli dualarınızı dilerim.
Sizi çok seven, size olan bağlılığıyla mutluluğa ulaşan talebelerinizden yalnızca biri...