2. Kur’ân âyetlerine göre “resûl” kelimesi

Türk Dil Kurumu’na göre:

“Resûl” kelimesi; “kendisine kitap indirilmiş peygamber” olarak tanımlanmaktadır.

Kur’ân-ı Kerim’e göre:

“Resûl” kelimesi; “her devirde, her kavimde var olan, kendisine şeriat kitabı verilmeyen, kendisinden önce gelen nebîlerin getirdiği şeriat kitabını açıklayan elçi” anlamındadır.

Ahzâb–40, Âli İmrân–81, Ahzâb–7, Hacc–52, Mâide–19, Nisâ–165, Mu’minûn–44, Âli İmrân–179. âyetlerinde “Resûl” kelimesi şöyle ifade edilmektedir:

AHZÂB - 40 Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

Bu âyette Peygamber Efendimiz (S.A.V) için hem “Resûl” sıfatı, hem de özellikle “Nebîlerin (peygamberlerin) sonuncusu” ifadesi kullanılmamış mıdır?

ÂLİ İMRÂN - 81 Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne). Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.

Âli İmrân–81’deki nebîler, kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberler değil midir? Ve yine bu âyetteki Resûl ise bu şeriat kitaplarını tasdik eden elçi değil midir?

AHZÂB - 7 Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsâbni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan). O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.

Ahzâb-7’de misak alınan nebîler (peygamberler)arasında Peygamber Efendimiz (S.A.V) de olduğuna göre ve Peygamber Efendimiz (S.A.V), Nebîlerin sonuncusu olduğuna göre… Âli İmrân-81’e göre, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra bir Resûlün geleceği kesinleşmiyor mu?

Yoksa Peygamber Efendimiz(S.A.V)’den sonra bir peygamberin daha geleceği mi iddia ediliyor?

HACC - 52 Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin ve lâ nebiyyin illâ izâ temennâ elkaş şeytânu fî umniyyetihî, fe yensehullâhu mâ yulkış şeytânu summe yuhkimullâhu âyâtihî, vallâhu alîmun hakîm(hakîmun). Senden önce gönderdiğimiz (hiç)bir resûl ve nebî yoktur ki; (bir şey) temenni ettiği (dilediği) zaman şeytan, onun temenni ettiği şeye, (yalan) ilka etmemiş (ulaştırmamış) olsun. Fakat Allah, şeytanın ilka ettiği şeyi nesheder (kaldırır, yok eder). Sonra Allah, âyetlerini muhkem kılar (sağlamlaştırır). Ve Allah, Alîm’dir, Hakîm’dir (ilim ve hikmet sahibidir).

Hacc-52’deki “nebî” ve “resûl” kavramları birbirinden ayrı kavramlar değil midir?

Allahû Tealâ buyuruyor ki:

MÂİDE - 19 Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun). Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl’ümüz (elçimiz) gelmişti. “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kaadirdir.

NİSÂ - 165 Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun ba’der rusul(rusuli). Ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen). (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resûllerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah’a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.

MU'MİNÛN - 44 Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne). Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.

Mu’minûn suresinin 44. âyet-i kerimesinde ifade edildiği gibi, resûller ardı arkası kesilmeksizin geldiklerine göre ve Mâide suresinin 19. âyet-i kerimesinde, hem nebî resûllerden (peygamber olan elçilerden), hem de onların fetret devrinde gönderilen velî resûllerden (Peygamber olmayan, müjdeleyen ve uyaran elçilerden) bahsedilmiyor mu?

Allahû Tealâ Âli İmrân suresinin 179. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

ÂLİ İMRÂN - 179 Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alâl gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulihî, ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun). Allah, habis olanı (kötüyü), temiz olandan (mü'min olanı, mü'min gözükenden) ayırıncaya kadar mü'minleri, sizin bulunduğunuz hâl üzere (mü'min olanla mü'min gözükenin bir arada olduğu bir durumda) terk edecek değildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eğer âmenû olur ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vardır.

Bu âyette aynı dönemde birden fazla resûlden bahsedildiğine göre ve aynı dönemde birden fazla peygamber olması mümkün olmadığına göre, buradaki resûllerin, velî resûl olduğu kesinleşmiş olmuyor mu?

Görülüyor ki;

• Kur’ân’da “resûl” kelimesi geniş bir yelpazede, yani genel için kullanılmıştır.

• Kur’ân’da melekler, cinler ve sıradan bir insan için bile “resûl” kelimesi kullanılmıştır.

• Kur’ân’da hem insan, hem de insan olmayan diğer canlı varlıklar için de “resûl” kelimesi kullanılmıştır.

• Kur’ân’a göre hem cinlerden, hem de meleklerden “resûl” vardır.

• Peygamberlerin haricinde kendisine şeriat kitabı verilmeyen velîler için de resûl kelimesi kullanılmıştır.

O halde Kur’ân-ı Kerim’e göre; Her nebî, resûldür. Ama her resûl, nebî değildir

İşte bu hakikate rağmen;

Dîn öğreticileri ve Kur’ân müfessirleri, Kur’ân’da “peygamber” anlamında kullanılan “nebî” kelimesi yerine “resûl” kelimesini, “peygamber” olarak Türkçe’ye çevirmişlerdir.

Kur’ân-ı Kerim’e tamamen aykırı olan bu bid’at (yanlış inanç), dilimize ve günlük yaşamımızın her alanına Kur’ân’ın bir hakikatiymiş gibi gösterilmek suretiyle yerleştirilmiş durumdadır.

Zamanla, dil bilimcilerimiz, dîn görevlilerimiz, kurumlarımız, medyamız ve de halkımız bu büyük yanlışa (hiç araştırma gereği duymadan) doğruymuş gibi inanmış ve kabullenmiş görünmektedirler.

Kur’ân-ı Kerim’e göre “nebî” kavramı, “Kendisine şeriat kitabı verilen Peygamber” anlamını taşıyor olmasına rağmen…

• “Nebî” kelimesi yerine, resûl kelimesini peygamber olarak kullanmakla ne kaybederiz ki?

• İki kelimenin anlamlarının yer değiştirilmesiyle dünyanın sonu mu gelir?

• İki kelime kime, nasıl bir zarar verebilir?

Kendisine indirilmiş olan Kur’ân-ı Kerim’de “Nebîlerin Sonuncusu” diye hitap edilen Hz. Muhammed (S.A.V)’in sıfat ve görevlerini açıklayan ve Arapçası “Nebî” olan peygamber kelimesinde yapılan bu tahrifatla öncelikle;

• Risalet Peygamber Efendimiz ile sona erdirilmiştir.

Böylece, her devirde Kur’ân’ın (mübelliği) açıklayıcısı Devrin İmamı olan Resûl, dîn tatbikatından çıkarılmıştır.

• Vahiy, Peygamber Efendimiz ile sona erdirilmiştir.

Böylece, Kur’ân-ı Kerim rafa kaldırılmıştır.

Nebî kelimesi, peygamberlerin haricinde kendisine şeriat kitabı verilmeyen velî resûller için de kullanılmıştır.

Ve böyle yapılarak;

• Kur’ân hakikatleri ve dînin bütününe zarar verilmiştir.

• İnsanların çıkmaza düştüklerinde, Allah’ın elçisine ulaşarak çözüm almaları imkânsızlaştırılmıştır.

• Dolayısıyla Kur’ân-ı Kerim’in anlaşılması ve yaşanması engellenmiştir.

• İnsanlar, Allah’ın Kitab’ına başvurmak yerine, emaniye (el yazması kaynaklara) yönelmişlerdir.

• Dünya ve ahiret saadetleri yok edilen insanlar cehenneme mahkûm edilmişlerdir.

• Kısacası mutlu, huzurlu bir toplumun oluşumu engellenmiştir.

Sıradan ve basitmiş gibi görünen bu bid’at ile…

Allah’ın vahyi olan Kur’ân’ın sistematiği değiştirilerek insanların Kur’ân’ı anlamaları engellenmiş ve Kur’ân ile olan bağları kesilmiş, tüm insanlık âlemi karanlıklar içinde yaşamaya terk edilmiştir.

Bu iki kelime, belki de nükleer bombaların, kimyasal atıkların, genetiği bozulmuş ve değiştirilmiş gıdaların verdiği zarardan çok daha büyük zararlar vermiştir insanlığa. Mutsuz ve huzursuz insanlar, parçalanmış aileler, şiddet dolu, kavgalı toplumlar, savaşan ülkeler ve çöken ekonomilerin tahribatlarını hangi megatonluk nükleer bombalar yapabilirdi ki?

Nebî ve Resûl kelimelerinin anlam ve yerlerinin değiştirilmesi sonucunda, her devirde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in mirasçıları olan Resûllerin; yani devrin imamlarının varlığı göz ardı edilerek, Allah’ın vahyi olan Kur’ân-ı Kerim’in açıklanması ve yaşanması engellenmiştir.

Bir kez daha altını çizerek ifade ediyoruz ki;

• Peygamberler bütün dünya için vazifelidirler. Peygamber olmayan velî resûller ise dünyada bulunan her kavimde yaşarlar. Ama sadece kendi kavimleri içinde vazifelidirler.

• Nebî olan resûller arasında uzun fetret devreleri vardır. (Peygamberler arka arkaya gelmezler.) Nebî olmayan; yani Peygamber olmayan Velî Resûllerde ise, devamlılık söz konusudur. Resûller ardı ardına gönderilirler.

• Kur’ân-ı Kerim’de cin ve melek resûl (elçi) ifadeleri olmasına rağmen, cin ve meleklerden Nebî (Peygamber) yoktur.

• Nebî resûller (Peygamber olan elçiler) hangi kavmin içinden çıkarsa çıksın, o kavmin lisanıyla bütün dünyaya hitap ederler. Ama Nebî olmayan velî resûller (Peygamber olmayan elçiler) ise, hangi kavimde vazifeli kılınmışlarsa yine kendi lisanlarıyla sadece o kavimden sorumludurlar.

• Kur’ân’a göre nebî resûllerin beş grup görevi vardır. Nebî olmayan velî resûllerin ise dört grup görevi vardır.

• Bütün nebî resûller, tasarruf rızasının sahibidirler. Velî Resûller ise tasarruf rızasının sahibi değillerdir. Ancak Nebîlerin olmadığı dönemlerde bu velî resûllerden, Allah seçtiği bir kişiyi tasarrufuna alır ve her devirde vekâleten o, devrin imamı olarak vazife yapar.

• Allah, bütün Nebîlere(peygamberlere)şeriat kitapları indirmiştir. Oysa Nebî olmayan velî resûllerin (peygamber olmayan elçilerin) sadece bir kısmına sohbet niteliğinde kitaplar yazdırmıştır.