Re­sû­lün­ asıl­ gö­re­vi,­ in­san­la­rı­ Al­lah'ın­ yo­lu­na ­da­vet ­et­mek,­ hi­da­ye­ti ­teb­liğ ­et­mek, ­Al­lah'ın ­hak­ dî­ni­ni­ on­la­ra­ açık­la­mak­tır.­ Al­la­hû­ Tealâ­ bu­ ko­nu­da ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:

TEVBE - 33 Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirahu alâd dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne). Resûl'ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen O'dur.

Al­lah’ın­ Re­sûl’ü,­ dün­ya­ ha­ya­tın­da­ Al­lah’a­ ulaş­ma­yı­ di­le­me­ye­rek­ baş­ka­la­rı­nın ­da ­Al­lah’ı­ di­le­me­si­ne ­mâ­ni ­olan­lar­la­ ve onun­ da­ve­tin­den ­şüp­he eden­ler­le,­ teb­liğ­ yo­luy­la­ de­vam­lı­ mü­câ­de­le­ et­mek­te­dir.­ Al­lah’ın­ Re­sûlü’nün­ bun­dan­ ama­cı,­ in­san­la­rı­ Al­lah'ın­ yo­lun­dan­ alı­ko­yan­la­rı­ ve­bal­den kur­tar­mak,­ fu­hu­şa­ teş­vik­ eden­le­ri­ et­ki­siz ­ha­le ­ge­tir­mek­tir.

Al­la­hû ­Tealâ­ Kur’ân-ı­ Ke­rim’in­de­ şöy­le­ bu­yur­mak­ta­dır:

EN'ÂM - 25 Ve minhum men yestemiu ileyke, ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ, hattâ izâ câuke yucâdilûneke yekûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne). Ve onlardan kim seni dinlerse, onu anlamalarına karşı (anlamamaları için) kalplerinin üzerine ekinnet koyduk ve kulaklarında vakra (ağırlık) vardır. Ve onlar bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Hatta sana geldikleri zaman, seninle tartışırlar (mücâdele ederler). Kâfir olanlar: “Bu ancak evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir.” derler.

EN'ÂM - 26 Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anhu, ve in yuhlikûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne). Ve onlar, ondan (Allah’a ulaşmaktan, hidayetten) nehyederler (men ederler, yasaklarlar) ve onlar da (kendileri de) ondan (hidayetten) uzak dururlar (yüz çevirirler). Kendilerinden başkasını helâk etmezler ve farkında olmazlar (şuurunda değiller).

A'RÂF - 28 Ve izâ faalû fâhişeten kâlû vecednâ aleyhâ âbâenâ vallâhu emerenâ bihâ, kul innallâhe lâ ye’muru bil fahşâi, e tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne). Kötü (çirkin) bir şey yaptıkları zaman: “Babalarımızı onun üzerinde bulduk (onlardan böyle gördük) ve Allah onu bize emretti.” dediler. (Onlara şöyle) de: “Muhakkak ki; Allah, fahşayı (kötülüğü, çirkinliği) emretmez. Allah’a bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?”

Bu­ ki­şi­ler,­ yal­nız­ca­ ken­di­le­ri­ dün­ya­ ha­ya­tın­da­ Al­lah’a­ ulaş­ma­yı­ di­le­me­mek­le­ kal­maz­lar.­ Ay­nı­ za­man­da­ pek­ çok­ in­sa­nı­ da­ dün­ya­ ha­ya­tın­da Al­lah’a ­ulaş­ma­yı­ di­le­mek­ten­ men­ eder­ler.­ Ör­ne­ğin ­cin­sel­ sap­kın­lık­la­rın ­ve fuh­şun­ ya­yıl­ma­sı­ için ­ça­ba ­gös­te­ren­ler,­ ken­di­le­ri­ sap­tık­la­rı­ gi­bi,­ baş­ka ­insan­la­rı­ da­ sap­kın­lı­ğa­ sü­rük­le­mek­te­dir­ler.­

NÛR - 19 İnnellezîne yuhıbbûne en teşîal fâhışetu fîllezîne âmenû lehum azâbun elîmun fîd dunyâ vel âhırati, vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne). Muhakkak ki âmenû olanlar arasında fahişeliğin (çirkin olayların, iftiranın, kötülüğün) yayılmasını sevenlere, dünya ve ahirette elîm azap vardır. Ve Allah, bilir ve siz bilmezsiniz.

Ah­lâk­sız­lı­ğı­ yay­ma­ya­ ça­lı­şan­la­rın­ ahi­ret­te­ kar­şı­la­şa­cak­la­rı­ azap,­ kuşku­suz­ ce­hen­nem­dir.­ Dün­ya­da ya­şa­ya­cak­la­rı­ aza­bın­ fark­lı­ yol­la­rı­ ola­bi­lir. Al­lah bu­ ki­şi­le­rin­ üs­tü­ne­ çe­şit­li ­ be­lâ­lar ve­re­bilir.­ Allah’ın­ Resûl­le­ri,­ gay­ri ah­lâ­kî­ dav­ra­nış­lar­ için­de­ olan­ bu­ in­san­la­rı­ de­vam­lı­ Al­lah’a­ da­vet­ ede­rek on­la­ra­ hi­da­ye­ti­ teb­liğ­ eder­ler.­ Al­la­hû­ Tealâ bu ­ ko­nu­da­ Hz. ­ Lût­ (A.S)’ın kav­mi­ne ­kar­şı ­yü­rüt­tü­ğü­ mü­câ­de­le­yi ­ör­nek ­gös­ter­mek­te­dir.­

A'RÂF - 80 Ve lûtan iz kâle li kavmihî e te'tûnel fâhışete mâ sebekakum bihâ min ehadin minel âlemîn(âlemîne). Ve Lut (A.S) kavmine şöyle demişti: “Sizden önce geçmiş olan âlemlerden (hiç) birinin yapmadığı fuhşu (kötülüğü) mü getiriyorsunuz (yapıyorsunuz)?”

A'RÂF - 81 İnnekum le te'tûner ricâle şehveten min dûnin nisâi, bel entum kavmun musrifûn(musrifûne). Gerçekten siz, kadınlardan başka erkeklere de geliyorsunuz. Hayır, siz müsrif (haddi aşan) bir kavimsiniz.

A'RÂF - 82 Ve mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû ahricûhum min karyetikum, innehum unâsun yetetahherûn(yetetahherûne). Ve kavminin cevabı: “Onları ülkemizden çıkarın, çünkü onlar çok temiz insanlar.” demekten başka (bir şey) olmadı.

ŞUARÂ - 160 Kezzebet kavmu lûtınil murselîn(murselîne). Lut (A.S)’ın kavmi (de) mürselini (resûlleri) tekzip etti (yalanladı).

ŞUARÂ - 161 İz kâle lehum ahûhum lûtun e lâ tettekûn(tettekûne). Onların kardeşi Lut (A.S) da onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti.

ŞUARÂ - 162 İnnî lekum resûlun emîn(emînun). Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.

ŞUARÂ - 163 Fettekullâhe ve atîûni. Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin (bana tâbî olun).

ŞUARÂ - 164 Ve mâ es’elukum aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn(âlemîne). Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir.

ŞUARÂ - 165 E te’tûnez zukrâne minel âlemîn(âlemîne). Siz âlemlerden (insanlardan) erkeklere mi gidiyorsunuz (yaklaşıyorsunuz)?

ŞUARÂ - 166 Ve tezerûne mâ halaka lekum rabbukum min ezvâcikum, bel entum kavmun âdûn(âdûne). Ve Rabbinizin sizin için yarattığı zevcelerinizi (eşleriniz olan kadınlarınızı) bırakıyorsunuz. Hayır, siz azgın (haddi aşan) bir kavimsiniz.

ŞUARÂ - 167 Kâlû le in lem tentehi yâ lûtu le tekûnenne minel muhracîn(muhracîne). “Ey Lut! Eğer gerçekten sen, (bizi uyarmaktan) vazgeçmezsen, sen mutlaka (yurdundan) ihraç edilenlerden (çıkarılanlardan, kovulanlardan) olacaksın.” dediler.

ŞUARÂ - 168 Kâle innî li amelikum minel kâlîn(kâlîne). “Muhakkak ki ben, sizin amellerinize şiddetle buğzedenlerdenim (kızanlardan, tiksinenlerdenim).” dedi.

ŞUARÂ - 169 Rabbi neccinî ve ehlî mimmâ ya’melûn(ya’melûne). Rabbim, beni ve ehlimi (ailemi ve bana tâbî olanları), onların yaptıklarından kurtar.

ŞUARÂ - 170 Fe necceynâhu ve ehlehû ecmaîn(ecmaîne). Bunun üzerine Biz de onu ve ehlini (ailesini ve ona tâbî olanları), hepsini kurtardık.

ŞUARÂ - 171 İllâ acûzen fîl gâbirîn(gâbirîne). Geride kalanların içinde bir ihtiyar kadın (Lut (A.S)’ın hanımı) hariç.

ŞUARÂ - 172 Summe demmernâl âharîn(âharîne). Sonra diğerlerini dumura uğrattık (nesillerini sona erdirdik).

ŞUARÂ - 173 Ve emtarnâ aleyhim matara(mataran), fe sâe matarul munzerîn(munzerîne). Ve onların üzerine yağmur yağdırdık. İşte bu uyarılanların yağmuru, çok kötü idi.

ŞUARÂ - 174 İnne fî zâlike le âyeten, ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne). Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü’min olmadılar (Allah’a ulaşmayı dilemediler).

ŞUARÂ - 175 Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu). Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz’dir (yüce) Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).

Baş­ka ­âyet­ler­de­ ise­ Hz. ­Lût­(A.S)'ın ­kav­mi­ne­ olan­ tep­ki­si­ ve­ Lût­ kavmi­nin­ sap­kın­lı­ğı­ şöy­le­ an­la­tı­lır:­

Fuhuş çıkaranlarla Allah Resûllerinin mücâdelesi