Kav­min re­fah için­de­ olan­la­rı­nın,­ ba­ba­la­rı­nın­ dî­ni­ne bağ­lı­ ol­ma­ları­nın ne­de­ni ­açık­tır. ­Bu ­dîn, ­ken­di ­ege­men­lik­le­ri ­al­tın­da ­ku­ru­lu­ dü­ze­nin ­önem­li­ bir­ par­ça­sı­dır.­ Bu ­dî­ni ­kul­la­na­rak­ dü­ze­ne­ söz­de ­meş­rû­ti­yet­ sağ­la­mak­ta­dır­lar.­ Ay­rı­ca­ bu­ dî­nin­ ba­zı­ ku­ral­la­rı­na­ uya­rak­ ge­rek­ti­ğin­de­ ken­di­le­ri­ni dîn­dar ­in­san­lar­ ola­rak ­ta­nıt­ma­la­rı­ ve ­top­lu­mun ­gü­ve­ni­ni­ ka­zan­ma­la­rı­ son de­re­ce ­ko­lay­ ol­mak­ta­dır.­

Fesatçı­lar,­ ba­bala­rı­nın­ dî­ni­ne,­ için­de­ bu­lun­duk­la­rı­ ta­as­sup­ ne­de­niy­le bağ­lı ­ka­lır­lar. ­Her­ tür­lü ­de­ği­şi­me ­kar­şı­ çı­kan,­ es­ki­ olan­ her­şe­yin ­iyi­ ol­du­ğu­na ­ina­nan ­bu ­ki­şi­ler, ­in­san ­nef­si­nin­ eği­lim­le­rin­den ­bi­ri­ olan­ ta­as­su­bun(tutuculuğun)­ için­de bo­ğul­muş­lar­dır.­ On­la­rın ­ bir kıs­mı­ ba­ba­lar­ dî­ni­ saye­sin­de ­mai­şet­le­ri­ni ­te­min ­ede­rek­ bu­ dîn­den ­mad­dî­ çı­kar­lar­ sağ­la­mak­tadır­lar.­ Şey­tan ­on­la­ra, ­dî­nin­ terk ­edil­me­si­ ha­lin­de­ ma­işe­tin­ te­min­ edi­le­me­- ye­ce­ği ­kor­ku­su­nu ­aşı­la­mak­ta­dır.­

Tev­be­ Su­re­si­nin­ 34.­ âye­tin­de­ be­lir­til­di­ği­ üze­re,­ ba­ba­la­rı­nın­ dî­ni­ne bağ­lı­lık ­gö­rün­tü­süy­le­ "in­san­la­rın ­mal­la­rı­nı ­hak­sız­lık­la­ yi­yen " ­ruh­ban­la­rın sa­yı­sı ­bir­ hay­li­ ka­ba­rık­tır.­

TEVBE - 34 Yâ eyyuhâllezîne âmenû inne kesîran minel ahbâri ver ruhbâni le ye'kulûne emvâlen nâsi bil bâtıli ve yasuddûne an sebîlillâh(sebîlillâhi), vellezîne yeknizûnez zehebe vel fıddate ve lâ yunfikûnehâ fî sebîlillâhi fe beşşirhum bi azâbin elîm(elîmin). Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Muhakkak ki; ahbarlardan (yahudi âlimlerden) ve ruhbanlardan (rahiplerden) çoğu, mutlaka insanların mallarını bâtılla (boş yere, haksız olarak) yerler ve Allah’ın yolundan engellerler (mani olurlar). Ve altın ve gümüşü biriktiren ve onu Allah yolunda infâk etmeyen kimseler; artık onlara elîm azabı haber ver.

Bu­ ne­den­le­ top­lu­mun ­önem­li­ bir­ ke­si­mi, ­re­sû­lün­ tek­lif­ et­ti­ği ­hak­ dî­ne kar­şı­ ba­ba­la­rı­nın dî­ni­nin ­sa­vu­nu­cu­lu­ğu­nu ­yap­ma­ya­ baş­lar­lar. ­A’râf­ Su­re­si­nin ­70.­âyet-i­ ke­ri­me­sin­de­ be­lir­til­di­ği ­gi­bi­ Ad­ kav­mi­ Hz.­ Hûd­ (A.S)'a­ şöy­le ­söy­le­miş­tir:­

A'RÂF - 70 Kâlû e ci’tenâ li na’budallâhe vahdehu ve nezere mâ kâne ya’budu âbâunâ, fe’tinâ bi mâ teidunâ in kunte mines sâdıkîn(sâdıkîne). Dediler ki: “Tek bir Allah’a kul olmamız için ve babalarımızın ibadet ettiği şeyleri terketmemiz için mi bize geldin? Eğer sen sadıklardan isen bize vaadettiğin şeyi (azabı) artık bize getir.”

HÛD - 62 Kâlû yâ sâlihu kad kunte fînâ mercuvven kable hâzâ e tenhânâ en na'bude mâ ya'budu âbâunâ ve innenâ le fî şekkin mimmâ ted'ûnâ ileyhi murîb(murîbin). “Ya Salih, sen bundan önce aramızda, hakkında ümit beslenen bir kimse olmuştun!” dediler. “Babalarımızın taptığı şeylere, bizim tapmamızı sen bize nehy mi ediyorsun? Gerçekten, bizi O’na davet ettiğin şüphe verici şeyden, biz kesinlikle tereddüt içindeyiz.” dediler.

Hûd­ Su­re­si­nin­ 62.­ âyet-i­ ke­ri­me­sin­de­ be­lir­til­di­ği­ gi­bi­ Hz.­ Sâ­lih (A.S)'a,­ Se­mud­ kav­mi ­şöy­le ­hi­tap­ et­miş­tir:­

Ka­sas­ Su­re­si­nin­ 36.­ âyet-i­ ke­ri­me­sin­de­ zik­re­dil­di­ği­ gi­bi,­ Hz.­ Mu­sa (A.S)'a­ kar­şı­ Fi­ra­vun ­çev­re­si­ de ­hep ­bu ­yön­te­mi­ iz­le­miş­ler­dir.­

KASAS - 36 Fe lemmâ câehum mûsâ bi ayâtinâ beyyinâtin kâlû mâ hâzâ illâ sihrun mufteren ve mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne). Böylece Musa (A.S), apaçık âyetlerimizi getirdiği zaman: "Bu, uydurulmuş sihirden başka bir şey değil ve biz evvelki atalarımızdan bunu duymadık." dediler.

Bu­ ke­si­min­ en ­bü­yük ­özel­lik­le­rin­den ­bi­ri­ de, ­re­sûl­le­re­ ve ­ona­ ih­san­la tâ­bî­ olan­la­ra­ kar­şı­ söz­lü ­ve­ fii­lî ­sal­dı­rı­ya ­ge­çer­ken, ­ken­di­le­ri­ni­ ger­çek ­bi­rer dîn­dar­ gi­bi­ gös­ter­me­ye­ ça­lış­ma­la­rı­dır. ­Bu­ ki­şi­ler­ Al­lah­ ve ­dîn ­adı­na­ or­ta­ya­ çı­kar­lar.­ Bu­ şe­kil­de­ sal­dı­rı­ ve­ bas­kı­la­rı­na­ söz­de­ meş­ru­ bir­ ze­min­ oluştur­ma­ya­ ça­lı­şır­lar.­ Bu­ son­ de­re­ce­ gös­ter­me­lik­ bir­ ta­vır­dır­ ve­ söz­ ko­nu­su ki­şi­le­rin­ de­ ger­çek­te­ hi­da­yet­le­ ve­ hak­ dîn­le­ hiç­bir­ il­gi­le­ri­ yok­tur.­ An­cak Kur’ân-ı­ Ke­rim’de­ ha­ber­ ve­ri­len­ bu­ ki­şi­ler,­ ta­vır­la­rı­nı­ öy­le­ bir­ de­re­ce­ye var­dır­mış­lar­dır­ ki,­ "re­sû­lü­ öl­dür­mek"­ gi­bi,­ ola­bi­le­cek­ en­ bü­yük ­su­çu ­iş­ler­ken ­bi­le ­“Al­lah ­adı­na”­ ha­re­ket­ et­tik­le­ri­ni­ öne ­sür­müş­ler­dir.­ Bu­ ki­şi­lerle ­il­gi­li ­ola­rak ­Al­la­hû ­Tealâ ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:­­

NEML - 45 Ve lekad erselnâ ilâ semûde ehâhum sâlihan eni’budûllâhe fe izâhum ferîkâni yahtesımûn(yahtesımûne). Ve andolsun ki, Semud kavmine "Allah’a kul olsunlar" diye onların kardeşi Salih (A.S)’ı gönderdik. Fakat onlar o zaman hasım olan (çekişen) iki grup oldular.

NEML - 47 Kâlût tayyernâ bike ve bi men meak(meake), kâle tâirukum indallâhi bel entum kavmun tuftenûn(tuftenûne). "Sen ve seninle beraber olanlar, bize uğursuzluk getirdiniz." dediler. (Salih A.S): "Sizin uğursuzluğunuz Allah’ın katındadır. Hayır, siz fitneye düşmüş bir kavimsiniz." dedi.

NEML - 48 Ve kâne fîl medîneti tis’atu rahtın yufsidûne fîl ardı ve lâ yuslihûn(yuslihûne). Ve şehirde dokuz kişilik bir grup vardı ki; yeryüzünde fesat çıkarıyorlar ve ıslâh etmiyorlardı.

NEML - 49 Kâlû tekâsemû billâhi le nubeyyitennehu ve ehlehu summe le nekûlenne li veliyyihî mâ şehidnâ mehlike ehlihî ve innâ le sâdikûn(sâdikûne). Allah’a kasem (yemin) ederek dediler ki: "Biz geceleyin mutlaka ona ve ailesine baskın düzenleyelim (onları öldürelim). Sonra da onun dostlarına (muhakkak ki) onun ailesinin helâk edilmesine şahit olmadık ve gerçekten biz sadıklarız (doğru söyleyenleriz)." diyelim.

NEML - 50 Ve mekerû mekran ve mekernâ mekran ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne). Ve hile düzenlediler. Ve Biz de (onlara) hile düzenledik, fakat onlar farkına varmadılar.

NEML - 51 Fenzur keyfe kâne âkıbetu mekrihim ennâ demmernâhum ve kavmehum ecmeîn(ecmeîne). Bundan sonra onların hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bak ki, onları ve onların kavminin tamamını nasıl yok ettik.

Fesatçıları ve cahiliyye adetleri üzere inananları atalar dînine bağlı kılan asıl sebep