RESÛLLERİN HİDAYETE ENGEL OLANLARA VE ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERE KARŞI MÜCÂDELE METODLARI

Al­la­hû­ Tealâ ­her­ de­vir­de­ re­sû­lü­nün­ ve­ ona ­ih­san­la­ tâ­bî ­olup­ îmâ­nı­ ar­tan mü’min­le­rin­ en­ bü­yük­ yar­dım­cı­sı­dır.­ Al­lah­ Re­sû­lü­ne­ tâ­bî­ olan­la­rı­ 7 ni’met­le­ des­tek­ler,­ güç­len­di­rir.­

Özel­lik­le­ re­sûl­ler,­ dai­ma­ Al­lah'ın­ özel­ des­te­ği­ne­ maz­har­ olan­lar­dır. Kur’ân-ı­ Ke­rim’de­ Al­la­hû­ Tealâ­’nın ­re­sûl­le­re ­ilim,­ hik­met,­ âyet­le­ri­ açık­la­ma,­ isa­bet­li ­ka­rar ­ver­me, ­ol­gun­ dav­ra­nış­lar­ gi­bi­ özel­ ye­te­nek­ler­ ver­di­ği­ bil­di­ril­mek­te­dir.­ Bu­nun­ ya­nın­da­ Al­lah­ za­man­ za­man­ re­sûl­le­re­ bü­yük­ bir mülk (mad­dî ser­vet, güç ­ve ihtişam) de ver­miş­tir.­ Ör­ne­ğin ­İs­ra­ilo­ğul­ları'na ­li­der ­ola­rak ­se­çi­len ­Hz.­Ta­lût'a, ­bil­gi, ­be­de­nî­ güç ­ve ­mülk ­ve­ril­miş­tir. Ba­ka­ra ­Su­re­sin­de ­bu ­ko­nuda ­şöy­le ­bu­yu­rul­mak­ta­dır:­­

BAKARA - 247 Ve kâle lehum nebiyyuhum innallâhe kad bease lekum tâlûtemelikâ(meliken), kâlû ennâ yekûnu lehul mulku aleynâ ve nahnu ehakku bil mulki minhu ve lem yu’te seaten minel mâl(mâli), kâle innallâhestafâhu aleykum ve zâdehu bestaten fîl ilmi vel cism(cismi), vallâhu yu’tî mulkehu men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Onların Peygamber’i onlara dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizin için melik olarak Talut’u beas etmişti (görevlendirmişti).” Dediler ki: “Bizim üzerimize onun melikliği nasıl olur? Melikliğe biz ondan daha çok hak sahibiyiz (daha çok lâyıkız). Ve de ona maldan bir genişlik (servetçe bolluk) verilmedi.” (Peygamber de) “Muhakkak ki Allah, onu sizin üzerinize (melik) seçti ve onun ilmini (bilgisini) ve cismini (kuvvetini) artırdı. Ve Allah, mülkünü dilediği kimseye verir. Ve Allah, Vâsi’dir (rahmeti ve ilmi herşeyi ihata eder), Alîm’dir (en iyi bilendir).

Al­la­hû­ Tealâ­,­ Hz.­İb­râ­hîm ­(A.S)­ ve ­onun­ so­yu­nu­ da­ hik­met­ ve­ mülk ile­ des­tek­le­di­ğini ­ifa­de­ et­mek­te­dir.

NİSÂ - 54 Em yahsudûnen nâse alâ mâ âtâhumullâhu min fadlıhî, fe kad âteynâ âle ibrâhîmel kitâbe vel hikmete ve âteynâhum mulken azîmâ(azîmen). Yoksa onlar, Allah'ın fazlından (ni'metinden) insanlara verdiği şeylere haset mi ediyorlar (çekemiyorlar mı)? Oysa Biz, Hz.İbrâhîm ailesine (soyuna) kitap ve hikmet vermiştik.Ve onlara “büyük mülk “verdik.

Hz.­Yu­suf­ (A.S)­ da­ ben­zer­ bi­çim­de­ des­tek­len­miş­tir.­ Kur’ân-ı­ Ke­rim’de,­er­gin­lik­ ça­ğı­na­ eri­şin­ce ­Hz.­Yu­suf­ (A.S)'a,­ hü­küm ­ve ­ilim­ ve­ril­di­ği bil­di­ril­mek­te­dir.­

YÛSUF - 22 Ve lemmâ belega eşuddehû âteynâhu hukmen ve ilmâ(ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne)." Ve en kuvvetli çağına ulaştığı (bulûğa erdiği) zaman ona hüküm (hikmet) ve ilim verdik. Muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.

Hz.­Yu­suf­ du­a ­eder­ken­ şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:­

YÛSUF - 101 Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs(ehâdîsi), fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ vel âhırati, teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn(sâlihîne). “Rabbim bana mülk verdin. Ve olayların (sözlerin, rüyaların) tevîlini (yorumunu) bana öğrettin. Semaları ve yeryüzünü yaratan, Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin (dostumsun). Beni müslüman (Allah’a teslim-i küllî ile teslim olan) olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat.”

Hz.­ Da­vud­ (A.S)'a­ da­ mülk­ ve ­hik­met­ ve­ril­miş­tir;­

BAKARA - 251 Fe hezemûhum bi iznillâhi, ve katele dâvudu câlûte ve âtâhullâhul mulke vel hikmete ve allemehu mimmâ yeşâu, ve lev lâ def’ullâhin nâse, bâ’dahum bi ba’din le fesedetil ardu ve lâkinnallâhe zû fadlin alel âlemîn(âlemîne). Nihayet Allah’ın izniyle onları hezimete uğrattılar. Ve Davut, Calut’u öldürdü. Ve Allah ona (Davut’a), meliklik (hükümdarlık) ve hikmet verdi ve ona dilediği şeylerden öğretti. Ve eğer Allah’ın, insanları birbiriyle defetmesi olmasaydı, yeryüzünde mutlaka fesat çıkardı (yeryüzünün düzeni bozulurdu). Lâkin Allah, âlemlerin üzerine fazl sahibidir.

SÂD - 20 Ve şedednâ mulkehu ve âteynâhul hikmete ve faslel hıtâb(hıtâbi). Ve onun mülkünü (idaresini) güçlendirdik. Ve ona, hikmet ve faslı hitap (hak ile bâtılı ayırıp adaletle hükmetme, hitap etme yeteneği) verdik.

Re­sûl,­ Al­lah'ın­ ken­di­si­ne­ ver­di­ği­ tüm­ bu­ des­tek­le­ bir­lik­te,­ in­kâr­cı­ların­ ön­de­ ge­len­le­ri­ne ­kar­şı­ fik­rî­ mü­câ­de­le­ye­ gi­ri­şir.­ Bu,­ Al­lah'ın­ gös­ter­di­ği yol­da, ­O'nun­ gös­ter­di­ği­ yön­tem­le­re ­gö­re ­yü­rü­tü­len ­bir­ mü­câ­de­le­dir.­

Fe­ra­set­ sa­hi­bi­ re­sûl­ler,­ zâ­lim­le­re­ kar­şı­ yü­rüt­tük­le­ri­ fik­rî­ mü­câ­de­le­de hep­ üs­tün­ gel­miş­ler­dir.­Fe­sat­çı­ müc­rim­ler­ ise­ hiç­bir­ za­man­ bu­ güç­lü­ du­ru­şa ­ ve ­ sağ­lam ­ fik­re ­ kar­şı bir ­ açık­la­ma ge­ti­re­memiş, ­hep ­ mağ­lup ­ olmuşlar­dır. ­Çün­kü ­re­sûl­ler, ­Al­lah’tan ­hak­kı ­ge­tir­miş­ler ­ve­ bâ­tı­la­ kar­şı­ mü­câ­de­le­ ede­rek­ Al­lah’ın­ yar­dı­mıy­la­ dai­ma­ üs­tün ­gel­miş­ler­dir.­