Allahû Tealâ çoğu kez, küfrün tuzaklarına karşılık resûlün eliyle tuzak kurmuştur. Kur’ân-ı Kerim’de bu konuyla ilgili verilen örneklerden biri de Yusuf (A.S)’ın yaşamıdır. Allah’a ulaşmayı dilemeyen, nefs afetlerinin emrinde olan kardeşleri Yusuf(A.S)’a karşı “hileli düzen” kurarak, onu küçük yaşta iken kuyuya atmışlardır.
YÛSUF - 102 Zâlike min enbâil gaybi nûhîhi ileyke, ve mâ kunte ledeyhim iz ecmaû emrehum ve hum yemkurûn(yemkurûne). İşte bu sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. Ve onlar, tuzak hazırlıyorken, işleri için karar verdikleri zaman, sen onların yanında değildin.
Ancak Allahû Tealâ , Hz. Yusuf (A.S)’ı bu tuzaktan korumuştur. Hz. Yusuf (A.S) böylece bu tuzaktan kurtulmuş ve onların tuzağına karşılık bir tuzak kurmuştur. Allahû Tealâ bu konuyu şöyle ifade etmektedir:
YÛSUF - 70 Fe lemmâ cehhezehum bi cehâzihim ceales sikâyete fî rahli ahîhi, summe ezzene muezzinun eyyetuhâl îru innekum le sârikûn(sârikûne). Artık onların yükünü hazırladığı zaman su kabını, kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra müezzin: “Ey kafile, muhakkak ki; siz gerçekten hırsızlarsınız!” diye seslendi.
YÛSUF - 71 Kâlû ve akbelû aleyhim mâzâ tefkidûn(tefkidûne). Onlara dönerek: “Kaybettiğiniz nedir?” dediler.
YÛSUF - 72 Kâlû nefkıdu suvâal meliki ve li men câe bihî hımlu beîrin ve ene bihî za’îm(za’îmun). “Melik’in su kabını kaybettik.” dediler. Kim onu getirirse (ona) bir deve yükü (erzak) var. Ve ben, ona kefilim.
YÛSUF - 73 Kâlû tallâhi lekad alimtum mâ ci’nâ li nufside fîl ardı ve mâ kunnâ sârikîn(sârikîne). Allah’a andolsun ki; siz de biliyorsunuz biz burada fesat çıkarmak için gelmedik. Ve biz, hırsız değiliz (olmadık).
YÛSUF - 74 Kâlû fe mâ cezâuhû in kuntum kâzibîn(kâzibîne). “Eğer siz yalan söylüyorsanız, o taktirde onun cezası nedir?” dediler.
YÛSUF - 75 Kâlû cezâuhu men vucide fî rahlihî fe huve cezâuhu, kezâlike neczîz zâlimîn(zâlimîne). “Onun cezası, o taktirde yükünde (kayıp eşya) bulunan kişinin kendisidir (kişinin kendisi ceza olarak bir yıl köle olur). Biz, zalimleri işte böyle cezalandırırız.” dediler.
YÛSUF - 76 Fe bedee bi ev’ıyetihim kable viâi ahîhi, summestahracehâ min viâi ahîhi, kezâlike kidnâ li yûsuf(yûsufe), mâ kâne li ye’huze ehâhu fî dînil meliki, illâ en yeşâallâh(yeşâallâhu), nerfeu deracâtin men neşâu, ve fevka kulli zî ilmin alîm(alîmun). Böylece (aramaya) kardeşinin heybesinden önce onların (diğer kardeşlerinin) heybeleri ile başladı. Sonra onu kardeşinin heybesinden çıkardı. Yusuf için işte böyle bir düzen hazırladık. Allah’ın dilemesi hariç Melik’in milletinde (kurallarında) kardeşini (tutmak, alıkoymak) olmazdı. Dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Ve bütün ilim sahiplerinin üstünde daha iyi bilen vardır.
Kur’ân-ı Kerim’de bildirilen bir başka tuzak örneği de, Hz. İbrâhîm (A.S)'ın kavminin taptığı putları kırmasıdır. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
ENBİYÂ - 51 Ve lekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu ve kunnâ bihî âlimîn(âlimîne). Ve andolsun ki daha önce İbrâhîm (A.S)’a rüşdünü (irşad yetkisini) verdik. Ve Biz, onu (irşada ehil olduğunu) bilenlerdik.
ENBİYÂ - 52 İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâ hâzihit temâsîlulletî entum lehâ âkifûn(âkifûne). (İbrâhîm A.S), babasına ve kavmine şöyle demişti: “Sizin ibadet ettiğiniz bu heykeller nedir?”
ENBİYÂ - 53 Kâlû vecednâ âbâenâ lehâ âbidîn(âbidîne). “Babalarımızı ona (onlara) ibadet ediyor bulduk.” dediler.
ENBİYÂ - 54 Kâle lekad kuntum entum ve âbâukum fî dalâlin mubîn(mubînin). (İbrâhîm A.S): “Andolsun ki siz ve babalarınız, apaçık dalâlettesiniz.” dedi.
ENBİYÂ - 55 Kâlû e ci’tenâ bil hakkı em ente minel lâıbîn(lâıbîne). “Sen, bize hakkı mı getirdin yoksa sen (bizimle) oyun mu oynuyorsun?” dediler.
ENBİYÂ - 56 Kâle bel rabbukum rabbus semâvâti vel ardıllezî fatarahunne ve ene alâ zâlikum mineş şâhidîn(şâhidîne). “Hayır sizin Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir ve onları yaratandır. Ve ben, buna şahit olanlardanım.” dedi.
ENBİYÂ - 57 Ve tallâhi le ekîdenne asnâmekum ba’de en tuvellû mudbirîn(mudbirîne). Allah’a yemin olsun, siz arkanızı döndükten (gittikten) sonra ben mutlaka sizin putlarınıza hile yapacağım.
ENBİYÂ - 58 Fe cealehum cuzâzen illâ kebîran lehum leallehum ileyhi yerciûn(yerciûne). Sonra onları (putları) cüz cüz (parça parça) yaptı. Onların büyük olanı hariç. Umulur ki böylece onlar, ona rücu ederler (dönerler).
ENBİYÂ - 59 Kâlû men feale hâzâ bi âlihetinâ innehu le minez zâlimîn(zâlimîne). “Bizim ilâhlarımıza bunu kim yaptı? Muhakkak ki o, gerçekten zalimlerdendir.” dediler.
ENBİYÂ - 60 Kâlû semi’nâ feten yezkuruhum yukâlu lehû ibrâhîm(ibrâhîmu). “Ona (kendisine), İbrâhîm denen gencin, onları zikrettiğini (putlardan bahsettiğini) işittik.” dediler.
ENBİYÂ - 61 Kâlû fe’tû bihî alâ a’yunin nâsi leallehum yeşhedûn(yeşhedûne). “Öyleyse onu, insanların gözü önüne getirin! Böylece onlar şahit olurlar.” dediler.
ENBİYÂ - 62 Kâlû e ente fealte hâzâ bi âlihetinâ yâ ibrâhîm(ibrâhîmu). “Ey İbrâhîm! Bizim ilâhlarımıza bunu sen mi yaptın?” dediler.
ENBİYÂ - 63 Kâle bel fealehu kebîruhum hâzâ fes’elûhum in kânû yentıkûn(yentıkûne). (İbrâhîm A.S) şöyle dedi: “Hayır, bunu onların büyüğü yaptı. Haydi eğer onlar konuşuyorlarsa (konuşabiliyorlarsa) onlara sorun!”
ENBİYÂ - 64 Fe raceû ilâ enfusihim fe kâlû innekum entumuz zâlimûn(zâlimûne). Bunun üzerine kendilerine geldiler, sonra da (kendileri için); “Muhakkak ki siz; siz zalimlersiniz.” dediler.
ENBİYÂ - 65 Summe nukisû alâ ruûsihim, lekad alimte mâ hâulâi yentıkûn(yentıkûne). Sonra onların başları öne eğildi. (Hz. İbrâhîm’e): “Andolsun ki sen, bunların konuşmadığını (konuşamadığını) biliyordun.” (dediler).
ENBİYÂ - 66 Kâle e fe ta’budûne min dûnillâhi mâ lâ yenfeukum şey’en ve lâ yadurrukum. (İbrâhîm A.S): “Hâlâ size bir faydası ve zararı olmayan, Allah’tan başka şeylere mi tapıyorsunuz?” dedi.
ENBİYÂ - 67 Uffin lekum ve li mâ ta’budûne min dûnillâhi, e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne). Size ve Allah’tan başka taptığınız şeylere yazıklar olsun. Hâlâ akıl etmiyor musunuz?
7.2 Resûlün Allah’a ulaşmayı dilemeyi engelleyenlerin tuzaklarını bozması