Allahû Tealâ’nın ilmi ve rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Allah’ın gücünün farkında olmayan Allah’ın yolundan saptırıcılar, resûllerin aleyhinde tasarladıkları tuzaklardan kimsenin haberi olmadığını düşünürler. Kapalı kapılar ardında olmanın getirdiği rahatlıkla zâlimce kararlar alırlar. Hâlbuki gizlinin gizlisini bilen Allah, bu planlardan en ince ayrıntısına kadar haberi olandır. Allah her yerdedir. Her sözü duyar, herşeyi eksiksiz görür. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
MUCÂDELE - 7 E lem tere ennellâhe ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksere illâ huve me’ahum eyne mâ kânû, summe yunebbiuhum bi mâ amilû yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), innellâhe bi kulli şey’in alîm(alîmun). Allah’ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini görmedin mi? Üç kişi arasında gizli bir konuşma olmaz ki, onların dördüncüsü O (Allah) olmasın. Ve beş kişi (arasında gizli bir konuşma) olmaz ki, onların altıncısı O (Allah) olmasın. Ve bundan daha azı veya daha çoğu, nerede olurlarsa olsunlar, mutlaka O (Allah), onlarla beraberdir. Sonra kıyâmet günü, yaptıklarını onlara haber verecektir. Muhakkak ki Allah; herşeyi en iyi bilendir.
NİSÂ - 108 Yestahfûne minen nâsi ve lâ yestahfûne minallâhi ve huve meahum iz yubeyyitûne mâ lâ yardâ minel kavl(kavli). Ve kânallâhu bi mâ ya’melûne muhîtâ(muhîtan). Onlar insanlardan gizlerler ama Allah'tan gizleyemezler. Onlar, Allah'ın razı olmayacağı sözlerle geceleyin gizlice düzen kurarlarken O (Allah), onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıkları şeyi (amellerini) kuşatandır.
RA'D - 9 Âlimul gaybi veş şehâdetil kebîrul muteâl(muteâli). Görünen (şahit olunan) ve görünmeyeni (gaybı) bilir. Büyüktür, Âlîdir (Yücedir).
RA'D - 10 Sevâun minkum men eserrel kavle ve men cehere bihî ve men huve mustahfin bil leyli ve sâribun bin nehâr(nehâri). Sizden, sözü gizleyen kimse ile onu alenen (açıkça) söyleyen kimse ve o geceleyin gizlenip, gündüzleyin yoluna devam eden kimse müsavidir (eşittir). (O, hepsini bilir. âyet: 9)
İBRÂHÎM - 42 Ve lâ tahsebennallâhe gâfilen ammâ ya’meluz zâlimûn(zâlimûne), innemâ yuahhıruhum li yevmin teşhasu fîhil ebsâr(ebsâru). Ve Allah’ı, zalimlerin yaptığı şeylerden gâfil sanma. Sadece onları, gözlerin dehşetten açılacağı güne tehir eder (erteler).
Hileli düzenleri kuranlar, yaptıklarının karşılığını o anda görmedikleri için büyük bir aldanışa kapılırlar. Allah’ın Resûlleri’nin tüm uyarılarına rağmen öğüt almayarak yaptıkları kötülüklere hız kesmeden devam ederler. Hâlbuki Allah onların zarar vermek amacıyla kurduğu her plandan haberdardır. Sadece onlara belli bir süre vermektedir. İşte Rabbimizin bu vaadini bilen mü’minler de tevekkül ve sabırla zâlimleri bekleyen sonu gözlerler. Allahû Tealâ bu durumu, Kur’ân-ı Kerim âyetlerinde şöyle haber vermektedir:
KALEM - 45 Ve umlî lehum, inne keydî metîn(metînun). Ve Ben, onlara mühlet veriyorum. Muhakkak ki Benim tuzağım, çok kuvvetlidir.
TÂRIK - 15 İnnehum yekîdûne keydâ(keyden). Muhakkak ki onlar, hile yaparak tuzak kuruyorlar.
TÂRIK - 16 Ve ekîdu keydâ(keyden). Ve Ben de hile yaparak tuzak kurarım.
TÂRIK - 17 Fe mehhilil kâfirîne emhilhum ruveydâ(ruveyden). Artık kâfirlere mühlet ver, onlara biraz süre tanı.
ENFÂL - 59 Ve lâ yahsebennellezîne keferû sebekû, innehum lâ yu'cizûn(yu'cizûne). İnkâr edenler, sakın kurtulduklarını sanmasınlar. Muhakkak ki onlar, (Allah’ı) aciz bırakamazlar.
HÛD - 38 Ve yasnaul fulke ve kullemâ merra aleyhi meleun min kavmihi sehırû minhu,, kâle in tesharû minnâ fe innâ nesharu minkum kemâ tesharûn(tesharûne). Ve o gemiyi yaparken, kavminin ileri gelenleri ona her uğradıklarında onunla alay ettiler. (Nuh (a.s) şöyle) dedi: “Eğer bizimle alay ediyorsanız sonra da muhakkak ki; biz, sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz.”
HÛD - 39 Fe sevfe ta’lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yehıllu aleyhi azâbun mukîm(mukîmun). Kendisine alçaltacak bir azap gelecek kimseleri artık yakında bileceksiniz. Ve onun üzerine, kalıcı azap nüfuz edecek.
RA'D - 32 Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe emleytu lillezîne keferû summe ehaztuhum, fe keyfe kâne ıkâbi. Andolsun ki; senden önceki resûllerle de alay edildi. Fakat Ben, kâfir olan (inkâr eden) kimselere mühlet verdim. Sonra onları yakaladım (helâk ettim). O zaman Benim ikabım nasıl oldu?
ALLAH, RESÛLLERİNE KURULAN TÜM TUZAKLARDAN HABERDARDIR.