Resûlleri Allah'ın yolundan alıkoymak, onları yıldırmak ve etkisiz hale getirebilmek için zâlimlerin ileri gelenleri tarafından uygulanan sindirme metodlarından biri de onları tutuklamak ve hapsetmektir.
Gerçekte zâlimler, resûlleri ve diğer hak mü’minleri tamamen ortadan kaldırmak, yok etmek isterler. Çünkü varlığından en çok rahatsızlık ve tedirginlik duydukları kimseler onlardır. Bu nedenle her ne pahasına olursa olsun, gayri meşru çıkar ve düzenlerini korumak ve devam ettirebilmek için resûlleri etkisiz hale getirmeye çalışırlar.
Örneğin Firavun kendisinden çekindiği Hz. Musa(A.S)'ı, kendisine tâbî olmadığı takdirde hapse atmakla tehdit etmiştir. Çünkü onu kontrol altında tutmanın en iyi yolunun, hapsetmek olduğunu düşünmüştür. Firavun'un bu tehdidi, Kur’ân-ı Kerim’de Şuarâ Suresinin 29. âyet-i kerimesinde ifade edilmektedir.
ŞUARÂ - 29 Kâle leinittehazte ilâhen gayrî le ec’alenneke minel mescûnîn(mescûnîne). (Firavun): “Eğer gerçekten benden başka bir ilâh edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan kılarım.”
İslâm tarihi incelendiğinde, Allah yolunda mücâdele eden faziletli insanların, sürekli olarak hidayete mâni olanların baskısına, zulmüne ve engellemelerine maruz kaldığı görülür. Resûllerin izinden giden muhlislerde, onların başına gelen zorluk ve sıkıntıların benzerleriyle denenmişlerdir. Hayatlarını Allah'a adamış mü’minleri, saptırıcılar sürekli olarak kendi çarpık yaşam biçimleri için tehdit olarak görmüşlerdir. Zâlimlerin önde gelenlerinin sürekli gözetim ve takibi altında olmak, onlar tarafından hapsedilmek tarih boyunca Allah yolunda mücâdele eden insanların karşılaştıkları olaylardır.
Ancak unutulmamalıdır ki, dışarıdan bakıldığında son derece sıkıntılı ve eziyetli görünen bu tür durumlar, Allah'a tam bir teslimiyetle teslim olmuş, yalnızca O'na dayanıp güvenen mü’minler için manevî bir eğitim ortamıdır. Ahiret ve dünya saadetini uman mü’minler için bu tür zorluklar gerçekte bir sevinç ve ferahlık kaynağı, bir arınma vesilesidir. Allah'a daha fazla yakınlaşma ve O'nun âyetlerine şahit olma ve mü’minler üzerindeki yakın takibini izleme fırsatıdır. Nitekim ihsanla tâbî olan mü’minlerin cesaretini, Allahû Tealâ A’râf Suresinin 195 ve 196. âyet-i kerimelerinde belirtmiştir.
A'RÂF - 195 E lehum erculun yemşûne bihâ, em lehum eydin yabtışûne bihâ, em lehum a’yunun yubsırûne bihâ, em lehum âzânun yesmeûne bihâ, kulid’û şurekâekum summe kîdûni fe lâ tunzırûn(tunzırûne). Onların, onlarla yürüdükleri ayakları mı var? Veya onlarla tuttukları elleri mi var? Veya onlarla gördükleri gözleri mi var? Veya onlarla işittikleri kulakları mı var? Söyle (onlara) ortaklarını çağırsınlar, sonra bana tuzak kursunlar. Böylece göz açtırmayın (fırsat vermeyin).
A'RÂF - 196 İnne veliyyiyallâhullezî nezzelel kitâbe ve huve yetevelles sâlihîn(sâlihîne). Muhakkak ki; Kitab'ı (Kur’ân-ı Kerim’i) indiren Allah benim dostumdur. Ve O, salihlere velîlik yapar (dosttur).
6.2 Resûlü tutuklamak ve hapse atmak istemeleri