Allahû Tealâ hak mü’minlerin sabır, tevekkül, bağlılık ve kararlılıklarını denemek, onların manevî makam ve ecirlerini artırmak için belli zamanlarda çeşitli şekillerde onları imtihan etmektedir. Bunun örneklerinden bir tanesi Enfâl Suresinin 26. âyet-i kerimesinde ifade edilmiştir.

ENFÂL - 26 Vezkurû iz entum kalîlun mustad'afûne fîl ardı tehâfûne en yetehattafekumun nâsu fe âvâkum ve eyyedekum bi nasrihî ve razakakum minet tayyibâtî leallekum teşkurûn(teşkurûne). Ve siz; yeryüzünde az (sayıda) olduğunuzu, aciz, güçsüz olduğunuzu hatırlayın. İnsanların sizi yakalamasından korkuyordunuz. O zaman sizi barındırdı (yer sahibi yaptı) ve sizi yardımı ile destekledi ve sizi tayyib rızıkla (helâl, temiz rızıklardan) rızıklandırdı. Umulur ki böylece siz şükredersiniz.

Ne kadar zayıf bırakılmış görünseler de Allah'ın rahmeti ve yardımı her zaman mü’minlerle birliktedir. Allahû Tealâ Ahzâb Suresinin 9, 10 ve 11.âyet-i kerimelerinde, mü’minleri desteklemek için gönderdiği ordulardan bahsetmektedir.

AHZÂB - 9 Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz câetkum cunûdun fe erselnâ aleyhim rîhan ve cunûden lem terevhâ, ve kânallâhu bimâ ta’melûne basîrâ(basîren). Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın. Size (üzerinize) ordular gelmişti. O zaman, onların üzerine, rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular gönderdik. Ve Allah, yaptığınız şeyleri görendir.

AHZÂB - 10 İz câukum min fevkıkum ve min esfele minkum ve iz zâgatil ebsâru ve belegatil kulûbul hanâcire ve tezunnûne billâhiz zunûnâ(zunûnen). Onlar, sizin yukarınızdan ve aşağınızdan üzerinize geldiği ve gözlerin yıldığı ve kalplerin hançereye ulaştığı (yüreklerin ağza geldiği) zaman, Allah’a karşı zanlarda bulunuyordunuz.

AHZÂB - 11 Hunâlikebtuliyel mu’minûne ve zulzilû zilzâlen şedîdâ(şedîden). Orada mü’minler imtihan edildiler. Şiddetli sarsıntı ile sarsıldılar.

Bütün zaman parçalarında Allah’ın yolundan saptıranlar çeşitli şekillerde mürşide ihsanla tâbî olanların üzerine korku salmaya, onları yıldırmaya çalışmışlardır. En yoğun olarak da saldırılarını resûllere yöneltmişlerdir. Fakat hak mü’minler bütün gücün Allah'a ait olduğunu bildiklerinden ve de bunların Allah ve Resûlü’nün önceden haber verdiği olaylar olduğunu bildiklerinden, bu saldırılardan dolayı bir yılgınlığa ya da ümitsizliğe düşmemişlerdir. Aksine îmânları artmıştır. Hak mü’minlerin bu kararlı tavırları, Ahzâb Suresinin 22. âyet-i kerimesinde tarif edilmektedir.

AHZÂB - 22 Ve lemmâ real mu’minûnel ahzâbe kâlû hâzâ mâ vaadenallâhu ve resûluhu ve sadakallâhu ve resûluhu ve mâ zâdehum illâ îmânen ve teslîmâ(teslîmen). Ve mü’minler, (düşman) birliklerini gördükleri zaman: "Bu (zafer), Allah’ın ve O’nun Resûl’ünün vaadettiği şey. Allah ve O’nun Resûl’ü doğru söyledi." dediler. Ve bu, onların sadece îmânlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.

6.1 Resûl ve ona ihsanla tâbî olan müminleri, sindirme ve korkutma çabaları