Şeytanın taraftarları, Allah’ın Resûl’ünü ve ona ihsanla tâbî olanları sapkınlıkla, hatta ahlâksızlıkla suçlamaktadırlar. Hz. Yusuf da, Hz. Meryem de inkâr edenler tarafından "ahlâksızlık" iftirasına uğramışlardır. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

YÛSUF - 23 Ve râvedethulletî huve fî beytihâ an nefsihî ve gallekatil ebvâbe ve kâlet heyte leke, kâle maâzallâhi innehu rabbî ahsene mesvây(mesvâye), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne). (Yusuf’un) evinde kaldığı kadın, ondan murat almak istedi. Kapıları sımsıkı kapatıp: “Hadi gel, senin için...” dedi. O (Yusuf da) şöyle dedi: “Allah’a sığınırım. O benim Rabbimdir. Benim yerleşme yerimi en güzel şekilde yaptı. Muhakkak ki; zalimler felâha (kurtuluşa) ermezler.”

YÛSUF - 24 Ve lekad hemmet bihî ve hemme bihâ, lev lâ en raâ burhâne rabbihi, kezâlike li nasrife anhus sûe vel fahşâe, innehu min ibâdinâl muhlesîn(muhlesîne). Ve andolsun ki; (kadın) onu arzuladı. Eğer Rabbinin delilini görmeseydi, o (Yusuf a.s) da onu arzulamıştı. İşte böylece onu kötülükten ve fuhuştan uzaklaştırırız. Muhakkak ki; o muhlis kullarımızdandır.

YÛSUF - 25 Vestebekâl bâbe ve kaddet kamîsahu min duburin ve elfeyâ seyyidehâ ledâl bâb(bâbi), kâlet mâ cezâu men erâde bi ehlike sûen illâ en yuscene ev azâbun elîm(elîmun). Ve ikisi de kapıya koştular. (Kadın) onun gömleğini arkadan (çekerek) yırttı. Ve kapının yanında onun (kadının) efendisi ile karşılaştılar. Ve (kadın) şöyle dedi: “Senin ehline (ailene) kötülük yapmak isteyen kimsenin cezası zindana atılmak veya acı (bir) azaptan başka nedir?”

YÛSUF - 26 Kâle hiye râvedetnî an nefsî ve şehide şâhidun min ehlihâ, in kâne kamîsuhu kudde min kubulin fe sadakat ve huve minel kâzibîn(kâzibîne). (Yusuf şöyle) dedi: “O beni elde etmek istedi.” Onun (kadının) ailesinden bir şahit, şahitlik etti. “Eğer onun gömleği önden yırtılmış ise o taktirde, o (bayan) doğru söylemiştir ve o (erkek) yalancılardandır.”

YÛSUF - 27 Ve in kâne kamîsuhu kudde min duburin fe kezebet ve huve mines sâdikîn(sâdikîne). “Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa, o taktirde o (kadın) yalan söyledi ve o (erkek) doğru söyleyenlerdendir.”

YÛSUF - 28 Fe lemmâ raâ kamîsahu kudde min duburin kâle innehu min keydikun(kunne), inne keydekunne azîm(azîmun). Böylece onun gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu gördüğü zaman, (kadının eşi) şöyle dedi: “Muhakkak ki o sizin tuzağınız. Sizin tuzağınız geçekten büyüktür.”

YÛSUF - 29 Yûsufu a’rıd an hâzâ vestagfirî li zenbiki, inneki kunti minel hâtıîn(hâtıîne). Yusuf, sen bundan yüz çevir. Ve (sen) de (kadın) günahın için mağfiret dile. Muhakkak ki; sen, kasten günah işleyenlerden oldun.

YÛSUF - 30 Ve kâle nisvetun fîl medînetimraetul azîzi turâvidu fetâhâ an nefsihî, kad şegafehâ hubbâ(hubben), innâ le nerâhâ fî dalâlin mubîn(mubînin). Şehirdeki kadınlar: “Azîzin (vezirin) hanımı, onun (emrinde) olan (kölesi) genç delikanlıyı elde etmek istiyor. Aşk onun kalbine işlemiş. Biz, gerçekten onu apaçık bir sapıklıkta görüyoruz.” dedi(ler).

MERYEM - 27 Fe etet bihî kavmehâ tahmiluhu, kâlû yâ meryemu lekad ci’ti şey’en feriyyâ(feriyyen). Böylece onu taşıyarak kavmine getirdi. (Kavmindekiler) dediler ki: “Ey Meryem! Andolsun ki sen, acayip (kötü) bir şey yaptın.”

MERYEM - 28 Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki bagıyyâ(begıyyan). Ey Harun’un (kız)kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi. Ve senin annen de azgın (iffetsiz) değildi.

MERYEM - 29 Fe eşârat ileyhi, kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ(sabiyyen). Bunun üzerine, onu (çocuğu) işaret etti. (Onlar) dediler ki: “Beşikte olan bir sabi (bebek) ile biz nasıl konuşuruz?”

ÂLİ İMRÂN - 186 Le tublevunne fî emvâlikum ve enfusikum ve le tesmeunne minellezîne ûtûl kitâbe min kablikum ve minellezîne eşrakû ezen kesîrâ(kesîran), ve in tasbirû ve tettekû fe inne zâlike min azmil umûr(umûri). Mallarınız ve canlarınız hususunda siz mutlaka imtihan olunacaksınız. Sizden önce kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan elbette birçok incitici (sözler) duyacaksınız. Eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız, ki bu muhakkak, işlerin “âzim” olanlarındandır.

Resûl ve ona ihsanla tâbî olan mü’minler, Mâide Suresinin 54. âyet-i kerimesinde mü’minler için bildirilen vasfa uygun olarak, bu iftira ve karalamalara aldırmazlar.

MÂİDE - 54 Yâ eyyuhâllezîne âmenû men yertedde minkum an dînihî fe sevfe ye’tîllâhu bi kavmin yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû ezilletin alâl mu’minîne eizzetin alâl kâfirîn(kâfirîne), yucâhidûne fî sebîlillâhi ve lâ yehâfûne levmete lâim(lâimin) zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeşâu vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Ey âmenû olanlar (Allâh’a ulaşmayı dileyenler)! Sizden kim dîninden dönerse, o zaman Allah onun yerine (başka) bir kavim getirecektir öyle ki, (Allah) onları sever ve onlar da O’nu (Allah’ı) severler. Mü’minlere karşı daha alçak gönüllü, kâfirlere karşı daha izzetlidirler (başları dik, vakarlı, şereflidirler). Allah’ın yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın fazlıdır, onu dilediğine (lütfedip) verir. Allah Vâsi’dir (fazlı ve lütfu geniştir), Alîm’dir (herşeyi en iyi bilendir).

Kuşkusuz mücrimler (fesatçıların önde gelenleri) de bir zaman gelecek, Resûle ve hak mü’minlere attıkları iftiraların bekledikleri sonucu oluşturmadığını göreceklerdir. Bu durumda önde gelenlerin klasik tavrı, daha etkili yöntemlere başvurarak, Resûlü baskı altına almaya çalışmaktır.

5.6 Sapkınlık ve ahlâksızlık iftirası

Her­ de­vir­de­ Al­lah’ın­ Re­sûl­le­ri­ne­ na­sıl­ bu­ if­ti­ra­lar­ atı­lıp­ ve­ sal­dı­rı­lar ya­pıl­dıy­sa,­­ gü­nü­müz­de ­de­ ay­nı şey­ ge­çer­li­dir. ­Kuş­ku­suz ­tüm ­bu ­if­ti­ra­lar ne ­Re­sû­lü, ­ne­ de ­ona ­ih­san­la ­tâ­bî ­olan ­hak­ mü’min­le­ri­ yıl­dı­ra­ma­ya­cak­tır. Çün­kü ­Re­sûl’e ­ih­san­la­ tâ­bî­ olan­la­rın ­asıl­ he­de­fi,­ 7­ saf­ha ­ve ­4­ tes­li­mi­ ya­şaya­rak­ ahi­ret­ ve ­dün­ya ­mut­lu­lu­ğu­nun­ şa­hi­ka­sı­na ­ka­vuş­mak­tır. ­Bu­ ne­den­le de ­ön­le­ri­ne­ çı­kan­ en­gel­ler,­ ih­san­la ­tâ­bî ­olan ­mü’min­le­ri­ yol­la­rın­dan ­alı­ko­ya­ma­ya­cak­tır.­ Al­la­hû­ Tealâ­ Kur’ân-ı­ Ke­rim’in­de­ de­ hak­ mü’min­le­rin­ ne gi­bi­ zor­luk­lar­la ­kar­şı­la­şa­bi­le­cek­le­ri­ni ­açık­ça ­bil­dir­miş­tir.

Mü’min­ler­ bilirler ­ki,­ fesatçılar kendisine karşı her türlü eziyet verici sö­zü­ söy­le­ye­cek­ler­dir.­ Al­la­hû­ Tealâ­ bu ­ko­nu­da­ şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır: