Kur’ân-ı Kerim âyetleri bize göstermektedir ki, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin karakteristik bir özelliği daha vardır. Bu kişiler, Resûlün hidayet tebliğinde başarıya ulaşmasını, tâbiînlerinin ona karşı duyduğu sevgi ve saygıyı bir türlü hazmedemezler. Çünkü her ne kadar kavmin büyük bölümü Resûle karşı çıksa da, içlerinden bazı kimseler Resûlün davetine icabet ederek, dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyerek mü’min olmuşlardır. Resûlün bildirdiği gerçekleri kavramış ve ona bağlanmışlardır. Îmân edenler, resûlün Allah'ın Resûlü olduğunun, O'nun hükmüyle hükmettiğinin bilincindedirler ve bu yüzden de ona karşı büyük bir sadakat, saygı ve sevgi ile bağlıdırlar.
Bu, Allah’ın yolundan alıkoyan fesatçılar için anlaşılması zor bir durumdur. Onların bakışaçısına göre Resûlün anlattıkları, Mu’minun Suresinin 83. âyetinde bildirildiği gibi, eskilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir.
MU'MİNÛN - 83 Lekad vuıdnâ nahnu ve âbâunâ hâzâ min kablu in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne). Andolsun ki bu, bize vaadedildi ve daha önce de babalarımıza. Bu ancak evvelkilerin efsaneleridir.
Kur’ân-ı Kerim’de fesat çıkaranların bu iftirası şöyle vurgulanmaktadır:
YÛNUS - 2 E kâne lin nâsi aceben en evhaynâ ilâ raculin minhum en enzirin nâse ve beşşirillezîne âmenû enne lehum kademe sıdkın inde rabbihim, kâlel kâfirûne inne hâzâ le sâhırun mubîn(mubînun). Onlardan bir adama, "insanları uyarması, âmenû olanları (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenleri) müjdelemesi" için vahyetmemiz insanlara acaip (garip) mi geldi? Muhakkak ki onlar için, Rab’lerinin yanında (katında) sıddıklar makamı vardır. Kâfirler şöyle dediler: “Muhakkak ki bu, mutlaka apaçık bir sihirbazdır.”
SÂD - 4 Ve acibû en câehum munzirun minhum ve kâlel kâfirûne hâzâ sâhırun kezzâb(kezzâbun). Ve onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesi acayiplerine gitti (şaşırdılar). Ve kâfirler: "Bu çok yalancı bir büyücü." dediler.
SÂD - 5 E cealel âlihete ilâhen vâhıdâ(vâhıden), inne hâzâ le şey’un ucâb(ucâbun). İlâhları bir tek ilâh mı kılıyor? Muhakkak ki bu, gerçekten acayip (şaşılacak) bir şey.
ZÂRİYÂT - 38 Ve fî mûsâ iz erselnâhu ilâ fir’avne bi sultânin mubînin. Ve Hz. Musa’da (da deliller vardır). Onu firavuna apaçık bir sultanla (mucize ile) göndermiştik.
ZÂRİYÂT - 39 Fe tevellâ bi ruknihî ve kâle sâhırun ev mecnûnun. Fakat o, etrafındakilerle yüz çevirdi ve: “O bir sihirbaz veya delidir.” dedi.
A'RÂF - 109 Kâlel meleu min kavmi fir’avne inne hâzâ le sâhırun alîm(alîmun). Firavun kavminden ileri gelenler: “Bu gerçekten âlim (çok iyi bilen) bir sihirbazdır.” dediler.
Kur’ân-ı Kerim’de bu "büyücülük" suçlamasının fesatçılar arasında neredeyse gelenekselleşmiş olduğu, Zâriyât Suresinin 52 ve 53. âyet-i kerimelerinde açıklanmaktadır.
ZÂRİYÂT - 52 Kezâlike mâ etellezîne min kablihim min resûlin illâ kâlû sâhırun ev mecnûn(mecnûnun). İşte böyle, onlardan öncekiler de, (kendilerine) gelen resûle “sihirbazdır veya mecnundur”dan başka bir şey demediler.
ZÂRİYÂT - 53 E tevâsav bih(bihî), bel hum kavmun tâgûn(tâgûne). Onu (resûle “sihirbaz veya mecnun” demeyi, sonrakilere) vasiyet mi ettiler? Hayır, onlar azgın bir kavimdir.
5.3 Büyücülük iftirası
İşte mücrimlerin "masal" saydıkları bu gerçeklere mü’minler büyük bir bağlılıkla bağlanmaktadırlar. Bu durumu anlayamayan veya kabullenemeyen fesatçılar, Resûlün sahip olduğu ikna yeteneğini, onu büyücülükle itham ederek açıklamaya çalışırlar. Sık sık kullandıkları bu iddiaya göre, Resûl etrafındakilerin beynini yıkamakta, onları büyülemektedir.
Aynı suçlama Hz. Musa (A.S)'a karşı da yapılmıştır. Allah û Tealâ bu durumu Zâriyat suresinin 38,39 ve A’râf suresinin 109.âyet-i kerimelerinde haber vermektedir.