MU'MİNÛN - 25 İn huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hîn(hînin). O ancak cinnet getirmiş bir adamdır. O halde, onu belli bir süre bekleyin (gözetim altında tutun)!

KAMER - 9 Kezzebet kablehum kavmu nûhın fe kezzebu abdenâ ve kâlû mecnûnun vezducir(vezducire). Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanladı. Böylece kulumuzu (Hz. Nuh’u) yalanladılar. “O, mecnundur.” dediler. Ve cefa edilerek (tebliğden) men edildi.

ŞUARÂ - 27 Kâle inne resûlekumullezî ursile ileykum le mecnûn(mecnûnun). (Firavun): “Muhakkak ki size gönderilmiş olan resûlünüz mutlaka mecnundur (delidir).” dedi.

HİCR - 6 Ve kâlû yâ eyyuhâllezî nuzzile aleyhiz zikru, inneke le mecnûn(mecnûnun). Ve: “Ey kendisine zikir indirilen! Gerçekten sen, mutlaka mecnunsun (delisin).” dediler.

HİCR - 7 Lev mâ te’tînâ bil melâiketi in kunte minas sâdıkîn(sâdıkîne). Eğer sen sadıklardansan, bize melekleri getirmen gerekmez miydi?

MU'MİNÛN - 68 E fe lem yeddebberûl kavle em câehum mâ lem ye’ti âbâehumul evvelîn(evvelîne). Onlar hâlâ sözü düşünmediler mi (mânâsına varmadılar mı, anlamadılar mı)? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş olan (bir şey) mi geldi?

MU'MİNÛN - 69 Em lem ya’rifû resûlehum fe hum lehu munkirûn(munkirûne). Yoksa onlar, resûllerini tanımadılar mı (kabul etmediler mi)? Bu durumda onlar, onu (resûlü) inkâr edenlerdir.

MU'MİNÛN - 70 Em yekûlûne bihî cinnetun, bel câehum bil hakkı ve ekseruhum lil hakkı kârihûn(kârihûne). Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır (o), onlara hak ile geldi. Ve onların çoğu hakkı kerih görenlerdir.

SEBE - 7 Ve kâlellezîne keferû hel nedullukum alâ raculin yunebbiukum izâ muzzıktum kulle mumezzekın innekum le fî halkın cedîd(cedîdin). Ve kâfirler dediler ki: "Siz tamamen parça parça olduğunuz (öldükten sonra vücudunuz çürüdüğü zaman) sizin mutlaka yeniden halkedileceğinizi (yaratılacağınızı) haber veren bir adamı size gösterelim mi?"

SEBE - 8 Efterâ alâllahi keziben em bihî cinneh(cinnetun), belillezîne lâ yûminûne bil âhireti fîl azâbi ved dalâlil baîd(baîdi). Allah’a yalanla iftira mı etti? Yoksa onda cinnet (delilik) mi var? Hayır, onlar, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir dalâlet içindedirler.

DUHÂN - 13 Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun). Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.

DUHÂN - 14 Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun). Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.

Ateşe çağıran mücrimlerin sıkça kullandıkları iftiralardan biri de, resûlü ve ona ihsanla tâbî olan hak mü’minleri “delilik” ile suçlamalarıdır. Bu suçlama, neredeyse tüm resûllere yöneltilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de, sık sık bu konuya dikkat çekilmektedir. Örneğin Allahû Tealâ , Hz. Nuh (A.S)'a; “Kendisinde delilik bulunan bir adam” dendiğini, Mu’minûn Suresinin 25 ve Kamer Suresinin 9. âyet-i kerimelerinde haber vermektedir.

Aynı suçlama, Hz. Musa (A.S)'a da yöneltilmiştir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e de böyle bir iftira atılmıştır. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Allahû Tealâ tüm kavimlerin, kendilerine gönderilen resûllere bu tür bir suçlamada bulunmaya eğilimli olduklarını da Sebe Suresinin 7 ve 8. âyet-i kerimelerinde ifade etmektedir.

İçinde bulunduğumuz hidayet çağında, hidayetle görevli olan devrin imamı Mehdi Resûl de aynı tür iftiralara maruz kalmıştır. Bu konu Duhân Suresinin 13. ve 14. âyetlerinde bildirilmiştir.

Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve başkalarının dilemesine engel olan, yeryüzünde fesat çıkaran kübera ve sâdatların, resûllere karşı böyle iftiralarda bulunmalarının en büyük nedeni, kuşkusuz resûlleri karalamak suretiyle tâbîiyeti dîn tatbikatından çıkartmak istemeleridir. Bunun ikinci bir nedeni daha vardır ki; Allah’ın kendilerini seçmediği bu insanlar (kendileri Allah’ı dilemedikleri gibi, başka insanların dilemesine de mâni oldukları için seçilmeyenler), Resûlün nasıl olup da tüm bir kavme karşı kararlı bir mücâdele sergilediğini bir türlü anlayamazlar. Resûl’ün kendi hayatını tehlikeye atarak, çok büyük bir maddî güce sahip olan mücrimlerle karşı karşıya gelmesini kavrayamazlar. Çünkü kâfir ve müşriklerin tek kıstası çıkardır. Onlar, yalnızca dünya hayatıyla ilgili şahsî çıkarlarını gözetirler. Buna karşın Resûl, tüm şahsî çıkarlarını dîni tebliğ edebilmek için feda etmektedir. Mücrimlerin gözünde bu, bir tür deliliktir.

Oysa Resûl dünya hayatındaki çıkarlarından vazgeçerken, mükâfat olarak hem dünya mutluluğunu kazanmaktadır, hem de Allah’ın Cemâl’ini görme şerefine nail olmaktadır ki, bunun değeri hiçbir şeyle ölçülemez. Ancak mücrimler kuşkusuz bunu fıkıh edebilecek akla sahip değillerdir.

5.2 Delilik iftirası