5.1 Resûlün menfaat peşinde koştuğu iftirası

Kavimleri ile olan mücâdeleleri sırasında resûllere atılan iftiralar ve inkâr edenlerin bu amaçla kullandıkları çeşitli karalama yöntemleri vardır. Resûlün menfaat peşinde koştuğunu ileri sürmek, bu yöntemlerden biridir.

Hz.Musa zamanında Firavun ve yakın çevresi, Hz. Musa'nın insanları Allah'ın dînine davet etmeyi değil, “yeryüzünde büyüklüğe ulaşmayı” istediğini iddia etmişlerdir. Allahû Tealâ bu durumu Yunus Suresinin 78. âyet-i kerimesinde şöyle bildirmektedir:

YÛNUS - 78 Kâlû e ci’tenâ li telfitenâ ammâ vecednâ aleyhi âbâenâ ve tekûne lekumâl kibriyâu fîl ard(ardı), ve mâ nahnu lekumâ bi mu’minîn(mu’minîne). Dediler ki: “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çevirmek için ve yeryüzünde büyüklük (üstünlük, saltanat) sizin olsun diye mi bize geldiniz? Ve biz siz ikinize îmân edecek (inanacak) değiliz.”

Aynı suçlamanın Hz. Nuh'a da yapıldığını Allahû Tealâ, Mu’minûn Suresinin 23 ve 24. âyet-i kerimelerinde ifade etmektedir.

MU'MİNÛN - 23 Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruhu, e fe lâ tettekûn(tettekûne). Ve andolsun ki Nuh (A.S)’ı kendi kavmine gönderdik. O zaman (onlara): “Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin için O’ndan başka İlâh yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız (Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” dedi.

MU'MİNÛN - 24 Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâiketen, mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne). Onun kavminden kâfir olanların ileri gelenleri: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Size üstün gelmek (hükmetmek) istiyor. Ve eğer Allah dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Atalarımızdan bunun hakkında bir şey işitmedik.” dediler.

İsrâ Suresinin 94. ve Tegâbun Suresinin 6. âyetlerinde, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin, resûlleri de kendileri gibi sıradan insanlar zannettikleri ifade edilmektedir.

İSRÂ - 94 Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humul hudâ illâ en kâlû e beasallâhu beşeren resûlâ(resûlen). Onlara hidayet geldiği zaman insanların inanmalarına, “Allah, insan resûl mü gönderdi?” demelerinden başka bir şey mani olmadı.

TEGÂBUN - 6 Zâlike bi ennehu kânet te'tîhim rusuluhum bil beyyinâti fe kâlû e beşerun yehdûnenâ fe keferû ve tevellev vestagnâllâh(vestagnâllâhu), vallâhu ganiyyun hamîd(hamîdun). İşte bu, onlara resûlleri beyyineler (açık deliller) getirdiği zaman: “Bir beşer mi bizi hidayete erdirecek?” demeleri sebebiyledir. Böylece inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Ve Allah, müstağni olduğunu (Kendisinin hiçbir şeye ve de onların îmânlarına da ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Ve Allah; Gani’dir, Hamîd’dir.

Hz. Musa ve diğer tüm resûller, Allah öyle emrettiği için insanları kendilerine itaate çağırmaktadırlar. Resûllere itaat edenlerin günahlarını Allahû Tealâ mağfiret ederek sevaba çevirmektedir.

NİSÂ - 64 Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen). Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

Resûl de, ona îmân edip itaat edenler de Allah'ın kullarıdırlar. Burada istenilen kişisel bir itaat değil; Allah’ın emirlerine itaattir.

ÂLİ İMRÂN - 51 İnnallâhe rabbî ve rabbikum fa’budûh(fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun). Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz'dir. O halde O'na kul olun. (İşte) bu “Sırâtı Mustakîm'dir (Allah'a ulaştıran yoldur).”

Resûl, insanları kendisine itaat etmeye davet ederken, gerçekte onları Allah'a kul olmaya davet etmektedir. Bu hakikati Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 79 ve 80. âyet-i kerimelerinde şöyle bildirmektedir:

ÂLİ İMRÂN - 79 Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne). Bir insan için, Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; “Allah'tan başka bana kul olun” demesi olamaz (mümkün değildir). Fakat, sizin kitabı tedris etmiş (okuyup öğrenmiş) olmanız ve öğretiyor olmanızdan dolayı ancak: “Rabbâni (kendini Rabb'e adamış) kullar olunuz” der.

ÂLİ İMRÂN - 80 Ve lâ ye’murekum en tettehizûl melâikete ven nebiyyîne erbâbâ(erbâben), e ye’murukum bil kufri ba’de iz entum muslimûn(muslimûne). Ve size: "Melekleri ve peygamberleri Rab'ler edinin!" diye emretmez. Siz, müslüman olduktan (teslim olduktan) sonra size küfrü emreder mi?

Oysa buna karşılık, Firavun kendisinin "İlâh" (Rab) olduğunu iddia etmiştir.

NÂZİÂT - 24 Fe kâle ene rabbukumul a’lâ. Sonra da (firavun) dedi ki: “Ben sizin çok yüce Rabbinizim.”

Fi­ra­vu­nun­ ya­kın­ çev­re­sin­de­ki­ müc­rim­ler,­ re­sûl­le­ kar­şı­laş­tık­la­rın­da, onun ­ken­di­ çı­kar­la­rı ­için ­in­san­la­rı­ ken­di­si­ne ­tâ­bî ­kıl­ma­ya­ ça­lış­tı­ğı­nı ­zan­net­miş­ler­dir.­ On­la­rın­ gö­zün­de­ re­sûl,­ ken­di­ dü­zen­le­ri­ni­ yık­ma­ya­ ça­lı­şan bir­ ra­kip ­hü­vi­ye­tin­de­dir.­