ŞEYTANIN, ALLAH’IN RESÛLLERİNE KURDUĞU TUZAKLAR
Her devirde yeryüzünde şeytanın temsilcisi olan insanlar vardır. Kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başkalarını da Allahû Tealâ ’nın yolundan alıkoyan bu insanların en çok başvurduğu yöntem, Resûlü toplumun gözünde küçük düşürerek insanların hidayetine engel olmaktır.
Şeytan, insanların ahiret ve dünya mutluluğuna ulaşmalarının, ancak Resûlün getirdiği hidayete tâbî olmakla gerçekleştiğini çok iyi bilmektedir. Ve bu sebeple dostlarını kullanarak, her türlü sözlü iftirayla, fiili saldırılarla, Allah’ın Resûlüne engel olmaya çalışmaktadır. Her devirde mutlak surette Resûller yalanlanmış, iftiraya uğramış ve dahası katledilmişlerdir. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
MULK - 9 Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
Şeytana tâbî olan ve Allah’ın yolundan alıkoyan insanlar, Resûlün yaptığı hidayet tebliğinde samimî olmadığını, onun aslında kendi çıkarları için böyle bir tebliğ işine giriştiğini iddia etmektedirler. Bu iftiraya göre, Resûlün insanlardan itaat istemesinin ardında da “iktidar hırsı” yatmaktadır. İşte şeytan ve avanesi insanları böyle bir tuzağa düşürerek, resûle itaatin Allah’a itaat olduğunu, resûle itaati Allah’ın emrettiği gerçeğini gizlemektedirler. Oysaki Allahû Tealâ resûle itaatin Allah’a itaat olduğunu, Nisa-80’de açık ve kesin bir hüküm olarak ortaya koymuştur.
NİSÂ - 80 Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.
Resûl ve ona ihsanla tâbî olan hak mü’minler, kendilerine yöneltilen iftiraların, eziyet amaçlı söz ve haberlerin, Allah'ın kendileri için yarattığı bir imtihan vesilesi olduğunu bilenlerdir. Çünkü bu tür iftiraların mü’minlerin başına mutlaka geleceği Kur’ân-ı Kerim’de haber verilmiştir.
Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
ÂLİ İMRÂN - 186 Mallarınız ve canlarınız hususunda siz mutlaka imtihan olunacaksınız. Sizden önce kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan elbette birçok incitici (sözler) duyacaksınız. Eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız, ki bu muhakkak, işlerin “âzim” olanlarındandır.
ENFÂL - 17 Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Ve attığın zaman da sen atmadın ama Allah attı. Ve Allah, mü’minleri Kendisinden ahsen belâ ile imtihan eder. Muhakkak ki Allah, işitendir ve bilendir.
Allahû Tealâ, bu gibi imtihanların sonunda îmân edenleri temize çıkaracağını da âyetlerinde vaadetmiştir. Örneğin Hz. Musa'ya da kavmi, iftira ve kötü sözlerle eziyet etmeye yeltenmiş ancak Allah kendisini inkârcıların söylemekte olduklarından temize çıkarmıştır. Bu konu Ahzab Suresinin 69.âyet-i kerimesinde şöyle bildirilmektedir:
AHZÂB - 69 Ey âmenû olanlar, Musa (A.S)’a eziyet edenler gibi olmayın! Ve Allah, onu (Musa (A.S)’ı), onların söyledikleri şeylerden berî kıldı (temize çıkardı). Ve o, Allah’ın katında vecihti (yüzü aktı, şerefliydi).
Aynı şekilde Hz.Yusuf 'a da iffeti hakkında büyük bir iftira atılmış, hiçbir suçu yokken ve suçsuz olduğu herkes tarafından anlaşılmasına rağmen hapse atılmıştır. Allahû Tealâ bu konuyu Yusuf Suresinin 35.âyet-i kerimesinde ifade etmektedir.
YÛSUF - 35 Daha sonra delilleri gördükten sonra, belli bir süreye kadar onu mutlaka zindana atmaları, onlara uygun göründü.
Hz.Yusuf, hakkında oluşturulan şaibelerden ötürü yıllarca zindanda tutulmuştur. Ancak sonunda hakkındaki ithamlardan temize çıkmıştır. Allahû Tealâ bu konuyu Yusuf Suresinin 51 ve 52. âyet-i kerimelerinde ifade etmektedir.
YÛSUF - 51 (Melik): “Yusuf’u elde etmek istediğiniz zaman konuştuğunuz konu neydi?” dedi. Onlar (kadınlar) şöyle dediler: “Hâşâ, Allah için ondan bir kötülük görmedik.” Azîzin karısı da: “Şimdi hak (gizli iken) ortaya çıktı. Ben, onun nefsinden murat almak istedim. Muhakkak ki; o sadıklardandır.” dedi.
YÛSUF - 52 (Yusuf haberciye dedi ki:) “İşte bu, benim onun gıyabında (yokluğunda) ona (efendime) ihanet etmediğimi ve Allah’ın, ihanet edenlerin hilesini başarıya ulaştırmadığını bilmeleri içindir.”
Suçsuz olduğunun anlaşılmasının ardından Hz. Yusuf, hükümdarın güvenini kazanmış, kavminin başına geçmiş ve iktidar sahibi olmuştur.
YÛSUF - 55 (Yusuf a.s) şöyle dedi: “Beni bu yerin hazineleri üzerine sorumlu kıl! Muhakkak ki; ben iyi korurum, iyi bilirim.”
YÛSUF - 56 Ve işte böylece Yusuf (a.s)’ı yeryüzünde yerleştirdik (mevki sahibi yaptık). Onun (yeryüzünün), dilediği yerine yerleşti. Dilediğimiz kimseye rahmetimizi göndeririz. Ve muhsinlerin ecrini (mükâfatını) zayi etmeyiz.
Resûllerin, insanların karşısında temize çıkma gibi bir endişeleri de yoktur. Ancak resûllere ve mü’minlere iftira atanlar için ahirette çok büyük bir azap vardır.
Allah’ın Resûlleri, kendilerine yapılan iftiralar sebebiyle bir endişe içine girmezler. Herşeyden haberdar olan Allah'ın onların kalplerinde olanı ve ne yaptıklarını bilmesi yeterlidir. Allahû Tealâ Nûr Suresinin 23, 24, 25. âyet-i kerimelerinde şöyle buyurmaktadır:
NÛR - 23 Muhakkak ki gâfil (kendisinin haberi olmaksızın) muhsin (iffetli) kadınlara ve mü’min kadınlara (iftira) atanlar, dünya ve ahirette lânetlenmiştir. Ve onlara azîm azap vardır.
NÛR - 24 O gün onlara, onların dilleri, elleri ve ayakları (hayat filmleri) yapmış olduklarına şahitlik edecek.
NÛR - 25 İzin günü Allah onlara dînlerini (negatif ve pozitif derecelerin karşılığını) hakkıyla ödeyecektir. Ve Allah’ın, Hakk Mübin (hakkı açıklayan, yerine getiren) olduğunu bilecekler.
Mü’min erkek ve mü’min kadınları işlemedikleri suçlar nedeniyle itham edenlerin durumunu, Allahû Tealâ Ahzâb Suresinin 58. âyet-i kerimesinde ifade etmektedir.
AHZÂB - 58 Ve mü’min erkek ve mü’min kadınlara iktisap etmedikleri (haketmedikleri, bir suç işlemedikleri) halde eziyet edenler bu durumda buhtan (iftira) ve apaçık günah yüklenmiş oldular.