2.1 Bütün resûller, Allah’ın insanlık için seçtiği tek dînin; babamız İbrâhîm’in Hanif dîninin davetçileridir.

Al­la­hû­ Tealâ­’nın ­bü­tün ­dev­re­ler­de ­her ­kav­me ­ar­dı ­ar­ka­sı ­ke­sil­mek­si­zin re­sûl­ler ­gön­der­di­ği­ni ­da­ha ­ev­vel ­ifa­de ­et­miş­tik. ­Ne­bî­le­rin ­ol­ma­dı­ğı ­dev­re­ler­de ­bu ­re­sûl­ler ­için­den ­bir­ta­ne­si ­Al­la­hû ­Tealâ ­ta­ra­fın­dan ­dev­rin ­ima­mı ola­rak ­se­çi­lir ­ve ­in­san­la­rı ­hi­da­ye­te ­da­vet ­eder­ler.

Her­ dev­rin ­ima­mı­ ve ­bü­tün ­dev­re­ler­de ­bü­tün ­ka­vim­ler­de ­ya­şa­yan ­ve­lî mür­şid­ler, ­Al­la­hû­ Tealâ’nın­ in­san­lık­ için­ seç­ti­ği ­tek­ dîn­ olan­ ha­nif­ dî­ninin ­mün­te­sip­le­ri­dir. ­Ve ­bü­tün ­in­san­lı­ğa ­ha­nif ­dî­ni­ni ­öğ­ret­mek­le ­va­zi­fe­lendi­ril­miş­ler­dir. ­İn­san­lık ­ta­ri­hi ­bo­yun­ca ­baş­ka ­bir ­dîn hiç ­ol­ma­mış­tır. ­Na­sıl ki ­bü­tün ­ne­bî­ler, ­ya­şa­dık­la­rı ­dö­nem­de­ in­san­la­rı ­ha­nif ­dî­ni­ne ­da­vet ­et­miş­ler­se, ­her ­dev­rin ­ima­mı ­ve ­di­ğer ­bü­tün ­ka­vim­lerde ­ya­şa­yan ­ve­lî ­mür­şi­d­ler de ­ha­nif ­dî­nin ­da­vet­çi­si ­ol­muş­lar­dır.

İçin­de­ bu­lun­du­ğu­muz­ çağ­da­ dev­rin­ ima­mı­ olan­ re­sûl,­ Pey­gam­ber Efen­di­miz­ (S.A.V)’in ahir ­za­man­da­ ge­le­ce­ğini ­biz­le­re­ müj­de­ledi­ği­ Meh­di (A.S)’dır. ­Bid’atl­e­re ­da­ya­lı ­bir ­dîn ­öğ­re­ti­si­nin ­hâ­kim ­ol­du­ğu ­gü­nü­müz­de ­in­san­lı­ğı ­ha­nif ­dî­ni­ne ­da­vet ­ede­rek, ­unu­tu­lan ­Kur’ân ha­ki­kat­le­ri­ni ­gün ­ışı­ğı­na ­çı­kar­mak­ta­dır.­

Mehdi Resûl’ün Tevbe-33’e göre açıkladığı, Hidayet ve hak dîninin esası 7 safha ve 4 teslimdir.

Al­la­hû­ Tealâ ­Kur’ân-ı­ Ke­rim’in­de ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:

TEVBE - 33 Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirahu alâd dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne). Resûl'ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen O'dur.

7­ saf­ha ­ve ­4 ­tes­lim­den­ olu­şan­ Ba­ba­mız ­İb­râ­hîm’in ­ha­nif ­dî­ni, Arap­ça­ adıy­la­ İs­lâm’ın­ bü­tün­ hü­küm­le­ri,­ şe­ri­at­ adıy­la­ Kur’ân-ı Ke­rim’de­ yer­ al­mış­tır.­ Al­lah’ın­ bü­tün ­in­san­lar ­için­ va­az­ et­ti­ği ­tek dîn­ olan ­ha­nif ­dî­ni­nin ­şe­ri­a­tı ­da ­tek­tir. ­Al­la­hû ­Tealâ­ ne­ dî­ni­ni, ­ne de­ şe­ri­a­tı­nı­ as­la de­ğiş­tir­me­miş­tir.

Al­la­hû­ Tealâ­ Rûm­ suresinin­ 30.­ âyet-i­ kerimesinde­ şe­ri­a­tın­ ke­sin muh­te­va­sı­nı­ ver­mek­te­dir.

RÛM - 30 Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne). Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.

Âyet-i­ ke­ri­me­de ­zik­re­di­len ­müş­rik­ler, ­giz­li ­şirk­te ­olan­lar, ­Al­lah’ın­ dave­ti­ne ­ica­bet ­et­me­yip ­dün­ya ­ha­ya­tın­da ­Al­lah’a ­ulaş­ma­yı ­di­le­me­yen, ­Sı­ra­tı Mus­ta­kîm ­üze­re ­ol­ma­yan ­ve­ dîn­de ­fır­ka­la­ra ­ay­rı­lan­lar­dır.­

Al­la­hû ­Tealâ­ Şû­râ­ suresinin ­13.­âyet-i­ kerimesinde, ­ha­nif ­dî­nin­den baş­ka ­bir ­dîn ­ol­ma­dı­ğı­nı ­açık­ça ­ifa­de ­et­mek­te­dir.­

ŞÛRÂ - 13 Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Al­la­hû­ Tealâ­’nın ­bü­tün ­in­san­lar ­için ­seç­ti­ği ­ha­nif ­dî­ni ­3 ­esas­ ih­ti­va ­et­mek­te­dir.­

1. Vahdet: Tek ­Al­lah’a ­inan­mak.­ 2. Tevhid: Al­lah’a­ ruh­la­rı­nı­ ulaş­tır­ma­yı­ di­le­yen­ tek­ bir­ top­lum­ oluş­tur­mak. ­(Böy­le­ce ­top­lum­lar ­ara­sın­da­ki ­bü­tün ­kav­ga­yı ­bi­tir­mek,­ yok­ et­mek.) 3. Teslim: Al­lah’a ­tes­lim ­ol­mak. ­(Ru­hu,­ vec­hi, ­nef­si ­ve ­ira­de­yi­ Al­lah’a tes­lim ­et­mek.)­

Allah ile insan arasındaki 28 basamaklık İslâm merdiveni, 7 safha ve 4 teslim içermektedir.

1. Al­lah’a ­ulaş­ma­yı­ di­le­mek 2. Mür­şi­de­ tâ­bii­yet 3. Ru­hun­ Al­lah’a ­tes­li­mi­ [1. teslim] 4. Fi­zik ­vü­cu­dun ­Al­lah’a ­tes­li­mi [2. teslim] 5. Nef­sin­ Al­lah’a ­tes­li­mi­ [3. teslim] 6. Muh­lis ­ol­mak 7. İra­de­nin­ Al­lah’a ­tes­li­mi [4. teslim]

Kur’ân’da­ da, ­İn­cil’de ­de,­ Tev­rat’ta ­da ­7 ­saf­ha ­ve ­4 ­tes­lim ­farz­dır; 3 ulûl’azm­ pey­gam­ber ­za­ma­nın­da ­bü­tün ­saf­ha­la­rıy­la ­tam ­ola­rak ­ya­şan­mış­tır. ­Fa­kat ­ne ­ya­zık ­ki ­gü­nü­müz­de ­3 ­ki­tap­lı ­dî­nin ­men­sup­la­rı ­da ­bu ­7 ­saf­ha ve ­4 ­tes­li­mi ­unut­muş­lar­dır. ­Bu ­tes­lim­ler ­ger­çek­leşti­ri­le­me­di­ği ­için­dir ­ki; ­­3 dî­nin ­men­sup­la­rı ­da ­ba­ba­mız ­İb­râ­hîm’in ­ha­nif ­dî­ni ­ye­ri­ne,­ ba­ba­la­rın­dan gör­dük­le­ri ­âdet­ler­den,­ bid’atler­den­ ve ­bir ­kı­sım ­va­sı­ta ­emir­ler­den ­olu­şan de­ği­şi­me ­uğ­ra­mış­ dîn­le­ri­ni ­ya­şa­mak­ta­dır­lar. ­Ve ­üç ­ki­tap­lı ­dînde ­de ­cen­net ve­ dün­ya­ sa­ade­tine­ ulaş­tı­ran­ bü­tün­ he­def­ler­ ve­ saf­ha­lar­ yok­ edil­miş­ durum­da­dır.­

Hz.­Mu­ham­med ­Mus­ta­fa ­(S.A.V)­ Efen­di­miz ­bir ­ha­dîs-i­ şe­ri­fin­de ­şöy­le­ bu­yur­mak­ta­dır:­ ­“Her­ do­ğan­ ço­cuk,­ İs­lâm­ fıt­ra­tı­ ya­ni­ ha­nif­ fıt­ra­tı­ ile dün­ya­ya­ ge­lir.­ Ha­nif­ fıt­ra­tıy­la­ dün­ya­ya­ ge­len­ ço­cu­ğun­ ha­nif­ dî­ni­ni­ ya­şama­sı,­ Al­lah’ın ­em­ri ­ol­ma­sı­na ­rağ­men,­ ha­nif ­dî­ni­ni ­ya­şama­yan ­an­ne­si-baba­sı ­onu ­ya­hu­di, ­me­cu­si,­ put­pe­rest ­ya­par.”­

İş­te­ Al­la­hû­ Tealâ bu­ ev­ren­sel­ sapmayı­ bil­di­ği­ için­ Kur’ân-ı­ Ke­rim’in­de: ­“Ba­ba­nı­zın ­dî­ni­ni­ de­ğil, ­ba­ba­nız ­Îbrâ­him’in ­ha­nif ­dî­ni­ni ­ya­şa­yın.” ­bu­yur­mak­ta­dır.­

“Ba­ba­mız ­Îbrâ­him’in ­ha­nif­ dî­ni” ­Arap­ça ­adıy­la ­İs­lâm’dır.­

Al­la­hû ­Tealâ­’nın ­ne ­ka­dar­ pey­gam­be­ri, ­re­sû­lü ­ve ­ve­lî­ mür­şidi var­sa; on­lar­ in­san­la­ra­ ha­nif­ dî­ni­ni­ açık­la­mış­lar,­ öğ­ret­miş­ler­ ve­ ya­şat­mış­lar­dır. Ama­ an­ne-ba­ba­nın,­ ar­ka­daş­la­rın,­ çev­re­nin­ dev­re­ye­ gir­me­siy­le,­ Al­lah’ın dî­nin­den ­fark­lı ­bir ­dî­ne­ sap­mış­lar­dır.­

Oy­sa­ki­ Âdem­ (A.S)’dan,­ son ­Pey­gam­ber­ Hz.­ Mu­ham­med ­(S.A.V)’e ­ka­dar, ­Al­la­hû ­Tealâ­’nın­ pey­gam­ber­le­ri­ne ­in­dir­di­ği ­bü­tün ­şe­ri­at ­ki­tap­la­rın­da in­san­la­ra ­em­rett­i­ği ­tek­ dîn,­ ha­nif­ dî­ni­dir. ­Şû­râ ­suresinin ­13.­âyet-i ­kerimesinde ­ifa­de ­edil­di­ği ­gi­bi ­14 ­asır ­ev­vel­ Hz. ­Mu­hammed ­(S.A.V) ­Efen­di­miz ­ve sa­hâ­be­nin ­ya­şa­dı­ğı ­dîn, ­on­dan­ ev­vel ­Hz.­ İsa’nın, ­da­ha ­ev­vel ­Hz. ­Mu­sa’nın, da­ha ­ev­vel ­Hz.­ Nuh’un,­ ya­ni­ ulûl’azm ­pey­gam­ber­le­rin ­ve ­on­la­ra ­tâ­bî­ olan­la­rın ­hep­si­nin ­ya­şa­dı­ğı ­ve ­gü­nü­müz­de ­Meh­di ­Re­sûl’ün ­Al­lah’tan ­al­dı­ğı ­öğ­re­tiy­le ­ya­şadı­ğı, ­ha­nif ­dî­nin ­esa­sı ­olan ­7 ­saf­ha ­ve ­4 ­tes­lim­dir.

Al­la­hû ­Tealâ­, ­ha­nif ­dî­ni­nin­ bü­tün ­muh­te­va­sı­nı ­Kur’ân-ı­ Ke­rim’e ­koy­muş ve ­her­ke­se ­Kur’ân-ı ­Ke­rim’i ­ya­şa­ma­sı­nı ­va­si­yet­ et­miş­tir.­

Ha­nif­ dî­nin ­gi­riş ­ka­pı­sı ­Al­lah’a­ ulaş­ma­yı ­di­le­mek­tir.­ Al­lah’ın­ seç­tik­leri­nin ­ara­sın­dan ­kim ­Al­lah’a ­yö­ne­lir; ­Al­lah’a­ ulaş­ma­yı ­di­ler­se,­ Şû­râ ­suresinin ­13.­ âyet-i­ kerimesine­ gö­re ­Al­lah, ­o ­ki­şi­yi ­Ken­di­si­ne ­ulaş­tı­ra­ca­ğı­nı ­ga­ran­ti ­et­mek­te­dir.­

ŞÛRÂ - 13 Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

“Al­lah­ di­le­di­ği­ni ­Ken­di­si­ne ­se­çer­ ve ­yu­nîb ­olan­la­rı ­da­ hi­da­ye­te ­er­di­rir.”­

Öy­ley­se ­dî­ni­ ya­şa­manın­ en­ alt­ nok­ta­sın­da,­ Al­lah’ın ­se­çi­mi ­var­dır.­ 28 ba­sa­mak­tan­ olu­şan­ İs­lâm­ mer­di­ve­ni­nin­ 1.­ ba­sa­ma­ğın­da,­ her­kes­ olay­lar ya­şar.­ 2. ba­sa­mak­ta ­ise­ Al­la­hû ­Tealâ­’nın ­bü­tün ­bu ­in­san­lar­ ara­sın­da ­bir­ seçim ­yap­ma­sı ­söz­ ko­nu­su­dur.­

Al­lah’ın­ seç­me­dik­le­ri­ her­ de­vir­de­ in­san­la­rın­ %5’lik­ bir­ kıs­mı­nı­ oluş­tur­mak­ta­dır.­ Se­çil­me­me­le­ri,­ kalp­le­rin­de ­fit­ne ­ve ­fe­sat­ ta­şı­ma­la­rı ­se­be­biy­le­dir.­ On­lar,­ yer­yü­zün­de­ de­vam­lı­ fe­sat­ çı­ka­rır­lar ­ve ­ken­di­le­ri ­Al­lah’a­ ulaşma­yı ­di­le­me­dik­le­ri ­gi­bi­ baş­ka­ in­san­la­rın­ da ­Al­lah’ı ­dile­me­si­ne ­mâ­ni ­olur­lar. ­İş­te ­bu ­grup­ta­ki ­in­san­lar ­hiç­bir­ za­man­ Al­la­hû ­Tealâ­ ta­ra­fın­dan ­se­çilmez­ler.­ On­lar,­ Kur’ân-ı­ Ke­ri­m’e­ gö­re­ uzak­ bir­ da­lâ­let­ içe­ri­sin­de­ olan­ insan­lar­dır.­ Ve ­kur­tu­luş­la­rı­ hiç­bir­ şe­kil­de ­müm­kün­ de­ğil­dir.­

Bu ­in­san­la­rın ­dı­şın­da­ki­ her­kes­ se­çi­lir. ­Se­çi­len­le­rin ­Al­la­hû ­Tealâ­ ta­rafın­dan ­im­ti­ha­na ­tâ­bî ­tu­tul­ma­sı­ söz ­ko­nu­su­dur. ­­Dün­ya ­ha­ya­tın­da ­Al­lah’a ulaş­ma­yı­ di­le­yen­ her­kes, ­bu ­im­ti­ha­nı ­ba­şa­rıy­la ­geç­miş­tir. ­Al­lah’a ­ulaş­ma­yı di­le­me­yen­ler­se,­ hi­da­ye­te­ adım­ ata­ma­mış­lar­dır.­ Şûrâ­ suresinin­ 13.­ âyet-i kerimesinde­ be­lir­til­di­ği­ gi­bi­ Al­la­hû­ Tealâ­ sa­de­ce­ “yu­nîb”­ ola­nı­ hi­da­ye­te er­dir­mek­te­dir.

Al­lah’a­ ulaş­ma­yı ­di­le­yen ­ki­şi­ye ­Al­la­hû ­Tealâ­ ev­ve­lâ­ Rah­mân­ es­ma­sıyla ­te­cel­li­ eder.­ Ver­di­ği­ 7 ­fur­kan ­ve­ 12 ­ih­san­la ­o­ ki­şi­ye ­mür­şi­di­ni­ sev­di­rir. Böy­le­ce ­o­ ki­şi ­mür­şi­de ­ih­san­la ­tâ­bî ­olur. ­Bu­nun­ üze­ri­ne ­kişi Al­lah’tan ­7 ­ta­ne ­de­ ni’met alır.­ Al­lah, ­va­sı­ta­ emir­leri­ o ­ki­şiye­ sevdirir, ­ko­lay­laş­tı­rır. ­Allah’ın ­seç­me­sin­den ­son­ra ­Al­lah’a ­ulaş­ma­yı ­di­le­ye­rek ­im­ti­ha­nı­ ka­za­nan­ların­ üze­rin­de­ ib­li­sin­ bir­ sul­tan­lı­ğı­ yok­tur.­ Al­la­hû­ Tealâ­ bu­ ko­nu­da­ şöy­le bu­yur­mak­ta­dır:

SEBE - 20 Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne). Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

SEBE - 21 Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun). Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah’a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah’a ulaşmaktan) şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin herşeyi hıfzedendir.

NAHL - 99 İnnehu leyse lehu sultânun alâllezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne). Çünkü onun, âmenû olanlar ve Rab’lerine tevekkül edenler üzerinde bir sultanlığı (yaptırım gücü) yoktur.

İm­ti­han­dan ­ge­çen­ler,­ ya­kîn­ sa­hi­bi ­olup ­Al­lah’a ­ulaş­ma­yı­ di­le­yen­ler­dir. Dün­ya­ ha­ya­tın­da­ ru­hun­ Al­lah’a­ ulaş­ma­sın­dan;­ ahi­ret­ten­ şüp­he­ eden­ler ise ­im­ti­ha­nı­ ge­çe­mez­ler.­

28 ­ba­sa­mak­lık ­İs­lâm ­sı­ka­la­sı­nın­ 14. ba­sa­ma­ğın­da ­mür­şi­de ­tâ­bii­yet­ gerçek­le­şir. ­Tâ­bi­iye­ti­ni ­ger­çek­leş­ti­ren ­ki­şi­ Al­lah’tan­ 12­ ihsan­ ve­ 7­ tane­ de ni’met ­alır.­

1. Basamakta: Bü­tün ­in­san­lar ­olay­la­rı­ ya­şar.

2. Basamakta: Olay­la­rı­ ya­şa­yan ­in­san­lar,­ yap­tık­la­rı­ de­ğer­len­dir­me ­ne­tice­sin­de­ Al­lah ­ta­ra­fın­dan ­“se­çi­len­ler­ ve ­se­çil­me­yen­ler”­ olmak ­üze­re ­iki­ gu­ru­ba ­ay­rı­lır.­

3. Basamakta: Se­çi­len­ler­den ­her ­kim­ Al­lah’a ­ulaş­ma­yı ­kal­ben ­di­ler­se ­Al­lah ­onu ­mut­la­ka ­Ken­di­si­ne ­ulaş­tı­ra­cak­tır. 1. SAFHA.

4. Basamakta: Al­lah ­ki­şi­nin­ üze­ri­ne ­Rah­mân ­es­ma­sıy­la ­te­cel­li ­eder ­ve ona­ peş­pe­şe­ 7 ­ta­ne ­fur­kan­ ve­rir.

5. Basamakta: O ki­şi­nin ­baş­ gö­zün­de ­hi­cab-ı­ mes­tu­re­yi­ alır;­ 1. furkan, 1. ihsan. Ba­sar ­has­sa­sı­nın ­üze­rin­de­ki ­gı­şa­vet ad­lı ­per­de­yi ­alır; ­2. furkan, 2. ihsan. O ­ki­şi ­da­ha ev­vel­ irşad­ ka­deme­sini ­ale­lâde ­bir ­in­san ­ola­rak ­gö­rürken ­ar­tık­ onu ­ir­şad ­ka­de­me­si ­ola­rak­ gör­me­ye ­baş­lar.­

7. Basamak: Al­la­hû ­Tealâ­, ­fı­kıh ­has­sa­sı­nın­ müh­rü­nü ­açar;­ 5. furkan, 5. ihsan. Ekin­ne­ti ­kal­dı­rır; ­6. furkan, 6. ihsan. Ye­ri­ne ­ih­ba­tı ­ko­yar;­ 7. furkan, 7. ihsan. Ar­tık o ­ki­şi ­Al­lah’ın ­söz­le­ri­ni ­sa­de­ce ­işit­mek­le ­kal­maz,­ id­rak eder.­ Böy­le­ce­ o­ ki­şi­ işi­ten­ler­den,­ âme­nû­ olan­lar­dan olur­ ve ­ak­le­den­ bi­ri­si­ olur.­

9. Basamakta: Kaf-33’e ­gö­re,­ Al­la­hû­ Tealâ­, ­hi­da­yet­le ­ulaş­tı­ğı ­ki­şi­nin kal­bi­ni, ­Ken­di­si­ne ­çe­vi­rir; ­9. ihsan.

12. Basamakta: Ha­dîd-16’ya ­gö­re ­hu­şû­ sa­hi­bi­ olan ­ki­şi ­ha­cet­ na­mazıy­la­ mür­şi­di­ni ­so­rar; ­12. ihsan.

13. Basamakta: Ki­şi­nin­ ha­cet­ na­ma­zı­ kıl­ma­sı­ ne­ti­ce­sin­de­ ken­di­si­ne mür­şid­ gös­te­ri­lir;­

11. Basamakta: Ar­tık­ o ­ki­şi­nin ­fi­zik ­be­de­ni ­zik­ret­me­ye­ baş­la­dı­ğı ­an, zi­kir­le ­bir­lik­te ­Al­lah’ın ­ka­tın­dan ­sa­lâvât­la ­ge­len ­rahme ­nur­la­rı ­göğ­sün­den­ kal­bi­ne ­açı­lan ­yo­lu ­ta­kip­ eder. Ve­ sa­lâ­vâ­tın,­ Al­lah’ın ­ka­tın­dan ­al­dı­ğı ­yü­kü­(rah­me­ti) o­ ki­şi­nin ­kal­bi­ne ­bo­şalt­ma­sıy­la ­kalp­ nû­ra ula­şır; ­11. ihsan. (Zu­mer–22)

1. Ni’met: Dev­rin­ ima­mı­nın ­ru­hu­nun ­Al­la­hû ­Tealâ ­ta­ra­fın­dan ­o ki­şi­nin ­ba­şı­nın ­üze­ri­ne ­gön­de­ril­me­si­dir.

2. Ni’met: Kal­be ­îmân ­ya­zıl­ma­sı­dır.

3. Ni’met: Bü­tün­ gü­nah­la­rın­ se­va­ba­ çev­ril­me­si­ ve­ se­vap­la­rın­ 1’e 10’dan ­100’e ­çı­ka­rı­la­rak ­de­re­cat ­sis­te­mi­nin ­de­ğiş­me­si­dir.

4. Ni’met: Ru­hun­ Sı­ra­tı­ Mus­ta­kîm ­üze­ri­ne ­çık­ma­sı­dır.

5. Ni’met: Nefs ­tez­ki­ye­si­nin ­baş­la­ma­sı­dır.

6. Ni’met: İra­de­nin­ güç­len­me­ye ­baş­la­ma­sı­dır.

7. Ni’met: Fi­zik ­vü­cu­dun ­Al­la­hû ­Tealâ­’ya ­kul ­ol­ma­ya ­baş­la­ma­sı­dır.

Mürşide tâbiyyetten sonra, nefsin tezkiye kademeleri başlar.

14. Basamakta: Ki­şi­ mür­şi­di­ne ­tâ­bî ­olur. ­2. SAFHA.

10. Basamakta: En’âm-125’e­ gö­re ­o ­ki­şi­nin ­göğ­sün­den­ kal­bi­ne ­Rah­met ­yo­lu ­açar; ­10. ihsan.

8. Basamakta: Al­la­hû­ Tealâ­ ak­le­den ­ki­şi­nin ­kal­bi­ne ­hi­da­yet­le ­ula­şır; 8. ihsan. (Te­gâ­bun–11)

6. Basamakta: Al­la­hû­ Tealâ­ ki­şi­nin ­ku­lak­la­rın­da ­işit­me­ye ­mâ­ni­ olan en­ge­li,­ vak­ra­yı ­kal­dı­rır; ­3. furkan, 3. ihsan. Sem’î has­sa­sı­nın ­müh­rü­nü ­açar;­ 4. furkan, 4. ihsan. Ki­şi ir­şad­ ka­de­me­si­nin­ söz­le­ri­ni­ ale­lâ­de­ söz­ler­ de­ğil, Hakk’tan ­inen ­söz­ler ­ola­rak ­işit­me­ye­ baş­lar ­(mânâ­sı­na va­rır).­

16. Basamakta: Nefs-i­ Lev­va­me’de­dir;­ ar­tık­ nef­si­ni­ kı­na­ma­ya ­baş­lamış­tır.­

15. Basamakta: Ki­şi­ Nefs-i­ Em­ma­re ­ka­de­me­sin­de­dir­ (%100­ şer­ri­ emre­den ­nefs ­ka­de­me­si).

17. Basamakta: Nefs-i­ Mül­hi­me’de­dir.­­ Bu­ nok­ta­da ­şey­ta­nın ­fü­cu­ru ve­ Al­lah’ın ­il­ha­mı ­ki­şi­ye ­ula­şır.

18. Basamakta: Nefs-i­ Mut­ma­in­ne’de­dir. ­Al­lah’ın ­ver­dik­le­ri­ni­ ye­ter­li gör­me­ye ­baş­la­mış­tır.

19. Basamakta: Nefs-i­ Ra­di­ye’de­dir. ­Al­lah’tan ­ra­zı­ ol­muş­tur.

20. Basamakta: Nefs-i­ Mar­diy­ye’de­dir.­­ Al­lah­da ­on­dan ­ra­zı­ ol­muş­tur.

21. Basamakta: Nefs-i­ Tez­ki­ye­de’dir.­ Ki­şi­nin­ nef­si­nin­ kal­bi­ne­ Al­lah’ın nur­la­rı ­hâ­kim ­olmuş­tur.­ Ruh, ­Al­lah’ın­ Zat’ına ulaş­mış­tır.­ 3. SAFHA, 1. TESLİM.

22. ba­sa­mak­tan ­son­ra­sı ­ve­lâ­yet­ ka­de­me­le­ri­ni ­içe­rir.­­

22. Basamakta: Ki­şi­ Fe­nâ­ ma­ka­mı­nın­ sa­hi­bi­dir.­ Ru­hu­ Al­lah’ın Zat’ın­da ­if­nâ ­ol­muş­tur.

23. Basamakta: Be­ka ­ma­ka­mı­na ­ula­şı­lır.­ Ki­şi­nin ­ru­hu­na ­Al­lah’ın ­ka­tın­da ­bir ­taht­ ih­san­ edi­lir.

24. Basamakta: Zühd­ ma­ka­mı­nın­ sa­hi­bi­ olu­nur.­ Ki­şi­ Al­lah’ı­ dün­ya ha­ya­tın­dan ­üs­tün­ tut­tu­ğu­nu ­Al­lah’a ­is­pat ­et­miş­tir.

25. Basamakta: Ki­şi­ Muh­sin­ler­ ma­ka­mı­na­ ula­şır.­ Fi­zik­ vü­cu­du­nu­ Al­lah’a ­tes­lim ­et­miş­tir. ­4. SAFHA, 2. TESLİM.

26. Basamakta: Ki­şi ­ulûl’el­bab­ ma­ka­mın­da­dır. ­Nef­si­ni ­Al­lah’a ­tes­lim et­miş­tir. ­5. SAFHA, 3. TESLİM.

27. Basamakta: Ki­şi­ İh­lâs ­ma­ka­mın­da­dır. ­6. SAFHA.

28. Basamakta: Ki­şi­ Sa­lâh­ ma­ka­mın­da­dır.­ İra­de­si­ de­ Al­lah’a­ tes­lim ol­muş­tur.­ 7. SAFHA, 4. TESLİM.

Al­lah­ ile­ in­san­ ara­sın­da­ki­ bu­ 28­ ba­sa­mak­ di­zayn­ içe­ri­sin­de,­ Al­lah’a ulaş­ma­yı­ di­le­yen ­her­kes ­için ­ha­nif ­dî­ni­ni ­ya­şa­mak ­söz­ ko­nu­su­dur. ­Al­lah’a ulaş­ma­yı­ di­le­me­yen­ler­se­ Kur’ân-ı­ Ke­rim’e­ gö­re­ ak­let­me­yen­ler­dir.­ Ve­ ak­let­me­yen­le­rin ­ne ­ya­zık­ ki ­dî­ni ­yok­tur.­ Ak­le­den­ ki­şi, 12 ­ih­san­la ­mür­şi­di­ne tâ­bî­ ola­cak­tır.­ Tâ­bî­ ol­du­ğu­ re­sûl­ ve­ya­ mür­şid­ va­sı­ta­sıy­la­ Al­lah’tan­ al­dı­ğı emir­le­ri­ vü­cut ­ül­ke­sin­de ­tat­bik ­ede­cek­tir.­ Böy­le­ce ­ba­sa­mak ­ba­sa­mak­ Allah’a ­yük­se­le­cek ­ve ­Al­lah’ın ­ken­di­si ­için ­va­az ­et­ti­ği ­he­def­le­re ­ula­şa­cak­tır.­

Al­la­hû­ Tealâ­ Şû­râ ­Su­re­si­nin ­14.­âyet-i ­ke­ri­me­sin­de ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:­

ŞÛRÂ - 14 Ve mâ teferrekû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike ilâ ecelin musemmen le kudıye beynehum, ve innellezîne ûrisûl kitâbe min ba’dihim le fî şekkin minhu murîb(murîbin). Kendilerine ilim geldikten sonra aralarında azanlardan başkası fırkalara ayrılmadı. Eğer Rabbinden “belirlenmiş bir zamana kadar (bekletme)” sözü geçmemiş olsaydı, mutlaka onların arasında (hemen) hüküm verilirdi. Muhakkak ki onlardan sonra Kitab’a varis kılınanlar, gerçekten O’ndan şek ve şüphe içindedirler.

Âyet-i­ ke­ri­me­de ­sö­zü ­edilen­ bu ­in­san­lar, ­Al­lahû ­Tealâ­’nın­ Hz. Nuh(A.S), ­Hz. ­Îbrâ­him­ (A.S),­ Hz. ­Mu­sa ­(A.S), ­Hz. ­İsa­ (A.S), ­Hz. ­Mu­ham­med ­Mus­ta­fa­ (S.A.V)­ Efen­di­miz’e ­ver­di­ği ­Ki­tap’tan ­şüp­he­ye ­düş­müşlerdir. ­Hâl­bu­ki ­Şû­râ ­suresinin ­13. ­âyet-i ­kerimesinde­ ifa­de­ edildi­ği ­gi­bi ­şe­riat ­ay­nı­ şe­ri­at­tır. ­Dî­ni ­el­ yaz­ma­sı ­ki­tap­lar­dan ­öğ­re­nen­ in­san­la­rın ­hep­si, ­bu âyet-i­ ke­ri­me­nin­ muh­te­va­sı­ içe­ri­sin­de­dir­ler.­ Her­ de­vir­de­ dev­rin­ ima­mı, Al­lah’ın­ ken­di­sine ­va­hiy ­yoluy­la ­bil­dir­diği ­7­ saf­ha ­ve 4­ teslimden ­olu­şan Kur’ân’ın ­bü­tün ­muh­te­va­sı­nı ­insan­la­ra ­an­lat­mak­ta­dır. ­Na­sıl ­14­ asır­ ev­vel Hz.­ Mu­ham­med­ (S.A.V) ­Efen­di­miz­ sa­hâ­be­ye ­Kur’ân-ı ­Ke­rim’i ­öğ­ret­tiy­se, her ­de­vir­de ­onun­ vâ­ri­si ­olan ­ve­kâ­le­ten ­dev­rin ­ima­mı­ da ­ay­nı­ şe­yi­ ger­çek­leş­tir­mek­te­dir.

Ni­te­kim­ sa­hâ­be:­ “Ey­ Al­lah’ın­ Re­sûl’ü!­ Biz­ dîni­mi­zi­ sen­den­ öğ­ren­dik. Ama­ sen­ son­ Ne­bî­sin,­ sen­den­ son­ra­ ne­bî­ gel­me­ye­ce­ği­ne­ gö­re­ in­san­lar­ dî­ni kim­den­ öğ­re­ne­cek­ler?”­ di­ye ­so­run­ca, ­Hz.­ Muham­med ­(S.A.V) ­Efendi­miz: “Ben­den­ son­ra­ Ne­bî­ gel­me­ye­cek­ ama­ benden­ son­ra­ dev­rin­ imam­la­rı­ ge­le­cek”­ bu­yur­muş­tur.­ Ama­ ge­lin ­gö­rün ­ki; ­14 ­asır ­ev­vel ­eh­li ­ki­tap ­olan­ ya­hu­di­ler,­ nas­ra­ni­ler,­ asâ­le­ten­ Dev­rin­ İma­mı­ Hz.­ Mu­ham­med­ Mus­ta­fa­ (S.A.V) Efendi­miz’e ­na­sıl kar­şı ­çık­mış ­ve­ hi­dayet ­teb­liği­ne ­mâ­ni ­ol­muş­lar­sa, ­bu­gün de­ İslâm’ın­ 5­ şar­tı­nı­ ye­ri­ne­ ge­tir­mek­le­ ye­ti­nen­ler,­ ay­nı­ dü­şün­ce­ ile­ dev­rin ima­mı­nın­ hi­da­yet­ teb­li­ği­ne­ kar­şı­ çı­ka­rak­ hi­da­ye­ti­ en­gel­le­me­ye­ ça­lış­mak­ta­dır­lar. ­Hâl­bu­ki ­İs­lâm’ın­ 5 ­şar­tı ­ile ­hiç ­kim­se­nin ­kur­tu­lu­şa ­ulaş­ma­sı ­müm­kün de­ğil­dir.­

“İşit­ti­ği­mi­ze­ gö­re­ Hz.­ Meh­di,­ hü­küm­ sür­dü­ğü­ za­man,­ dî­ni­ ya­yar­ken ve­ sün­ne­ti ­di­ril­tir­ken, ­bid’at ­iş­le­me­ye ­alış­mış ­olan ­âlim­ler ­(gü­nü­müz ­dîn öğ­re­ti­ci­le­ri),­ bid’atı­ gü­zel­ say­dık­la­rı­ ve­ iba­det­ ola­rak­ yap­tık­la­rı­ için,­ Hz. Meh­di'nin ­emir­le­ri­ne ­şa­şa­rak; ­“Bu­ adam,­ bi­zim­ dînimi­zi ­yok ­et­ti ­ve­ mille­ti­miz ­öl­dür­dü”­di­ye­cek­tir. ­Hz.­ Meh­di, ­bun­lar­ ile ­mü­câ­de­le ­ede­cek­tir, ­sa­va­şa­cak­tır.­ On­la­rın­ gü­zel­ san­dı­ğı­ bid’atın­ kö­tü­ ol­du­ğu­nu­ bil­di­re­cek­tir. Bu,­ Al­la­hû­ Tealâ­’nın ­ni’me­ti­dir.”

Meh­di­ (A.S)’ın­ teb­liğ­ et­ti­ği­ dîn, ye­ni­ bir­ dîn­ de­ğil­dir,­ Âdem (A.S)’dan ­bu­gü­ne ­ka­dar ­var­ olan Al­lah’ın ­ye­gâ­ne ­dî­ni, ­ha­nif ­dî­ni­dir. ­Ha­nif ­dî­nin­den ­baş­ka ­bir ­dîn ­hiç­ ol­ma­mış­tır.­

Hz.­ Pey­gam­ber­ (S.A.V) ­Efen­di­miz’in: ­“Üm­me­ti­min ­en ­ha­yır­lı­sı” ­di­ye bu­yur­du­ğu ­ve ­şu­ an ­ha­yat­ta ­olan­ dev­rin ­ima­mı, ­Kur’ân­ âyet­le­riy­le ­7 ­saf­ha ve ­4 ­tes­lim­den ­iba­ret ­olan ­ha­nif­ dî­ni­ni ­öğ­ret­mek­te ­ve ­ya­şa­mak­ta­dır.­

İmam-ı­ Rab­ba­nî­ Haz­ret­le­ri­ Meh­di­ (A.S)­ hak­kın­da ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:­

El­ yaz­ma­sı ­ki­tap­lar­la,­ ema­niy­ye ­bil­gi­le­ri ­ha­yat­la­rı­na ­tat­bik ­eden­ler,­ İslâm’ın ­5 ­şar­tı­nı ­öğ­re­nen ­ve ­öğ­re­ten ­dîn ­öğ­re­ti­ci­le­ri ­ha­nif ­dî­ni­ni ­bil­me­yen­ler­ ve­ ya­şa­ma­yan­lar­dır.­ Şey­tan,­ “Kur­tu­luş­ için­ İs­lâm’ın­ 5­ şar­tı­ ye­ter­li­dir” di­ye­rek­ dîn­ öğ­re­ti­ci­le­ri­ni­ tu­za­ğı­na­ dü­şür­müş­tür.­ Ve­ dîn­ öğ­ret­ci­le­ri­nin eliy­le­ in­san­la­rı­ Kur’ân-ı­ Ke­rim­ asıl­la­rın­dan­ uzak­laş­tır­mış­tır.­ Kur’ân’da­ki şe­ri­a­tı­ ya­şa­ma­yan­ bu­ in­san­lar­ uy­dur­duk­la­rı­ ema­niy­ye­ bil­gi­le­ri,­ zan­la­rı­nı Kur’ân’ın­ ye­ri­ne ­ko­ya­rak­ “şe­ri­at” ­di­ye ­in­san­la­ra ­ka­bul­ et­tir­me­ye ­ça­lış­mak­ta­dır­lar. ­Al­la­hû­ Tealâ­ bu ­konu­da ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:

ŞÛRÂ - 21 Em lehum şurekâu şeraû lehum mined dîni mâ lem ye’zen bihillâh(bihillâhu), ve lev lâ kelimetul faslı le kudiye beynehum, ve innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun). Yoksa Allah’ın, dînde izin vermediği şeyleri, onlara şeriat kılan ortakları mı var? Ve fasıl (ayırma) sözü geçmemiş olsaydı, mutlaka onların arasında (hemen) hüküm verilirdi. Ve muhakkak ki zalimler, onlar için elîm azap vardır.

Kur’ân ­âyet­le­ri­ni ­bil­me­yen­ler ­sı­kı­şın­ca:­ “Âlim­ler ­böy­le ­de­miş­ler,­ bun­da­ it­ti­fak ­et­miş­ler, ­asır­lar­dır ­İs­lâm ­uy­gu­la­ma­sı­ bu­dur.” ­di­ye­rek,­ ema­niy­ye de­ni­len ­fay­da­sız ­il­mi, ­şe­ri­at ­ola­rak ­ka­bul ­et­mek­te­dir­ler. ­İn­san­lar ­ise ­Al­lah’ı bir­ ke­na­ra­ bı­ra­kıp;­ Al­lah’ın­ âyet­le­ri­ni­ de­ğil,­ in­sanla­rın­ söz­le­ri­ni­ dik­ka­te al­mak­ta­dır­lar. ­Bu ­de­mek­tir ­ki; ­in­san­lar ­Al­lah’ın ­dî­ni­ni­ de­ğil, ­ken­di­ dîn­leri­ni; ­ya­ni ­in­san­la­rın ­dîn­le­ri­ni ­ya­şa­mak­ta­dır­lar.­

Al­lah’ın ­ta­yin ­et­miş ­ol­du­ğu ­za­ma­nın ­ima­mı­na, ­ona ­bağ­lı ­olan ­kav­min ­re­sûl­le­ri ­ve ­ve­lî­ mür­şid­le­re ­tâ­bî ­ol­ma­yın­ca, ­in­san­la­rın ­Al­lah’ın ­dî­ni­ni ­öğ­ren­me­le­ri ­müm­kün ­de­ğil­dir. ­Çün­kü ­on­lar ­ev­vel ­emir­de ­in­san­la­rı ­Al­lah’a­ ça­ğı­rır­lar, Al­lah’a ­da­vet ­eder­ler.­

Ame­lin­ in­sa­na ­fay­da ­ve­re­bil­me­si ­için ­ki­şi­nin­ Al­lah’a­ ulaş­ma­yı ­di­le­mesi ­ve ­Al­lah’ın ­ki­şi ­için­ ta­yin­ et­ti­ği ­mür­şi­de ­tâ­bî ­ol­ma­sı ­farz­dır. ­Al­lah’a­ ulaş­ma­yı ­di­le­mez­se­niz, ­ha­cet ­na­ma­zı­nı ­10 ­se­ne ­de ­kıl­sa­nız, ­Al­lah ­si­ze ­mür­şi­di­ni­zi ­gös­ter­mez. ­Çün­kü ­hu­şû ­sa­hi­bi ­ol­ma­mış­sınızdır. ­Siz ­mür­şi­di­ni­ze ­tâ­bî ­ol­maz­sa­nız, ­ru­hu­nuz ­Al­lah’a­ ulaş­maz. ­7­ saf­ha ­ve ­4­ tes­lim, ­bir ­zin­ci­rin hal­ka­la­rı­ gi­bi­ sım­sı­kı­ bir ­bağ­ ile ­bağ­lan­mış ­du­rum­da­dır. ­Al­la­hû­ Tealâ­ bu stan­dart ­içe­ri­sin­de­ki ­dî­ni­ ya­şa­ma­mı­zı ­is­te­mek­te­dir.­

HACC - 67 Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbike, inneke le alâ huden mustekîm(mustekîmin). Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir şeriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o şeriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekişmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah’a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.

Kim­ Al­lah’ın ­da­ve­ti­ni ­ka­bul ­eder­se,­ Al­lah,­ Al­lah’a­ ulaş­ma­yı­ di­le­yen­ bu ki­şi­yi ­ke­sin­lik­le ­Sı­ra­tı ­Mus­ta­kîm’e­ ulaş­tı­rır ­ve­ hi­da­ye­te ­er­di­rir. ­Öy­ley­se­ şe­ri­a­tı­mı­zın ­baş­lan­gıç ­nok­ta­sı, ­Al­lah’a ­ulaş­ma­yı ­di­le­mek­tir. ­Al­lah’a ­ulaş­ma­yı ­di­le­me­yen­ ve­ mür­şi­di­ne ­tâ­bî ­ol­ma­yan ­in­san­lar, amel­ iş­le­se­ler ­da­hi­ Al­la­hû ­Tealâ ­on­la­rın ­amel­le­ri­nin ­bo­şa ­git­ti­ği­ni ­söy­le­mek­te­dir.

KEHF - 103 Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen). De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”

KEHF - 104 Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an). Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.

KEHF - 105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

Âyet-i­ ke­ri­me­de ­ce­hen­ne­me ­gi­de­cek ­olan­la­rın ­bir­ kıs­mı ­için ­mi­zan­ tutul­ma­dı­ğı,­ bir­ kıs­mı­nın­ da­ amel­le­ri­nin­ bo­şa­ git­ti­ği­ ifa­de­ edil­mek­te­dir. Amel­ def­te­ri­mi­zin ­po­zi­tif ­tara­fın­da ­bi­zim yap­tı­ğı­mız ­ha­se­ne­ler ­var­dır, ­bir de­ baş­ka­la­rı­nın­ biz­le­re­ zul­met­me­si­ (ka­der)­ se­be­biyle­ bi­zim­ ka­zan­dı­ğı­mız de­re­ce­ler­ var­dır. ­Eğer ­biz­ Al­lah’a ­ulaş­ma­yı ­di­le­mi­yor­sak, ­mür­şi­di­mi­ze ­tâ­bî de­ğil­sek;­ han­gi ­gay­re­tin ­sa­hi­bi ­olur­sak­ ola­lım,­ ame­li­miz­ bo­şa ­gi­de­cek­tir. ­O za­man­ ge­ri­ye ­te­ra­zi­mi­zin ­po­zi­tif ­cep­he­sin­de ­baş­ka­la­rı­nın ­biz­le­re­ yap­tı­ğı­ zu­lüm­ler ­ka­lır. ­Bir ­grup ­in­san­ da ­var­dır ­ki; ­on­lar ­için ­Al­la­hû­ Tealâ­ mi­zan­ da tut­maz, ­in­san­la­rın ­on­la­ra ­yap­tı­ğı ­zu­lüm­le­ri ­de ­Al­la­hû ­Tealâ­ on­la­ra ­ver­mez. Bun­lar ­Al­lah’ın ­re­sûl­le­ri­ ile ­alay­ eden­ler­dir. ­Ama­ her­ kim­ Al­lah’a ­ulaş­ma­yı di­le­miş­se,­ Al­lah ­o ­ki­şi­nin ­sey­yi­at­le­ri­ni ­En­fâl-29’a ­gö­re ­örter.

ENFÂL - 29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi). Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

Mürşidin ­him­meti ­ve ­Allahû ­Tealâ’nın­ fazlı ­keremi, ­kişi ­Allah’a ­ulaşmayı ­di­le­dik­ten­ son­ra ­dev­re­ye ­gi­re­cek­tir. ­Kur­tu­lu­şun ­te­me­lin­de ­Al­lah’a ­ulaş­ma­yı ­di­le­mek ­ve ­bu­nun ­pe­şin­den ­mür­şi­de ­tâ­bîi­yet ­vard­ır. ­Şe­ri­at ­bu ­te­mel ­üze­rine ­ku­rul­muş ­du­rum­da­dır.­

Hacc–67, ­Şû­râ–13,­ Câ­si­ye–18­ ve ­Mâi­de–48. ­âyetlerde­ Al­la­hû ­Tealâ’ nın­ şe­ri­at ­için ­va­az­ et­tik­le­ri­ ke­sin­lik­le ­bu­dur.­ Bir ­tek­ şe­ri­at­ var­dır ­ki;­ bu­ şe­ri­a­tın­ muh­te­va­sı, ­Al­lah’a ­ulaş­ma­yı ­di­le­mek ­ve ­mür­şi­de ­tâ­biiyet ­üze­ri­ne ­bi­na ­edil­miş­tir.­

CÂSİYE - 18 Summe cealnâke alâ şerîatin minel emri fettebi’ hâ ve lâ tettebi’ ehvâellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne). Sonra seni, emirde (Allah’ın emrinde) şeriat üzere kıldık. Öyleyse ona (o şeriate) tâbî ol! Ve bilmeyenlerin hevalarına uyma!

MÂİDE - 48 Ve enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı musaddıkan limâ beyne yedeyhi minel kitâbi ve muheyminen aleyhi fahkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebi’ ehvâehum ammâ câeke minel hakk(hakkı) li kullin cealnâ minkum şir’aten ve minhâcâ(minhâcen) ve lev şâallâhu le cealekum ummeten vâhıdeten ve lâkin li yebluvekum fî mâ âtâkum festebikûl hayrât(hayrâti) ilâllâhi merciukum cemîan fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne). Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu olarak bu Kitab’ı hakk ile indirdik. Artık onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk’tan gelenden ayrılıp da onların hevâlarına uyma. Sizden hepiniz için (tek) bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O halde hayırlarda yarışın! Sizin hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri, size haber verecek.

Giz­li­ şirk,­ Câ­si­ye-23’e­ gö­re­ ki­şi­nin­ nef­si­ni­ ilâh­ edin­me­si­dir.­ Nef­si­ni ilâh­ edi­nen ­bir ­ki­şi ­kib­ri ­se­be­biy­le ­mür­şi­de ­tâ­bî ­ol­ma­yı ­zul­ ad­de­der.­ Günü­müz­de ­in­san­la­rın ­%90’ın­dan ­faz­la­sı ­Al­lah’ın­ âyet­le­rin­den ­gâ­fil­dir­ler ­ve mür­şi­di­ ya­lan­la­mak­ta­dır­lar.

Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in Son Resûl Olduğunu İddia Edenler, Allah'a Ulaşmayı Dilemeyerek Gizli Şirkte Kalanlardır.

Gü­nü­müz­ dîn­ öğ­re­ti­ci­le­ri,­ el­ yaz­ma­sı­ ki­tap­lar­dan­ öğ­ren­dik­le­ri­ fay­da­sız il­mi­ in­san­la­ra ­öğ­re­te­rek, ­7 ­saf­ha ­4 ­tes­lim­den ­olu­şan ­ha­nif ­dî­nin ­ya­şan­ma­sına ­en­gel ­ol­mak­ta­dır­lar. ­Bid’at­le­re ­da­ya­lı ­bu ­dîn ­öğ­re­ti­si ­se­be­biy­le, ­Pey­gamber ­Efen­di­miz ­(S.A.V)’in ­son­ Re­sûl ­ol­du­ğunu ­id­di­a ­eden ­bu ­in­san­lar, ­dîn­de­ fır­ka­la­ra­ ay­rıl­mış­ olan­lar­dır.­ On­lar,­ ken­di­le­ri­ Al­lah'a­ ulaş­ma­yı­ di­le­medik­le­ri ­gi­bi, ­di­ğer­ in­san­la­rın ­da ­Al­lah'a ­ulaş­ma­yı ­di­le­me­le­ri­ne ­mâ­ni­ ola­rak, in­san­la­rın ­şirk­te kal­ma­la­rı­na ­sebep ­ol­mak­tadır­lar. ­Ve ­ne­ ya­zık ki ­Kur'ân'a ay­kı­rı ­zan­la­rı se­be­biy­le ­resûl ve ­nebî kav­ram­la­rı­nın­ muh­te­va­sı­nı­ da ­bü­tü­nüy­le ­yok­ et­mek­te­dir­ler.­

Al­la­hû­ Tealâ ­bu­ ko­nu­da ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:

RÛM - 30 Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne). Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.

RÛM - 31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

RÛM - 32 Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne). (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

BAKARA - 78 Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne). Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.

BAKARA - 79 Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne). Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

İçin­de­ bu­lun­du­ğu­muz­ çağ,­ hi­da­ye­tin­ ta­ma­men­ unu­tul­du­ğu­ çağ­dır. Ri­sa­le­tin ­so­na ­er­diğini ­bir ­Kur’ân ­ge­reçeğiymiş ­ gi­bi ­in­sanla­ra ­kabul ­et­tiren ­dîn ­âlim­le­ri,­ Al­lah’ın­ velî resûllerine ­tâ­bi­iye­ti ­de ­do­ğal ­ola­rak ­red­det­mek­te­dir­ler.­ Hâl­bu­ki ­Al­la­hû ­Tealâ­ Al­lah’a ­ulaş­ma­yı ­dile­me­yi ­farz­ kıl­dı­ğı gi­bi ­mür­şi­de ­tâ­bi­iye­ti ­de ­farz ­kıl­mış­tır. ­Bun­dan ­14 ­asır ­ev­vel­ bü­tün ­sa­hâ­be ­bu ­farz ­emir­le­ri ­ye­ri­ne ­ge­ti­re­rek,­ 28 ­ba­sa­mak­lık ­İs­lâm ­mer­di­ve­ni­nin ­en üst ­bas­ma­ğı­na ­ulaş­mış­lar­dır.­

Bu­gün ­in­san­la­rın ­% 90'dan ­faz­la­sı ­Al­lah'a­ ulaş­ma­yı ­di­le­me­dik­le­ri ­için dîn­de ­fır­ka­la­ra ­ay­rıl­mış, ­şir­ke ­düş­müş­ ve ­Al­lah'ın ­tek­ dî­ni­ olan­ tes­lim­ dî­ni­ni ­Al­lah'a ­ulaş­ma­yı ­di­le­me­dik­le­ri­ için ­unut­muş­lar­dır.­

Da­ha ­ön­ce­ki ­bö­lüm­ler­de ­be­lirt­ti­ği­miz­ gi­bi, ­Du­hân ­Su­re­sin­de ­bah­se­di­len ­du­man, ­gü­nü­müz­de ­bü­tün ­dün­ya­yı ­sa­ran ­bir ­fit­ne­dir, ­bir ­azap­tır. ­İn­san­lar: ­“Biz­den­ bu­ aza­bı ­kal­dır. ­Çün­kü ­biz ­mü'min­le­riz.” ­di­yor­lar. ­Ama­ bu ­insan­lar ­(bu­gü­nün ­in­san­la­rı),­ Al­lah'a­ ulaş­ma­yı ­di­leme­dik­le­ri ­için ­mü'min­ de­ğil­ler­dir.­ Al­lah'a­ inan­dık­la­rı ­için ­ken­di­le­ri­ni ­mü'min­ zan­net­mek­te­dir­ler. ­Ve in­san­la­rın­ bü­yük­ ço­ğun­lu­ğu,­ Du­hân­ Su­re­sin­de­ ifa­de­ edil­di­ği­ gi­bi­ dev­rin ima­mı­ olan ­Meh­di­(A.S)’ın­ şey­tan­dan ­va­hiy ­alan,­ (şey­tan­ ta­ra­fın­dan) ­öğ­re­til­miş ­ve­ de­li ­ol­duğu­na ­inan­mış­ du­rum­da­dır­lar. ­Bu­na ­kar­şın ­Al­la­hû­ Tealâ­, Re­sûl’üne­ in­san­la­rın­ kur­tu­luş­ (fe­lâh)­ re­çe­te­si­nin­ AL­LAH'A­ ULAŞ­MA­YI Dİ­LE­MEK­ ol­du­ğu­nu­ tek­rar­ tek­rar­ söy­let­miş­tir.­ Bü­tün­ bu­ olay­lar­da­ Allah'ın­ asıl­ mu­ra­dı,­ “öğ­re­til­miş­ ve ­de­li” ­ol­du­ğu ­top­lu­ma ­ka­bul ­et­ti­ri­len ­Re­sûlün, ­Du­hân ­suresinin­ 13. ­ve­ 14. ­âyetlerindeki­ Re­sûl ­ol­du­ğu­nu ­ke­sin ­ola­rak is­pat­ et­mek­tir­ ve­ is­pat­ et­miş­tir.­ Böy­le­ce­ Al­lah,­ Re­sû­lü’ne­ tu­zak­ ku­ran­la­rı, on­la­rın ­kur­du­ğu ­tu­zak­la ­tu­za­ğa ­dü­şür­müş­tür.

Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve gizli şirkte olanların 12 negatif özelliği

1. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler şirktedir.

RÛM - 31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

RÛM - 32 Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne). (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

2. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler dalâlettedir.

EN'ÂM - 77 Fe lemmâ rael kamere bâzigan kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle le in lem yehdinî rabbî le ekûnenne minel kavmid dâllîn(dâllîne). Ay’ı doğarken görünce: “Benim Rabbim bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka dalâletteki kavimden olurum.” dedi.

ŞUARÂ - 20 Kâle fealtuhâ izen ve ene mined dâllîn(dâllîne). Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben, dalâlette olanlardandım.” dedi.

DUHÂ - 7 Ve vecedeke dâllen fe hedâ. Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.

RA'D - 27 Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe). Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

3. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler fısktadır.

HADÎD - 27 Summe kaffeynâ alâ âsârihim bi rusulinâ ve kaffeynâ bi îsabni meryeme ve âteynâhul incîle ve cealnâ fî kulûbillezînettebeûhu ra’feten ve rahmeten, ve rahbâniyyetenibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illâbtigâe rıdvânillâhi fe mâ raavhâ hakka riâyetihâ, fe âteynâllezîne âmenû minhum ecrehum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne). Sonra onların izleri üzerine resûllerimizi ardarda gönderdik. Ve Meryemoğlu İsa (A.S)’ı gönderdik ve O’na İncil’i verdik. Ve O’na tâbî olanların kalplerinde refet (şefkat) ve rahmet kıldık. Ve onlar, O’na ruhbanlık ihdas ettiler. Biz, Allah’ın rızasını ibtiga etmekten başkasını onlara farz kılmadık. Oysa O’na hakkıyla riayet etmediler. Böylece onlardan, âmenû olanların ecirlerini verdik ve onlardan çoğu fasıklardı.

4. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler tagutun kuludur.

ZUMER - 17 Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâdi. Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

5. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler küfürdedir.

BAKARA - 257 Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

SEBE - 20 Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne). Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

6. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler tagutun dostudur.

BAKARA - 257 Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

7. Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin amelleri boşa gider.

KEHF - 105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

8. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler hüsrandadır.

ZUMER - 65 Ve lekad ûhıye ileyke ve ilâllezîne min kablike, le in eşrakte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne). Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: “Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah’a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.” diye vahyolundu.

9. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler cehenneme gider.

MU'MİNÛN - 103 Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne). Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

10. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler âyetlerden gâfildir.

YÛNUS - 7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

YÛNUS - 8 Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne). İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

11. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler takva sahibi değildir.

ENFÂL - 29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi). Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

RÛM - 31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

12. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler hidayette değildir.

YÛNUS - 45 Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârafûne beynehum, kad hasirallezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne). Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar).

12 ihsanla mürşidine tâbî olan kişi Allah’tan 7 tane de ni’met alır.

Fakat günümüz insanı için olay tamamen bunun dışındadır. Allah'ın şeriatı artık tatbik edilmemektedir. Allahû Tealâ, Allah 'a ulaşmayı dilemeyenlerin şirk içinde olduğunu da ifade etmektedir. Ve müşrikler için mağfiret olayı söz konusu değildir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz de: "Ben ümmetim için açık şirkten korkmam. Ama ben ümmetim için Deccal fitnesinden daha tehlikeli olan gizli şirkten korkuyorum." buyurmaktadır.

Gizli şirk, Câsiye-23’e göre kişinin nefsini ilâh edinmesidir. Nefsini ilâh edinen bir kişi kibri sebebiyle mürşide tâbî olmayı zul addeder. Günümüzde insanların %90’ından fazlası Allah’ın âyetlerinden gâfildirler ve mürşidi yalanlamaktadırlar.