2.1 Bütün resûller, Allah’ın insanlık için seçtiği tek dînin; babamız İbrâhîm’in Hanif dîninin davetçileridir.
Allahû Tealâ’nın bütün devrelerde her kavme ardı arkası kesilmeksizin resûller gönderdiğini daha evvel ifade etmiştik. Nebîlerin olmadığı devrelerde bu resûller içinden birtanesi Allahû Tealâ tarafından devrin imamı olarak seçilir ve insanları hidayete davet ederler.
Her devrin imamı ve bütün devrelerde bütün kavimlerde yaşayan velî mürşidler, Allahû Tealâ’nın insanlık için seçtiği tek dîn olan hanif dîninin müntesipleridir. Ve bütün insanlığa hanif dînini öğretmekle vazifelendirilmişlerdir. İnsanlık tarihi boyunca başka bir dîn hiç olmamıştır. Nasıl ki bütün nebîler, yaşadıkları dönemde insanları hanif dînine davet etmişlerse, her devrin imamı ve diğer bütün kavimlerde yaşayan velî mürşidler de hanif dînin davetçisi olmuşlardır.
İçinde bulunduğumuz çağda devrin imamı olan resûl, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ahir zamanda geleceğini bizlere müjdelediği Mehdi (A.S)’dır. Bid’atlere dayalı bir dîn öğretisinin hâkim olduğu günümüzde insanlığı hanif dînine davet ederek, unutulan Kur’ân hakikatlerini gün ışığına çıkarmaktadır.
Mehdi Resûl’ün Tevbe-33’e göre açıkladığı, Hidayet ve hak dîninin esası 7 safha ve 4 teslimdir.
Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde şöyle buyurmaktadır:
TEVBE - 33 Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirahu alâd dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne). Resûl'ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen O'dur.
7 safha ve 4 teslimden oluşan Babamız İbrâhîm’in hanif dîni, Arapça adıyla İslâm’ın bütün hükümleri, şeriat adıyla Kur’ân-ı Kerim’de yer almıştır. Allah’ın bütün insanlar için vaaz ettiği tek dîn olan hanif dîninin şeriatı da tektir. Allahû Tealâ ne dînini, ne de şeriatını asla değiştirmemiştir.
Allahû Tealâ Rûm suresinin 30. âyet-i kerimesinde şeriatın kesin muhtevasını vermektedir.
RÛM - 30 Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne). Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.
Âyet-i kerimede zikredilen müşrikler, gizli şirkte olanlar, Allah’ın davetine icabet etmeyip dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyen, Sıratı Mustakîm üzere olmayan ve dînde fırkalara ayrılanlardır.
Allahû Tealâ Şûrâ suresinin 13.âyet-i kerimesinde, hanif dîninden başka bir dîn olmadığını açıkça ifade etmektedir.
ŞÛRÂ - 13 Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Allahû Tealâ’nın bütün insanlar için seçtiği hanif dîni 3 esas ihtiva etmektedir.
1. Vahdet: Tek Allah’a inanmak. 2. Tevhid: Allah’a ruhlarını ulaştırmayı dileyen tek bir toplum oluşturmak. (Böylece toplumlar arasındaki bütün kavgayı bitirmek, yok etmek.) 3. Teslim: Allah’a teslim olmak. (Ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek.)
Allah ile insan arasındaki 28 basamaklık İslâm merdiveni, 7 safha ve 4 teslim içermektedir.
1. Allah’a ulaşmayı dilemek 2. Mürşide tâbiiyet 3. Ruhun Allah’a teslimi [1. teslim] 4. Fizik vücudun Allah’a teslimi [2. teslim] 5. Nefsin Allah’a teslimi [3. teslim] 6. Muhlis olmak 7. İradenin Allah’a teslimi [4. teslim]
Kur’ân’da da, İncil’de de, Tevrat’ta da 7 safha ve 4 teslim farzdır; 3 ulûl’azm peygamber zamanında bütün safhalarıyla tam olarak yaşanmıştır. Fakat ne yazık ki günümüzde 3 kitaplı dînin mensupları da bu 7 safha ve 4 teslimi unutmuşlardır. Bu teslimler gerçekleştirilemediği içindir ki; 3 dînin mensupları da babamız İbrâhîm’in hanif dîni yerine, babalarından gördükleri âdetlerden, bid’atlerden ve bir kısım vasıta emirlerden oluşan değişime uğramış dînlerini yaşamaktadırlar. Ve üç kitaplı dînde de cennet ve dünya saadetine ulaştıran bütün hedefler ve safhalar yok edilmiş durumdadır.
Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz bir hadîs-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: “Her doğan çocuk, İslâm fıtratı yani hanif fıtratı ile dünyaya gelir. Hanif fıtratıyla dünyaya gelen çocuğun hanif dînini yaşaması, Allah’ın emri olmasına rağmen, hanif dînini yaşamayan annesi-babası onu yahudi, mecusi, putperest yapar.”
İşte Allahû Tealâ bu evrensel sapmayı bildiği için Kur’ân-ı Kerim’inde: “Babanızın dînini değil, babanız Îbrâhim’in hanif dînini yaşayın.” buyurmaktadır.
“Babamız Îbrâhim’in hanif dîni” Arapça adıyla İslâm’dır.
Allahû Tealâ’nın ne kadar peygamberi, resûlü ve velî mürşidi varsa; onlar insanlara hanif dînini açıklamışlar, öğretmişler ve yaşatmışlardır. Ama anne-babanın, arkadaşların, çevrenin devreye girmesiyle, Allah’ın dîninden farklı bir dîne sapmışlardır.
Oysaki Âdem (A.S)’dan, son Peygamber Hz. Muhammed (S.A.V)’e kadar, Allahû Tealâ’nın peygamberlerine indirdiği bütün şeriat kitaplarında insanlara emrettiği tek dîn, hanif dînidir. Şûrâ suresinin 13.âyet-i kerimesinde ifade edildiği gibi 14 asır evvel Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz ve sahâbenin yaşadığı dîn, ondan evvel Hz. İsa’nın, daha evvel Hz. Musa’nın, daha evvel Hz. Nuh’un, yani ulûl’azm peygamberlerin ve onlara tâbî olanların hepsinin yaşadığı ve günümüzde Mehdi Resûl’ün Allah’tan aldığı öğretiyle yaşadığı, hanif dînin esası olan 7 safha ve 4 teslimdir.
Allahû Tealâ, hanif dîninin bütün muhtevasını Kur’ân-ı Kerim’e koymuş ve herkese Kur’ân-ı Kerim’i yaşamasını vasiyet etmiştir.
Hanif dînin giriş kapısı Allah’a ulaşmayı dilemektir. Allah’ın seçtiklerinin arasından kim Allah’a yönelir; Allah’a ulaşmayı dilerse, Şûrâ suresinin 13. âyet-i kerimesine göre Allah, o kişiyi Kendisine ulaştıracağını garanti etmektedir.
ŞÛRÂ - 13 Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
“Allah dilediğini Kendisine seçer ve yunîb olanları da hidayete erdirir.”
Öyleyse dîni yaşamanın en alt noktasında, Allah’ın seçimi vardır. 28 basamaktan oluşan İslâm merdiveninin 1. basamağında, herkes olaylar yaşar. 2. basamakta ise Allahû Tealâ’nın bütün bu insanlar arasında bir seçim yapması söz konusudur.
Allah’ın seçmedikleri her devirde insanların %5’lik bir kısmını oluşturmaktadır. Seçilmemeleri, kalplerinde fitne ve fesat taşımaları sebebiyledir. Onlar, yeryüzünde devamlı fesat çıkarırlar ve kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başka insanların da Allah’ı dilemesine mâni olurlar. İşte bu gruptaki insanlar hiçbir zaman Allahû Tealâ tarafından seçilmezler. Onlar, Kur’ân-ı Kerim’e göre uzak bir dalâlet içerisinde olan insanlardır. Ve kurtuluşları hiçbir şekilde mümkün değildir.
Bu insanların dışındaki herkes seçilir. Seçilenlerin Allahû Tealâ tarafından imtihana tâbî tutulması söz konusudur. Dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyen herkes, bu imtihanı başarıyla geçmiştir. Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerse, hidayete adım atamamışlardır. Şûrâ suresinin 13. âyet-i kerimesinde belirtildiği gibi Allahû Tealâ sadece “yunîb” olanı hidayete erdirmektedir.
Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye Allahû Tealâ evvelâ Rahmân esmasıyla tecelli eder. Verdiği 7 furkan ve 12 ihsanla o kişiye mürşidini sevdirir. Böylece o kişi mürşide ihsanla tâbî olur. Bunun üzerine kişi Allah’tan 7 tane de ni’met alır. Allah, vasıta emirleri o kişiye sevdirir, kolaylaştırır. Allah’ın seçmesinden sonra Allah’a ulaşmayı dileyerek imtihanı kazananların üzerinde iblisin bir sultanlığı yoktur. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
SEBE - 20 Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne). Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.
SEBE - 21 Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun). Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah’a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah’a ulaşmaktan) şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin herşeyi hıfzedendir.
NAHL - 99 İnnehu leyse lehu sultânun alâllezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne). Çünkü onun, âmenû olanlar ve Rab’lerine tevekkül edenler üzerinde bir sultanlığı (yaptırım gücü) yoktur.
İmtihandan geçenler, yakîn sahibi olup Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşmasından; ahiretten şüphe edenler ise imtihanı geçemezler.
28 basamaklık İslâm sıkalasının 14. basamağında mürşide tâbiiyet gerçekleşir. Tâbiiyetini gerçekleştiren kişi Allah’tan 12 ihsan ve 7 tane de ni’met alır.
1. Basamakta: Bütün insanlar olayları yaşar.
2. Basamakta: Olayları yaşayan insanlar, yaptıkları değerlendirme neticesinde Allah tarafından “seçilenler ve seçilmeyenler” olmak üzere iki guruba ayrılır.
3. Basamakta: Seçilenlerden her kim Allah’a ulaşmayı kalben dilerse Allah onu mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. 1. SAFHA.
4. Basamakta: Allah kişinin üzerine Rahmân esmasıyla tecelli eder ve ona peşpeşe 7 tane furkan verir.
5. Basamakta: O kişinin baş gözünde hicab-ı mestureyi alır; 1. furkan, 1. ihsan. Basar hassasının üzerindeki gışavet adlı perdeyi alır; 2. furkan, 2. ihsan. O kişi daha evvel irşad kademesini alelâde bir insan olarak görürken artık onu irşad kademesi olarak görmeye başlar.
7. Basamak: Allahû Tealâ, fıkıh hassasının mührünü açar; 5. furkan, 5. ihsan. Ekinneti kaldırır; 6. furkan, 6. ihsan. Yerine ihbatı koyar; 7. furkan, 7. ihsan. Artık o kişi Allah’ın sözlerini sadece işitmekle kalmaz, idrak eder. Böylece o kişi işitenlerden, âmenû olanlardan olur ve akleden birisi olur.
9. Basamakta: Kaf-33’e göre, Allahû Tealâ, hidayetle ulaştığı kişinin kalbini, Kendisine çevirir; 9. ihsan.
12. Basamakta: Hadîd-16’ya göre huşû sahibi olan kişi hacet namazıyla mürşidini sorar; 12. ihsan.
13. Basamakta: Kişinin hacet namazı kılması neticesinde kendisine mürşid gösterilir;
11. Basamakta: Artık o kişinin fizik bedeni zikretmeye başladığı an, zikirle birlikte Allah’ın katından salâvâtla gelen rahme nurları göğsünden kalbine açılan yolu takip eder. Ve salâvâtın, Allah’ın katından aldığı yükü(rahmeti) o kişinin kalbine boşaltmasıyla kalp nûra ulaşır; 11. ihsan. (Zumer–22)
1. Ni’met: Devrin imamının ruhunun Allahû Tealâ tarafından o kişinin başının üzerine gönderilmesidir.
2. Ni’met: Kalbe îmân yazılmasıdır.
3. Ni’met: Bütün günahların sevaba çevrilmesi ve sevapların 1’e 10’dan 100’e çıkarılarak derecat sisteminin değişmesidir.
4. Ni’met: Ruhun Sıratı Mustakîm üzerine çıkmasıdır.
5. Ni’met: Nefs tezkiyesinin başlamasıdır.
6. Ni’met: İradenin güçlenmeye başlamasıdır.
7. Ni’met: Fizik vücudun Allahû Tealâ’ya kul olmaya başlamasıdır.
Mürşide tâbiyyetten sonra, nefsin tezkiye kademeleri başlar.
14. Basamakta: Kişi mürşidine tâbî olur. 2. SAFHA.
10. Basamakta: En’âm-125’e göre o kişinin göğsünden kalbine Rahmet yolu açar; 10. ihsan.
8. Basamakta: Allahû Tealâ akleden kişinin kalbine hidayetle ulaşır; 8. ihsan. (Tegâbun–11)
6. Basamakta: Allahû Tealâ kişinin kulaklarında işitmeye mâni olan engeli, vakrayı kaldırır; 3. furkan, 3. ihsan. Sem’î hassasının mührünü açar; 4. furkan, 4. ihsan. Kişi irşad kademesinin sözlerini alelâde sözler değil, Hakk’tan inen sözler olarak işitmeye başlar (mânâsına varır).
16. Basamakta: Nefs-i Levvame’dedir; artık nefsini kınamaya başlamıştır.
15. Basamakta: Kişi Nefs-i Emmare kademesindedir (%100 şerri emreden nefs kademesi).
17. Basamakta: Nefs-i Mülhime’dedir. Bu noktada şeytanın fücuru ve Allah’ın ilhamı kişiye ulaşır.
18. Basamakta: Nefs-i Mutmainne’dedir. Allah’ın verdiklerini yeterli görmeye başlamıştır.
19. Basamakta: Nefs-i Radiye’dedir. Allah’tan razı olmuştur.
20. Basamakta: Nefs-i Mardiyye’dedir. Allahda ondan razı olmuştur.
21. Basamakta: Nefs-i Tezkiyede’dir. Kişinin nefsinin kalbine Allah’ın nurları hâkim olmuştur. Ruh, Allah’ın Zat’ına ulaşmıştır. 3. SAFHA, 1. TESLİM.
22. basamaktan sonrası velâyet kademelerini içerir.
22. Basamakta: Kişi Fenâ makamının sahibidir. Ruhu Allah’ın Zat’ında ifnâ olmuştur.
23. Basamakta: Beka makamına ulaşılır. Kişinin ruhuna Allah’ın katında bir taht ihsan edilir.
24. Basamakta: Zühd makamının sahibi olunur. Kişi Allah’ı dünya hayatından üstün tuttuğunu Allah’a ispat etmiştir.
25. Basamakta: Kişi Muhsinler makamına ulaşır. Fizik vücudunu Allah’a teslim etmiştir. 4. SAFHA, 2. TESLİM.
26. Basamakta: Kişi ulûl’elbab makamındadır. Nefsini Allah’a teslim etmiştir. 5. SAFHA, 3. TESLİM.
27. Basamakta: Kişi İhlâs makamındadır. 6. SAFHA.
28. Basamakta: Kişi Salâh makamındadır. İradesi de Allah’a teslim olmuştur. 7. SAFHA, 4. TESLİM.
Allah ile insan arasındaki bu 28 basamak dizayn içerisinde, Allah’a ulaşmayı dileyen herkes için hanif dînini yaşamak söz konusudur. Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerse Kur’ân-ı Kerim’e göre akletmeyenlerdir. Ve akletmeyenlerin ne yazık ki dîni yoktur. Akleden kişi, 12 ihsanla mürşidine tâbî olacaktır. Tâbî olduğu resûl veya mürşid vasıtasıyla Allah’tan aldığı emirleri vücut ülkesinde tatbik edecektir. Böylece basamak basamak Allah’a yükselecek ve Allah’ın kendisi için vaaz ettiği hedeflere ulaşacaktır.
Allahû Tealâ Şûrâ Suresinin 14.âyet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:
ŞÛRÂ - 14 Ve mâ teferrekû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike ilâ ecelin musemmen le kudıye beynehum, ve innellezîne ûrisûl kitâbe min ba’dihim le fî şekkin minhu murîb(murîbin). Kendilerine ilim geldikten sonra aralarında azanlardan başkası fırkalara ayrılmadı. Eğer Rabbinden “belirlenmiş bir zamana kadar (bekletme)” sözü geçmemiş olsaydı, mutlaka onların arasında (hemen) hüküm verilirdi. Muhakkak ki onlardan sonra Kitab’a varis kılınanlar, gerçekten O’ndan şek ve şüphe içindedirler.
Âyet-i kerimede sözü edilen bu insanlar, Allahû Tealâ’nın Hz. Nuh(A.S), Hz. Îbrâhim (A.S), Hz. Musa (A.S), Hz. İsa (A.S), Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e verdiği Kitap’tan şüpheye düşmüşlerdir. Hâlbuki Şûrâ suresinin 13. âyet-i kerimesinde ifade edildiği gibi şeriat aynı şeriattır. Dîni el yazması kitaplardan öğrenen insanların hepsi, bu âyet-i kerimenin muhtevası içerisindedirler. Her devirde devrin imamı, Allah’ın kendisine vahiy yoluyla bildirdiği 7 safha ve 4 teslimden oluşan Kur’ân’ın bütün muhtevasını insanlara anlatmaktadır. Nasıl 14 asır evvel Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz sahâbeye Kur’ân-ı Kerim’i öğrettiyse, her devirde onun vârisi olan vekâleten devrin imamı da aynı şeyi gerçekleştirmektedir.
Nitekim sahâbe: “Ey Allah’ın Resûl’ü! Biz dînimizi senden öğrendik. Ama sen son Nebîsin, senden sonra nebî gelmeyeceğine göre insanlar dîni kimden öğrenecekler?” diye sorunca, Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz: “Benden sonra Nebî gelmeyecek ama benden sonra devrin imamları gelecek” buyurmuştur. Ama gelin görün ki; 14 asır evvel ehli kitap olan yahudiler, nasraniler, asâleten Devrin İmamı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e nasıl karşı çıkmış ve hidayet tebliğine mâni olmuşlarsa, bugün de İslâm’ın 5 şartını yerine getirmekle yetinenler, aynı düşünce ile devrin imamının hidayet tebliğine karşı çıkarak hidayeti engellemeye çalışmaktadırlar. Hâlbuki İslâm’ın 5 şartı ile hiç kimsenin kurtuluşa ulaşması mümkün değildir.
“İşittiğimize göre Hz. Mehdi, hüküm sürdüğü zaman, dîni yayarken ve sünneti diriltirken, bid’at işlemeye alışmış olan âlimler (günümüz dîn öğreticileri), bid’atı güzel saydıkları ve ibadet olarak yaptıkları için, Hz. Mehdi'nin emirlerine şaşarak; “Bu adam, bizim dînimizi yok etti ve milletimiz öldürdü”diyecektir. Hz. Mehdi, bunlar ile mücâdele edecektir, savaşacaktır. Onların güzel sandığı bid’atın kötü olduğunu bildirecektir. Bu, Allahû Tealâ’nın ni’metidir.”
Mehdi (A.S)’ın tebliğ ettiği dîn, yeni bir dîn değildir, Âdem (A.S)’dan bugüne kadar var olan Allah’ın yegâne dîni, hanif dînidir. Hanif dîninden başka bir dîn hiç olmamıştır.
Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in: “Ümmetimin en hayırlısı” diye buyurduğu ve şu an hayatta olan devrin imamı, Kur’ân âyetleriyle 7 safha ve 4 teslimden ibaret olan hanif dînini öğretmekte ve yaşamaktadır.
İmam-ı Rabbanî Hazretleri Mehdi (A.S) hakkında şöyle buyurmaktadır:
El yazması kitaplarla, emaniyye bilgileri hayatlarına tatbik edenler, İslâm’ın 5 şartını öğrenen ve öğreten dîn öğreticileri hanif dînini bilmeyenler ve yaşamayanlardır. Şeytan, “Kurtuluş için İslâm’ın 5 şartı yeterlidir” diyerek dîn öğreticilerini tuzağına düşürmüştür. Ve dîn öğretcilerinin eliyle insanları Kur’ân-ı Kerim asıllarından uzaklaştırmıştır. Kur’ân’daki şeriatı yaşamayan bu insanlar uydurdukları emaniyye bilgileri, zanlarını Kur’ân’ın yerine koyarak “şeriat” diye insanlara kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
ŞÛRÂ - 21 Em lehum şurekâu şeraû lehum mined dîni mâ lem ye’zen bihillâh(bihillâhu), ve lev lâ kelimetul faslı le kudiye beynehum, ve innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun). Yoksa Allah’ın, dînde izin vermediği şeyleri, onlara şeriat kılan ortakları mı var? Ve fasıl (ayırma) sözü geçmemiş olsaydı, mutlaka onların arasında (hemen) hüküm verilirdi. Ve muhakkak ki zalimler, onlar için elîm azap vardır.
Kur’ân âyetlerini bilmeyenler sıkışınca: “Âlimler böyle demişler, bunda ittifak etmişler, asırlardır İslâm uygulaması budur.” diyerek, emaniyye denilen faydasız ilmi, şeriat olarak kabul etmektedirler. İnsanlar ise Allah’ı bir kenara bırakıp; Allah’ın âyetlerini değil, insanların sözlerini dikkate almaktadırlar. Bu demektir ki; insanlar Allah’ın dînini değil, kendi dînlerini; yani insanların dînlerini yaşamaktadırlar.
Allah’ın tayin etmiş olduğu zamanın imamına, ona bağlı olan kavmin resûlleri ve velî mürşidlere tâbî olmayınca, insanların Allah’ın dînini öğrenmeleri mümkün değildir. Çünkü onlar evvel emirde insanları Allah’a çağırırlar, Allah’a davet ederler.
Amelin insana fayda verebilmesi için kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesi ve Allah’ın kişi için tayin ettiği mürşide tâbî olması farzdır. Allah’a ulaşmayı dilemezseniz, hacet namazını 10 sene de kılsanız, Allah size mürşidinizi göstermez. Çünkü huşû sahibi olmamışsınızdır. Siz mürşidinize tâbî olmazsanız, ruhunuz Allah’a ulaşmaz. 7 safha ve 4 teslim, bir zincirin halkaları gibi sımsıkı bir bağ ile bağlanmış durumdadır. Allahû Tealâ bu standart içerisindeki dîni yaşamamızı istemektedir.
HACC - 67 Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbike, inneke le alâ huden mustekîm(mustekîmin). Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir şeriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o şeriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekişmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah’a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.
Kim Allah’ın davetini kabul ederse, Allah, Allah’a ulaşmayı dileyen bu kişiyi kesinlikle Sıratı Mustakîm’e ulaştırır ve hidayete erdirir. Öyleyse şeriatımızın başlangıç noktası, Allah’a ulaşmayı dilemektir. Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve mürşidine tâbî olmayan insanlar, amel işleseler dahi Allahû Tealâ onların amellerinin boşa gittiğini söylemektedir.
KEHF - 103 Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen). De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”
KEHF - 104 Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an). Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.
KEHF - 105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
Âyet-i kerimede cehenneme gidecek olanların bir kısmı için mizan tutulmadığı, bir kısmının da amellerinin boşa gittiği ifade edilmektedir. Amel defterimizin pozitif tarafında bizim yaptığımız haseneler vardır, bir de başkalarının bizlere zulmetmesi (kader) sebebiyle bizim kazandığımız dereceler vardır. Eğer biz Allah’a ulaşmayı dilemiyorsak, mürşidimize tâbî değilsek; hangi gayretin sahibi olursak olalım, amelimiz boşa gidecektir. O zaman geriye terazimizin pozitif cephesinde başkalarının bizlere yaptığı zulümler kalır. Bir grup insan da vardır ki; onlar için Allahû Tealâ mizan da tutmaz, insanların onlara yaptığı zulümleri de Allahû Tealâ onlara vermez. Bunlar Allah’ın resûlleri ile alay edenlerdir. Ama her kim Allah’a ulaşmayı dilemişse, Allah o kişinin seyyiatlerini Enfâl-29’a göre örter.
ENFÂL - 29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi). Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Mürşidin himmeti ve Allahû Tealâ’nın fazlı keremi, kişi Allah’a ulaşmayı diledikten sonra devreye girecektir. Kurtuluşun temelinde Allah’a ulaşmayı dilemek ve bunun peşinden mürşide tâbîiyet vardır. Şeriat bu temel üzerine kurulmuş durumdadır.
Hacc–67, Şûrâ–13, Câsiye–18 ve Mâide–48. âyetlerde Allahû Tealâ’ nın şeriat için vaaz ettikleri kesinlikle budur. Bir tek şeriat vardır ki; bu şeriatın muhtevası, Allah’a ulaşmayı dilemek ve mürşide tâbiiyet üzerine bina edilmiştir.
CÂSİYE - 18 Summe cealnâke alâ şerîatin minel emri fettebi’ hâ ve lâ tettebi’ ehvâellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne). Sonra seni, emirde (Allah’ın emrinde) şeriat üzere kıldık. Öyleyse ona (o şeriate) tâbî ol! Ve bilmeyenlerin hevalarına uyma!
MÂİDE - 48 Ve enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı musaddıkan limâ beyne yedeyhi minel kitâbi ve muheyminen aleyhi fahkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebi’ ehvâehum ammâ câeke minel hakk(hakkı) li kullin cealnâ minkum şir’aten ve minhâcâ(minhâcen) ve lev şâallâhu le cealekum ummeten vâhıdeten ve lâkin li yebluvekum fî mâ âtâkum festebikûl hayrât(hayrâti) ilâllâhi merciukum cemîan fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne). Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu olarak bu Kitab’ı hakk ile indirdik. Artık onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk’tan gelenden ayrılıp da onların hevâlarına uyma. Sizden hepiniz için (tek) bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O halde hayırlarda yarışın! Sizin hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri, size haber verecek.
Gizli şirk, Câsiye-23’e göre kişinin nefsini ilâh edinmesidir. Nefsini ilâh edinen bir kişi kibri sebebiyle mürşide tâbî olmayı zul addeder. Günümüzde insanların %90’ından fazlası Allah’ın âyetlerinden gâfildirler ve mürşidi yalanlamaktadırlar.
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in Son Resûl Olduğunu İddia Edenler, Allah'a Ulaşmayı Dilemeyerek Gizli Şirkte Kalanlardır.
Günümüz dîn öğreticileri, el yazması kitaplardan öğrendikleri faydasız ilmi insanlara öğreterek, 7 safha 4 teslimden oluşan hanif dînin yaşanmasına engel olmaktadırlar. Bid’atlere dayalı bu dîn öğretisi sebebiyle, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in son Resûl olduğunu iddia eden bu insanlar, dînde fırkalara ayrılmış olanlardır. Onlar, kendileri Allah'a ulaşmayı dilemedikleri gibi, diğer insanların da Allah'a ulaşmayı dilemelerine mâni olarak, insanların şirkte kalmalarına sebep olmaktadırlar. Ve ne yazık ki Kur'ân'a aykırı zanları sebebiyle resûl ve nebî kavramlarının muhtevasını da bütünüyle yok etmektedirler.
Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
RÛM - 30 Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne). Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.
RÛM - 31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
RÛM - 32 Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne). (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
BAKARA - 78 Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne). Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.
BAKARA - 79 Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne). Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.
İçinde bulunduğumuz çağ, hidayetin tamamen unutulduğu çağdır. Risaletin sona erdiğini bir Kur’ân gereçeğiymiş gibi insanlara kabul ettiren dîn âlimleri, Allah’ın velî resûllerine tâbiiyeti de doğal olarak reddetmektedirler. Hâlbuki Allahû Tealâ Allah’a ulaşmayı dilemeyi farz kıldığı gibi mürşide tâbiiyeti de farz kılmıştır. Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe bu farz emirleri yerine getirerek, 28 basamaklık İslâm merdiveninin en üst basmağına ulaşmışlardır.
Bugün insanların % 90'dan fazlası Allah'a ulaşmayı dilemedikleri için dînde fırkalara ayrılmış, şirke düşmüş ve Allah'ın tek dîni olan teslim dînini Allah'a ulaşmayı dilemedikleri için unutmuşlardır.
Daha önceki bölümlerde belirttiğimiz gibi, Duhân Suresinde bahsedilen duman, günümüzde bütün dünyayı saran bir fitnedir, bir azaptır. İnsanlar: “Bizden bu azabı kaldır. Çünkü biz mü'minleriz.” diyorlar. Ama bu insanlar (bugünün insanları), Allah'a ulaşmayı dilemedikleri için mü'min değillerdir. Allah'a inandıkları için kendilerini mü'min zannetmektedirler. Ve insanların büyük çoğunluğu, Duhân Suresinde ifade edildiği gibi devrin imamı olan Mehdi(A.S)’ın şeytandan vahiy alan, (şeytan tarafından) öğretilmiş ve deli olduğuna inanmış durumdadırlar. Buna karşın Allahû Tealâ, Resûl’üne insanların kurtuluş (felâh) reçetesinin ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEK olduğunu tekrar tekrar söyletmiştir. Bütün bu olaylarda Allah'ın asıl muradı, “öğretilmiş ve deli” olduğu topluma kabul ettirilen Resûlün, Duhân suresinin 13. ve 14. âyetlerindeki Resûl olduğunu kesin olarak ispat etmektir ve ispat etmiştir. Böylece Allah, Resûlü’ne tuzak kuranları, onların kurduğu tuzakla tuzağa düşürmüştür.
Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve gizli şirkte olanların 12 negatif özelliği
1. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler şirktedir.
RÛM - 31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
RÛM - 32 Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne). (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
2. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler dalâlettedir.
EN'ÂM - 77 Fe lemmâ rael kamere bâzigan kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle le in lem yehdinî rabbî le ekûnenne minel kavmid dâllîn(dâllîne). Ay’ı doğarken görünce: “Benim Rabbim bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka dalâletteki kavimden olurum.” dedi.
ŞUARÂ - 20 Kâle fealtuhâ izen ve ene mined dâllîn(dâllîne). Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben, dalâlette olanlardandım.” dedi.
DUHÂ - 7 Ve vecedeke dâllen fe hedâ. Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.
RA'D - 27 Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe). Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
3. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler fısktadır.
HADÎD - 27 Summe kaffeynâ alâ âsârihim bi rusulinâ ve kaffeynâ bi îsabni meryeme ve âteynâhul incîle ve cealnâ fî kulûbillezînettebeûhu ra’feten ve rahmeten, ve rahbâniyyetenibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illâbtigâe rıdvânillâhi fe mâ raavhâ hakka riâyetihâ, fe âteynâllezîne âmenû minhum ecrehum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne). Sonra onların izleri üzerine resûllerimizi ardarda gönderdik. Ve Meryemoğlu İsa (A.S)’ı gönderdik ve O’na İncil’i verdik. Ve O’na tâbî olanların kalplerinde refet (şefkat) ve rahmet kıldık. Ve onlar, O’na ruhbanlık ihdas ettiler. Biz, Allah’ın rızasını ibtiga etmekten başkasını onlara farz kılmadık. Oysa O’na hakkıyla riayet etmediler. Böylece onlardan, âmenû olanların ecirlerini verdik ve onlardan çoğu fasıklardı.
4. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler tagutun kuludur.
ZUMER - 17 Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâdi. Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
5. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler küfürdedir.
BAKARA - 257 Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
SEBE - 20 Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne). Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.
6. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler tagutun dostudur.
BAKARA - 257 Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
7. Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin amelleri boşa gider.
KEHF - 105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
8. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler hüsrandadır.
ZUMER - 65 Ve lekad ûhıye ileyke ve ilâllezîne min kablike, le in eşrakte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne). Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: “Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah’a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.” diye vahyolundu.
9. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler cehenneme gider.
MU'MİNÛN - 103 Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne). Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.
10. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler âyetlerden gâfildir.
YÛNUS - 7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
YÛNUS - 8 Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne). İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
11. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler takva sahibi değildir.
ENFÂL - 29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi). Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
RÛM - 31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
12. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler hidayette değildir.
YÛNUS - 45 Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârafûne beynehum, kad hasirallezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne). Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar).
12 ihsanla mürşidine tâbî olan kişi Allah’tan 7 tane de ni’met alır.
Fakat günümüz insanı için olay tamamen bunun dışındadır. Allah'ın şeriatı artık tatbik edilmemektedir. Allahû Tealâ, Allah 'a ulaşmayı dilemeyenlerin şirk içinde olduğunu da ifade etmektedir. Ve müşrikler için mağfiret olayı söz konusu değildir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz de: "Ben ümmetim için açık şirkten korkmam. Ama ben ümmetim için Deccal fitnesinden daha tehlikeli olan gizli şirkten korkuyorum." buyurmaktadır.
Gizli şirk, Câsiye-23’e göre kişinin nefsini ilâh edinmesidir. Nefsini ilâh edinen bir kişi kibri sebebiyle mürşide tâbî olmayı zul addeder. Günümüzde insanların %90’ından fazlası Allah’ın âyetlerinden gâfildirler ve mürşidi yalanlamaktadırlar.