Al­la­hû­ Tealâ­ Kur’ân-ı­ Ke­rim’in­de ­şe­ri­at­ ki­tap­la­rı­nı­ ne­bî­le­re ­hak ­ola­rak in­dir­di­ği­ni­ ve ­onun­la­ hük­me­dil­me­si­ ge­rek­ti­ği­ni ­ifa­de ­et­mek­te­dir.­

Gü­nü­mü­zün­ bid’at­le­re­ da­ya­lı­ dîn­ öğ­re­ti­sin­de­ bu­nun­ tam­ ter­si­ ifa­de edil­mek­te­dir­ ve­ yan­lış­tır.

Al­la­hû­ Tealâ­ sa­de­ce ­ne­bî­le­re­ şe­ri­at ­ki­tap­la­rı­ ver­di­ği­ni, ­Kur’ân-ı­ Ke­rim’in­de­ açık ­ve ­net­ ola­rak ­or­ta­ya ­koy­mak­ta­dır.

BAKARA - 213 Kânen nâsu ummeten vâhıdeten fe beasallâhun nebiyyîne mubeşşirîne ve munzirîne, ve enzele meahumul kitâbe bil hakkı li yahkume beynen nâsi fî mâhtelefû fîhi, ve mâhtelefe fîhi illâllezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mâhtelefû fîhi minel hakkı bi iznihî, vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin). İnsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler beas etti (gönderdi). Ve onlarla birlikte, insanların aralarında, ayrılığa düştükleri şey hakkında hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaçık) beyyineler (belgeler) geldikten sonra kendi aralarındaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında ayrılığa düşenler, kendilerine (kitap) verilenlerden başkası değildir. Bu sebeple âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyen) o kimselerin, haktan yana ayrılığa düştükleri şeyi (hidayeti) açıklamaları için Allah, Kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Ve Allah, dilediği kimseyi Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

NİSÂ - 105 İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı li tahkume beynen nâsi bimâ erâkallâh(erâkallâhu). Ve lâ tekun lil hâinîne hasîmâ(hasîmen). Muhakkak ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için Biz, sana Kitab'ı hak olarak indirdik. Ve ihanet edenlere taraftar olma.

MÂİDE - 44 İnnâ enzelnât tevrâte fîhâ huden ve nûr(nûrun), yahkumu bihân nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimâstuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn(kâfirûne). Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk’a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb’lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allah’ın Kitab’ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir.

ÂLİ İMRÂN - 79 Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne). Bir insan için, Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; “Allah'tan başka bana kul olun” demesi olamaz (mümkün değildir). Fakat, sizin kitabı tedris etmiş (okuyup öğrenmiş) olmanız ve öğretiyor olmanızdan dolayı ancak: “Rabbâni (kendini Rabb'e adamış) kullar olunuz” der.

Kur’ân-ı­ Ke­rim ­bo­yun­ca ­ne­re­de ­“ki­tap” ­ve ­“hik­met” ­ke­li­me­si­ kul­la­nıl­mışsa­ ora­da ­“Ne­bî” ke­lime­si­ de­ kulla­nılmış­tır.­ O­ hal­de­ şe­ri­at ­ki­tap­la­rı­nı sa­de­ce ­Ne­bî­le­re ­ve­ril­di­ği ­şek ­ve ­şüp­he­ye ­yer ­ol­mak­sı­zın ­or­ta­da­dır.

Al­la­hû­ Tealâ­ Âli ­İm­rân-81’de ­de ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:

ÂLİ İMRÂN - 81 Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne). Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.

Al­la­hû­ Tealâ­’nın ­mi­sak­ al­dı­ğı­ ne­bî­ler ­ara­sın­da,­ ken­di­si­ne ­son ­şe­ri­at ­ki­ta­bı­ ve­ri­len­ Hz.­ Pey­gam­ber­ (S.A.V)­ Efen­di­miz­ de­ var­dır.­ Ah­zâb­ Su­re­si­nin 7. âyet-i­ ke­ri­me­sin­de­ki­ “Ve ­sen­den”­ ifa­de­si,­ ko­nu­nun­ ke­sin ­bir­ de­li­li­dir.­

AHZÂB - 7 Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsâbni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan). O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.

Âli­ İm­rân-81’de­ki ­bah­si ­ge­çen ­ulûl’azm­ pey­gam­ber­ler ­5­ ta­ne­dir­ (Hz. Nuh, ­Hz. ­İb­râ­hîm, ­Hz.­ Mu­sa,­ Hz. ­İsa ­ve ­Hz. ­Mu­ham­med ­(S.A.V) ­Efendi­miz). ­­Bu­ra­da­ sö­zü ­edi­len ­ve ­pey­gam­ber­le­rin ­hi­ta­mın­dan ­son­ra ­ge­le­cek olan­ re­sû­lün,­ ken­di­sin­den­ ev­vel­ ge­len­ şe­ri­at­ ki­tap­ları­nı­ tas­dik­ et­me­si, onun­ şe­ri­at ­ki­ta­bı­ sa­hi­bi ­bir­ re­sûl ­ol­ma­dı­ğı­nı ­açık­ça ­gös­ter­mek­te­dir.­

Hicr­ suresinin ­9.­ âyet-i­ kerimesine ­gö­re ­Al­lah’ın ­ko­ru­ma­sı­ al­tın­da ­olan­ son şe­ri­at­ ki­ta­bı ­Kur’ân-ı­ Ke­rim,­ son ­Ne­bî­ Hz. ­Pey­gam­ber­ (S.A.V)­ Efen­di­miz’e­ ve­ril­miş­tir. ­On­dan ­son­ra ­ge­le­cek ­olan ­Re­sû­lün ­şe­ri­at ­sa­hi­bi ­ol­ma­sı ­müm­kün ­de­ğil­dir.­ Pey­gam­ber­ Efen­di­miz (S.A.V)’den­ son­ra­ ge­lec­ek­ olan­ re­sûl,­ Bu­ dev­rin ima­mı­ Meh­di ­Re­sûl’dür.­ Ve ­ken­di­sin­den­ ev­vel­ gel­miş ­olan­ ulûl’azm ­pey­gam­ber­le­rin ­şe­ri­at ­ki­tap­la­rı­nın,­ 7­ saf­ha ­4­ tes­limden ­oluş­tu­ğu­nu ­tas­dik ­et­mek­te­dir. ­Bu ko­nu­ Be­yyi­ne ­Su­re­si­nin­ 2,­ 3­ ve­ 4. âyet­le­rin­de ­açık­ça ­beyan­ edil­miş­tir.

BEYYİNE - 2 Resûlun minallâhi yetlû suhufen mutahharah(mutahhareten). Allah’tan gönderilen resûl, (onlara) tertemiz (bâtıl ve şüpheden uzak) sahifeleri okur.

BEYYİNE - 3 Fîhâ kutubun kayyimeh(kayyimetun). (O sayfalar) içinde temel, değişmez hükümler yazılı olan kitaplardır.

BEYYİNE - 4 Ve mâ teferrekallezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câet humul beyyineh(beyyinetu). Ve kitap ehli olanlar, (onlara beyyine gelmesinden önce) tefrikaya düşmediler (fırkalara ayrılmadılar). Ancak kendilerine beyyineler geldikten sonra (tefrikaya düştüler).

Velî resûllere sadece sohbet kitapları verilmiştir Bu kitapların şer’î bir hüküm taşıması asla mümkün değildir.

Al­la­hû­ Tealâ­ bu­ ko­nu­da ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:­

ÂLİ İMRÂN - 184 Fe in kezzebûke fe kad kuzzibe rusulun min kablike câu bil beyyinâti vez zuburi vel kitâbil munîr(munîri). Artık seni yalanlarlarsa (üzülme), halbuki, senden önceki, açık belgeler, yazılı sayfalar ve nurlu kitaplar getiren resûller de yalanlanmıştı.

FÂTIR - 25 Ve in yukezzibûke fe kad kezzebellezîne min kablihim, câethum rusuluhum bil beyyinâti ve biz zuburi ve bil kitâbil munîr(munîri). Ve eğer seni tekzip ediyorlarsa (yalanlıyorlarsa), o taktirde (bil ki) onlardan öncekiler de (resûllerini) yalanlamışlardı. Onların resûlleri, onlara beyyineler (mucizeler, açık deliller) ve zuburi (sayfalar) ve nurlandırıcı kitap getirdiler.

RA'D - 38 Ve lekad erselnâ rusulen min kablike ve cealnâ lehum ezvâcen ve zurriyyeten, ve mâ kâne li resûlin en ye’tiye bi âyetin illâ bi iznillâh(iznillâhi), li kulli ecelin kitâb(kitâbun). Andolsun, senden önce de resûller gönderdik. Onlara da eşler ve zürriyyet (çocuklar) kıldık. Bir resûl için, Allah’ın izni olmaksızın bir âyet getirmesi olmaz (mümkün değildir). Her zamanın, bir kitabı vardır.

Bü­tün­ bu ­âyet-i­ ke­ri­me­le­rin­ ya­nı ­sı­ra ­Al­la­hû ­Tealâ­’nın­ ve­lî­le­ri­ne ­soh­bet­ ki­tap­la­rı­ yaz­dırdığı­ da­ ke­sin­ ola­rak bi­lin­mek­tedir. Kal­dı ki­ Mev­lâ­na Ce­lâ­led­din ­Ru­mî’nin­ Mes­ne­vi­si­ şöy­le­ baş­la­mak­ta­dır:­ “Âlem­le­rin­ Rab­binden ­mün­zel­dir ­(in­di­ril­miş­tir).­ Ba­tıl­ ne ­önün­den ­ge­le­bi­lir, ne ­ar­dın­dan.”­

Al­la­hû­ Tealâ­ na­sıl­ ki; • Ab­dül­ka­dir­ Gey­la­ni ­Haz­ret­le­ri­ne­ Rİ­SA­LE-İ­ GAV­Sİ­YE’yi, • Bed­di­üz­za­man ­Sa­id-i­ Nur­si­ Haz­ret­le­ri­ne­ Rİ­SA­LE-İ­ NUR­ KÜL­Lİ­YA­TI’nı, • Mev­lâ­na ­Ce­lâ­led­dî­ni­ Ru­mî­ Haz­ret­le­ri­ne ­MES­NE­Vİ’yi, • Eş­ref­ Rû­mî­ Haz­ret­le­ri­ne­ de ­DÎVAN’ı ­yaz­dır­dıy­sa,

Kı­yâ­me­te ­ka­dar ­da­ ri­sa­let ­de­vam ­ede­ce­ği ­ci­het­le,­ bu­ soh­bet ­ma­hi­ye­tin­de­ki­ ki­tap­lar ­da­ var­ ol­ma­ya­ de­vam ­ede­cek­ler­dir.­

Siz­le­re­ sun­du­ğu­muz ­bü­tün ­bu ­Kur’ânî ­de­lil­ler ­so­nu­cun­da ­gö­rü­yor­su­nuz ki;­ bu­gün­kü­ İs­lâm­ tat­bi­ka­tın­da­ yer­ alan,­ “Pey­gam­ber­ Efen­di­miz­ hem­ son Re­sûl­dür,­ hem­ son­ Ne­bî­dir” ­ifa­de­si,­ bü­tü­nüy­le­ ge­çer­siz­dir.­ Dî­ni­mi­ze­ son­ra­dan ­gir­miş ­bir­ hu­ra­fe­dir.

YEDİNCİ DELİL

1.1.2.7 Şeriat kitapları sadece Nebîlere verilmiştir Resûllere verilenler ise sadece sohbet mahiyetindeki kitaplardır.