Al­la­hû­ Tealâ, ­Ah­zab ­Su­re­si­nin ­40.­âyet-i ­ke­ri­me­sin­de ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:­­

AHZÂB - 40 Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

Al­la­hû­ Tealâ­ Ah­zâb-40’da ­Pey­gam­ber ­Efen­di­miz­ (S.A.V)’in ­hem ­Re­sûl,­ hem­ de­ Ne­bî­ ol­du­ğu­nu­ açık­ça­ ifa­de­ et­mek­te­dir.­ Ay­nı­ âyet-i­ ke­ri­me Pey­gam­ber ­Efen­di­miz­ (S.A.V)’in­ ne­bî­le­rin­ so­nun­cu­su ­ol­du­ğu­nun­da ­ke­sin ­bir ­de­li­li­dir.­ Ah­zâb-40’da ­açık­ça ­gö­rül­dü­ğü ­gi­bi­ sona ­eren­ ri­sa­let ­de­ğil, nü­büv­ve­t­tir.

Pey­gam­ber ­Efen­di­miz ­(S.A.V)­ de,­ velî­ resûl­lü­ğün ­kı­yâ­me­te ­ka­dar ­de­vam­ ede­ce­ği­ni ­aşa­ğı­da­ki­ ha­dîs-i­ şe­rif­le­riy­le ­des­tek­le­mek­te­dir:

Hz. Huzeyfe (R.A) anlatıyor;

"Re­sû­lul­lah ­(aley­his­sa­lâ­tu ­ves­se­lâm)­ bu­yur­du­lar ­ki:­ "Ben­den ­son­ra­ şu iki­ye­ it­ti­ba­ edin:­ Ebu­ Bekr­ ve­ Ömer­ (ra­dı­yal­la­hu­ an­hü­mâ)."­ [Tir­mi­zî, Me­nâ­kıb,­(3663,­ 3664).]

Ebû Hüreyre (R.A) anlatıyor;

"Re­sû­lul­lah­ (aley­his­sa­lâ­tu ­ves­se­lâm)­ bu­yur­du­lar ­ki:­"Be­nî ­İs­ra­il'i,­ pey­gam­ber­ler­ (aley­hi­mus­se­lâm)­ idâ­re­ edi­yor­lar­dı.­ Bir­ pey­gam­ber­ ölün­ce onun­ ye­ri­ne­ ikin­ci­ bir­ pey­gam­ber­ geçi­yor­du.­ An­cak,­ benden­ son­ra­ peygam­ber ­yok. ­Ama ­ar­dım­dan ­ha­li­fe­ler ­ge­le­cek ­ve ­çok ola­cak­lar."­ [Bu­ha­rî, En­bi­yâ ­50; Müs­lim,­ İma­ret ­44,­ (1842)].

İbnu Ömer (RA) anlatıyor;

"Re­sû­lul­lah ­(SAV) ­bu­yur­du­lar ­ki: ­"Bu ­iş ­(emîr­lik) ­in­san­lar­dan ­iki ­ki­şi bâ­ki kal­dık­ça­ Ku­reyş'te­ ol­ma­ya­ de­vam­ ede­cek­tir." [Bu­hârî, Me­nâ­kıb­ 2, Ah­kâm­ 2, ­En­bi­ya ­1; ­Müs­lim,­ İmâ­ret ­4, ­(1820)].­

Pey­gam­ber­ Efen­di­miz­ (S.A.V)­ de,­ re­sûl ve­ ne­bî­ kav­ram­la­rının­ bir­birin­den ­fark­lı­ mâ­nâ­lar ­içer­di­ği­ni­ be­yan­ eden ­bir­ baş­ka ­ha­dîs-i­ şe­ri­fin­de ­de şöy­le­ bu­yur­mak­ta­dır:­

“Ben­ Re­sûl­le­rin­ reh­be­ri­yim; ­fa­hır­lan­mak ­yok.­ Ve ­ben ­Ne­bî­le­rin ­ha­te­mi­yim, ­if­ti­har­ yok­ ve­ ben­ ilk ­şe­fa­at­ edi­ci­yim ­ve ­ilk ­şe­fa­a­ti­ ka­bul ­edi­le­cek ola­nım; ­te­fa­hur ­yok. ­Ya­ni; ­bun­la­rı­ bir­ şük­ra­ne ­ola­rak ­söy­lü­yo­rum,­ yok­sa ulu­lan­mak ­için ­de­ğil.”

Eğer ­bi­zim ­dîn­ adam­la­rı­nın­ söy­le­di­ği­ gi­bi ­“Re­sûl­ ve ­Ne­bî” ­kav­ram­la­rı eşde­ğer­ bir­ an­lam ­ta­şısay­dı,­ Pey­gam­ber­ Efen­dimiz­ (S.A.V)’in:­ “Ben­ Resûl­le­rin­ ve­ Ne­bî­le­rin­ so­nun­cu­su­yum”­ de­me­si­ ge­re­kir­di.­ Hâl­bu­ki­ ha­dîs-i şe­rif­ iki­ kav­ra­mı ­da ­ay­rı ­ayrı­ iz­har ­et­mek­te­dir. Hz.­ Muhammed ­(S.A.V) Efen­di­miz,­ bu­ ha­dis­le, ­ken­di­ dö­ne­min­de ­ya­şa­yan ­tüm ­ka­vim ­re­sûl­le­ri­nin de­ reh­be­ri­ ol­du­ğu­nu ­ifa­de­ et­mek­te­dir.

Ni­sâ­ Su­re­si­nin ­41.­ ve ­Nahl­ Su­re­sinin ­89. ­âyet-i ­ke­ri­me­le­ri ­de ­Pey­gamber­ Efen­di­miz­ (S.A.V)’in,­ “Ben ­Re­sûl­le­rin­ reh­be­ri­yim.”­ sözü­nü­ des­tek­lemek­te­dir.

NİSÂ - 41 Fe keyfe izâ ci’nâ min kulli ummetin bi şehîdin ve ci’nâ bike alâ hâulâi şehîdâ(şehîden). Artık her ümmetten bir şahit (resûl) getirdiğimiz zaman ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdiğimiz zaman (halleri) nasıl olacak?

NAHL - 89 Ve yevme neb’asu fî kulli ummetin şehîden aleyhim min enfusihim ve ci’nâ bike şehîden alâ hâulâi, ve nezzelnâ aleykel kitâbe tibyânen li kulli şey’in ve huden ve rahmeten ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne). Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onların üzerine, onların kendilerinden bir şahit beas ederiz (vazifeli kılarız). Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik.

Pey­gam­ber ­Efen­di­miz­ (S.A.V)’in­ ha­dîs-i­ şe­ri­fin­de­ ge­çen,­ “Ben ­Ne­bî­lerin ­ha­te­mi­yim.”­ sö­zü­nün ­Kur’ân-ı­ Ke­rim’de­ki­ kar­şı­lı­ğı­ ise ­Ah­zâb­ Su­re­si­nin 40.âyet-i­ ke­ri­me­sin­de­dir.­

AHZÂB - 40 Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

Ha­dîs-i­ şe­ri­fin ­de­va­mın­da­ki;­ “Ben ­ilk ­şe­fa­at­ edi­ci­yim,­ ilk ­şe­fa­a­ti­ ka­bul edi­le­cek ­ola­nım;­ te­fa­hur­ yok.” ­­ifa­de­si ­de ­Mu'min­ Su­re­si­nin­ 7. ­âyet-i­ ke­rime­si­ne ­ışık ­tut­mak­ta­dır.

MU'MİN - 7 Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm(cahîmi). Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), Rab'lerini hamd ile tesbih ederler ve O'na îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allah'tan) mağfiret dilerler: “Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve Senin yoluna (Sıratı Mustakîm'e) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Onları cehennem azabından koru!”

Âyet-i­ ke­ri­me­de ­ifa­de ­edil­di­ği ­gi­bi, ­dev­rin ­ima­mı­ ve ­ar­şı­ tu­tan­ me­lek­ler mür­şid­ önün­de­ töv­be­ eden­ ki­şi­ için­ bir­lik­te­ şe­fa­at­ eder­ler.­ Ama­ ilk­ şe­fa­at edi­ci ­ve ­şefa­a­ti ka­bul ­edi­len­ her ­za­man­ dev­rin­ ima­mı­dır.­ Fa­kat ne ya­zık­ ki bu­gün­kü­ İs­lâ­mî­ öğ­re­ti­sinde­ bu­ ha­ki­kat­lerden­ söz­ edil­me­mek­te­dir.­ Pey­gam­ber­ Efen­di­miz­ (S.A.V)’den­ asır­lar­ son­ra­ dî­nin­ ya­şa­na­mı­yor­ ol­ma­sı, İblisin ­in­san­lı­ğı­ dü­şür­dü­ğü­ kor­kunç­ tu­za­ğın­ açık­ bir gös­ter­ge­si­dir.­ Günü­müz­de ­in­san­lar ­dî­ni,­ Kur’ân-ı­ Ke­rim­ ye­ri­ne ­el­ yaz­ma­sı­ ki­tap­lar­dan ­öğ­ren­mek­te­dir.­ Ve Kur’ân-ı­ Ke­rim­ kav­ram­la­rın­da ­bi­le­rek ­ya ­da ­bil­me­ye­rek ya­pı­lan ­tah­ri­bat­ se­be­biy­le,­ bu ­ça­ğın ­in­sa­nı­ ne ­ya­zık ­ki ­ye­gâ­ne ­fur­kan ­olan Kur’ân’ı­ unut­muş­tur.

O­ hal­de ­Pey­gam­ber ­Efen­di­miz­ (S.A.V)’den ­son­ra ­kı­yâ­me­te­ ka­dar ­gele­cek ­olan­lar,­ sa­de­ce ­velî ­resûller­dir.­ Al­la­hû­ Tealâ ­bu ­ko­nu­da ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:

MU'MİN - 34 Ve lekad câekum yûsufu min kablu bil beyyinâti fe mâ ziltum fî şekkin mimmâ câekum bih(bihî), hattâ izâ heleke kultum len yeb’asallâhu min ba’dihî resûlâ(resûlen), kezâlike yudıllullâhu men huve musrifun murtâb(murtâbun). Ve andolsun ki daha önce Yusuf (A.S) size beyyineler (deliller) ile geldi. Fakat size getirdiği şeyden şüphe içinde olmanız zail olmadı. Hatta (o) helâk olduğu zaman: "Ondan sonra Allah asla başka resûl beas etmez (göndermez)." dediniz. Allah haddi aşan şüphecileri işte böyle dalâlette bırakır.

Bu­gün­kü ­İs­lâ­mî ­öğ­re­ti­de ­ne ­ya­zık ­ki ­ri­sa­le­tin­ de ­tıp­kı ­nü­büv­vet gi­bi so­na­ er­di­ği­ söy­len­mek­te­dir.­ “Ne­bî­ olun­ma­dan­ re­sûl­ olun­maz”­ id­di­ası­na bi­na­en ­bu ­iki ­anah­tar ­söz­cü­ğün ­oluş­tur­du­ğu ­şif­re, ­ne ­ya­zık ­ki ­bü­tü­nüy­le yok­ edil­miş­tir.­ Oy­sa­ki­ hiç­ kim­se­nin ­Kur’ân’ın ­şif­re­sini ha­ya­ta­ ge­çir­me­den kur­tu­lu­şa ­ulaş­ma­sı­ müm­kün ­de­ğil­dir.­

ALTINCI DELİL

1.1.2.6 Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le nübüvvet sona ermiştir. Risalet ise devam etmektedir