1.1.2.5 Kur’ân-ı Kerim’e göre nebî resûllerin beş nebî olmayan resûllerin dört görevi vardır.

Nebî olan resûller’in görevleri

1. Al­lah’ın ­âyet­le­ri­ni­ ti­lâ­vet­ et­mek,­ 2. İn­san­la­rın­ nefs­le­ri­ni ­tez­ki­ye­ et­mek,­ 3. Ki­tap ­öğ­ret­mek,­ 4. Hik­met­ öğ­ret­mek,­ 5. Hik­me­tin ­öte­si­ni­ öğ­ret­mek.­

Al­la­hû­ Tealâ­ bu ­ko­nu­da ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:

BAKARA - 150 Ve min haysu haracte fe velli vecheke şatral mescidil harâm(harâmi), ve haysu mâ kuntum fe vellû vucûhekum şatrahu li ellâ yekûne lin nâsi aleykum huccetun, illâllezîne zalemû minhum fe lâ tahşevhum vahşevnî ve li utimme ni’metî aleykum ve leallekum tehtedûn(tehtedûne). Nereden çıkarsan çık, bundan sonra (namazda) vechini (yüzünü) Mescid-i Haram yönüne çevir. Ve nerede olursanız olun, yüzlerinizi o yöne çevirin ki, insanların sizin aleyhinizde (kullanabilecekleri) delil olmasın. Onlardan zulmedenler hariç, artık onlardan korkmayın. Ben'den (sizin üzerinizdeki sevgimin azalacağından) korkun ki, sizin üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım da böylece hidayete eresiniz.

BAKARA - 151 Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne). Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kurânı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Nebî olmayan resûllerin görevleri

1. Kur’ân-ı­ Ke­rim’i ­ti­lâ­vet ­et­mek,­ 2. Nefs­le­ri­ tez­ki­ye ­et­mek,­ 3. Ki­tap ­öğ­ret­mek,­ 4. Hik­met­ öğ­ret­mek.­

Al­la­hû­ Tealâ ­Kur’ân-ı­ Ke­rim’in­de­ velî­ resûl­le­rin ­gö­rev­le­ri ­için ­de­ şöyle­ bu­yur­mak­ta­dır:­

CUMA - 2 Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin). Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

ÂLİ İMRÂN - 164 Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin). Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

Bu ­iki­ âyet-i­ ke­ri­me­den­ de ­an­la­şıl­dı­ğı­ gi­bi­ pey­gam­ber­ ol­ma­yan ­re­sûlle­rin dört­ gö­re­vi var­dır.­ Velî­ Resûller, ­pey­gam­ber­le­re­ has­ olan­ hik­me­tin öte­si­ni­ öğ­ret­me­ye­ ehil­ ve­ yet­ki­li ­kı­lın­ma­mış­lar­dır.­

Al­la­hû­ Tealâ­ Cu­ma–2­ ve­ Âli­ İm­rân-164’te­ “re­sûl”­ ke­li­me­si­ni­ kul­lan­mak­la ­pey­gam­ber­le­ri­ de­ğil,­ pey­gam­ber­ ol­ma­yan,­ Al­lah’a ­ulaş­tı­rı­cı­ resûl­le­ri kas­tet­mek­te­dir.­ Öy­ley­se ­her­ de­vir­de ­ge­len ­bu ­resûl­ler,­ pey­gam­ber­ de­ğil­lerdir. Çün­kü­ Al­la­hû­ Zülce­lâl­ Haz­ret­le­ri,­ Pey­gam­ber­ Efen­di­miz­ (S.A.V)­ zama­nın­da­ ya­şa­yan­la­ra ­hi­tap­ et­ti­ği­ za­man­ “kum”­ (siz)­ ke­li­me­si­ni­ kul­lan­makta­dır. ­Bu ­âyet­ler­de ­ise ­“hum” ­(on­lar) ­ke­li­me­si­ kul­la­nıl­mak­ta­dır.­ Âyet-i ­ke­ri­me­le­rin ­Pey­gam­ber ­Efen­di­miz­ (S.A.V)­ dev­rin­den­ ev­vel­ki­ ve ­özel­lik­le­ sonra­ki­ dö­nem­le­ri­ kapsa­dı­ğı­ çok­ açık­tır.­ Öy­ley­se­ bu­ açı­dan­ bu­ resûl­ler­ pey­gam­ber­ ola­maz­lar.­

Her­ de­vir­de ­ge­len ­ve ­pey­gam­ber­ ol­ma­yan ­bu ­resûl­ler, ­in­san­lar ­ara­sın­da ­do­ğan,­ ya­şa­yan, ­ha­yat­ta­ (hayy)­ ola­rak­ gö­rev­ ya­pan­ ki­şi­ler­dir.­ Çün­kü ­fiilen­ âyet­le­ri­ oku­ya­bil­me­le­ri­ için­ her­ de­vir­de­ ya­şa­yan­ in­san­la­rın­ ara­sın­da hayy ­(ya­şa­mak­ta) ­ol­ma­la­rı­ ge­rek­mek­te­dir.­­ Kal­dı ki­ Al­la­hû­ Tealâ­’nın ­bu âyet­ler­de ­mür­şid­ler ­için ­kul­lan­dı­ğı­ “bea­se” ­ke­li­me­si;­ “be­as­ et­mek,­ ha­ya­ta ge­tir­mek ­(hay­ et­mek)” ­de­mek­tir.

Al­la­hû­ Tealâ­ Cu­ma-2’de­ “fîl­ um­miy­yî­ne”­ ke­li­me­si­ni­ ve­ Âli­ İm­rân- 164’te­ “fî­him” ­ke­li­me­si­ni ­kul­lan­mış­tır.­ Bu ­iki­ ke­li­me ­de­ “üm­mî­le­rin ­için­de”­ ve ­“on­la­rın ­için­de”­ an­lam­la­rı­na­ gel­mek­te­dir.­ Bu­nun­la­ bir­lik­te ­her ­iki âyet-i­ ke­ri­me­de­ de ­“resûlen ­min­hum”­ v e­“ resûlen ­min­ enfu­si­him” ­ifa­de­le­ri kul­la­nıl­mak­ta­dır ­ve ­“On­lar­dan,­ o ­ka­vim­den ­bir­ resûl”­ den­mek­tir.­ Öy­ley­se ­her­ de­vir­de,­ o­ dö­nem­de ­ya­şa­yan ­in­san­la­rın­ ara­sın­da­ bir­ resûl­ mut­la­ka var­dır­ ve ­gö­rev­ yap­mak­ta­dır.­

Her­ de­vir­de ­ge­len­ ve ­pey­gam­ber ­ol­ma­yan ­bu ­resûl­le­rin­ ken­di­ ka­vim­le­rin­de­ki­ in­san­la­rı­ hi­da­ye­te ­ulaş­tır­mak­la ­va­zi­fe­li­ ol­duk­la­rı­ bel­li­dir. ­Çün­kü Al­la­hû­ Tealâ­ Âli­ İm­rân-164’de:­ “On­lar­ ön­ce­ (resûle­ tâ­bî ol­ma­dan­ ön­ce) açık ­bir­ da­lâ­let ­için­de ­idi­ler.” ­bu­yur­mak­ta­dır.­

O­ hal­de­ bü­tün­ bu­ in­san­la­rın­ resûle­ (mür­şi­de)­ tâ­bî­ ola­bil­me­le­ri­ için resûlün ­o ­in­san­la­rın­ ya­şa­dık­la­rı­ ka­vim­de ­mev­cut ­ol­ma­sı,­ var­ ol­ma­sı­ ge­rek­mek­te­dir.

BEŞİNCİ DELİL