1.1.2.4 Nebîler, tasarruf rızasının sahipleridir. Kur’ân-ı Kerim’e göre rızaya ulaşmamış bir resûl asla nebî olamaz.

Bü­tün­ ne­bî­r e­sûl­ler, ta­sar­ruf­ rı­za­sı­nın­ sa­hip­ler­dir.­ Fa­kat­ Velî ­Resûller, an­cak ­Kur’ân-ı­ Ke­rim’de ­sö­zü­ edi­len­ 7­ saf­ha ­rı­za­ya ­ula­şa­bi­lir­ler.­ Da­ha ­öte­ye ­geç­me ­yet­ki­le­ri­ yok­tur.

1. Âme­nû­lar ­rı­za­sı 2. Tâ­bii­yet ­rı­za­sı 3. Ev­vab­lar ­rı­za­sı­ 4. Muh­sin­ler ­rı­za­sı­ 5. Ulûl’el­bab ­rı­za­sı­ 6. İr­şad ­rı­za­sı 7. Sa­lâh ­rı­za­sı.

İş­te­ bu­ 7­ saf­ha ­rı­za ­ka­de­me­si,­ bü­tün ­re­sûl­le­rin ­ula­şa­bi­le­ce­ği­ son­ nokta­dır.­ An­cak­ on­la­rın ­içe­ri­sin­den ­tek ­bir­ ki­şi­nin­ ta­sar­ruf­ rı­za­sı­na ­ulaş­ma­sı söz ­ko­nu­su­dur­ ki; ­bu­ ne­bî­le­rin ­ol­du­ğu­ dev­re­ler­de ­ne­bî­ye,­ ne­bî­le­rin­ ol­madı­ğı dev­re­ler­de ­ise ­sa­de­ce ­dev­rin ­ima­mı ­ola­rak ­se­çi­len ­ve­lî ­re­sû­le­ has ­bir ol­gu­dur.

Al­la­hû ­Tealâ­ bu­ ko­nu­da ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:

MÂİDE - 109 Yevme yecmeullâhur rusule fe yekûlu mâzâ ucibtum kâlû lâ ilme lenâ inneke ente allâmul guyûb(guyûbi). Allah’ın, resûlleri bir araya toplayacağı, sonra “Size ne cevap verildi?” diye buyuracağı gün, (onlar); “Bizim bir bilgimiz yok. Muhakkak ki Sen, gaybdekileri en iyi bilen Sen'sin!” derler.

CİNN - 26 Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ(ehaden). O (Allah), gaybı bilendir. Fakat O, gaybını hiç kimseye izhar etmez (açıklamaz).

CİNN - 27 Resûllerden razı oldukları (tasarruf rızasına ulaşmış olanları) hariç! O taktirde, muhakkak ki O (Allah), onların önünden ve arkasından gözetenler sevkeder.

Al­lah’ın­ gay­bı­ bil­dir­di­ği­ re­sûl­ler,­ re­sûl­ler­den­ sa­de­ce­ rı­za­ya­ ula­şan­lardır.­ Bu ­âyet-i ­ke­ri­me­de ­iki ­çe­şit ­Re­sûl­den­ bah­se­dil­mek­te­dir.

1- Al­lah’ın ­rı­za­sı­na ­ula­şan ­re­sûl­ler 2- Al­lah’ın ­rı­za­sı­na­ ulaş­ma­yan ­re­sûl­ler.

Hiç­bir­ pey­gam­be­rin­ Al­lah’ın­ rı­za­sı­na­ ulaş­ma­mış­ ol­ma­sı­ dü­şü­nü­le­mez. ­Bu ­se­bep­le­ Al­lah’ın ­rı­za­sı­na ­ula­şa­ma­yan ­re­sûl­le­rin­ pey­gam­ber­ ol­ması­ da­ müm­kün­ de­ğil­dir.­ De­mek ­ki­ nebî olunmadan Resûl olunmaz id­diası da­ gü­nü­müz­ dîn­ öğ­re­ti­si­ni­ he­zi­me­te­ uğ­ra­tan ­bir bid’at­tir,­ bir­ hu­ra­fe­dir.

Al­la­hû­ Tealâ­ En­bi­yâ­ Su­re­si­nin­ 73.âyet-i­ ke­ri­me­sin­de ­ta­sar­ruf­ rı­za­sı­nın ­sa­hi­bi­ olan­ ne­bî­ imam­la­rın­dan­ bah­set­mek­te­dir.

ENBİYÂ - 73 Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâti, ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne). Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.

Bü­tün­ ne­bî­ re­sûl­ler­ ya­şa­dık­la­rı­ dö­nem­ler­de­ asâ­le­ten ­dev­rin ­ima­mı­dır­ar.­ Asâ­le­ten­ dev­rin­ imam­la­rı­nın­ hep­si­ şe­ri­at­ ki­ta­bı­nın­ sa­hi­bi­dir­ler.­ Al­lah’ın ­ne­bî ­re­sûl­le­re ­ver­di­ği ­şe­riat ­ki­tap­la­rı, ­tüm­ in­san­la­rı ­bağ­la­yan­ şe­ri­at hü­küm­le­ri­ni­ içer­mek­te­dir ­(Ba­ka­ra–213).

Şe­ri­at­ ki­ta­bı­nın ­sa­hi­bi ­her ­ne­bî­ re­sûl,­ do­ğal­ ola­rak­ ken­di­ kav­mi­nin ­re­sû­lü­ ol­du­ğu­ için,­ Al­lah’a­ ulaş­ma­yı­ di­le­yen­ ve­ ona­ ih­san­la­ tâ­bî­ olan mü’min­ler ­için ­bu­ re­sûl,­ Âli İm­rân­ Su­re­si­nin­ 164.­ âyet-i­ ke­ri­me­sin­de belir­til­di­ği­ gi­bi ­bir ­ni’met­tir.

ÂLİ İMRÂN - 164 Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin). Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

Re­sûl, ­ken­di­si­ne ­dün­ya ­ha­ya­tın­da ­ih­san­la ­tâ­bî­ olan­lar ­için­ de ­bir­ şe­faat­çi­dir. Her­ de­vir­de­ şe­fa­a­te­ memur­ ve­ me­zun­ kı­lınan­ bir­ ki­şi var­dır. Hayat­ta­ olan­ bir­ ne­bî­ var­sa­ o,­ do­ğal­ ola­rak­ asâ­le­ten­ dev­rin­ ima­mı­dır.­ Ama ne­bî­ler­ ara­sın­da­ki­ fet­ret­ dö­nem­le­ri­ se­be­biy­le ­on­la­rın­ ol­ma­dı­ğı­ de­vir­ler­de ka­vim­ re­sûl­le­ri ara­sından­ se­çi­len ki­şi­ ve­kâ­le­ten dev­rin­ ima­mıdır. Şe­fa­a­te me­mur ­ve ­me­zun ­kı­lı­nan ­da ­odur.

An­cak­ A’râf­ Su­re­si­nin­ 53.­ âyet-i­ ke­ri­me­sin­de­ bil­di­ril­di­ği­ gi­bi­ dün­ya ha­ya­tın­da­ Al­lah’a­ ulaş­ma­yı­ di­le­me­yen­ler­ için­ bir­ mür­şid­ bu­lun­ma­ya­ca­ğı ci­het­le,­ dün­ya­ ha­ya­tın­da ­on­lar ­için­ bir­ şe­fa­at­çi­ de­ yok­tur. ­Dün­ya­ ahi­re­tin tar­la­sı­dır.­Bu­ra­da ­tar­la­yı­ ek­me­yen ­ki­şi­nin ­ahi­ret­te ­ha­sa­dı ­bek­le­me­si­ bo­şuna­dır.­ Dün­ya­ ha­ya­tın­da ­Al­lah’a ­ulaş­ma­yı­ di­le­me­yen­le­rin ­ken­di­ nefs­le­ri­ni hüs­ra­na ­uğ­rat­tık­la­rı­nı­ Al­la­hû­ Tealâ ­A’râf ­Su­re­si­nin ­53. ­âyet-i­ ke­ri­me­sin­de be­lirt­mek­te­dir.

A'RÂF - 53 Hel yanzurûne illâ te'vîlehu, yevme ye'tî te'vîluhu yekûlullezîne nesûhu min kablu kad câet rusulu rabbinâ bil hakk(hakkı), fe hel lenâ min şufeâe fe yeşfeû lenâ ev nureddu fe na'mele gayrallezî kunnâ na'mel(na'melu), kad hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn(yefterûne). Onlar sadece onun tevîline (yorumuna) mi bakıyorlar? Onun tevîlinin geldiği gün, daha önce onu unutmuş olanlar: “Rabbimizin resûlleri hak ile gelmiştir. Artık bize şefaat edecek şefaatçiler var mı ki; bize şefaat etsinler. Veya (dünyaya) döndürülmüş olsaydık, yapmış olduklarımızdan başkasını yapardık.” derler. Nefslerini hüsrana uğrattılar. Ve uydurdukları şeyler kendilerinden ayrıldılar.

Al­la­hû­ Tealâ ­Kur’ân-ı­ Ke­rim’in­de ­ve­lî ­imam­lar­dan ­da ­söz ­et­mek­te­dir.

Her­ de­vir­de­ ka­vim­ re­sûl­le­rin­den­ bir­ ta­ne­si­ni­ Al­la­hû­ Tealâ­ dev­rin ima­mı­ ola­rak­ se­çer.­ Se­çi­len­ dev­rin­ ima­mı­ da­ ta­sar­ruf­ rı­za­sı­na­ sa­hip­tir. Kav­min ­Re­sûl­le­ri­ne­ gay­bı­ bil­dir­me­yen­ Rab­bi­miz,­dev­rin­ ima­mı ­olan­ ve­lî re­sû­lü­ne ­gay­bı­ bil­dir­mek­te­dir.­Ne­bî­ re­sûl­ asâ­le­ten­ dev­rin ima­mı­ ol­ma­sı­na kar­şı­lık ­velî­ resûl ve­kâ­le­ten ­dev­rin ­ima­mı­dır.­ Al­la­hû­ Tealâ­ bu ­ko­nu­da ­şöyle ­bu­yur­mak­ta­dır:

ÂLİ İMRÂN - 179 Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alâl gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulihî, ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun). Allah, habis olanı (kötüyü), temiz olandan (mü'min olanı, mü'min gözükenden) ayırıncaya kadar mü'minleri, sizin bulunduğunuz hâl üzere (mü'min olanla mü'min gözükenin bir arada olduğu bir durumda) terk edecek değildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eğer âmenû olur ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vardır.

SECDE - 24 Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne). Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.

Bu­ra­da ­sö­zü ­edi­len ­re­sûl­ler,­ ne­bî­ ol­ma­dık­la­rı­ hal­de ­(ne­bî­le­rin­ ya­şa­madı­ğı­ de­vir­ler­de)­ ta­sar­ruf­ rı­za­sı­na­ ulaş­tı­rıl­mak­ üze­re,­ o­ de­vir­de­ki­ re­sûl­ler için­den­ Al­lah ­ta­ra­fın­dan­ se­çil­miş ­ki­şi­ler­dir.­ Ve ­her­ de­vir­de­ sa­de­ce ­bir ­tek ki­şi­ ta­sar­ruf ­rı­za­sı ­için­ se­çi­lir ­ve­ bu ­ka­de­me­ye ulaş­tı­rı­lır.

Ne­bîlerin ­olmadığı ­fetret ­devirlerinde, kavim re­sûl­le­ri­ ara­sın­dan Al­la­hû Tealâ­’nın ­seç­ti­ği ­ve ­ken­di­si­ne ­gay­bı ­bil­dir­di­ği­ bir­ ki­şi, ­o­ de­vir­de ­ve­kâ­le­ten dev­rin ­ima­mı­ ay­nı­ za­man­da­ Al­lah’ın­ ha­li­fe­si­dir.­

Al­lahû Tealâ Sec­de­ suresinin­ 24.­ âyet-i­ kerimesinde bu­ konu­ya ­şöy­le açık­lık ­ge­tir­mek­te­dir:

SECDE - 24 Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne). Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.

Asâ­le­ten ­ta­yin ­edi­len,­ dev­rin ­ima­mı­ olan ­her ­re­sûl ­mut­la­ka ­bir­ ne­bî­dir.­ Ama ve­kâ­le­ten ­ta­yin­ edi­len,­ dev­rin ­ima­mı­ olan ­her ­re­sûl­ as­la­ ne­bî­ de­ğil­dir.

Al­la­hû­ Tealâ ­Hacc­ Su­re­si­nin ­52.­ âyet-i­ ke­ri­me­sin­de ­ta­sar­ruf­ rı­za­sın­daki ­vekâleten devrin imamı olan ­Re­sûl­le, ­asaleten devrin imamı olan nebî resûlden söz­et­mek­te­dir.­ Bu­ iki­ kav­ra­mın ­bir­bi­rin­den­ ay­rı­ mâ­nâ­lar ­içer­di­ği,­ âyeti ­ke­ri­me­de ­ga­yet­ açık ­ola­rak­ gö­rül­mek­te­dir.

HACC - 52 Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin ve lâ nebiyyin illâ izâ temennâ elkaş şeytânu fî umniyyetihî, fe yensehullâhu mâ yulkış şeytânu summe yuhkimullâhu âyâtihî, vallâhu alîmun hakîm(hakîmun). Senden önce gönderdiğimiz (hiç)bir resûl ve nebî yoktur ki; (bir şey) temenni ettiği (dilediği) zaman şeytan, onun temenni ettiği şeye, (yalan) ilka etmemiş (ulaştırmamış) olsun. Fakat Allah, şeytanın ilka ettiği şeyi nesheder (kaldırır, yok eder). Sonra Allah, âyetlerini muhkem kılar (sağlamlaştırır). Ve Allah, Alîm’dir, Hakîm’dir (ilim ve hikmet sahibidir).

Allahû ­Tea­lâ, tasar­ruf­ta­ olan (İlâ­hî­ İra­de­ye­ tes­lim),­ ve­kâ­le­ten­ dev­rin ima­mı ­olan ­velî ­resûl­den ­ve ­asâ­le­ten ­dev­rin ­ima­mı­ olan ­ne­bî­ re­sûl­den­ şey­ta­nın­ ves­ve­se­si­ni­ ta­ma­men ­gi­der­miş­tir. ­Ri­sa­let de, nü­büv­vet ­de ­veh­bî­dir. Hiç­ kim­se­nin ne ri­sa­leti,­ ne­ de­ nü­büv­ve­ti­ ken­di ­gay­retiy­le­ ka­zan­ma­sı söz ko­nu­su ­de­ğil­dir.­ Al­la­hû­ Tea­lâ ­di­le­di­ği­ re­sû­lü­ se­çip,­ veh­bî­ ola­rak ­ve­kâ­le­ten dev­rin­ ima­mı tayin­ ede­bi­lir.­ Yi­ne­ di­le­di­ği­ ne­bîyi seçip,­ vehbî­ ola­rak asâ­leten­ dev­rin ­ima­mı ­ta­yin­ et­mek ­Al­la­hû­ Tea­lâ­’nın ­va­zi­fe­si­dir.­

Bü­tün ­bu ­açık­la­ma­lar­dan ­da­ an­lı­yo­ruz ­ki­ Kur’ân-ı­ Ke­rim’e­ gö­re­ ta­sar­ruf­ rı­za­sı­na,­ hu­zur­ na­ma­zı­nın­ imam­lı­ğı­ rı­za­sı­na­ ulaş­ma­mış­ bir­ Re­sû­lün ne­bî­ ol­ma­sı­ as­la­ müm­kün­ de­ğil­dir.­ Bu­nun­la ­bir­lik­te­ rı­za­ya­ ulaş­ma­mış­ Resûl­ler, ­her­ de­vir­de ­ve ­bü­tün ­ka­vim­ler­de ­ya­şa­mak­tadır­lar.

Vekâleten Devrin İmamı Olan Mehdi Resûl

Allahû­ Tealâ­ Duhân­ su­resinin­ 13.­ âyet-i­ kerimesinde­ Peygamber ­Efendimiz ­(S.A.V)’den­ son­ra­ ge­le­cek ­olan ­bir­ Re­sû­lün­den­ söz­ et­mek­te­dir.­ Bu ­Re­sûl, Du­hân ­Fit­ne­si­nin­ bü­tün ­in­san­la­rı­ sar­dı­ğı­ âhir­ za­man­da­ Al­lah’ın­ va­zi­fe­li­ kıldı­ğı­ Meh­di­ (A.S)’dır.­ Meh­di­ (A.S),­ Al­lah’ın bir­ ve­lî­ re­sû­lü­dür­ ve­ ke­sin­lik­le ne­bî­ de­ğil­dir.

DUHÂN - 10 Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin). Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.

DUHÂN - 11 Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun). (O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.

Du­hân–10 ­ve­ 11’de ­bü­tün ­in­san­la­rı­ sa­ran ­bu­gün­kü ­fit­ne­den ­söz­ edil­mek­te­dir.­ Gü­nü­müz­de­ dî­nin­ bü­tün­ te­mel­ taş­la­rı­ yok­ edil­miş,­ in­san­lar dün­ya­da da,­ ce­hen­nemde­ de­ aza­ba­ dû­çar olmuş­lar­dır. Âyet-i ­ke­ri­me­nin de­va­mın­da­ ise,­ için­de­ bu­lun­du­ğu­muz­ hi­da­yet­ ça­ğında­ hi­da­yet­le­ va­zi­fe­li olan­ dev­rin ­ima­mı ­Meh­di ­Re­sûl’den ­bah­se­dil­mek­te­dir.­

DUHÂN - 12 Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne). Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’minleriz.

DUHÂN - 13 Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun). Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.

DUHÂN - 14 Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun). Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.

Du­hân­ Su­re­sin­de ­adı ­ge­çen­ re­sûl, ­ay­nı za­manda­ bir uya­rıcı­dır­ ve­ kesin­lik­le­ bir­ ne­bî­ de­ğil­dir. ­Nü­büv­ve­t,­ Pey­gam­ber ­Efen­di­miz­ (S.A.V)’le­ sona­ er­miş­tir.­ An­cak­ ve­lâ­yet­ ve­ ri­sa­let,­ Pey­gam­ber­ Efen­di­miz­ (S.A.V)’den son­ra ­da­ kı­yâ­me­te­ ka­dar­ de­vam ­ede­cek­tir. Peygamber ­Efen­di­miz­(S.A.V) ta­ra­fın­dan­ ge­le­ce­ği­ müj­de­le­nen­ Meh­di­ (A.S)’ın­ Re­sûl­ ol­ma­sı,­ Kur’ân’da bir­çok ­âyet­le ­izah ­edil­mek­te­dir.

Al­la­hû­ Tealâ ­bu ­ko­nu­da ­şöy­le ­bu­yur­mak­ta­dır:

FURKÂN - 27 Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen). Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.

FURKÂN - 28 Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen). Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.

FURKÂN - 29 Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen). Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.

FURKÂN - 30 Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzâl kur’âne mehcûrâ(mehcûran). Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.

Fur­kân-30’da:­ “Kav­mim,­ Kur’ân'ı­ ter­ket­ti”­ di­yen­ mu­hak­kak­ ki­ Pey­gam­ber­ Efen­di­miz­ (S.A.V)­ de­ğil­dir.­ Çün­kü­ Pey­gam­ber­ Efen­di­miz (S.A.V)’in­ et­ra­fın­da­ki­ ve­ O’nun­ öğ­re­ti­siy­le­ ya­şa­yan­ bü­tün­ sa­hâ­be Kur’ân’ın­ bü­tü­nü­ne ­îmân ­et­miş­ler­dir.­ Al­la­hû­ Tealâ­ bu­ ko­nu­da­ şöy­le bu­yur­mak­ta­dır:

ÂLİ İMRÂN - 119 Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tu’minûne bil kitâbi kullihi, ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri). İşte siz (mü'minler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca “Biz îmân ettik.” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: “Öfkenizden ölün.” Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.

Al­la­hû­ Tealâ ­Re­sûl’üne­ “Meh­di” ­is­mi­ni­ ver­miş­tir.­ Meh­di;­ hi­da­ye­te­ er­miş,­ hi­da­ye­te­ ve­si­le­ olan­ ve ­hi­da­ye­te­ er­di­ren­ mâ­nâ­la­rı­na­ gel­mek­te­dir.­ Hida­ye­tin­ unu­tul­du­ğu,­ dîn­ tat­bika­tın­dan­ çıkar­tıl­dı­ğı­ bir­ dö­nemde­ Al­la­hû Tealâ­ Meh­di ­Re­sû­lü’nü­ hi­da­yet­le­ gö­rev­len­dir­miş­tir.­ Ba­ba­la­rın­dan ­öğ­rendik­le­ri­ ge­le­nek­sel­ dîn­ tat­bi­ka­tı­ olan­ İs­lâm’ın­ beş­ şar­tı­nı­ ye­ter­li­ gö­ren­ler, Meh­di­ Re­sûl’ün ­hi­da­yet­ teb­li­ği­ne ­mu­ha­tap­ ol­ma­la­rı­na ­rağ­men­ da­ve­ti­ kabul­ et­me­miş­ler,­ onun ­ye­ri­ne ­ta­gu­tu ­dost ­edin­miş­ler­dir. ­Kur’ân-ı­ Ke­rim­ hi­da­yet reh­beri­ ol­duğu­na­ gö­re,­ hida­ye­tin­ gi­riş­ ka­pı­sı­ olan­ dün­ya­ ha­ya­tın­da­ Al­lah’a ­ulaş­ma­yı­ di­le­me­dik­le­ri ­için ­bu­ in­san­lar, ­Kur’ân’ı­ terk­et­miş­ler­dir.­

Meh­di­(A.S)’ın­ de­li­ ol­du­ğu ­ve ­şey­tan­dan­ va­hiy­ al­dı­ğı,­ ya­ni­ şey­tan­ ta­ra­fın­dan­ öğ­re­til­di­ği­ söy­len­miş­ ve ­bu ­if­ti­ra ­in­san­la­rın ­bü­yük­ ço­ğun­lu­ğu­na ka­bul­ et­ti­ril­miş­tir.­ An­cak­ Al­la­hû­ Tealâ­ da,­ Ken­di­si­ne ve re­sûl’üne­ tu­zak ku­ran­la­ra­ hiç­ şüp­he­siz­ ki­ tu­zak­ ha­zır­la­mış,­ böy­le­ce re­sûl’ünün­ Du­hân-14’deki ­re­sûl­ ol­du­ğu­nu ­bü­tün ­in­san­lı­ğa ­is­pat­ et­miş­tir.­ Re­sûl’ü ­tu­za­ğa ­dü­şür­dük­le­ri­ni­ zan­ne­den­le­rin­ ken­di­le­ri­ tu­za­ğa­ düş­müş­tür.

Âyet-i­ ke­ri­me­de,­ he­nüz ­ger­çek­leş­me­miş­ olan­ ve ­ge­le­cek­te­ ger­çek­le­şe­cek­ olan­ bir­ gü­nü,­ Pey­gam­ber­ Efen­di­miz­ (S.A.V)’in­ gö­zet­le­me­si­ is­ten­mek­te­dir.­

Hz.Peygam­ber (S.A.V)­ Efen­di­miz­ bu­ ko­nuda­ şöy­le­ bu­yurmakta­dır: “İs­ra­i­lo­ğul­la­rı­na ­ne­bî­le­ri­ kı­la­vuz­luk­ eder­di.­ Bir ­pey­gam­ber ­ve­fat­et­ti­ğin­de onu­ bir­ baş­ka­sı­ iz­ler­di.­ An­cak­ ben­den­ son­ra­ ne­bî­ yok,­ yalnız­ca­ ha­li­fe­ler ola­cak­tır.” ­(Bu­ha­rî,­Ki­ta­bu'l-Me­na­kıb)

DÖRDÜNCÜ DELİL