NAHL - 36 Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne). Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
Âyet-i kerimede bahsedilen resûller peygamber olsalardı onlar için, “bütün ümmetlerin içinden” ifadesi kullanılmazdı. Çünkü peygamberler kavimlerin bir kısmının içinden çıkmıştır. Bütün kavimlerden peygamberler çıkmamıştır.
Peygamberler belirli kavimlere gönderilmişlerdir. Ve onlar, kâinatın peygamberleridirler.
Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
Allahû Tealâ Sebe Suresinde, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bütün dünya için, daha doğru bir ifadeyle kâinat için görevli olduğunu ifade etmektedir.
SEBE - 28 Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin nâsi beşîren ve nezîren ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne). Ve Biz, seni (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Bu âyet-i kerimeden de anlaşıldığı gibi peygamberlerin görevi bütün kavimler içindir, bütün dünya içindir. Ve nebî resûller hangi kavmin içinden çıkmışsa, sadece o kavmin lisanını konuşarak bütün dünyaya hitap ederler. Kaldı ki peygamberler tarihi boyunca konuşulan dil, sadece İbrânice ve Arapça olmuştur. Meselâ Türk kavmi için Türkçe açıklama yapacak bir peygamber gönderilmemiştir. Buradan kesin bir noktaya ulaşıyoruz ki; her kavme peygamber gönderilmemiştir.
Velî Resûller her kavme gönderilirler. Ve sadece kendi kavimleri içinde vazifelidirler.
Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde her kavme kendi dilleri ile açıklama yapacak resûller gönderdiğini açıkça ifade etmektedir.
RA'D - 7 Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihî, innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd(hâdin). Ve kâfirler derler ki: “O’nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır (zamanın her parçasında ve bütün kavimlerde).
İBRÂHÎM - 4 Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu). Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.
ÂLİ İMRÂN - 164 Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin). Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
ÜÇÜNCÜ DELİL
1.1.2.3 Kur’ân-ı Kerim’e göre peygamberler belirli kavimlere gönderilmişlerdir. Resûller ise her kavimde var olmuştur. Var olmaya da devam edeceklerdir.