Peygamberler arasında fetret devreleri vardır.

Hz. İsa'dan Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz'e kadar geçen 600 yıllık sürede sadece iki peygamber (nebî) var olmuştur. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

MÂİDE - 19 Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun). Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl’ümüz (elçimiz) gelmişti. “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi.” dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kaadirdir.

Peygamber Efendimiz(S.A.V) de Ebû Hureyre(R.A) tarafından nakledilen bir hadîs-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

"Ben, dünyada da ahirette de Meryem'in oğluna insanların en yakınıyım. Benimle Onun arasında başka bir peygamber yoktur. Peygamberler anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dînleri de birdir.” [Buhârî, Enbiya 44; Müslim, Fezâil 145, (2365); Ebu Dâvud, Sünnet 14, (4675).

Hadîs-i şeriften de açıkça anlaşıldığı gibi, nebîler arasında mutlaka fetret devirleri (kesintili bir dönem) vardır. Allahû Tealâ insanlık tarihi boyunca gönderdiği bütün peygamberlerinden Kur’ân-ı Kerim’de söz etmiştir. Ve asırlar boyu gelen peygamberlerin sayısı otuza ulaşmamıştır. Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz’den bugüne kadar geçen 1400 yılda hiç nebî gelmemiştir, bundan sonra da gelmeyecektir.

Bütün kavimlerde Allah’ın velî resûlleri vardır ve ardı arkası kesilmeksizin gönderilmektedirler.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde bütün kavimlere ardı arkası kesilmeksizin resûl gönderdiğini, kıyâmete kadar da göndermeye devam edeceğini açıkça ifade etmektedir.

MU'MİNÛN - 44 Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne). Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.

NAHL - 36 Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne). Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

İBRÂHÎM - 4 Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu). Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.

BAKARA - 87 Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne). Andolsun ki, Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.

İSRÂ - 15 Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsihî, ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziratun vizra uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen). Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

HADÎD - 27 Summe kaffeynâ alâ âsârihim bi rusulinâ ve kaffeynâ bi îsabni meryeme ve âteynâhul incîle ve cealnâ fî kulûbillezînettebeûhu ra’feten ve rahmeten, ve rahbâniyyetenibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illâbtigâe rıdvânillâhi fe mâ raavhâ hakka riâyetihâ, fe âteynâllezîne âmenû minhum ecrehum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne). Sonra onların izleri üzerine resûllerimizi ardarda gönderdik. Ve Meryemoğlu İsa (A.S)’ı gönderdik ve O’na İncil’i verdik. Ve O’na tâbî olanların kalplerinde refet (şefkat) ve rahmet kıldık. Ve onlar, O’na ruhbanlık ihdas ettiler. Biz, Allah’ın rızasını ibtiga etmekten başkasını onlara farz kılmadık. Oysa O’na hakkıyla riayet etmediler. Böylece onlardan, âmenû olanların ecirlerini verdik ve onlardan çoğu fasıklardı.

YÛNUS - 47 Ve li kulli ummetin resûlun, feizâ câe resûluhum kudıye beynehum bil kıstı ve hum lâ yuzlamûn(yuzlamûne). Her ümmetin bir resûlü vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez.

Allahû Tealâ, Zumer Suresinde de şöyle buyurmaktadır:

ZUMER - 71 Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn(kâfirîne). Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın?” (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.

Bu âyet-i kerimede Rabbimiz bize kıyâmetten sonraki hayatımızdan bir kesit vererek, insanların cehennemin kapısında cehennem bekçileri ile olan konuşmalarını anlatmaktadır. Allah zamandan münezzehtir. Bu sebeple evvelîn de, ezelin de sahibidir. Allahû Tealâ bize ezelden misaller vererek uyarılarda bulunmaktadır. Cehenneme gidenler, kendi içlerinde yaşayan resûllere tâbî olmadıkları için cehennemde olacaklardır.

Cehenneme şüphesiz her devirde yaşayan insanlar gidecektir. Âyet-i kerimede “Rusulun minkum; sizin içinizden resûller gelmedi mi?” ifadesi yer aldığına göre, bu resûllerin her devirde yaşadığı muhakkaktır. Oysa peygamberler sadece Lût, Semud, Ad, Arap ve İsrail gibi belirli kavimlerden çıkmışlardır.

Sonuç olarak

Her devirde peygamberler yaşamadığına göre ve peygamberlerin yaşamadığı devirlerde de her kavimde resûller muhakkak yaşadıklarına göre, bütün resûllerin peygamber olmadıkları kesinlik kazanmaktadır.

O halde bugün dünyada adaletsizlik ve zulüm varsa bu, Allah’ın resûllerinin gizli tutulmasından kaynaklanmaktadır.

İKİNCİ DELİL

1.1.2.2 Peygamberler arasında fetret devreleri vardır ama risalet ardı arkası kesilmeksizin devam etmektedir.