Bid’atlere dayalı bir dîn öğretisinin hâkim olduğu günümüzde, İslâm âlemi ne yazık ki korkunç bir hüsran bataklığına doğru sürüklenmektedir. Hidayet kavramı nasıl aslî muhtevasından koparılmış ve saptırılmışsa, Peygamber Efendimiz (SAV)’den sonra, Kur’ân’ın şifresi olan “resûl” ve “nebî” kavramları da ne yazık ki anlam ve işlevini yitirmiştir.

ÂLİ İMRÂN - 79 Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne). Bir insan için, Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; “Allah'tan başka bana kul olun” demesi olamaz (mümkün değildir). Fakat, sizin kitabı tedris etmiş (okuyup öğrenmiş) olmanız ve öğretiyor olmanızdan dolayı ancak: “Rabbâni (kendini Rabb'e adamış) kullar olunuz” der.

Allahû Tealâ ; Hz. Musa (A.S)’a Tevrat’ı, Hz. Davud (A.S)’a Zebur’u, Hz. İsa (A.S)’a İncil’i, Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz’e de son şeriat kitabı olan Kur’ân-ı Kerim’i vermiştir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) son Nebîdir ama son Resûl değildir.

Nübüvvet, Peygamber Efendimiz(S.AV)’le birlikte sona ermiştir ama risalet kıyâmete kadar devam edecektir. İnsanlık tarihi boyunca herhangi bir kavimde hangi dil konuşuluyorsa, o kavimde ve bütün kavimlerde mutlaka onların dilleriyle konuşan bir resûl, bütün devirlerde var olmuştur. Var olmaya da devam edecektir.

“Nebî olmadan resûl olunmaz.” iddiası, İslâm âlemini Kur’ân-ı Kerim’in aydınlığından uzaklaştırıp adeta karanlık bir dehlizin içine hapsetmiştir.

Allah’ın kanununa gore nübüvvet, risaletin üstünde olan bir müessededir. Ve resûl olmayan birinin nebî olması asla mümkün değildir. Bununla birlikte her resûlün nebî olması da söz konusu değildir. İşte bu çok önemli ayıracın farkında olmayan bugünkü dînî öğreti, bütün insanlığı bir yok oluşun pençesine doğru sürüklemektedir.

Oysaki Allahû Tealâ bu iki anahtar sözcüğün muhtevasını Kur’ân-ı Kerim’inde açık ve net olarak ifade etmektedir. “Nebî” ve “resûl” kavramları arasında gerek anlam, gerekse işlev bakımından farklılıklar vardır. Ve bu farklılıklar, “Her nebî resûldür ama her resûl nebî değildir.” ifadesinin delili niteliğini taşırken, “resûl olunmadan nebî olunmaz” iddiasını da çürütmektedir. İşte bu delil niteliğindeki farklılıkları irdelediğimizde sizler de göreceksiniz ki; 14 asırda iblis insanlığı topyekûn bir aldatmacanın kurbanı etmiştir.

1.1. Her nebî resûl’dür ama her resûl Nebî değildir.

Nü­büv­ve­t;­ ri­sa­let­ten­ üs­tün­ bir ­muh­te­va­ya­ sa­hip­tir­ ve­ Al­la­hû­ Tea­lâ’nın sa­de­ce­ pey­gam­ber­le­ri­ne­ ver­di­ği­ bir­ va­zi­fe­dir.­ Al­la­hû­ Tealâ­ bü­tün­ peygam­ber­le­re,­ onun­la ­hük­met­sin­ler ­di­ye­ Al­lah’ın­ emir­ ve ­ne­hiy­le­ri­ni­ muhte­va­sın­da­ bu­lun­du­ran­ şe­ri­at­ ki­tap­la­rı­ ver­miş­tir.­ Âli­ İm­rân­ Su­re­si­nin 79.âyet-i­ ke­ri­me­si­ bu ­ko­nu­ya ­ışık ­tut­mak­ta­dır.