Şefaat Nedir? | Kur'ân'da Mürşid ile Tövbe | Günahların Mağfireti

Şefaat denilince akla kıyamet günü Peygamber Efendimiz'in (S.A.V) günahkârlara yardım etmesi gelir. Ancak Kur'ân-ı Kerim'i incelediğimizde tablonun çok farklı olduğu görülmektedir: Allahû Tealâ, şefaatin kıyamette değil, bu dünyada gerçekleştiğini açıkça bildirmektedir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) "Benim şefaatim dünya üzerindedir" buyurmuştur. Bu ifade, şefaatin mürşid aracılığıyla, mürşidin önünde yapılan tövbeyle ve günahların sevaba çevrilmesiyle gerçekleşen bir müessese olduğuna işaret etmektedir. Nisâ Suresi'nin 64. âyet-i kerimesi bu gerçeği hiçbir karışıklığa meydan vermeyecek kadar açık bir dizayn içinde ortaya koymaktadır.

Bu yazıda şefaatin Kur'ân'daki gerçek anlamını, mağfiret müessesesini ve mürşide tövbenin günahları sevaba çevirmesindeki rolünü ele alıyoruz.

Nisâ 64'te Şefaatin Gerçekleşmesi

Allahû Tealâ, Nisâ Suresi'nin 64. âyet-i kerimesinde şefaat meselesini son derece açık bir biçimde ortaya koymaktadır:

4/NİSÂ-64: Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah'ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah'tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah'ı, tövbelerini kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

Âyetteki dizayn açıktır: Nefsine zulmedenler Resûl'e gelip önünde tövbe etselerdi ve Resûl onların günahlarının affını talep etseydi, Allahû Tealâ her iki talebi de kabul edecekti. Sahâbe bu yolu izlemiş; bütün günahlarının affı için mürşidin huzurunda tövbe etmiş, Peygamber Efendimiz (S.A.V) de onların günahlarının affını dilemiştir. Böylece şefaat müessesesi fiilen gerçekleşmiştir.

Şefaatin özü yalnızca günahların affedilmesi değildir; affedildikten sonra bir kez daha affedilmek, yani günahların sevaba çevrilmesidir.

Mağfiret Müessesesi: Günahların Sevaba Çevrilmesi

Allahû Tealâ mağfiret kelimesini, tövbeyle eş anlamlı olarak değil; günahların sevaba çevrilmesi anlamında kullanmaktadır. Bu ayrım, Mu'min Suresi'nin 7. âyet-i kerimesinde net biçimde görülmektedir:

40/MU'MİN-7: Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), Rab'lerini hamd ile tesbih ederler ve O'na îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allah'tan) mağfiret dilerler: "Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle ve ilimle kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve Senin yoluna tâbî olanları mağfiret et. Onları cehennem azabından koru!"

Arşı tutan melekler ve devrin imamı, mürşidin önünde tövbe eden ve Sıratı Mustakîm'e giren kullar için Allahû Tealâ'dan mağfiret talebinde bulunmaktadır. Furkân Suresi 70. âyeti bu sürecin sonucunu açıklar:

25/FURKÂN-70: Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder, mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).

Furkân 71'de ise mürşidin önünde tövbe edenlerin Allah'a doğru ruhlarını yola çıkardıkları ve tövbeleri kabul edilmiş hâlde ruhlarının Allah'a ulaştığı bildirilmektedir.

Kıyamet Günü Şefaat Fayda Vermez

Şefaatin kıyamette gerçekleşeceği inancı, Kur'ân'ın açık beyanlarıyla çelişmektedir. Allahû Tealâ Bakara Suresi'nin 123. âyet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:

2/BAKARA-123: Kimseden kimseye bir şey ödenmediği ve onlardan bir fidye (bedel) kabul edilmeyeceği ve kendilerine şefaatin fayda vermeyeceği ve onlara yardım olunmayacağı bir günden sakının.

Allahû Tealâ kıyamet günü için "şefaat fayda vermez" demektedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de "Benim şefaatim yıllarca öncesinden sahâbeye yaptığım şefaattir" buyurmuştur. Dolayısıyla şefaatin kıyamette değil, dünyada; mürşidin huzurunda yapılan tövbe aracılığıyla gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Kur'ân'a aykırı hadisler ise Peygamber Efendimiz'in kendi ifadesiyle gerçek değildir.

Mürşidin Önünde Tövbe ve Ruhun Allah'a Ulaşması

Mürşidin önünde yapılan tövbenin mahiyetini Nebe Suresi'nin 38 ve 39. âyetleri ortaya koymaktadır:

78/NEBE-38: O gün, ruh (devrin imamının ruhu) ve (arşı tutan) melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahmân'ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz. Ve (izin verilen) sadece sevap söylemiştir.
78/NEBE-39: İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran Sıratı Mustakîm'i yol ittihaz eder.

Mürit; Allah'a ulaşmayı dileyen kişi demektir. Mürşidin önünde tövbe ederken söyledikleri ile yaptıkları örtüştüğü için Allahû Tealâ onu "doğruyu söylemiş" kabul etmektedir. Allahû Tealâ Kaf Suresi'nin 32. âyetinde şöyle buyurmaktadır:

50/KAF-32: İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvâb (ruhu Allah'a ulaşarak sığınmış) ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.

Cennet; evvâb ve hafîz olan takva sahiplerine vaad edilmiştir. Evvâb, sığınağa (meab'a) sığınmış olan kişi demektir; ruhu Allah'a ulaşmış ve Allah'ın Zâtı'nın kendisine sığınak olduğu kişidir.

Kalbe İman Yazılması ve Mümin Olmak

Kişi mürşidine ulaşmadan önce Allahû Tealâ onun kalbinde dört işlemi gerçekleştirir: kalbindeki ekinneti alır, yerine ihbat koyar, kalbinin nur kapısını Allah'a çevirir ve göğsünden kalbine bir nur yolu açar. En'âm Suresi'nin 125. âyeti bu gerçeği dile getirir:

6/EN'ÂM-125: Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar.

Göğsün şerh edilmesi ile kalbine nurların girmesi aynı şeydir. Zumer Suresi'nin 22. âyeti bu bağı pekiştirir: göğsü İslâm için yarılan kişi, Rabbinden bir nur üzere olur.

Kişi mürşidine ulaştığında ise Allahû Tealâ kalbindeki küfür yazısını alır, yerine îmân yazısını yazar. Mu'min Suresi'nin 40. âyetinde Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır: "Kim mü'min olursa Ben, onları mutlaka cennetime alırım ve hesapsız rızıklandırırım." Bakara Suresi'nin 257. âyetinde ise bu gerçek şöyle özetlenir:

2/BAKARA-257: Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur, onları nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

Mürşidine ulaşan kişi, tagutla bağını kesmiş ve Allahû Tealâ'nın dostu olmuştur. Allahû Tealâ ise bu kişinin kalbini zulmetten nura çıkarmaktadır. İhlâs makamına ulaşan hiç kimseye şeytanın tesir edemeyeceği ise Hicr ve Sâd surelerinde açıkça bildirilmiştir: Allahû Tealâ iblisin yetkilerini sınırlandırmış, muhlis kullarını bu sınırın dışında tutmuştur.

Dr. Abdulcabbar BORAN

Sıkça Sorulan Sorular

Şefaat kıyamet günü mü olur, dünyada mı?

Kur'ân'a göre kıyamet günü şefaat fayda vermez (Bakara 123). Şefaat bu dünyada, mürşidin önünde yapılan tövbe ve Resûl'ün günahların affını dilemesiyle gerçekleşmektedir.

Mağfiret ile tövbe arasındaki fark nedir?

Tövbe günahların affedilmesidir; mağfiret ise günahların sevaba çevrilmesidir. Allahû Tealâ Kur'ân'da her iki kelimeyi birlikte kullanarak aralarındaki farkı ortaya koymaktadır.

Peygamber Efendimiz şefaatini nasıl gerçekleştirdi?

Sahâbe, mürşidleri olan Peygamber Efendimiz'in (S.A.V) önünde tövbe etmiş; O da onların günahlarının affını Allahû Tealâ'dan talep etmiştir. Allahû Tealâ her iki talebi de kabul etmiştir (Nisâ 64).

Mürşidin önünde yapılan tövbenin etkisi nedir?

Bu tövbeyle kalpte îmân yazılır, ruh Allah'a doğru yola çıkar ve günahlar sevaba çevrilir. Kişi üç cepheden birden mü'min olur: kalbine îmân yazılması, ruhunun vücudundan ayrılıp Allah'a doğru yola çıkması ve nefs tezkiyesine başlaması.

Evvâb kimdir?

Evvâb, ruhu Allah'a ulaşmış ve Allah'ın Zâtı'nı kendine sığınak edinmiş kişidir. Kaf Suresi'nde cennet, evvâb ve hafîz olan takva sahiplerine vaad edilmektedir.

Kalbe îmân nasıl yazılır?

Kişi mürşidinin önünde tövbe edip ona tâbî olduğunda Allahû Tealâ kalbindeki küfür yazısını alır ve yerine îmân yazısını yazar. Bu, Allahû Tealâ'nın doğrudan bir ihsanıdır.

Ruhun Allah'a ulaşması bu dünyada mı gerçekleşir?

Evet. Nebe 39'da mürşide tövbe günü "Hakk günü" olarak tarif edilir: o gün dileyen kişi Sıratı Mustakîm'i yol edinir ve ruhu Allah'a doğru yola çıkar. Kaf 32'de ise ruhu Allah'a ulaşanlar "evvâb" diye anılır ve cennet bu kişilere vaad edilir. Bu yolculuk hayatta başlar ve hayatta tamamlanır.

Kur'ân'a aykırı hadisler gerçek midir?

Peygamber Efendimiz (S.A.V) "Hiçbir hadisim Kur'ân'a aykırı olamaz; aykırıysa gerçek değildir" buyurmuştur. Kıyamette şefaatin gerçekleşeceğini söyleyen hadisler Kur'ân'ın açık beyanlarıyla çeliştiğinden sahih kabul edilmemektedir.