Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. El Fâtiha maas salâvât Selamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.
Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim. Benden önceki konuşmacıların bize sunduğu çok faydalı bilgiler... Bingöl Üniversitesi Kadın ve Aile Sorunları Araştırma Uygulama Merkezi Müdürü öğretim görevlisi Merve Çelik kardeşimize Allah'ın huzurunda hepinize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Gerçekten konusunda hepimize yararlı bilgiler sundu. Bingöl Üniversitesi'nden Doçent Doktor Bayram Yurt kardeşimiz, özellikle benim de çok muzdarip olduğum, gençliğimde muzdarip olduğum bir problem sigaraydı. Hatta bir anımı da sizinle paylaşmak istiyorum. Neden bıraktığımı da ifade etmek istiyorum. Muhterem mürşidimizin sohbetinde bulunduktan sonra iş yerime geldiğimde bir hissiyat, iç dünyama tamamen sardı ve üzerimde sigara sebebiyle çok koktuğumu, adeta bir iğrenç insan olduğumun farkına vardım. Ve bu mübarek insanın sohbetine giderek bu kötü kokuyla ona çok rahatsızlık verdiğimi iç dünyamda düşünürken gözyaşlarım bir nevi sel oldu. Hem yürüyorum hem bir taraftan ağlıyorum. Bıraktıktan sonra da daire arkadaşlarıma benim maaşıma zam yapıldı. Herkes tabii etrafına soruyor "ya ne zaman?", hiç kimsede bir şey yok. Gülüp geçtiler. Ben dedim ki: "Gerçekten o zamanki parayla, tabii aylık sigara masrafım neyse o kadar zam yapıldı" dedim. Herkes gülüp geçti ama hayatımızda bu tip olumsuzluklar her zaman var. Bunlardan bir tanesi de bendim. Ama hamdeder, şükrederim. O ağlamadan sonra Allah'ın yardımıyla hayatımdan sigarayı tamamen çıkarttım. Bu sebeple Doçent Doktor kardeşim Bayram Yurt'a da Allah'ın huzurunda sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Tabii, ben insanla Allah arasındaki ilişkiler çerçevesinden bütün olumsuzluklara bakıyorum. Yetmez. Allah'ın ahlakıyla ahlaklanması gereken en şerefli varlık olan insanın da nasıl bu ahlaka sahip olacağı açısından Kur'an ayetleriyle sizlere hitap etmek istiyorum.
Kur'an-ı Kerim'e baktığımız zaman; Kur'an-ı Kerim evvelin de kitabı, anın da kitabı, kıyamete kadar gelecek olan tüm insanların hayat kitabı. Allahu Teâlâ: "Bu kitapları biz insanlara indirmekle acaba murad-ı ilahi nedir?" derseniz; sadece Kur'an'ı değil, Kur'an'dan evvel Hz. İsa Aleyhisselam'a indirilen İncil'i, Hz. Musa Aleyhisselam'a indirilen Tevrat'ı ve diğer peygamberlerine indirilen kutsal kitapları, A'dan Z'ye kadar tetkik etme imkanını bulduk, araştırdık. Aslında Allah'ın hangi döneminde olursa olsun en sevgili mahlûku olan insandan istediği tek bir şey var. Tek bir şey var. Tek bir şey var: İnsanların mutluluğu. Evet. Allah kutsal kitaplarda vaaz ettiği emir ve nehiylerinden yapsak, Allah'a bir fayda sağlayamayız. Yapmasak, Allah'a zarar veremeyiz. Ama yaparsak, Allah'ın bizler için gösterdiği mutluluk hedefine çok kısa sürede ulaşabiliriz. Herkesin beklentisi murad-ı ilahi olan mutluluk.
Şu anda gönül isterdi ki dünya üzerinde 8 milyar insan, her birisine ayrı mikrofonu tutabilseydik ve "Hayattan beklentiniz ne? Ne istiyorsunuz?" diyebilseydik, cevap alabilseydik, aynı cevabı alacaktık. Herkes bu kısacık dünya hayatında huzurlu, mutlu... Ama tabii ondan sonra gelecek o sonsuz hayatı cennette geçirmek istiyorlar. Zor mu, kolay mı? Ben şunu ifade edebilirim ki; şu kâinatta en kolay şey mutluluktur. Çünkü bizi mutlu eden, bizi yoktan var eden Rabbimiz her an bizimle beraber. Ve bugüne kadar yaşadığınız hayatın hangi noktasında bir başarı düşünüyorsanız, o başarının %95'i Rabbimiz olan Allah'a aittir. %5'i sadece sizin gayretinizle neticeye ulaşıyor.
Burada bir kıssayı ifade etmek istiyorum. Bir eve üç kişi geliyor ve: "Hangimizi eve kabul ederseniz, o evin tüm o alandaki ihtiyaçları sıfırlanır. Her şeyi Allah Teâlâ mutlaka karşılıksız verir." Aile bireyleri aralarında tartışıyorlar. Aile reisi: "Para gelsin" diyor. Zenginlik. Eşi: "Başarı gelsin" diyor. Kızı ise sevgi istiyor. Evet, sevgili kardeşlerim, şu dünya üzerinde her türlü güzelin arkasında kesin bilmeliyiz ki sevgi vardır. Şu dünya üzerinde detaylara girmek istemiyorum, tek tek sayarsak belki bu panel vakit yetmezdi. Ama her türlü kötünün arkasında da kesin bilelim ki şeytan var ve Allah'ın düşmanı olan şeytanın dostları var.
İşte Allah'ın bizler için dilediği huzur ve mutluluk, kutsal kitaplarda... Ve bütün kutsal kitaplar bir mutluluk davetiyesi, reçetesi ve garantisi. Allah kendisi için bir şey istiyor mu? Hayır. Çünkü O, ihtiyaçtan münezzeh, âlemlerden müstağni, hiçbir şey yokken var olan ve kâinatı yoktan var eden... Belki size çok zor gibi gelebilir ama Kur'an ayetleriyle yerli yerine oturttuğunuz zaman, Allah Teâlâ'nın "Ol!" emriyle kâinatı enerjiyle yarattığını, enerjiyi maddeye dönüştürdüğünü... Üç asıl ve üç karşıt olmak üzere altı tane âlem... Ama Rabbimiz olan Allah, her şeye kâdir olan Allah, her zaman sizinle birlikte olan Allah, her zaman sizden yana olan Allah, her zaman mutlu olmanızı isteyen ve o sonsuz gücü sizin mutluluğunuz istikametinde kullanan Rabbimiz sizinle beraber.
İşte Hadid 4'te; Allah, gökleri ve yeri 6 günde yarattı. Sonra arşa istiva etti. Bizimle olan beraberliği nasıl gerçekleşiyor? Allah Teâlâ ayette cevap veriyor: O, yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni biliyor. İşte kâinatı Allah Teâlâ enerjiyle yaratmış. Meşhur dahi olarak kabul edilen Alman fizikçi Einstein hakikaten bu noktadaki formülü doğru. Her şey enerjiyle yaratılmıştır. Öyleyse her şeyin çözümü bu noktada karşımıza çıkıyor. Ama bunu biz nasıl gerçekleştireceğiz? Kâinatı enerjiyle yoktan var eden, âlemlerde bize hayat bahşeden Rabbimiz, herhangi bir noktadaki eksikliğimizin yine bu enerjiyle tanımlanacağını bilmeliyiz. O, yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni, ona yükseleni bilir. Öyleyse Allah'la aramızdaki ilişkiyi anlayabilmek için, insanın şeytanla arasındaki ilişkisini anlayabilmek için Kur'an ayetleriyle yaratılışımıza bakmamız lazım.
Allahu Teâlâ bütün insanları Hicr suresinin 26. ayet-i kerimesinde belirttiği gibi bir fizik bedenle yaratmış. Hicr 26. Fizik beden, nefsimiz ve ruhumuz için mekân. Allahu Teâlâ berzah âleminin en önemli unsuru olan nefsimizden bahsederken, Şems suresinin 7. ayet-i kerimesinde: "Ve nefsi ve ma sevvaha" Biz insanı bir nefse dizayn ettik. İşte sevgili kardeşlerim, şu dünyada başımıza her türlü sıkıntıyı oluşturan, bu dünya hayatını bize cehenneme çeviren, ölüm sonrası hayatta sonsuz hayatı cehennemde geçirmemizi sağlayan, cahil olan bu nefsimiz. Muhtevasında 19 tane hastalık var: Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet... Ve 19 tane hastalık. Ve dikkat edin; düşmanımız olan iblis, bu 19 hastalığa %100 tesir ediyor ve hepimiz bu dünya hayatını, imtihanı bitiriyoruz. Kıyamet gününde, şu dünya hayatını bize zehir eden, bizi kendisiyle birlikte cehenneme götüren iblis, İbrahim 22'de şu bilgiyi veriyor: İş olup bittikten sonra şeytan der ki: "Allah'ın vaadi haktı. Allah size neyi vâdetti ise, kesinlikle Allah'ın sözü hak, doğru. Ama ben de size vâdettim. Fakat her konuda ben size yalan söyledim. Ben sizi kandırdım. Fakat ben sizi davet ettim. Siz benim davetimi kabul ettiniz. Beni kınamayın. Kendi nefsinizi kınayın." Öyleyse, ister içki, ister kumar, ister madde bağımlılığı, ister her türlü kötülüğün arkasında bilin ki şeytanın daveti vardır.
Allahu Teâlâ detaylarla uğraşmaz. Kutsal kitaplarda evrensel, değişmez, mevcut olan kanunlarla çözümü insana sunar. Ve dolayısıyla olaya baktığımız zaman anlıyoruz ki; bu dünya hayatını bize zehir eden iblis... Şu anda ekranda görüyorsunuz ve 19 hastalığa %100 tesir eden iblis, devamlı olarak insanları kötülüğe davet ediyor.
Şu dünyada kötülüğün de öğretmeni var. Bu dünyada ilmin de öğretmeni var. Bütün peygamberler, Allah'ın tasarrufunda olan, Allah'ın bütün sevgili kulları, Allah'tan aldığı emirle insanlara iyiliği öğretmek üzere Allah tarafından vazifelendirilmişlerdir. Âdem Aleyhisselam'dan başlayan, Nuh Aleyhisselam'la devam eden ve son nebiler sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) ile noktalanan, Allah'ın kendisine şeriat kitabı verdiği bütün peygamberlerin reçetesi aynı: Allah'ın emirlerine itaat edin. Yasakları işlemeyin ve böylece insan-ı kâmil olun. Allah'ın sevgili dostu olun. Allah'ın muhteşem kulu olun. Ve bu dünyada ve ahirette de en zirve noktada mutlulukları yaşayın.
Olmuş mu? Evet. Kutsal kitapları incelediğimiz an; Hz. Musa Aleyhisselam, ona tabi olanlar, Rabbanîler... Bu iki cihan saadetine ulaşmışlar. Hz. İsa Aleyhisselam, ona bağlı olan Havariler, iki cihan saadetini yaşamışlar. Nebiler sultanı Peygamber Efendimiz, ona tabi olan sahabe... O cahiliye döneminde birbirinin can düşmanıyken, 23 senelik kısa bir süre içerisinde Kur'an reçetesiyle, Allah'ın reçetesiyle birbirine can dostu olmuşlar.
Öyleyse size işaret etmek istiyorum ki; hayatınızdaki bütün kötülüklerin arkasında şeytan var. Ve yine ifade etmek istiyorum ki; bütün iyiliklerin arkasında da Rabbimizin yardımı, Rabbimizin emirlerine itaat, yasaklara uymak var.
İşte Nur suresinin 21. ayet-i kerimesi: Allahu Teâlâ: "Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına tabi olmayın." O zaman hocalarımız tek tek ifade ettiler. Özellikle sigaranın alışkanlığında kötü arkadaş ve benzeri daha birçok sebepleri saydılar. Ama burada Rabbimiz, özellikle kötünün mimarı, temsilcisi ve hayatımızı zehir eden şeytana işaret ediyor ve diyor ki: "Sakın şeytanın adımlarına tabi olmayın. Şeytan size fuhşiyatı ve münkeri emreder." Öyleyse sevgili kardeşlerim, yaşadığımız bütün kötülüklerin arkasında Allah'tan uzaklaşma, Allah'ın emirlerine itaatsizlik ve yasakların işlenmesi var.
Allah Teâlâ da, yaratan Allah, bizi biliyor. Diyor ki: "Hayatınızı mutluluk içinde geçirmek, sonsuz hayatı cennette geçirmek istiyorsanız, benim buyruklarıma itaat edin." İncil'deki bir ayet: "Sevgi, Allah'ın buyruklarına itaat etmektir." İncil'deki Yuhanna 20'de: "Ben Allah'ı seviyorum" deyip de gördüğü kardeşini sevmeyen yalancıdır. Gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Allah'ı nasıl sevdiğini iddia edebilir? Öyleyse size sunduğum bu mutluluk reçetesi, bu insanları birbirine kardeş kılan, dost kılan, herkesi huzur ve mutluluk içerisinde bir hayatı garanti eden bu davet Allah'ın davetidir ve Allah herkesten kendisine ulaşmasını istiyor.
Şimdi bu kısa girizgâhtan sonra konumuz olan, panelimizin konusu olan aile içi geçimsizlik, kötü alışkanlıklar ve şiddet sorunlarının çözümleri, ayetler ışığında nelerdir? Öncelikle kısa bir videomuz var. Onları tek tek sizlere sunmak istiyorum inşallah.
Evet. Gördük ki hepimizin karşılaştığı olay... İç dünyamızda huzursuzluk ve mutsuzluk, dış dünyamızda huzursuzluk, mutsuzluk, Allah'la ilişkilerimizde Allah'ın emirlerine itaatsizlik söz konusu olduğu zaman, devamlı bir kısır döngü içerisinde hayatı yaşamaya başlarız.
Rabbimizin ayetlerine baktığımız zaman Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Herkesi hanif fıtratıyla yarattım." Hanif fıtratının gereği... Bidayette şeytanın bütün kapıları açık, Allah'ın bütün kapıları kapalı. Şeytanın kapılarının açık, Allah'ın kapılarının kapalı olması böyle bir hayatı bize sunuyor. Az evvel hocamızın da ifade ettiği gibi biz buna hayat diyebilir miyiz? Aile içinde saadeti yaşamamız gerekirken, mutlu huzurlu bir aile içerisinde hayatımızı sürdürmemiz gerekirken gördük ki herkes birbiriyle kavgalı. Aile içi geçimsizlik ve bunun eseri sonucu olan birçok kötü alışkanlıklar, alkol bağımlılığı, kumar vesaire... Ve bütün bunların hepsinin arkasında Allah'tan uzaklaşma, Allah'ın emirlerini hiçe sayma var.
Bundan kurtuluş var mı? Elbette. Bir dilek. Kişinin kalpten Allah'a ulaşmayı dilemesi. Hz. İsa Aleyhisselam'ın bir sözü var: "Kullar için imkansız olan, Allah için çok kolay." Öyleyse sevgili kardeşlerim, sualim var size. Allah'ın bizler için dilediği mutluluğu, siz de mutlu olmak istiyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi?
Tabii hocamızın da ifade ettiği gibi; akıl, karar organı. İki ortamda şuur sahibi olur. Allah'ın emirlerinin yerine getirildiği, yasakların işlenmediği bir ortamda akıl şuurlanırsa, daima ruhun talebine yeşil ışık yakacaktır. Ama Allah'ın emirlerine isyan, yasakların işlendiği bir ortamda şuur sahibi olursa, devamı nefse kapı açacaktır. Nefsin 19 afetini bize karşı kullanan kimdir? Şeytan. Öyleyse böylesi bir insan devamlı mutsuzluk üçgeni içerisinde hayatını tüketir. Bir kenarı şeytan, bir kenarı nefsimiz, diğer kenarı da kaybettiğimiz dereceler. Ne demek istiyorum? Kaybettiğimiz dereceler.
Kur'an-ı Kerim'e bakarsanız, mucize-i baki Kur'an, Mü'minun suresinin 103. ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Kimin hasenat tartıları hafif gelirse..." Onlar nefislerini hüsrana düşürenlerdir ve onların gideceği yer cehennem. Acaba Allah'ın bize verdiği notlar hangi ayete dayalı olarak bunu söylüyor? En'am suresinin 132. ayet-i kerimesi: "Ve li kullin derecatun mimma amilu." Nasıl öğrenciler sınıfta onları denetleyen, onlara öğreten, onların öğrenmesini sağlayan hocaları, imtihanda kendilerine not veriyorlarsa, aynı şekilde hepimiz akil ve baliğ olduğumuz noktadan ölüme kadar, şu dünyayı Allah'ın bir üniversitesi, bir sınıfı olarak düşünün. Yaptığımız her olaydan ya dereceler kazanırız, ya dereceler kaybederiz. Ya hayır işleriz, ya şer işleriz. Hayır, derece kazandıran her şey. Şer, derece kaybettiren her şey.
Bakara suresinin 216. ayet-i kerimesinde: Öyle olaylar var ki sizi üzer, siz şer zannedersiniz ama belki hayırdır. Öyle olaylar var ki sizi sevindirir, siz hayır zannedersiniz ama şerdir. Siz bilmezsiniz, Rabbiniz bilir. Tek başına bu ayet bile bize hayatımızı bütünüyle tanzim ediyor. Allah buyuruyor ki: "Siz bilmiyorsunuz, Rabbiniz bilir." Öyleyse eğer biz hayatımızı cehalet içinde geçirmek istemiyorsak, ilimle bu hayatı yaşamak istiyorsanız, sahabe gibi, Havariler gibi vesaire... İlim, ibadetin imamı olması hasebiyle, bize gönderilen kutsal kitapları öğrenmek durumundayız.
Rabbimiz bizden ne istiyor? İşte bir hırsız düşünün; gidip başkasının arabasını çalıyor, seviniyor buna, başardığı için. Halbuki derecat kaybediyor. Mal sahibi, araba sahibi kişi de üzülüyor. Üzülmesine rağmen derecat kazanıyor. Allah'ın muradı ne bu konuda? Allah'ın muradı; hayır işlediğimiz zaman mutluluk, şer işlediğimiz zaman mutsuzluk. Aslında hırsızın mutsuz olması gerekirken, tam tersi hırsız seviniyor. Mal sahibinin mutlu olması gerekirken, o da üzülüyor. Öyleyse bunun manası ne? Biz Allah'ın değerlendirme ölçüsünü bilmiyoruz. Kimden öğreneceğiz? Rabbimiz olan Allah'tan. Allah'ın kitabından. Ve bu kitabı bize açıklayan Allah'ın tayin ettiği mürşitten öğrenmek durumundayız.
İşte uğruna Allah'ın kâinatı yarattığı nebiler sultanı Peygamber Efendimiz... Bakara suresinin 151. ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor. Diyor ki: "O size ayetleri tilavet ediyor. O sizin nefsinizi tezkiye ediyor. O size kitabı öğretiyor. O size hikmeti öğretiyor. Hikmetin ötesini o size öğretiyor." Yani tabiri caizse, bugünkü lisanla konuşmak gerekirse, peygamberlerin müfredat programında, bu ayette zikrettiği beş görev var: Evvela ayetlerin tilaveti, sonra nefsimizin tezkiyesi, sonra kitabın öğretilmesi ve hikmetin öğretilmesi.
Sevgili kardeşlerim, Allah sizleri çok seviyor. Bundan emin olun. Şu anda dünya üzerinde yaşayan 8 milyar insan, Allah'ın kendilerini ne kadar sevdiğini idrak etselerdi, bilselerdi, bugün bu dünya herkese cennet olurdu. Ama neyi Allah'ın önüne geçirmişler? Günlük bu dünya hayatı. Hani bir dostun söylediği gibi: "3 günlük dünya hayatı için gayret üstüne gayret. Sonsuz ebedî hayat için gayret yok." Hayret! İnsanlar o kadar dünyaya tamahkâr olmuşlar ki, mutluluğun peşinden koşuyorlar ve dünya hayatının kendilerini mutlu edeceğini zannediyorlar. Halbuki hiç kimse dünyada neye sahip olursa olsun; parayla, şanla, şöhretle, makamla vesaireyle mutlu olamaz. Allah'ın, Âdem Aleyhisselam'dan kıyamet gününe kadar bu dünya hayatına getirdiği bay ve bayan herkesin mutluluğu... Ama herkesin mutluluğu... Ama herkesin mutluluğu... Bütün kâinat duysun, sadece Allah iletir. Allah'ın dışında o kişiyi mutlu edebilecek başka hiçbir vasıta yok.
E, bazı insanlar diyorlar ki: "Ya Allah'ın işi gücü yok mu? Bizimle uğraşıyor?" Ayrı ayrı... Sevgili kardeşlerim, tabii Allah'ın gücünü idrak edemeyenler öyle düşünebilirler. Ama Allah Teâlâ Yunus suresinin 61. ayet-i kerimesinde diyor ki: "Neyle meşgul olursanız olun, hangi kararı uygulasanız uygulayın, Rabbin üzerinde şahittir." Ya izni vardır, o olaya müsaade etmesinde; veya takdiri vardır, sana o olayı neticelendirmesinde. Öyleyse hepimiz bir kaderle yaratılmışız. Bu kader dairesinde Allah'ın bizi ulaştırmak istediği hedef kendi zatıdır: Evvela Allah'ın zatına ulaşmak, sonra Allah'ın zatını görmek. İnsanlar için başka bir hedef yok.
Çok başarılı insanlar olabilir. İnsanlardan çok çok güzel notlar da alabilirler. Ama nebiler sultanı Peygamber Efendimizin vaz ettiği bir hadis-i şerif şöyle: "Allahu Teâlâ kula diyor ki: 'Sana ilim verdim. Ne yaptın ey kulum?' 'Herkese anlattım ya Rabbim.' 'Hayır' diyor, 'sen yalan söylüyorsun. İnsanlar sana ne kadar alim desinler diye yaptın. Sen ücretini insanlardan aldın. Geçti geçti.' 'Sana ben mal verdim. O malla ne yaptın ey kulum?' 'Ben herkese dağıttım, herkese verdim.' 'Hayır' diyor, 'yalan söylüyorsun. İnsanlar sana ne kadar cömert desinler diye yaptın.'"
Öyleyse dikkat edin; bütün davranış biçimlerimizin arkasında iki tür niyet olabilir: Allah için olmak, Allah için olmamak. Sualim var size. Cevabını biliyorum inşallah. Allah için olmayanlar kim için yapıyor bunu? Evet. Dış düşman olan şeytan... Gayet açık ortada. İşte Mâide suresinin 90. ayet-i kerimesinde hocalarımızın bahsettiği, her türlü kötülüğün arkasında iblis var. Mâide 90'da ne diyor Rabbimiz? İçki, kumar, fal okları... İlaveten madde bağımlılığı... Bütün kötü şeylerin hepsinin arkasında kim var? Şeytan denilen insanların baş düşmanı var. Ve insanlar düşmanını bilmiyor, dostumuz olan Allah'ı bilmiyor. Ve devamlı olarak kısır bir döngü içerisinde nefsine uyarak, devamlı birbiriyle kavga içindeler. Huzursuzluk ve mutsuzluk içinde bir hayatı yaşıyorlar.
Evet. Devam ettirebilirsek ne göreceğiz? Başlangıç noktasında 19 afet... İnsanlar mutsuz ve huzursuz. İç âleminde mutsuz, dış âleminde kaos, kavga, Allah'la ilişkilerinde Allah'ın emrine isyan, yasak olan fiilleri işliyorlar.
Ve şimdi bakalım beraberce bu Allah'ın emirlerine isyan eden kişi...
- Yeter! Bu kadar da olmaz artık! Bütün bedenim negatif enerjiyle sarsılıyor. Çok kızgınım. Beynime ateş sıçrıyor. Nefes almakta zorlanıyorum. Kalbim patlayacak gibi çarpıyor. Ben bu öfkeyi nasıl dindireceğim şimdi? İçimden iyi bir şey yapmak gelmiyor.
Evet. Herkes öyle. Dağılımlar farklı. 8 milyar insanın her birisi diğerine benzemiyor. Nasıl parmak izi aynı değilse, bütün insanlar farklı. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrı olmamızın arkasında nefsimizin afetlerinin dağılımı var. Ayrı olmamızın arkasında ruhun 19 tane hasletine sahip olmamızın bir güzelliği var. Ve iş dünyasında ulaşmayı dilemeyen, Allah'tan bir haber bir hayatı yaşayan insanların öfkesi, isyanı ağzından taşıyor. Ayetler bize bunu söylüyor.
Devam ediyoruz. Dış dünyasında acaba ne?
- Ne demek bu? Kredi kartından da çekmişsin? Borç içinde yüzüyoruz ya! Bu ne aymazlık? Bu ne şımarıklık?
- Oğlum çok istedi, her gün ağlıyordu. Arkadaşların varmış, onlardan geri kalıyor. Bilezikleri de yani... Yıllardır bir şey almadım kendime. Benim de hakkım değil mi?
- Komşulara, ele güne rezil oluyorum. Siz benim sırtımdan keyif mi yapıyorsunuz?
- Ne oyun konsoluymuş bu? Ne gerek var? Otursun derslerine çalışsın.
- Ayrıca ne komşusu? Onlar mı geçindirecek evimizi?
- Ne yapayım? Her gün ağladı. Kendimi suçlu gibi hissettim.
- Vur elini masaya! Bile değil, kapılara, duvarlara vur artık. Bu kadar kızmak haddine zaten. Allah seni!
Evet. Halbuki yaratılış gayemize baktığımız zaman, Allah herkesin mutlu olmasını istiyor ve Kur'an-ı Kerim'de zikredilen mutluluk iki etaplı olarak ifade edilmiş: Enfüsî mutluluk, âfâkî mutluluk. Âfâkî mutluluk, başka insanlarla beraber yaşadığımız bir mutluluktur. Şu anda aile içerisinde karı koca, aslında her olayda birbirlerini mutlu etmeleri gerekirken, bir olay... İblis sebep kılıyor. Onların arasına giriyor. Hangi ayet gereğince? İsra 53. Ve onları birbirine düşman ediyor.
Hepinizin çokça bildiği, tekrar ettiğimiz bir söz var: "Tatlı söz yılanı deliğinden çıkartır." Halbuki hepimizi Allah Teâlâ birbirimize yardım edelim, birbirimizi sevelim diye yaratmış. Biz insanlar, hiçbirimiz diğerine düşman olmak için değil. Ve sosyal hayatta, başka insanlarla birlikte yaşamamız noktasında şu kanun hâkim: Mutlu et ve mutlu ol. Biz dışımızdakini mutlu edersek, o mutluluğu biz yaşarız.
Şimdi bu kavgada, eğer gerçekten annesinin çocuğa harcadığı parayı... "Ya benim eşim onu mutlu etmiştir, ben de ona katkıda bulunmalıyım" gelip: "Allah senden razı olsun evladım, sen bunu ne kadar güzel harcadın. Acaba şunu şunu yapabildin mi?" diye denetleme görüntüsü yapmış olsaydı, o zaman iki taraf çocuğu için birleşecekti ve o çocuk onların mutluluk sebebi olacaktı. Resulullah'ın cevabı şu: "Çocukların rızkını Allah veriyor, ama mutluluğu biz yaşıyoruz." Aile ortamında çocuklar, baba ve anne için mutluluk sebebiyken, nefsine uyan anne baba ne yazık ki mutsuzluk sebebi oluyor. O zaman diyoruz ki; bizim dışımızdaki bütün insanlar bizim mutluluğumuzun da kapısı olabilirler. Onları mutlu ettiğimiz zaman... Bizim dışımızdaki bütün insanlar bizim mutsuzluğumuzun da kapısı olabilirler. Onları mutsuz ettiğimiz zaman... Hocalarımız bundan bahsettiler. Ben de bir kere daha Resulullah'ın hadisiyle dile getirmek istiyorum: "Allah'a ve yemine iman eden kişi, komşusuna eziyet etmesin." Öyleyse mutlu bir hayatı yaşamak istiyorsak, dışımızdaki hiç kimseyi rahatsız etmeyeceğiz. Tek gayemiz onları mutlu etmek olmalı. Mutlu edersek, ondan önce biz mutlu oluruz.
Kanun buysa, bu kanun bir evrenselse, bugün, geçmiş ve gelecekte de daima bu kanun hayattaysa, o zaman neden bu kadar kolay şeyi biz tercih etmiyoruz da, karşı tarafı mutsuz ederek biz ondan daha fazla mutsuz oluyoruz?
Ben inanıyorum. Bu noktadan itibaren Kur'an'da zikredilen mutluluğun iki etabı var. Birisi enfüsî, biraz sonra açıklayacağim. Diğeri âfâkî; başka insanlarla birlikte olan mutluluk. Dışınızdaki herkes... O insanların negatiflerini görmeyin. Sadece kusurları bağışlamakta gece gibi olun ve onların güzel yanlarını düşünün. Kısacık dünya hayatında zaten hemen zaman geçiyor. Birbirimizle olan kavgada, birbirimize çelme takmada, birbirimizin aleyhinde konuşmada o kadar zaman çabuk geçiyor ki, o zaman Rabbimizin huzuruna mahcup, vazifesini yapmayan, görevi yerine getirmeyen, Allah'a kul olması gereken biz, şeytana kul olarak onunla birlikte sonsuz hayatı cehennemde geçirmemiz söz konusu. Ama tersi; Allah'la bile olmak, Osmanlının deyimiyle peygamberlerle bile olmak, salihlerle bile olmak, sıddıklarla bile olmak. O da mümkün mü? Evet.
Şu an şu salonda ne kadar kardeşimiz varsa, Allah hepinizden razı olsun. Şu sıcak ortamda hepiniz... Dikkat ederseniz, serinlemek için bir şeyler yapıyorsunuz ama sabırla bizi dinliyorsunuz. Dinliyorsunuz ki, ben bunları konuşabiliyorum. Bunları, sizi... Konuşmalarımız sizi mutlu ediyorsa, o zaman biz hangi kanun çerçevesinde şu anda beraberlik sürdürüyoruz? Mutlu et ve mutlu ol. Mutlu musunuz? Değil mi? Kalpten mi? Evet. Evet. Ben inanıyorum, kalpten mutlu olanlar, bu sıcaklık onlara vız gelir, tırıs gider. Çünkü devamlı kalplerinde neyi terennüm ediyorlar? Kim söyleyecek? Evet. İbadetlerin sultanı zikir. Bütün kutsal kitaplarda görürdük ki, vaktimiz olsaydı, Tevrat'taki hükümler, İncil'deki hükümler, Kur'an'daki hükümlerin aynı ve tek hedefe kilitlenmiş: Sadece insanların mutluluğu için. Allahu Teâlâ ayetleri vaaz etmiş, kanunlarını vaaz etmiş.
Şimdi dış dünyasında mutlu olan bu kişi mutlu olabilir mi? Evet. Tek bir dilek. Biraz sonra o dileğin ne olduğunu izah edeceğim. Tek bir dilekle 8 milyar insan şu an itibariyle mutlu olabilir. Allah'ın gözlükleriyle bakacak. Allah'ın gözlükleri ne? Allah'ın gözlükleri sevgi gözlüğü. Siz herkese sevgi gözlüğüyle bakarsanız, herkesin kusurlarını örterseniz... "Seven, sevdiğinin kusurunu görmez" derler ya. Onları görmezlikten gelirseniz, onlar için, onları mutlu edecek herhangi bir gayret içinde olursanız, çok daha fazlasını siz yaşarsınız. Mutlu olursunuz.
Şimdi Rabbimizle olan ilişkimize bakalım. Nefs-i emmâredeki bir insanın durumu ne? Ona bakalım inşallah.
- Allah'ım! Ben nasıl bu hale geldim? Nasıl böyle bir öfkeye teslim oldum? Allah'ım, ben senin emirlerini yerine getiremedim. Nefsime uydum. Beni terk ettin mi Allah'ım? Yoksa hala bekliyor musun beni?
Evet, sevgili kardeşlerim. Şartlar ne olursa olsun, asla Allah sizden vazgeçmez. Hiç kimseden vazgeçmez. Kul Rabbinden vazgeçmedikçe, şartlar ne olursa olsun Allah hiçbirinizden vazgeçmez. İşte Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ Zumer 53'te: "Ey nefslerine haksızlık eden kullarım! Ey çok günah işleyen kullarım! Ey kâinat kadar günahı olan kulum! Rabbinin rahmetinden ümit kesme." Bütün o günahları sevaba çevirmeye kim kâdirdir? Allah. Nasıl yapacaksın? Onun kanunlarına itaat ederek... Hz. Ömer'in deyimiyle: "Şaşarım o insana ki Allah'ı biliyor ama isyan ediyor. Şaşarım o insana ki şeytanı biliyor ama itaat ediyor. Şaşarım o insana ki dünyayı biliyor, ona meylediyor."
İşte sevgili kardeşlerim, üç tane düşman... Allah'ın emirlerine mutlaka itaat edeceğiz. Mutlaka iblisten kaçınacağız. Onu kaçınıp Rabbimize kul olacağız. Ve mutlaka dünyayı kalbimizden söküp atacağız. İşte Resulullah'ın hadisi: "Dünya sevgisini kalbinizden söküp atmadıkça, Allah ve Resul sevgisi gelip yerleşmez." Şu anda bu salonda kim dünya sevgisini kalpten sökmeye çalışıyor, kim çalışmıyor belli. Kaç kişi "Allah" diyor.
Evet, sevgili kardeşlerim, kâinatın bir şifresi... Ben fizikçi olmam hasebiyle, her şey bütün âlemlerde atomlardan oluşuyor. En küçük atom hidrojen atomu. Merkezinde bir proton, etrafında 10 üzeri -13 uzakta bir elektron. Bir elektron... Maxwell diye bir fizikçi şu anda ekrana geldi. Diyor ki: "Biz bu elektronun hareketini keşfettik ama bunları hareket ettiren kuvvet nerede?" İşte sevgili kardeşlerim, bütün zerreleri hareket ettiren kuvvet, o Allah'ın emridir. Bir Allah dostu var, hepiniz biliyorsunuz: Niyâzî-i Mısrî. Bu kanunu kendi dörtlüğüyle şöyle ifade ediyor:
*Hak kulundan intikamını yine kul eliyle alır.*
*İlm-i ledunu bilmeyen bunu kul yaptı sanır.*
*Cümle âlem, kâinat Allah'ındır.*
*Ama kul eliyle işlenir.*
Emr-i Bârî. Yani Allah'ın emri olmadan sanma ki bir elektron kıpırdanır.
İşte nerede hareket varsa, bilin ki orada o hareketi sağlayan kuvvet o Allah'ın enerjisidir. O enerji, Allah'ın katından geliyor, vazifesini yapıyor, elektron üzerinde icra ediyor ve tekrar Allah'ın katına dönüyor. Bu elektronlar acaba gelince ne oluyor? Allah'ın enerjisi elektrona gelince, elektron 4 enerji küresinden oluşuyor ve kendine has bir ses çıkartıyor. Dikkat ederseniz, çocuklar bilirler; anne baba onlara düdük alırken, o düdüğü üflüyor, o düdüğü üflediği zaman kendine has bir ses çıkartıyor. Allah'ın katından gelen enerji de elektrona gittiği zaman, elektron da bir ses çıkartıyor. O çıkartılan ses ne acaba derseniz: "Allah" ismi. Elektron, kendi lisanıyla Allah'ın ismini tekrar ediyor.
İşte İsrâ suresinin 44. ayet-i kerimesi: "Yedi kat gökler ve yerler, bunlar arasındakilerin hepsi Allah'ı tesbih ediyor." Tesbih nedir? Zikir nedir? Tesbih, gayr-i iradî varlıkların Allah'ın isminin tekrarına verilen addır. Ama zikir, cin ve insanların kendi iradeleriyle Allah'ın ismini tekrar etmesine verilen ad. Bizler serbest irade sahibi cin ve insanlar, Allah'ı zikrediyoruz. Çok zikrediyoruz, daimî zikrediyoruz, küllî zikrediyoruz ve sonunda irademizi de teslim ederek tesbihe ulaşıyoruz. Ama melekler yaratılışta tesbihtedir. Üstün olan melek mi, insan mı? Ne diyorsunuz? Üstün olan hangisi? İnsan üstün.
Sevgili kardeşlerim, siz şu kâinatta Allah'ın en şerefli mahlûkusunuz. Bir bilseydiniz kendinizi. Hazreti Ali diyor ki: "Derdin var sende, onu bilmiyorsun. Dermanın var sende, onu görmüyorsun. Bütün kâinat senin içine yerleştirilmiş. Ey insanoğlu! Sen kendini küçük bir şey mi zannediyorsun?" Hepiniz kâinatın bir kopyasısınız. Bir gün Allah size kâinatı gösterseydi, görecektiniz ki bütün kâinat, 100 milyar galaksi, her galakside 100 milyar yıldız... Ve bütün bunların şekli sadece cinsiyetsiz bir insan gövdesi şekli. İşte o şekilde olan, yaratılan insanlar, varlıklar bizleriz. Ve bu sebeple Allah'ın katında Allah'ı temsil eden, yeryüzünün halifeleriyiz.
Allah sizi o kadar seviyor ki, dışınızdaki her şeyi sizin için yaratmış. O zaman sevgili kardeşlerim, bu kadar bizi seven Rabbimizin, bizim de sevmemiz gerekmez mi? Rabbimizi seviyor musunuz? Evet. Dilden mi, kalpten mi? Kanun şu: "Seven sevdiğine koşar, korkan korktuğundan kaçar." Seviyorsanız, o zaman nasıl koşacağım Rabbime diyeceksiniz. Hangi ayet gereğince? Zâriyât 50. Ne diyor Allahu Teâlâ? "Fe firru ilallâh." Allah'a firar edin. Allah'a kaçın. Şu anda "firar" kelimesini kullandığım için aklınıza bir şey geldi. İnsan nereden firar eder? Kim söyleyecek? Evet. Zindandan, hapishaneden, vesaireden. İşte bu dünya müminin zindanı, ama kimin cenneti? Kâfirin cenneti. Biz bu zindandan nereye koşacağız? Rabbimiz olan Allah'a koşacağız. Mümkün mü?
Evet, sevgili kardeşlerim, iki vücudumuzu ifade ettim. Bir üçüncü vücudumuz da Allah'ın zatından üfürülen ruh. Bu ruh 19 tane hasletle mühürlenmiş... İlim, daha doğrusu sevgi, iman, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekînnet, itaat, sabır, tevazu, kanaat vesaire... 19 tane haslet. Ruh, bütünüyle Allah'ın emirlerine itaat eden, yasak olan fiilleri işlemeyen bir yapıda.
Ve dikkat edin; şu anda hocalarımız da konuştu. Bu konuşmalardan bize verdiği bilgiler muvacehesinde, biz insanlardan beklentileri ne? İyi insan olun. Hayatınızdan sigarayı çıkartın. Hayatınızdan kötü şeyleri çıkartın ve Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın. Yani nefsinizin hayatını terk edin, ruhunuzun hayatını kendinize düstur edin ve Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın. Nebiler sultanı Peygamber Efendimiz: "Allah'ın ahlakı ilim ve hilmdir." İlim, öğrenmekle elde edilir. Kur'an-ı Kerim... Hilm ise sabır ve tahammülle kazanılır. İki şey hayatınıza mal edeceksiniz. O zaman Allah'ın ahlakıyla ahlaklanan sahabeler gibi, Havariler gibi, Rabbanîler gibi, kutsal kitapları yaşayan, yaşamakla kalmayan, başkalarına yaşatan ve öğreten kişiler olacaksınız. Allah herkesten bunu bekliyor. Ama başlangıç noktasında herkes nefs-i emmârede ve üç âlemde de huzursuz ve mutsuz.
Şimdi devam ediyoruz. Allah ile insan arasındaki yaklaşım basamakları Kur'an-ı Kerim'de 28 basamak. Birinci basamakta herkes olayları yaşar. Söyledim. Devam ediyoruz. İkinci basamakta yaşanan olaylara bakın inşallah.
- Hepimiz evde dört tane oğlum var, birbiriyle küs.
- Eşim ve çocuklarım çok kavga ediyor.
- Gelinim bana kötü davranıyor.
- Akrabalarım benden uzaklaştı.
- Çocuklarım sözümü dinlemiyor.
- Kayınvalidem bana zulmediyor.
- Miras yüzünden ailemizde kırgınlıklar oldu.
- Annemle kızım arasında sürekli bir tartışma oluyor.
Sevgili kardeşlerim, aile içi bir mutsuzluk, huzursuzluk, bir hayatı içeren bir resmi gördünüz. Ailenin bütün fertleri birbirinden şikayetçi. Halbuki Allah'ın bizden istediği saadetli ve mutlu, huzurlu bir aile hayatı. O zaman bu insanlar neyi yapamıyorlar? Neden mutlu, huzurlu değiller? Halbuki her biri diğeri için mutluluk kapısı. Az evvel söyledim: "Mutlu et ve mutlu ol." Biraz geriden başlatırsam, bu kanunu nasıl göreceğiz? İnşallah birlikte tekrar bakalım.
"Evde dört tane oğlum var, birbiriyle küs."
"Eşim ve çocuklarım çok kavga ediyor."
"Gelinim bana kötü davranıyor."
"Akrabalarım benden uzaklaştı."
"Çocuklarım sözümü dinlemiyor."
"Kayınvalidem bana zulmediyor."
"Miras yüzünden ailemizde kırgınlıklar oldu."
"Annemle kızım arasında sürekli bir tartışma oluyor."
İşte aile bireylerini gördünüz. Ve Doçent Doktor Bayram Yurt hocamızın bir sözünü dikkatinize sunmak istiyorum: "Bir insanın şu dünyada kendisine yaptığı iyiliği, hiç kimse, bütün insanlar bir araya gelseler yapamazlar. Bir insanın kendisine yaptığı kötülüğü de, bütün insanlar bir araya gelseler yine yapamazlar." O zaman demek ki bu birbirinden şikayetçi olan aile fertlerinin sebebi ne? Kendi nefsleri. İlk adımı kendileri atması lazım.
Şu anda şu fotoğrafta görüyorsunuz: "Annemle kızım arasında sürekli bir tartışma oluyor." Teyze, tecrübe sahibi; torunu, farklı davranış biçimiyle eleştiriyor vesaire. Halbuki bu eksik gördüğü yanların... Değil, kusurları bağışlamakta gece gibi olur, Mevlana'nın sözünü tatbik etseydi ve kızının sadece güzel yanlarını görseydi, aralarında bu tartışma olur muydu? Ne diyorsunuz? Olur muydu? Hayır. Derdi ki: "Torunum, ben seni çok seviyorum. Geçen gün şu arkadaşına şu yardımda bulundun, ne kadar harika. Tebrik ediyorum. Anlıyorum ki benim sana verdiğim o güzel sözlerin sonucunu, meyvesini şimdi alıyorum." Vesaire vesaire... Bunu her noktada çoğaltabiliriz. Yani şikayetle hiçbir yere varamayız. Ama o şikayetin arkasında da yine biz varız. Niye biz varız? İbrahim 22'yi tekrar dikkatinize sunmak istiyorum. İblis diyor ki: "Allah'ın vaadi haktı." Vaadi ne? Sen mutlu etseydin, mutlu olacaktın. "Ben de size vâdettim, ama ben hep size yalan söyledim. Fakat ben bunları size zorla yaptırmadım. Ben sizi davet ettim."
Şu anda teyzenin torununu bu şekildeki laflarıyla taciz etmesi, üzmesi arkasında kim var? Kim söyleyecek? Kim var? Evet. Farkında değiliz ama kendimizi ona teslim etmişiz. İblisin atına binmişiz. Halbuki iblisin atından inmemiz ve kimin vasıtasına binmemiz lazım? Allah'ın. Hangi ayet gereğince? Zumer 17. Ne diyor? Zumer 17'de: "Onlar ki tâguttan, insan ve cin şeytanlara kul olmaktan kaçınırlar." Teyzemiz kaçınırsa, torununa bu negatif sözü söyler mi? Asla. Tam tersi, onu mutlu edecek olan bir sözü söyleyecektir. Ve herkes birbirine mutluluk verecek. Aile saadeti mutlaka sağlanacak.
Ama nasıl, devam ediyoruz inşallah.
- Olayların derininde mutsuzum. Herkesi de mutsuz ediyorum. Ben böyle olmak istemiyorum.
Yaptığı yanlış davranışlar sebebiyle iç dünyasında huzursuz ve mutsuz, çevresindeki insanlara kötü davrandığı için onlarla kavga halinde, dış dünyasında huzursuz ve mutsuz, Allah ile olan ilişkilerinde huzursuz ve mutsuz. Başlangıç noktasında bütün insanlar şeytanın ülkesinde. Demek ki bir reçete var ki, bu Allah'ın reçetesini hayatımıza tatbik etmemiz lazım. Allah'ın bizi nelerden müteşekkil yarattığını söyledim. Bir fizik vücudumuz var, nefs ve ruh için bir mekân. Bir nefsimiz var, şeytanın vücuda giriş kapısı. Bir ruhumuz var, Allah'ın bizdeki temsilcisi. Ve Allah bizden ruhun ahlakıyla ahlaklanmamızı, Allah bizden nefsten kaçınmamızı istiyor ve olayları yaşattırıyor bize. Ve diyor ki: "Ruhun talebine uymak derece kazanmaktır. Nefsin talebine uymak derece kaybetmektir. Kaybettiğiniz dereceler, kazandığınız derecelerden fazlaysa, gideceğiniz yer cehennemdir. Kazandığınız dereceler kaybettiğinizden fazlaysa, gideceğiniz yer cennettir."
Öyleyse sevgili kardeşlerim, çok basit değil mi? Şu an 8 milyar insan mutlu olmak istiyorsa, ne yapması lazım? Ruhun talebine uyarak Allah'a ulaşmayı dilemesi lazım. Siz ruha dünyayı verseniz, asla dünya ile ilgilenmez ruh. Siz bütün cennetleri ruha teslim ederseniz, kesinlikle ruhun cennetle de ilişkisi yok. Hani ne diyordu Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri? "Ehli dünya dünyada, ehli ukbâ ukbada; her birisi bir sevdada. Ama bana ne gerek? Bana Allah'ım gerek." İşte siz, "Bana Allah'ım gerek" diyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi?
İşte Allah Teâlâ, bu talebi kalbinizde gördüğü an, 99 esmanın sahibi Rabbimiz, Rahîm esmasıyla tecelli ediyor. Dikkat ederseniz, herkesin kendine göre bir mutluluk formülü var. Ben bütün kutsal kitapları bir mutluluk davetiyesi, reçetesi ve garantisi olarak düşündüğüm için... Kur'an-ı Kerim 114 sureden oluşuyor. Her surenin başında tekrar edilen bir şey var. (Tövbe suresi hariç tabii.) "Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim." O zaman mutlu olmak istiyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi? İşte her surenin başında bu formülü yaşayacaksınız. Şeytandan kaçınacaksınız. Kime sığınacaksınız? Allah'a. Allah'a sığınırsanız, o zaman ne olur? O zaman "Bismillahirrahmanirrahim" tecellisine mazhar olursunuz.
İşte ulaşmayı dilediniz, Rahîm esmasıyla Allah size tecelli etti. Bakın sevgili kardeşlerim, bu Kur'an öyle bir mucize ki... Nebiler sultanı Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Benden önceki her peygambere, insanların hidayetine vesile olacak bir mucizeyi Allah vermiştir. Bana verilen mucize, kelam nevinden olan Kur'an-ı Kerim'dir." Öyleyse Kur'an-ı Kerim bir mucize mi? %100. Evet. Said-i Nursi Hazretleri: "Kur'an gibi bir mucize-i baki varken, başka kaynak aramak aklıma fazla gelir."
O zaman mutlu olmak istiyor musunuz? O zaman hocalarımızın söylediği o güzel ahlakın standartlarını kendinize kazandırmak istiyor musunuz? O zaman hocamızın belirttiği kötü alışkanlık olan sigaradan kurtulmak istiyor musunuz? Madde bağımlılığından, her türlü negatiflikten kurtulmak istiyor musunuz? Çözüm ne? Biz sadece eleştirerek yapmıyoruz. Hayatımız boyunca neyin kötü olduğunu söylerken, acaba onun muadili olan iyiliğe nasıl ulaşacağız? Reçetesini veriyoruz.
O zaman, bütün kötülükleri hayatınızdan çıkartmak, bütün iyiliklerin sahibi olmak istiyorsanız, kalpten Allah'a ulaşmayı dileyeceksiniz. Dilerseniz, Rahîm esmasıyla Allah size tecelli edecek. Devam ederseniz, şükrederseniz, Rahmân esmasıyla tecelli edecek. Zikre başlarsanız, Allah esması... İşte insanı insan-ı kâmil kılan, hayat ne olursa olsun daimî cennet ortamında yaşatan, bu dünyanın size cennet olmasını istiyorsanız, mutluluk formülü olan "Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim"i yaşamaya başlayın. Ulaşmayı dileyin, Rahîm esması. Şükrederseniz, Rahmân esması. Zikrederseniz, Allah esması. Bundan daha kolay bir şey var mı? "Allah" deyin bakalım: Allah.
Şimdi sevgili kardeşlerim, bütün peygamberler nefs hastalıklarının doktoru. E, biz bir hasta nefsin sahibi miyiz? Elbette. Hangi ayet gereğince? Yunus 57. Ne diyor Allah Teâlâ? Yunus 57'de: "Ey insanlar! Rabbinizden öğüt ve kalplerinizdeki hastalıklara şifa geldi." Öyleyse sevgili kardeşlerim, hayatı size zehir eden, sizi şeytana teslim eden, şeytanın oyuncağı kılan olay nefsinizdir. Nefsinizdir. Nefsiniz. Ve nefsinizin manevi kalbinde 19 afet: Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik... O zaman bu kötü alışkanlıkların, şiddetin %51 azalmasını istiyor musunuz? Allah Resulü ne diyordu? "Şeytanın vücuda giriş yollarını daraltınız." Siz de şeytanın vücudunuza girmesinin yollarını daraltmak istiyor musunuz? Nasıl olacak hocam? Bir dilek. Kalpten ulaşmayı dileyeceksiniz. Dilediğiniz an mutlak surette Allah size söz vermiş. Hangi ayet? Ankebut 5. Hangi ayet? Ra'd 27. Hangi ayet? Şûra 13. Şûra 13'te ne diyor? Allah diyor: "Dilediğini seçer. Ve seçtiklerinden kim ona ulaşmayı dilerse, onun ruhunu Allah kendisine ulaştırır."
Sevgili kardeşlerim, şu an tasavvufu yaşamayan birçok mütedeyyin insanın İslam'ı, beş vakit namazla gününü gün ediyor. Ve beklentisi ne? Beklentisi cennet. Hatta şöyle bir kötümser düşüncenin içindeler: "Aşere-i mübeşşere sahabeden 10 kişi cennete gitmezken ben kim? Cennete gitmek kim?" Halbuki Kur'an'la bu sözü karşılaştırdığınız an, kesinlikle aslı astarı yok. A'râf suresinin 157. ayet-i kerimesinde: "İhsanla nebiler sultanı Peygamberimize tabi olan sahabenin hepsi cennetlik." İşte ayet: "Onlar, ümmi nebi, Resul'e tabi oldular. Onların hepsi felaha ulaştı."
Öyleyse sevgili kardeşlerim, sahabe dediğiniz insanlar, Allah'ın kendisine Kur'an indirdiği, Kur'an'ı öğretmesini istediği, nefsin tezkiyesinde vazifeli kıldığı o Resul'e, o nefs hastalıklarının doktoruna, Allah tabi olmamızı istiyor. Şu anda hepiniz için bir nefs hastalıkları doktoru var mı? %100 var. Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yükletmez. Eğer sizden nefsinizin tezkiyesiyle Allah'a ulaşmasını, eğer sizden nefsinizin tasfiyesiyle Allah'ın zatını görmenizi Allah sizden istiyorsa, bilin ki o güç sizde var. Yapmanız gereken şey ne? Sadece Allah'ın emrine itaat. Şahi Nakşimend Hazretleri: "Allah, rızasını itaatte, kabulü duada ve belayı halkın içinde saklar."
Öyleyse etrafınıza binlerce Allah'ın dostu var. O dosta ulaşmak istiyorsanız, yapmanız gereken şey ne? Allah'a ulaşmayı dileyeceksiniz. Çünkü halkın içinde dostlarını sakladığı bir vaka. O dosta sizi ulaştıracak olan O'dur. O zaman ulaşmayı dileyeceksiniz. O da kudret-i ilahî, Rahîm esmasıyla size tecelli edecek ve sizi nefs hastalıklarının doktoruna ulaştıracak.
Sualim var size. Nebiler sultanı Peygamber Efendimiz, uğruna Allah'ın kâinatı yarattığı... Onun da mürşidi var mıydı? Ne diyorsunuz? Evet. Hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: "Levlel mürebbi lema araftü rabbî... Benim mürebbim, Cebrail Aleyhisselam (mürşidim) olmasaydı, ben de Rabbime arif olamazdım."
Öyleyse sevgili kardeşlerim, Allah bizden ilmi öğrenmemizi, Allah bizden ilmi yaşamamızı, Allah bizden başkalarına ilmi öğretmemizi istiyor. Yani, yani başka bir deyimle, Allah bizden sevgiyi öğrenmemizi, Allah bizden sevgiyi yaşamamızı, Allah bizden sevgiyi öğretmemizi istiyor. Hangi ayet? Hangi ayet? Âl-i İmrân 119. Âl-i İmrân 119'da acaba Allah Teâlâ ne diyor? Bakın: "Siz müminler öylesiniz; siz, sizi sevmeyenleri seversiniz. Çünkü siz kitabın tamamına iman edersiniz."
Sevgili kardeşlerim, bugün size verdiğim reçete var ya, Sümer tabletlerinde aynı reçete var. Aynı reçete var. Üç davranış biçimi: Düşmanınızı adalete bırakın. Kötülüğe iyilikle mukabele edin. Ve herkesi sevin. Öyleyse bu reçete bugünün reçetesi değil, bütün zaman parçalarının reçetesi. Onun için nebiler sultanı Peygamber Efendimiz, Hazreti Ali ile yaptığı bir sohbette: "Yakında koyu gece karanlıkları gibi fitneler olacak." "Ya Resulallah, o fitnelerden kurtuluş neyledir?" "Allah'ın kitabı olan Kur'an'ladır. Çünkü Kur'an'da sizden evvelkilerin, sizden sonrakilerin ve anın hükmü vardır. Kim ki kibrinden dolayı bu kitabı terk ederse, Allah onun belini kırar. Kim ki hidayeti bu kitabın dışında ararsa, Allah onu dalalete bırakır. O, Allah'ın sapsağlam bir ipi, apaçık bir nuru, hikmet dolu haberidir."
Öyleyse siz mutlu olmak istiyor musunuz? Bunun yolu Kur'an'dan geçer. Kur'an, Allah'ın kelamıdır. Allah'ın kelamının diğer sözlere üstünlüğü, Allah'ın mahlûkatına olan üstünlüğü gibidir. Allah size Kur'an'da bir söz vermişse, yapmaması mümkün değil. Çünkü Kaf 29'da: "Allah katında söz değiştirilmez." Öyleyse Allah bize ne söz vermiş? Şûra 13'te: "Kim bana yönelirse, ulaşmayı dilerse, o bana ulaşmayacak. Ben onun ruhunu kendime ulaştırırım." Ra'd 27: "Allah kimi hidayete bırakırsa, onun için bir hidayetçi yok. Ama kim Allah'a yönelir de Allah onun ruhunu kendisine ulaştırırsa, onu dalalete düşürecek de yoktur."
Öyleyse sevgili kardeşlerim, sımsıkı Allah'ın ipine sarılmamız lazım. "Allah'ın ipi ne hocam?" diyeceksiniz. Allah'ın ipi ve insanlardan biri. Birçok kişi: "Kulla Allah arasına kimse giremez." Kur'an'ı bilmedikleri için, safsata yoluyla zanlarına tabi oldukları için... Âl-i İmrân suresinin 112. ayet-i kerimesi... Özellikle adresleriyle söylüyorum ki sizlere, siz de bunları kaydedin ve evinizde gidin, devamlı Kur'an-ı Kerim'i araştırın. "Bu vatandaş bir şeyler söyledi ya, acaba söyledikleri ayetlerle örtüşüyor mu?" Mesela geçen bana bir sual soruldu: "Bir şeyin doğruluğu veya yanlışlığı biz nereden anlayacağız? Herkes konuşuyor. Sen de onlardan birisisin. Senin doğru söylediğini nereden anlayacağız?" Çok basit. Sadece ben değil. Kim size konuşursa, o konuşmaları kimle karşılaştıracaksınız? Allah'ın kitabı olan Kur'an'la. Çünkü Allah'ın kitabı olan Kur'an Furkan'dır. Furkan, ölçüdür. Eskiden zamanımızda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ölçü ayarlar sistemi vardı. Alışveriş yapan herhangi birisinin terazisinde bir eksiklik hisseden kişi ne yapardı? Oraya gidip: "Buradan ayarlamanı yap, senin terazin yanlış tartıyor."
Sevgili kardeşlerim, aynı şeyi siz diğer insanlara söyleyebilirsiniz. Allah Resulü, hadisleri için diyor ki: "Bir gün benim hadislerim tartışılacaktır. Kur'an'a bakınız. Kur'an'a aykırı bir hadis mi, olamaz?" Öyleyse Allah Resulü sözüne Kur'an-ı Kerim'i şahit gösteriyorsa, o zaman biz de kim ne söylerse söylesin, biz o sözleri Kur'an'la karşılaştıracağız. Kur'an'a uyuyorsa, "Âmennâ ve saddaknâ", başımızın üzerine yer var. Ama Kur'an'a uymuyorsa, "Hayır sevgili kardeşim" ve Kur'an'la ona cevap vereceğiz. Çünkü Bakara suresinin 185. ayet-i kerimesinde: "Şehru Ramazanellezî ünzile fîhil Kur'ânü hüden lin-nâsi ve beyyinâtin minel-hüdâ vel-furkân." Furkan demek ki, neyin doğru neyin yanlış olduğunu size kim söyleyecek? Kur'an. Kur'an furkandır. Ama dinî açıdan... Kalkıp da bir cebir problemini yaparken yine Kur'an'a sorun demiyorum. Asla. Bir Einstein'ın sözü var, o ayrı. Ama din konusunda doğru, Allah'ın sözüdür. Hadis: "Kitabullah ve sünneti Muhammed. Ve küllü muhdesin bid'atün, ve küllü bid'atin dalaletün."
Öyleyse sevgili kardeşlerim, âhirde bir çağda değiliz. Hidayet çağındayız. Herkesin hidayetten uzak olduğu bir dönemde, hidayetin merkezi olan Kur'an'dan uzaklaştığı bir dönemde, artık Kur'an'ın çağındayız. Hidayet çağındayız. Kur'an'ın hedefi hidayet, hidayetin hedefi mutluluk. Kim "Ben mutsuzum" diyorsa, kendisine damga vursun ki o Kur'an'ı bilmiyor. Kim "Ben mutluyum" diyorsa, o da bilsin ki kesinlikle Kur'an'a sımsıkı yapışmıştır. O zaman sualim var size: Mutlu olmak istiyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi? O zaman sımsıkı Kur'an'a yapışacaksınız. Kur'an, Allah'ın ipi. Ama bu ip tek başına bir şey olmaz. "Ya insanlardan bir ip gerekli." İşte nebiler sultanı Peygamber Efendimiz... Duhan suresinin 10, 11, 12, 13. ayetleri... Okunmaya başladığı an, mahsun bir şekilde başı öne eğiliyor ve sahabe anlıyor ki bir şeyler ters gidiyor. "Ya Resulallah, ne oldu?" "İlmin insanlardan alındığı zamandır." "Nasıl olur ya Resulallah? Biz Kur'an'ı çocuklarımıza, eşlerimize öğretiyoruz, kendimiz öğreniyoruz. Allah gelip evlerdeki Kur'anları toplatıp götürecek mi?" Şu manidar cevabı veriyor: "Şu anda Yahudilerin elinde Tevrat var, Hristiyanların elinde İncil var. Onların ne işene yarıyor?" Demek ki Hazreti Ali'nin ifadesiyle: "Kur'an var ama sessiz. Bu Kur'an'ı konuşturacak birisi lazım." İşte o birisi, Allah'ın tabi olmamızı istediği birisi. Sahabeyi birbirinin can düşmanıyken, Kur'an'ı okuyarak onları can dostu kılan kimdi? İnsanlardan biri olan nebiler sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'di. Rabbanîleri Rabbanî yapan kim? Hz. Musa. Havarileri havari yapan kim? Hz. İsa. Allah'ın yardımını onların üzerine tecelli ettiriyordu.
Öyleyse biz de bugün aynı reçeteyi hayatımıza tatbik ederek, asr-ı saadeti bir kere daha yaşayabiliriz. Resulullah'ın döneminde yaşandı, atamız olan Osmanlı döneminde yükselme döneminde yaşandı. Neyle yaşandı? Tasavvufla. Yedi safha dört teslimi yaşayarak. Bugün biz de yaşayabilir miyiz? Evet. Yaşamak istiyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi? Kalpten ulaşmayı diliyor musunuz? "Ya hocam, bu ne biçim bir kelime ki, kavram ki her şeyin altında bu 'dilek' var?" Evet. Çünkü dilerseniz, Rahîm esmasıyla tecelli ettiği zaman, Enfâl 29'a göre Allah Teâlâ size yedi furkan verir. Onunla kalmaz, Tevbe 11'e göre hidayeti kalbinize ulaştırır. Kaf 33'e göre kalbinizi, nefsinizin manevi kalbini... (Tabii, fizik vücudun kalbi değil; kanı pompalayan, geri çeken değil.) Nefsinizin manevi kalbini kendisine çevirir. Kaf 33'e göre, En'am 125'e göre göğsünüzden kalbinize nur yolunu açar. Ve dört kalp şartının sahibi olan siz... "Allah" deyin bakalım: Allah.
Sevgili kardeşlerim, bitki "Allah" derse, taş "Allah" derse, canlı ve cansız kim "Allah" derse, bu şifreyi, bu kodu kullanırsa, Allah'ın katından iki nur göğsüne gelir. İstisnası yok. Hangi ayet? Bakara 156 ve 157 Ne diyor? "Onların üzerinde salavat ve rahmet vardır." Salavat, taşıyıcı bir kargo uçağı gibi, Allah'ın katından nuru yükleniyor ve getiriyor. Yükünü kime boşaltıyor? Dört kalp şartının sahibi olan kalbimize boşaltıyor. Ve böylece, ve böylece rahmet kalbimize girdiği için biz huşu sahibi oluyoruz.
Camilere gittiğiniz an şunu hemen duyarsınız: "Safları sık ve düzgün tutalım. Huşu içinde bir namaz kılalım." Safları sık diyor, düzgün tutmak tamam, ama "huşu alalım" de bir olay değil. Allahu Teâlâ, huşu sahiplerinin... Bakara 46 ve 47'ye göre ruhun iki şekilde Allah'a ulaşacağından emin olduğunu kalbine nakşeden kişidir. Yani huşu sahibi olmak istiyorsanız, Allah'ın emaneti olan ruhun iki şekilde ulaşacağından emin olmanız lazım. Bu emniyeti de kalbinize nakşetmeniz lazım ki, Allah Rahîm esmasıyla size tecelli etsin.
Öyleyse siz de, beni dinleyen muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim, buradan evinize hediyeyle, Allah'ın ahlakıyla gitmek istiyor musunuz? O zaman kalbinize bu dileği nakşedin: "Ya Rabbim, ben de kalpten sana ulaşmayı diliyorum. Bu dilek kalbimde değilse, kalbime sen yerleştir." Nasıl Mevlana, nasıl Hacı Bektaş-ı Veli, nasıl Ahmed er-Rifâî, nasıl Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, nasıl Şeyh Edebali, nasıl Hacı Bayram-ı Veli ve daha nice sonsuz şekilde Allah dostları sana ulaşmayı diledilerse, sen onların ruhunu nasıl kendine ulaştırdıysan, ben de sana ulaşmayı diliyorum. Benim de ruhumu kendine ulaştır. Ve böylece o kişi huşu sahibi olur. Huşu sahibi olan siz, perşembeyi cumaya bağlayan gece teheccüd namazı kılarsanız, namazınızda huzur sahibi olmanız gereğince, size mürşidinizi gösterir. Kimi kime gösterdiği gibi? Yunus'a Taptuk'u gösterdiği gibi. Kimi kime gösterdiği gibi? Mevlana'ya Şems'i gösterdiği gibi, Akşemseddin'i Hacı Bayram Veli'ye gösterdiği gibi, ve daha Osman Gazi'yi Şeyh Edebali'ye gösterdiği gibi. Öyleyse siz de görebilir misiniz? %100.
Evet. O zaman gideceksiniz, tabi olacaksınız. Tabiiyet size ne sağlar? İşte tabiiyet size hidayeti sağlar. Evvela ruhun hidayeti. Ruhun hidayeti, ruhun Allah'a ulaşması. Fizik vücudun hidayeti. Fizik vücudun hidayeti, Allah'ın bütün emirlerine itaat, yasak olan fiilleri işlememek. Hocamız sigaradan bahsederken... Bu fizik vücut size emanet. Bu emaneti alır gibi kullanamazsınız. Allah'ın emaneti ise, emanetin sahibine uygun emirlerle hayatı yaşayacaksınız. Başka ne emanet? Nefsiniz emanet. Allah bizden ne istiyor? Nefsimizin manevi kalbindeki afetleri temizlememizi istiyor. Allah Resulü hadisinde ne diyor? "Nefsinizin sizin üzerinizde hakkı var. Nefsinize zulmetmeyin." Öyleyse üzerimizdeki nefsimizin hakkı, nefsimizin manevi kalbindeki afetleri tamamen temizlemek. Temizlediğiniz an, o zaman son bir emanet kalıyor: İradenin Allah'a teslimi. İşte sahabenin hepsi; evvela ruh teslimi, sonra fizik vücut teslimi, sonra nefs teslimi, sonra irade teslimini gerçekleştirdiler.
Sevgili kardeşlerim, nefs hastalıkları doktoru olan mürşidinize tabi olursanız ve zikretmeye başlarsanız, o zaman "enzâfetü minel îmân" hadis-i şerifi gereğince nefsiniz arınmaya başlar. Yani Allah'ın katından salavat ve rahmet, selavat ve fazl... Salavat taşıyıcı, rahmet ve fazıllar kalbe girici. Nefs tezkiyesini yaptığınız zaman %2 rahmet, %49 fazıl, toplam %51 kalbiniz aydınlandığı zaman, siz Allah'ın dostu, Allah'a ulaşan bir veli olursunuz. Dinimizde "ermiş", "evliya" deniyor. Nereye ermiş? Cevabınız var mı? Nereye ermiş? Evet. Ruhu Allah'a ulaşmış, Allah'a ermiş. Yedi tane gök katı yükselip yedi âlem geçtikten sonra arşta Allah'ın zatına ulaşan ruh, Allah'ın zatında yok oluyor ve ermiş evliya oluyor. Ve o zaman Resulullah'ın şu hadisi hemen hayatınıza geçiyor: "Ölmeden evvel ölün ki, Allah size bire yedi yüz versin." Ölmeden evvel ölmek, ruhu hayattayken Allah'a ulaştırmaktır. Ulaşırsanız, şu an dünya hayatında yaşadığınız bütün mutsuzlukların arkasında %100'ü kimden kaynaklanıyor? %100 nefsten ve şeytandan. %51 nefsinizin manevi kalbi aydınlandı. Bundan sonra şeytan da, nefsiniz de hayatınızdan %51 eksildi. O zaman mutluluğu %51 yaşıyorsunuz. %49 henüz mutsuzluk devam ediyor. Ama sevgili kardeşlerim, bir reçete daha veriyor bize Rabbimiz. Diyor ki: "Benim dostum olan kişi, ona yakışır bir şekilde başkalarını da mutlu etmesi lazım." Siz de Allah'ın dostu olduktan sonra, etrafınızdaki insanları mutlu etmek istiyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi?
Hani Mevlana ne diyordu? "Haktan alırız, kime veririz? Halka veririz." Efendimizin deyimiyle: "Hak ile, ama halk için." Öyleyse sevgili kardeşlerim, etrafımızdaki insanların sadece güzel taraflarını düşünün. Bakın, bundan emin olun, Allah'ın kanunu: 8 milyar insan, sizin dışınızda, sizin için çalışıyor. Size ulaştırdığı sadece bir fayda ve bir hayırdır. Size derece kaybettirmesi mümkün değil. Çünkü dışınızdaki bütün insanlar sizin için kaderdir. Kaderin var olabilmesi için birden fazla iradenin yer alması lazım. Öyleyse sizin cüzi iradenizin dışında; ister ilahi irade, ister külli irade, ister bir başkasının cüzi iradesi, olayları oluştursun ve size tesir etsin. Sadece siz derecat kazanırsınız. Sadece bir faydaya ulaşırsınız. Ama derecat kaybetmeniz mümkün değil. Kimse kimsenin sebebiyle cehenneme gitmiyor. İşte hocamız söyledi: "Cehenneme giden insan, herkes cehennemi hak ediyor." Şu anda mutsuzsa, başkalarını sebep olarak göstermesin. Sadece Allah'ın kendisine tevdi ettiği görevi yapmaması sebebiyledir.
Öyleyse görev belli. Nedir? Hedef Allah. Her şey insan için, insan Allah için. O zaman Allah içinseniz, Allah'a ulaşmayı dileyeceksiniz. Allah'ı seviyor musunuz? Seven sevdiğine koşar, korkan korktuğundan kaçar. Ama sonuçta, yedi kademede nefsini tezkiye eden bir insan, her kademede kalbine ulaşan nurla devamlı güzellikleri yaşamaya başlıyor Allah'ın izniyle.
Evet. Allah'a ulaşmayı diliyor. Bir dilekle Allah onların hepsini kendisine dost kılar mı? %100. Sadece bir dilek: "Ya Rabbim, ben de sana ulaşmayı diliyorum. Ben de evliyaların gibi sana ulaşmayı diliyorum. Ruhumu kendine ulaştır. Beni kendine dost kıl." Dediği zaman, bu talep kalbinizde varsa, kesin sonucu bilin: Mutlaka gerçekleşecek. Çünkü Allah söz vermiş.
Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah
Allah'ım ben sana ulaşmayı diliyorum.
Ölmeden önce benim de ruhumu sana ulaştır.
Herkes hata yapabilir. Ama hata yapanların en hayırlısı nedir? Tövbe eden ve kesinlikle kendi hayatını düzenleyen, Allah'ın emrine göre tanzim eden, nefs tezkiyesini yapan kişi. Hidayeti kalpten dileyen bir kişiye Allah mutlaka zikri sevdiriyor, mutlaka mürşidi sevdiriyor, mutlaka namazı sevdiriyor, mutlaka orucu ve bütün ibadetleri sevdiriyor. Onun için Yunus ne diyor?
*Ben gelmedim dava için,*
*Benim işim sevgi için.*
*Dostun evi gönüllerdir,*
*Gönüller yapmaya geldik.*
Allah'a ruhunuzu ulaştırmayı dileyin. Mürşidinize ulaşın ve zikre başlayın.
Evet, muhterem misafirler, demek ki başlangıç noktasında huzursuz ve mutsuz, üç âlemde kavgalı, başkalarıyla kavgalı, Allah'ın emirlerine isyan eden bir yapıda... Ama Allah'ın daveti kendisine ulaştığı zaman... Ki Kur'an-ı Kerim ayetleriyle Allah bütün insanları kendi zatına davet ediyor. Enfal 24 bu daveti açıklıyor, Yusuf 108 bu daveti açıklıyor, Yunus 25 bu daveti açıklıyor, Nahl 125 bu daveti açıklıyor, Hacc 67 bu daveti açıklıyor, Kasas 87 bu daveti açıklıyor, Fussilet 33 bu daveti açıklıyor. 8 milyar insanı Allah kendine davet ediyor. Allah'a nasıl ulaşacak? Bu daveti kabul edecek. Allah'ın zatından üflenen bir ruh var, emanet. Emanetini geri istiyor. Emaneti sahibine teslim eden bir insan, Allah'ın kendisine hediye ettiği, garanti ettiği üç tane cennet, dünya saadetinin yarısına sahip oluyor.
Ama bitti mi? Hayır, bitmedi. O kişi Allah'ın ahlakıyla ahlaklanıyor. Allah'ın ahlakından bir tanesi affetmektir. İşte A'râf suresinin 199. ayet-i kerimesinde Allah ne diyor? Son videomuzda bir olay gördünüz: Bir aileyi. Herkes birbirinden şikayetçi. Eğer herkes etrafındaki o kişilerin kusurunu örtseydi, onlardan yana davransaydı, onların kendisine karşı işlediği hataları affetseydi, aralarında bir anlaşmazlık olur muydu? Hayır, olmazdı.
Efendimizin bize öğrettiği bir kıssa var: Tasavvufa yeni giren bir kişi, mürşidi ona diyor ki: "Evladım, şu anda alt tarafta üç tane oda var. Her birisinde Kur'an okumakta olan birer kişi var. Gidip onların ensesine tokat atacaksın." Birinci odadaki kişinin ensesine tokat attığı zaman, o da ayağa kalkıyor ve aşk ile şevkle bir Osmanlı tokadı o da atıyor. Mürşidine anlatıyor. "Evladım, tamam" diyor, "böyle olması lazım" diye kısas tatbik etti. Ama ikinci odada... Oradaki şahıs, az evvel size bahsettiğim, Allah'ın davetini kabul eden, yedi kademede nefsini tezkiye eden; emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziye, marziye, tezkiye kademelerini zikirle geçen bu kişi, o hedefe ulaştığı an, o artık başkasına karşı kısas tatbik eden değil, affeden birisidir. Ne diyordu? "Şeriat kısası, tarikat affı ve hakikat da kötülüğe karşı hayırla mukabele etmeyi gerektiriyor."
O zaman tek bir dilekle, etrafınızdaki herkesin size karşı işlediği hataları ne yapıyorsunuz? Affediyorsunuz. Affedecek misiniz? Dilden mi, kalpten mi? Hani hatırlayın, Resulullah Taif'e gidiyor, tebliğ yapmak üzere. Atılan taşlardan yüzü kan revan içinde kalıyor. Ve sahabe onu bu halde görünce: "Ya Resulallah, onlara beddua et ki, Allah onlara gününü göstersin." dedikten sonra ne yapıyor? "Allah beni beddua için değil, niçin gönderdi? Dua etmek için." ve el açıyor: "Ya Rabbim, taş atıp yüzümü kanatanları affet. Çünkü onlar bilmiyorlar." Öyleyse sevgili kardeşlerim, beddua mı, yoksa muhataba dua mı? Hangisi? Evet. Dua müminin silahıdır. Dua ederseniz mutlu olursunuz. Dua ederseniz, karşı tarafa kazandırırsınız. Dua ederseniz, herkes birbiriyle el ele gönül gönüle, kardeş olur. Resulullah'ın sözü yerine gelir: "Birbirinize nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları, kardeş olun." Kardeş olmak istiyor musunuz? O zaman kardeş, kardeşinin kusurunu görmez, affeder. Siz de affederseniz, o zaman mutlaka hedefe ulaşırsınız.
İşte son videomuzda, birbirinden şikayet eden insanların, tek bir dilekle, yedi kademe nefs tezkiyesinden sonra, birbirine dost oldukları, birbiriyle kucaklaştıkları, birbirinden yana davrandıklarını görüyoruz. Aslında isterseniz bir kere daha onların bu davranışlarını bir görelim, bakalım nasıl birbirinden yana güzel sözler söylüyorlar.
*[Mutlu bir aile sahnesi, birbirine güzel sözler söyleyen, barışan insanlar]*
Evet. Allah'a güvenirseniz... Şu anda dünya üzerinde 8 milyar insan var. Allah'a güvenmeleri halinde, bir dilekle Allah onların hepsini kendisine dost kılar mı? %100. Evet. Sadece bir dilek: "Ya Rabbim, ben de sana ulaşmayı diliyorum. Ben de evliyaların gibi sana ulaşmayı diliyorum. Ruhumu kendine ulaştır. Beni kendine dost kıl." dediği zaman, bu talep kalbinizde varsa, kesin sonucu bilin: Mutlaka gerçekleşecek. Çünkü Allah söz vermiş.
Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah
Allah'ım ben sana ulaşmayı diliyorum.
Ölmeden önce benim de ruhumu sana ulaştır.
Herkes hata yapabilir. Ama hata yapanların en hayırlısı nedir? Tövbe eden ve kesinlikle kendi hayatını düzenleyen, Allah'ın emrine göre tanzim eden, nefs tezkiyesini yapan kişi. Hidayeti kalpten dileyen bir kişiye Allah mutlaka zikri sevdiriyor, mutlaka mürşidi sevdiriyor, mutlaka namazı sevdiriyor, mutlaka orucu ve bütün ibadetleri sevdiriyor. Onun için Yunus ne diyor?
*Ben gelmedim dava için,*
*Benim işim sevgi için.*
*Dostun evi gönüllerdir,*
*Gönüller yapmaya geldik.*
Allah'a ruhunuzu ulaştırmayı dileyin. Mürşidinize ulaşın ve zikre başlayın.
Evet, son slaytımız da bu olsun: Kim kendisi için Allah'ın tayin ettiği bir kalp doktoruna ulaşmak istiyorsa, nefs hastalıklarının doktoruna ulaşmak istiyorsa, teheccüd namazıyla Allah'a soracak.
Biz bütün toplantılarımızda, bütün panellerimizde, seminerlerde beraber olduğumuz bütün kardeşlerimizi de... Beraberliklerde hiç kimseyi kendimize davet etmiyoruz. Allah'ın ayetleri açık: Herkesin daveti Allah'adır. Biz de Allah'a davet ediyoruz. Tıpkı kim gibi? Nebiler sultanı Peygamber Efendimiz ve sahabenin Allah'a davet ettiği gibi. Hangi ayet? Yusuf 108'le noktalayalım bugünkü panelimizin sunuş konuşmasını: "Kul hâzihî sebîlî ed'û ilallâhi alâ basîratin ene ve menittebeanî." Ben ve Bana tabi olanlar basiretle Allah'ın zatını görerek Allah'a davet ettiğimiz yol sırat müstakim. İşte o bizim yolumuzdur.
Evet, sevgili kardeşlerim, biz de sizi Allah'a davet ediyoruz. Daveti kabul eder, kalp doktoruna ulaşır, tabi olursanız, o zaman bütün mutluluklar sizin için. Çok kısa süre içinde ruhun teslimi, %51 dünya saadeti, 3 tane cennet. Daha ötesi, daha ötesi başkaları için yaşamak. Herkesin sizin mutluluğunuzun bir kapısı olduğunu idrak etmeniz. Şu anda dünya üzerinde 8 milyar insanın 8 milyarı da bizim mutluluğumuzun bir kapısıdır. Bir ateist, bize mutluluk kapısı olabilir mi dersiniz? Evet, olabilir. Ne zaman? Siz Allah'ın davetini ona ulaştırırsanız, tebliği yaparsanız. O diler veya dilemez, o onunla Allah arasına girmeyiz. Ama Rabbimizin Kur'an-ı Kerim öğretim metodunun yedi safhada şekillendiğini göreceksiniz. Ateist de birinci safhanın öğretiminde bir vasıta: Tebliğ, kıraat, tilavet, tezkiye, talim, kıssa ve tezekkür. 7 tane kademede Kur'an-ı Kerim öğretim mevzu, tebliğ bunların başında geliyor. O zaman ateist de, siz tebliğ yaptığınız an... Ateiste yaptığınız tebliğden dolayı, o diler veya dilemez, o onunla arasında. Ama siz derece kazanıyorsunuz ve o ateist sizin mutluluğunuzun bir kapısı.
Öyleyse herkesi çok sevin. O kadar çok sevin ki, Allah tarafından sevilenlerden olun. Yani seven sevilir. Seviniz ve sevdiriniz. Nefret etmeyiniz ve nefret ettirmeyiniz. Ve Efendimizin sözleriyle noktalayalım: Bütün kâinata sevginin gözlükleriyle, sevginin dürbününe, sevginin teleskobuyla bakın ve kâinatı kendinize cennet kılın.
Evet. Bütün kâinatın mutluluğuna talibiz diyoruz. Çünkü Kur'an, bütün kâinat için bir mutluluk davetiyesi, reçetesi ve garantisi.
Allah hepinizden razı olsun. Sabırla beni dinlediniz. Allah'ın huzuruna hepinize teşekkür ediyorum. Sizi çok ama çok ama çok seviyorum, kalbimden. El Fâtiha maas salâvât.