Sevgili misafirlerimiz, kıymetli konuklarımız, diğer panelistimiz, konuşmacımız, muhterem hocamızı da sahneye davet etmeden evvel kısaca tanıtmak istiyoruz. Yüksek Fizik Mühendisi Mutasavvıf yazar Sayın Doktor Abdulcabbar Boran 1952 yılında Türkiye Mardin'de dünyaya gelmiştir. Evli ve üç çocuk babasıdır. Üniversite eğitimini Ankara Fen Fakültesi fizik lisans bölümünde tamamlamıştır. Yüksek lisansını Ankara Nükleer Araştırma Merkez'e yaparak fizik yüksek mühendisliği unvanını almıştır. Doktorasını Amerika'da enerji, madde ve hız kanunu kanunları üzerine yapmıştır. Türkiye Elektrik Kurumuna bağlı Nükleer Santraller Dairesinde 25 yıl mühendislik, baş mühendislik ve müdür yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın iş başında eğitim kapsamındaki programıyla Almanya, Fransa ve Bulgaristan'da çeşitli eğitim ve seminerlere katılan Sayın Doktor Abdulcabbar Boran Almanya'da kurmuş olduğu ZWWA kuruluşunun başkanıdır. CHESAPEAKE UNIVERSITY of THEOLOGY'nin rektörü ve öğretim görevlisidir. 13 dilde yayın yapan Kâinatın Mutluluk Merkezi ibrahimlive.com'un kurucusudur. Her an Kuran her an mutluluk programı ile 14 senedir haftanın 6 günü canlı yayında insanların suallerine cevap vermektedir. Türkiye Kanada ve Avrupa'nın birçok ülkesinde konferanslar vermiştir. 9 adet kitap kalem almıştır. Sevgi Mutluluktur dergisinin kurucusu ve başyazarıdır. Yazıları çeşitli gazete, dergi ve internet sitelerinde yayınlanmaktadır. Çok kuvvetli alkışlarınızla Sayın Doktor Abdulcabbar Boran hocamızı davet ediyoruz.
Euzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. El Fatiha salavat Esselamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatü. Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim. Mutlu birey, mutlu aile, mutlu toplum, mutlu ülke bir boyutunu biz ekleyelim. Mutlu kâinat konulu panelimize hepiniz hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun. Hocalarımızdan, hocalarımdan af diliyorum. İsminizi kısaca geçeceğim. Abdullah hocamıza ve Kübra hocamıza verdikleri değerli bilgilerden dolayı Allah'ın huzurunda sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Gerçekten Kur'an-ı Kerim'in olmazsa olmaz güzelliklerini bize aktardılar. Kur'an kâinatın kitabı. Yunus'un deyimiyle kim ki Kur'an'ı bilmedi sanki bugün dünyaya gelmedi. Hamdeder şükrederiz. Onların verdiği bilgilerle Kur'an'ın da insanın tüm sırlarını ihtiva ettiğini ve nebiler sultanı Peygamber efendimizin öğretisiyle de gördük ki bir kere daha hocalarımızın verdiği bilgiler ışında Kur'an-ı Kerim bütün insanlar için bir mutluluk davetiyesi, bir mutluluk reçetesi ve bir mutluluk garantisi. Ceddimiz Osmanlı insanı yaşat ki toplum yaşasın, ülke yaşasın, kısacası kainat yaşasın. Sevgili kardeşlerim, hamdeder şükrederiz. Fizikçi olmam hasebiyle belki bugünün araştırmacıların da bilemediği Kur'an sırlarını hamdolsun Allah nasip etti. Ve bu sebeple diyorum ki Kur'an kainatın kitabıdır. Her şey yaşlanır ama Kur'an-ı Kerim daima gençleşir. Her zaman insanın bu dünyada yaptığı araştırmalar itibariyle meseleye bakacak olursak Kur'an-ı Kerim bu ilimlerin 1400 yıl ilerisindedir. Öyleyse gönül isterdi ki bugün şu zahiri alemde birçok pozitif dalların, bilim dallarının asli kökleri Kur'an-ı Kerim'de. Eminim ki bir matematikçi Kur'an'da kim matematiği bilseydi hayran olmaması mümkün değil. Eminim ki benim gibi bir basit fizikçi Kur'an'daki bu fizik sırları öğrendikten sonra hayranlığımızı gizleyemedik ve tabiri caizse bundan emin olabilirsiniz. Ben Kur'an'la yatıp kalkmaya başladım. Hocalarımız bize neyi öğretmişlerdi? kuru birtakım formüller onları öğreneceksiniz ve onların verdiği problemlere uyarlayacaksınız. Geçer not alacaksınız ve geçeceksiniz sonuçta. Hocamızın da ifade ettiği gibi dünyevi maişe-i temin babında bir mesleğin sahibi olacaksınız. Ama sevgili kardeşlerim Kübra hocamızın da ifade ettiği gibi insan unic (benzersiz) bir varlık. Kainatın en zirve noktasında yaratılmış. Allah'ın yeryüzündeki temsilcisi, yeryüzünün halifesi Allah. Bütün kainatı insan için yaratmış. Yerleriyle, gökleriyle, fizik ve fizik ötesi bütün alemleriyle her şey insan için. Ama insan başı boş değil. Kıyam 36'da insan kendisini başı boş yarattığımızı zannediyor. Hayır öyle bir şey yok. Bize döndürülmeyeceğimiz mi zannettiniz? Hayır. Hepimiz bu dünyevi hayatımızdan mutlaka sorgulanacağız, hesap vereceğiz. Gayesi ne? Rabbimizin bütün bu kainatı insanın emrine vermesinin arkasındaki sır ne? Bize ihtiyacı mı var? Hayır. İhtiyaçtan münezzeh olan Rabbimiz en sevdiği varlık olan insan için tek bir dileği var. Tek bir dileği var. Tek bir dileği var. Bu dilek mutluluk. Bu mutluluğun iki tane kanadı var. Ahiret saadeti ve dünya saadeti. Evet sevgili kardeşlerim bu mutluluğun ahiret saadeti ve dünya saadetini Kur'an-ı Kerim'den öğrenip ne kadar kolay olduğunu, Rabbimizin ne kadar bizi sevdiğini idrak ettiğimiz an o zaman birbiriyle kavga eden insanların asla kavga yer olmadığını mutlaka Resulullah'ın ifadesiyle birbirinizden nefret etmeyin. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları kardeş olun. İşte bizim bu dünya hayatındaki görevimiz Allah'a kul olmak, Allah'a dost olmak ve Allah'ın sevgilisi olarak iki cihan saadetini yaşamak. İşte Kur'an'dan evvelki bir muhteva var, bir dönem var. O dönem nedir? O dönem cahiliye dönemi. Cahiliye döneminin adetlerine baktığımız zaman hepiniz biliyorsunuz. Zamanınızı almak istemiyorum. Herkesin birbiriyle kavgalı olduğu, kız çocukların diri diri gömüldüğü, alabildiğine fıçılarla içki içildi. Her nevi kötü alışkanlığın topluma tamamen yaygın bir dizayn içerisinde yaşandığı bir dönemi ifade ediyor. Ama bir güneş gibi nebiler sultanı Peygamber Efendimiz onlar üzerine bir hidayet güneşi gibi doğdu ve kutsal kitapların bütünü ihtiva eden 23 sene boyunca Allah'ın kendisine indirdiği Kur'an-ı Kerim'i Allah'tan öğrendiği şekliyle kendisine tabi olanlara öğretti ve çok kısa bir süre insan hayatında 23 senelik bir süre uzun değil. Asrı saadete ulaştılar. Şimdi sevgili kardeşlerim günümüzde bu kadar üniversitenin çoğaldığı, her tarafta dinin öğretildiği, nice okulların mevcut olduğu bir dönemde bütün bu eğitimlerin hepsini toplayın. Bir Hazreti Ömer yetiştirebilir misiniz? Asla. Bir Hz. Ebubekir'den bahsedebilir misiniz günümüzde? Asla. Nasıl oldu da o cahiliye döneminden Allah Teala sıfır kodunun altından onları aldı ve kamil insan kıldı? Hepimizin görevi tekamül basamaklarını birer birer aşıp onların ayak izini takip ederek Allah'ın onlara yaşattırdığı o saadeti bir keraha yaşadığımız dönemde yaşayabilmek. İkinci bize asıl saadet olacak mı? Sizi onunla müjdeliyoruz. Önümüzdeki günler kavganın biteceği günlerdir. İlelebet insanoğlu Kur'an'a karşı cahil kalmayacak. Öyle olaylar yaşayacak ki mecburen Allah'ın kendisine hayat kitabı olarak bahşettiği mutluluk davetiyesi, reçetesi Kur'an-ı Kerim'i öğrenme gereğini duyacak dıştaki yaşadığı olaylarla. Öyleyse hedef bütün insanlar için mutluluk. O zaman şu suali kendimize sormamız lazım. Mutluluk nedir? Mutluluğu anlayabilmemiz için evvela hocalarımızın da ifade ettiği gibi ben biraz Kur'an penceresinden insanı tanıtmak istiyorum. İnsanoğlu üç vücudun sahibi Hicr suresinin 26. ayeti kerimesinde fizik vücudumuzdan bahsediyor. Kübra hocamızın ifade ettiği bio kısmımız. Biz burada Kur'an-ı Kerim tabiiyle vech diyor Allahu Teala fizik beden diyoruz. İnsanın kalıbı et ve kemikten oluşan iç organlarla mücehhez beyinle kaim aklın kumandasında çalışan doktorların ihtisas alanı bir kalıp. Ama bu kalıbın iki misafiri var. Allahu Teala Şems suresinin 7. ayeti kerimesinde ve nefsin ve ma sevvaha biz insanı bir nefsle dizayn ettik. İşte şu dünya üzerinde düşmanımız olan iblisin Allah'ın en sevgilisi olan insanın hayatını tarumar ederek bize kumanda ettiği işte bu nefs. Nefsin manevi kalbinde 19 tane hastalık var. Cehalet, kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, mürailik, fitne ve fesat. Kim cehenneme gidecekse kesin bilin ki bir tek sebebi var kendi nefsi. Bu dünya hayatında yapa gelen hiçbir zaman istemediğimiz hayatımızı problemlerle zehirleyen yapımız işte bu nefsimizdir. Nefs zulmün kaynağı, şerrin odağı. Ama Allahu Teala nebiler sultanı peygamber efendimizi de nefs sahibi insanlara bir doktor olarak gönderdi. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bir ismi tabibel kulub. Kalplerin tabibi. İşte insanoğlu bu sırra mebni olarak yaratılmış. Ve buradaki görevimiz hasta olan nefsimizi mutlaka Mevlâna’nın da tüm Allah dostlarının da ifade ettiği şekliyle temizlemek, arındırmak. 19 afetin yerine 19 fazileti geçirebilmek. Tabii yeni bir şey olarak karşınıza çıktım. Yeni tabirlerle zor zannediyorsunuz. Ama bilhassa bunun ne kadar kolay olduğunu, tek bir dileğe bağlı olduğunu anlayacaksınız. Hz. İsa Aleyhisselam'ın kullar için imkansız olan Allah için çok kolay. Öyleyse Allah'ın bu kudretini hiçbir zaman kalbinizden eksik etmeyin. İmkansız gibi görüyorsun. İşte Hazreti İbrahim Aleyhisselam o günün kodamanları tarafından cezalandırılmak üzere, ateşe atılmak üzere bekletiliyor. Cebrail Aleyhisselam bile "Eğer yardım istiyorsan imdadına varım" diyor. Ama Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın hocalarımızın ifade ettiği gibi tevekkülü o kadar zirve noktada ki hasbünallahü ve ni'me'l-vekîl. Allah vekil olarak bana kafi ve neyi güveniyordu? Allah Teala Hz. İbrahim Allah'ın neyine güveniyordu? Rabbim beni çok seviyor. Mutlaka Rabbim öyle bir çözüm getirecek ki belki ben bile şaşarım. Ve gerçekten de Allah Teala ol emriyle o ateşi suya, o odunları da balığa çevirdi yapamaz mı? Allah Teala her şeye kadir. İşte o her şeye kadir olan Allah her zaman bizimle beraber. Hadid suresinin 4. ayeti kerimesine bakacak olursanız kainatın nasıl yaratıldığını rabbim şöyle açıklıyor. O yüce Allah ki gökleri ve yerleri 6 günde yarattı. Sonra arşa istiva etti. O yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir. Nerede olursanız olun o sizinle beraber. Nerede olursanız olun o sizinle beraber. Şu anda Allah Teala hepinizle beraber. Neden bu kadar emin konuşuyorum sizinle beraber? Doktora tezim buydu. Madde, enerji, hız kanunları. Bir gün bu araştırmaları yapan insanlar Kur'an'dan bunları öğrenecekler. Einstein'in ifadesiyle hiçbir madde ışık hızına ulaşamaz. Tamam. Ama neyi bilmediği için bu sözü söylüyor Einstein? maddenin iç yapısındaki rahmeti, enerjiyi bilmiyordu. İşte onların bilmediğini Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de açıklıyor. İşte bu enerji sebebiyle diyorum ki Kur'an kainatın kitabıdır. İsra suresinin 44. ayeti kerimesinde Rabbimiz ne diyor? Yedi kat gökler ve yerler. Bunlar arasındakiler hepsi kimi tespih ediyorlar? Allah'ı tesbih ediyorlar. Zikir nedir? Tesbih nedir? Zikir serbest iradenin sahibi cin ve insanların Allah'ın ismini tekrar etmesine verilen Allah'ın Kur'an-ı Kerim bir kavramıdır. Tesbih nedir? Tesbih gayri iradi varlıkların Allah'ın ismini tekrar etmesine verilen attır. Şu anda canlı ve cansız bütün mahlukat Allah'ın ismini tekrar ediyor. Neyle? Külli iradeyle. İlahi irade Allah'ın iradesidir. Her şeyi yaratandır. Külli irade her şeyi kontrol altında tutan irade. Bilseniz ki her saniye, her zerre Allah'ın sonsuz kontrol mekanizmasıyla kontrol ediliyor. İşte milyarlarca seneden beri bu göklerin, bu yerlerin, bu güneşlerin, bu gezegenlerin yerinde durması hepsini ait olduğu en güzel fıtratla, görevle görevlerini yapmaların arkasında ne var? Allah'ın bu hükümranlığı, bu külli iradeyle her şeyi kontrol etmesi söz konusu. Hepimiz okullarda öğrendik. Atom parçacıklardan oluşuyor. En küçük atom hidrojen atomu içeriğinde bir proton etrafında elektronlar. Maxwell zamanında bir fizikçi demiş ki ya biz bunları keşfettik ama bunları hareket ettiren kuvvet nerede? İşte onların bulamadığı, bilemediği kutan Kur'an-ı Kerim bize cevap veriyor. Çünkü en basit atom hidrojen atomunda o elektronun tam bir devir yapabilmesi için o elektron iki kere kendi lisanıyla ne diyor? Allah diyor. Öyleyse sevgili kardeşlerim öyle bir denizde, öyle bir bahta yaşıyoruz ki her şey Allah'ın ismini tekrar ediyor. Şimdi nebiler sultanı peygamber efendimiz ki Kur'an-ı Kerim'de bize örnek gösteriliyor. Ayetler gayet açık. Ahzab suresinin 21. ayeti kerimesi. Hiç bu ayet-i kerimeyi incelediniz mi? Yani Allah'a ulaşmayı dileyenler vel yevmel ahire ve ruhunu hayattayken Allah'a ulaştıranlar ve zekerallahe kesiren ve Allah'ı çok zikredenler için Resulullah'ta güzel örnek var. Öyleyse bize problemimizin çözümünü veriyor mu? veriyor. Biz de nebiler sultanı peygamber efendimizin sahabesi gibi bu ayak gizini takip edersek onlar gibi günümüzde Kur'an-ı Kerim'i a'dan z'ye kadar onlar gibi yaşarsak yaşama imkânımız var mı? Var. Hemen o görevi de ifade edeyim. Bakara 151'de Allah buyuruyor ki Allah sizin içinizden size bir resul gönderdi. Birinci görevi o size ayetleri tilavet ediyor. Bakın sahabenin ana lisanı Arapça ama Allah Teala görevi kime veriyor? Ayetlerin tilavetini Resulullah'a görev olarak veriyor. O sizin için ayetleri tilavet et. İkinci görev, o sizin nefsinizi tezkiye ediyor. Demek ki Resulullah'ın en önemli görevi ilmi insana öğrettikten sonra ilim ibadetin imamıdır sözünden hareketle. İkinci görev ne? Hepimizin nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yapması. 3’üncü görev size kitabı öğretiyor. 4’üncü görev size hikmeti öğretiyor. 5. görev size hikmetin ötesini öğretiyor. Yani Kur'an-ı Kerim bir müfredat programı olarak düşünürseniz 23 sene boyunca Kur'an'ın bütününü A'dan Z'ye kadar Allah'ın kendisine öğretmesiyle Allah Resulü kime öğretti? Sahabeye öğretti. Allahu Teala Hicr suresinin 87. ayeti kerimesinde bir hakikatten bahsediyor. Evet. Arapça bilenler için Kur'an-ı Kerim'in bir lafzı manası var. Ama eğer hocamızın Abdullah hocamızın ifade ettiği gibi Şura 52'de eğer Kur'an-ı Kerim bir ruhsa Kur'an-ı Kerim'in yedi ruhu da var. İşte o zaman Kur'an'ın bütününe tabi olmak istiyorsak ki sahabe tabi olmuş mu? A'dan Z'ye kadar tabi olmuş. Hangi ayet bize bu müjdeyi veriyor? Al İmran suresinin 119. ayeti kerimesi ne diyor Allah Teala? Siz müminler öylesiniz ki siz sizi sevmeyenleri de seversiniz. Çünkü siz kitabın tamamına, Kur'an'ın tamamına iman edersiniz. Sevgili kardeşlerim, kalbin lisanı vahiydir. Aklın lisanı ana lisandır. Öyleyse aklın lisanıyla konuşabilirsiniz. Muhatabınız dinler. Ama kalbin lisanıyla konuştuğunuz zaman kainat dinler. A'dan Z'ye kadar bize düşen ne? bize düşen kalbin lisanıyla tedris etmek, okumak ve yaşamak. İşte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz kısadan bize bir sır veriyor. Vücutta bir et parçası var. O salahtaysa saçınızın teli de salahta. O ifsattaysa vücudun bütün huzurları ifsatta. Nedir ya Resulullah? O kalptir. İşte nefsimizin manevi kalbinde başlangıç yolunda ne var? Temizlememiz gereken 19 tane hastalık var. Ya hocam daha ben bir yerle baş edemezken kim ki ben 19 tanesinden hakkından geleyim diyeceksiniz. Hayır. O kadar kolay ki Allah'ın reçetesini tatbik ettiğiniz an Allah resulünün neden kolaylaştırınız zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz hadisini anlayacaksınız. Çok mu kolay Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek? Bundan emin olun. Eminim. Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek kadar kolay bir şey yok. Kim için zordur? Kim için kolaydır? Allah ikisini de Kur'an'da zikrediyor. Bakara suresinin 45-46. ayeti kerimelerinde Allah ne diyor? Sabır ve namazı Allah'tan yardım isteyiniz. Bazıları için zordur. Ama kimler için zor değil? Huşu sahipler için zor değil. Öyleyse sevgili kardeşlerim kimdir huşu sahibi kişi? Hz. İsa Aleyhisselam'ın deyimiyle ifade ediyorum. Kim ki kalbine Kübra hocamızın ifade ettiği insanın sırrı olan ruhu emaneti hayattayken iki kere rabbine ulaşacağına emin ve kalbine yerleştirmişse işte o huşu sahibidir. Yani hepimizin ruhu emanet olan ruhu ölümle herkes bilir ki rabbine kavuşuyor mu? Evet. Ölen bir insan, taziyesine gidenler ne diyorlar? Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun. Geride kalanlara sabır olsun. Allah emanetini aldı götürdü. Deniyor mu denmiyor mu? İşte ölümle Allah'a meleklerin götürdüğü emanet bu ruh emaneti. Ama marifet hayattayken bunu sahibine iade etmek. Hangi ayet gereğince? Nisa 58. Allah emanetleri sahibi olan Allah'a iade etmenizi. Birileri diyor ki bunlar insanlar arası ilişkideki emanettir. Hayır sevgili kardeşlerim Arapça bilen hocalarımız dikkatle incelesinler. Emanetlerin sahibi tekil ama emanetler çoğul. İşte sahibi tekil emanetler çoğul olunca Muminin suresinin 8. ayeti kerimesinde Allah bir hakikati dile getiriyor. Onlar emanetlerine ve ahdlerine riayet ederler. O zaman sual şöyle geliyor. Anladık ki tamam bunlar emanet. Ahdler oluyor o zaman? Hepimiz şunu söyleriz. Elhamdülillah kal gününden beri Müslümanız diyoruz biz demiyor muyuz? İşte o kalu bela günü Araf 172'de Allah Teala hepimizi Adem Aleyhisselam'ın zarında yaratmış, huzurunda toplamış ve diyor ki ben sizin rabbiniz değil miyim? Bu hitabı üç vücutla serbest iradeyle yaratılan, eşref-i mahlukat olan insana hitap ediyor. Hepimiz kalü bela diyoruz. Öyleyse kalü bela diyen, "Ey insanoğlu sana ruh verdim, üfürdüm. Ruhum Allah'ım misak veriyor. Sana fizik gücü verdim ey insanoğlu ondan ahd alıyor. Sana nefs verdim ey insanoğlu yemin alıyor. Ve ruhumuz dünya hayatını yaşarken sahibi olan Allah'a ulaşacağına kesin söz vermiş. Bu sözü de Kur'an-ı Kerim'de 73. ayeti kerimede Allah Teala açıklıyor. 12 ayette farz kılıyor. Emanet olan ruhu sahibine teslim etmediğiniz takdirde Allah katında sadıklardan olamazsınız. Komşunuz gelmiş size ihtiyacı olan bir şeyi sizden almış. Demişsiniz ki komşunuza ödünç olarak ben ağlıyorum söz. Üç gün sonra, bir hafta sonra, bir ay sonra sana vereceğim. Ama zaman gelmiş ve siz vermiyorsunuz. Allah Teala uyarıda bulunuyor. Tıpkı Rabbimizin bizi uyardığı gibi depremlerle, tabiat olaylarıyla, savaşlarla, afetlerle. Bunlar hepsi Rabbimizin birer uyarıları. Niçin? Emanet olan ruhu sahibine teslim etmemiz için. İhtiyacı mı var rabbimizin? Hayır. Bizim ihtiyacımız var. İhtiyacımız da kim söyleyecek? Yaratılış gayemiz neydi? Evet. Sevgili kardeşlerim, bu olaylarla Allah kapımızı çalıyor ve diyor ki, "Ben sizin mutlu olmanızı istiyorum ama görüyorum ki aile içinde birbirinizle kavga ediyorsunuz. Komşular birbirine düşman. İç dünyanızdan sıkıntıyı yaşıyorsunuz. Olmaz. Ben sizi çok seviyorum. Sizin mutlu olmanızı istiyorum." Ve reçete belli. 14 asıl evvel kanlı bıçaklı o bedevileri 23 senede ben onları candan dost kıldıysam sizin için de bunu yaparım. Ben her şeye kadirim. İşte bütün mesele bizim rabbimizin davetine icabet etmemiz. Bu dilek, bu davet nedir? Kim söyleyecek? Tek bir dilek. O kadar kolay ki ama kalpten olması lazım. Kalpten Allah'a ulaşmayı dilemek. Fizik vücudumuz Allah'a ulaşır mı? Hayır. Fizik kanunlar sebebiyle mümkün değil. Nefsimiz Allah'a ulaşır mı? Hayır. Fizik kanunlar sebebiyle mümkün değil. Ama hocamızın da ifade ettiği gibi ruh zatımıza, fizik bedene nereden üfürülmüş? Allah'ın zatından. Secde suresinin 9. ayeti kerimesi ne diyor? Biz insana ruhumuzdan üfürdük. İşte bu ruhla kainatın en şerefli varlığı karşımıza çıkıyor. Melekler üç vücuda sahip değil. Cinler üç vücuda sahip değil. İnsanın dışında başka hiçbir mahluk insana verilen emanetleri taşımıyor. Öyleyse sevgili kardeşlerim iblis buna çok içerlemiş. Yani sevmiyor insanı. Çünkü onun sebebiyle ne yapıyor? Ben Allah'ın huzurundan kovuldum. Onun sebebiyle şey ediyor. Ve Allah Teala Kur'an ayetlerini incelediğimiz an bidayette başlangıçta hepimiz 19 negatif özelliğin sahibiyiz. Ruhun ait olduğu alem emr alemi Allah'ın ülkesi. Çünkü İsra suresinin 85. ayeti kerimesinde Rabbimiz ne diyor? Sana ruhtan soruyorlar. Ruh rabbinin emrindendir. 85. Evet. 85. ayeti kerime. Sana ruhtan soruyor de ki ruh rabbinin emrindendir. Allah'ın emrinden olan ruhta 19 tane hasret var. Allah'ın bir kamil insanda bulunmasını istediği hasretlerin hepsi ruhta. Nedir bunlar? Sevgi, iman, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekinnet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür, ketumiyet, hakikat, faziletler, ihlas, vefa ve tevhit olmak üzere 19 tane hasret ruhta var. İşte mutluluk insanın iç dünyasındaki nefsle ruhun arasındaki kavgayı sonlandırmasıdır. Mümkün mü? Çok basit, çok kolay. Ne yapacak kişi? Kalpten Allah'a ulaşmayı dileyecek. Kur'an-ı Kerim'in özeti bir sure var. İmam-ı Şafii Hazretlerinin buyurduğu gibi Vel Asr suresi dört ayetten oluşuyor ama Kur'an'ın bütünü ruh olarak ihtiva ediyor. Asra yemin ederim insanlar hüsrandadır ama hüsrandan kurtulanlar dört grup insan. Onlar amenu olanlardır. Onlar ıslah edici amel işleyenlerdir. Onlar hakkı tavsiye edenlerdir. Onlar sabrı tavsiye edenlerdir. İşte sevgili kardeşlerim yaratılışımıza baktığımız zaman üç vücudumuz var ve serbest iradeyi Allah bize vermiş ve Allahu Teala dinimizin adı İslam. İslam Allah'a teslim olmaktır. Diyor ve kalu bela gününde de bizlerden yemin almış. Amenu olan kişi kimdir? Amenu olan kişi Hud suresinin 29. ayeti kerimesinde Nuh Aleyhisselam kavmine tebliğ ediyor. Ben bu amenu olanları yanımdan kovamam. Mutlaka onlar rablerine ulaşacaklardır. Kesin noktayı koyuyor. Ulaşacaklardır. O zaman sevgili kardeşlerim serbest irade sahibi sizsiniz. Siz ruhunuzun emrine uyarak ki ruh Allah'ın emrindendir. Allah'ın emrine uyarak Allah'a ulaşmayı dilerseniz Allah bu talebi kalbinizde gördüğü an 99 esmanın sahibi Rabbimiz rahim esması ile tecelli ediyor. Rahim esmasının tecellisi önemli mi? Çok çok önemli. Çünkü söylemiştik. Nefsimizde 19 afet var. Bize bütün kötülükleri işlettiren, hayatımızı zehir eden başka insanlar değil. Şu an 8 milyar insan var şu dünyada. Kim hangi sıkıntıyı yaşıyorsa, hangi huzursuz yaşıyorsa, hangi problemin sahibiyse kesin bilin ki o nefsindendir. Nefsi azdıran kim? Dıştaki düşman o şeytan. Ve Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de bize ders veriyor. 7 tane ayeti kerimede şeytanın adımlarına tabi olmayın. Nur suresinin 21. ayeti kerimesi şeytanın adımlarına tabi olmayın. Kim şeytanın adımına tabi olursa şeytan ona fuhşiyatı ve münkeri emreder. İşte sevgili kardeşlerim aile kavgalarının arkasında bu iki düşman var. Birisi nefsimiz, diğeri de onu dıştan aktif hale getiren, tetikleyen iblis. Şimdi dikkat edin. Eğer En’am suresinin 112 ve 113. ayetlerine bakacak olursanız Allah Teala diyor ki biz insan ve cin şeytanları peygamberlere düşman kıldık. Onlar birbirlerine vahyediyorlar. Öyleyse sevgili kardeşlerim insanların baş düşmanı iblis öyle kolay yutulur bir lokma değil. Vahyediyor herkese. İblis'in vahyetmediği hiç kimse yok. Herkese vahyediyor. Herkese fücur ilamlarını ulaştırıyor. Ve cehennemliklerin iki grubundan bahsediyor. Fatiha suresinde üzerine gadap duydukların ve delalette olanların yolu değil. Öyleyse her devirde insanların iki grubu gideceği yer cehennem. Birisi kendisi ulaşmayı dilemiyor. Başkasının dilemesine mâni oluyor. Allah onu seçmiyor. Allah onlarda hayır görmüyor. Her devirde insanları yüzde 10’undan azı bu. Ve bunlar insan ve cin şeytanlar. Bunlar sadece nefsleriyle hareket ediyorlar. İlahi irade insanı seviyor. Bu tam tersi. Az evvel hocalarımızın ifade ettiği gibi menfaati için yapamayacağı kötülük yok. Hayatında tamamen nefsleriyle davranıyor. O nefsleri azdıran kim? O nefsi azdıran iblis şeytan. İşte başlangıç noktasında bu olay sebebiyle herkes huzursuz ve mutsuz. O kişinin nefsiyle ruhu arasında devamlı bir kavga olduğu için huzursuz, mutsuz. Savaş var. Savaş varsa kaos var, mutluluk ve huzur yok. İkinci sebep, o kişi sık sık günah işliyor. Nefsine uyuyor. Bunun için huzursuz ve mutsuz. Üçüncü nokta, her günahın arkasında ruh nefse azap ediyor. Halk arasında bu azabın adi vicdan azabı. Hangi ayette açıklanıyor diyebilirsiniz. Secde 21. Secde suresinin 21. ayeti kerimesine bakacak olursanız biz mutlaka büyük azaptan önce daha yakın azapta onları elbette tattıracağız. Umulur ki onlar Allah'a ulaşmayı dilerler. Allah'a dönerler ve Allah'ın kendileri için vaaz ettiği mutluluk hedefini bu dünya hayatını yaşarken gerçekleştirirler. Öyleyse sevgili kardeşlerim yaşadığımız hiçbir olay aleyhimize değil her şey lehimize. Sadece rabbimizin o olaydan bize vermek istediği dersi anlamamız lazım. Karşı tarafı suçlayarak asla. Tam tersi murad-i ilahi nedir? Benim ne yapmam lazım? O dersi aldıktan sonra rabbimin benim için tayin ettiği hedef istikametinde bana düşen görev nedir? Onları bir bir yerine getireceğim. Şimdi basit bir misal mesela şu anda herhangi bir insan sokakta biri diğerine tokat atıyor. Tokat yiyen kişi mazlum. Tokat atan kişi zalim. Peygamber efendimizin duasına ya Rabbim beni mazlumlardan yaz. Zalimlerden değil. Mazlum ne derecat kazanmıştır. Zalim ne derecat kaybetmiştir. Anında Allahu Teala adaleti gerçekleştirmiştir. Ama bütün mesele ne? Bütün mesele o kişinin dışarıya da zulmetmemesi. Aynı zamanda kendisine de zulmetmemesi. İşte Allah Teala'nın Kur'an reçetesi bize bunu söylüyor. Yunus suresinin 57. ayeti kerimesinde Rabbimiz şu müjdeyi veriyor bize. Rabbinizden size öğüt ve kalplerinizdeki hastalıklara ne geldi? Şifa geldi. Ne geldi? Şifa geldi. Bir şifa slaytımız var. Allah Teala'nın nefs hastaları için vaaz ettiği ayetler var. Ve fizik beden hastalığı için şifaya kavuşmamız gereken bildirimlerini bize sunuyor. Ona baktığımız zaman gerçekten biz reçeteyi hayatımıza tatbik edersek çok kısa sürede evet şu anda ekrana geldi. Tevbe suresinin 14. ayeti kerimesi Yunus 57 İsra 82'de çok manidar bir… Müminler için Kur'an-ı Kerim nedir? şifa ve rahmettir. Özellikle ve özellikle Fussilet 44'te Kur'an-ı Kerim kimler için şifa ve rahmettir? Amenu olanlar için hidayet ve şifadır. Öyleyse bu hakikatleri bilip bunları hayatımıza tatbik etmemiz lazım. Yani sevgili kardeşlerim bu dünyanın size cennet olmasını istiyor musunuz? Evet. Sahabe gibi asrı saadeti yaşamak istiyor musunuz? Evet. Dilden mi kalpten mi? Evet. O zaman Kur'an-ı Kerim'i öğreneceksiniz. Birinci vazife bu. Birinci vazife Kur'an ve ben bütün bu okulları bitirdim. Her türlü titrin sahibiyim. Ben mutlu olmayacağımda kim mutlu olsun? Bundan %100 emin olun. Bu söylediğim mesajları Kur'an'dan araştırın. Göreceksiniz ki biz insanoğlunun mutluluğu bu dünya hayatıyla değil. Dünyanın hepsine sahip olun. Dünya ile kimse mutlu olamaz. İşte Yunus 7 cevap veriyor. Onlar bize ulaşmayı dilemezler. Neden razıdırlar? Dünya hayatından razıdırlar. Onunla tatmin olmuşlardır. Onlar ayetlerimizden gafildirler. Ayetten gafil olmak ne demek? Benim ayetlerimi bilmiyorlar. Abdullah hocamız Taha 124’ü ifade etti. İşte bu ayetlerden gafil olanlara dar bir geçim veriyor Rabbimiz. Devamlı birbiriyle itişip kalkışıyorlar. Kavga içerisinde hayatları geçiyor. Şu dünyanın güzelliklerinin hiçbirisinden faydalanamıyorlar. E sahabe de başlangıçta öyleydi ama bitiminde Resulullah'la birlikte neyi yaşadılar? Asrı saadete ulaştılar. Hepsi öyle insanlar oldular ki Hz. Ömer'in bize verdiği mesaj kulağımıza küpe. Hz. Ömer akşamın yatağında yatarken ne diyordu? Ben bugün Allah için ne yaptım? Sevgili kardeşlerim biliyor musunuz şu dünya üzerinde şu anda hangi insan hangi şartın sahibi olursa olsun sahabe gibi bu mutluluğu yaşayabilir mi? Evet. Hangi formülü tatbik ederek? Hazreti Ömer'in bu formülünü tatbik ederek sabahleyin çıkacaksınız ve Kübra hocamızın dediği gibi dış kisvesine bakarak değil ilahi nefhayeyi hedef ittihaz ederek ben bu kardeşimi nasıl mutlu edebilirim? Sizin sahip olduğunuz her şey siz onlara ikram ettikçe, onlarla paylaştıkça, Allah'ın emrini onlara ulaştırdıkça sizin mutlu olmamanız mümkün değil. O kadar kolay, o kadar basit. Örneğin Rabbimiz bakın böyle bir konferansa, böyle bir panel nasip etti. Şu anda huzurunuza sabırla beni dinliyorsunuz. Bundan dolayı hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ama bundan emin olun, adım gibi eminim. Size ulaştırdığım en küçük birim mutluluğun a'dan z'ye kadar karşılığını Allah Teala bize geri çeviriyor. O zaman şu anda bu toplumda en mutlu kişi kim? Evet. Tek bir gayem var. Allah'ın Kur'an'da belirttiği gaye. Herkesi mutlu edin. Herkesi tanımamız mümkün değil. Herkesin hataları olabilir. Herkesin nefsi var. Önemli olan Mevlana'nın ifadesiyle kusurları bağışlamakta gece gibi olun diyor. Herkes Allah'ı temsil ediyor. Ruhun sahibi. Önemli olan Allah'ın gözlükleriyle insana bakmak. Baktığınız zaman gerçekten hayat tadına doyum olmaz. Ve sevgili kardeşlerim, Allahu Teala eğer bu dünya hayatına bizleri getirmişse bize biçtiği görev ne? Yeryüzünün halifesi olmak. Halife Allah katında en üstün varlıktır bu dünyada. Allah Teala bu üstün varlığın sadece huzur içinde, mutluluk içerisinde rabbini tanıyan, rabbine kul olan, rabbine dost olan bir yaşantının sahibi olmamızı istiyor. İşte Zariyat 56. İnsanları ve cinleri başka bir şey değil, sadece bize kul olsun diye yarattık. Ve sevgili kardeşlerim başlangıçta herkes nefsi-i emmarede ki Kur'an bunu söylüyor. Ben değil. Yusuf 53'te ne diyor? O zaman sevgili kardeşlerim bütün kötülüklerin kaynağı ne? Bu ayet gereğince bütün kötülüklerin kaynağı insan nefsi 19 afet var. Ve Rabbimiz bizden emanet olan ruhu sahibine ulaştırmamızı diyor. Abdullah hocam dedi Kur'an-ı Kerim'de öyle Allah insanlardan bahsediyor ki Araf 179'da ne diyor? Yani kalpleri var fıkıh etmezler. Gözleri var görmezler. Kulakları var işitmezler. Onlar hayvanlar gibidirler. Acaba bu noktaya insanoğlu neden ulaşmış? Davet kendisine ulaşmış. Şu anda bir slaytımız var. Kur'an ayetleriyle her devirde bütün insanları Allah kendi zatına davet ediyor. Ruhun hayattayken Allah'a ulaşmasını istiyor. Enfal 24. Bu davetten bir tanesi. Yusuf 108 bu davetin 2’inci ayeti kerimesi. Yunus 25 3. ayet. Nahl 125 4. ayet. Hacc 67 5. ayet Kasas 87 6. ayet Fussilet 33 7. ayet hep mesaj şu ved’u ilâ rabbike. O zaman rabbimize ulaşan fizik beden mi? Hayır. Nefs mi? Hayır. İrade mi? Hayır. ved’u ilâ rabbike davetten neyi anlamamız lazım? Ruh Allah'tan bize üfürülmüş. Hatta halk arasında şöyle ediniyor. Haydan geldik nereye gidiyoruz? İşte haydan geldik huya gidiyoruz. O emrin gereğini o dünyada yerine getirmek ve bunu yerine getirdiğimiz zaman o zaman ve ved’u ilâ rabbike sözünü yerine getirmiş oluruz. Getirdiğimiz zaman bedavadan Allah Teala öyle mükafatlar bize veriyor ki ya hayat bu kadar mı güzel olabilir? Rabbimizin o inceliklerini idrak ettiğiniz an secde yetmez. Sevgili kardeşlerim ibadette Allah'a en yakın olduğunuz hal secde ama yetmez. En yakın olduğumuz başka bir vasıta var mı? Zikir. Neden zikir diyorum? Çünkü Allah Resulü şöyle buyuruyor. Size amellerinin en iyisini, en temizini Allah katında en çok derecenizi yükseltecek altın ve gümüş infak etmekten daha kıymetli Allah yolunda öldürmek ve ölmekten daha değerli bir ibadet söyleyeyim mi? Buyurun ya Resulullah söyleyin. Cevap ne geliyor? Allah'ı zikretmek. Neden Allah'ı zikretmek bu kadar kıymetli? Çünkü rabbimizin ayetlerine baktığımız zaman Allah bizden ne istiyordu? Mutlu olmamızı istiyor. Öyle değil mi? Nereden biliyoruz? Onlar ki amenu oldular ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain oldu. Yani bizim mutluluğumuz neyledir sevgili kardeşlerim? Neyledir? Zikirle. Kübra hocamız ifade ettiği Sufilerin yolu yani kalbimizi temizlemek. 19 afeti hayatımızdan tamamen çıkartmak. Allah'ın katından 19 fazileti getirip yerleştirmek. O zaman Resulullah'ın şu hadisini anlıyorsunuz. Allah şüphesiz ki bu dini nefsiniz ihlasa ulaştırmış için var etti. İhlasa ulaştığınız gün nefsinizin manevi kalbindeki 19 afet dışarıya Allah'ın katından 19 fazilet içeriye. Sevgili kardeşlerim ayetleri incelerseniz Allah'ın devamlı insanla ilişkide nurlar vasıtasıyla gerçekleşiyor. Rahmet bir nurdur. Fazl bir nurdur. Salavat bir nurdur. Sekinnet bir nurdur. Hikmet bir nurdur. Feyz bir nurdur ve salah bir nurdur. İşte Allah'ın bütün insanlara farz kıldığı hedeflerin hepsi Allah'ın nurlarıyla yaşanıyor. Ama Allah'ın katından o nurları sizin kalbinize getirecek vasıta ne? Vasıta ne? Kim söyleyecek? Zikir. Zikir. Allah Allah. Kur'an-ı Kerim'de üç çeşit zikirden bahsediyor. Cehri zikir, hafi zikir ve kalp zikri. Hepiniz nereden kaynaklandığını biliyorsunuz. Kur'an-ı Kerim'de ilgili ayetler var. Ama Rabbimiz bu zikri o kadar üst seviyede bize ifade ediyor ki Müzemmil 8'de rabbinin ismini zikret ve her şeyden kesilerek ne yap? Ona dön. Sevgili kardeşlerim, imtihanlar yaşıyoruz. İmtihanların yaşama hedefine baktığımız zaman Allah'ın bir gayesi var. O yanlıştan bizi kurtarmak ve kesinlikle bizi kendisine dost kılmak istiyor. İşte Araf suresinin 168. ayeti kerimesinde bakın rabbimiz nasıl imtihan ediyor. Araf 168'e baktığımız zaman yeryüzünde onları ümmetlere, topluluklara ayırdık. Onlardan biz kısmı salihler, bir kısmı bunlardan başkalarıdır. Salih olmayanlar onları hasenatla, derecat kazandırdığı amellerle, seyyiatla negatif derece kazandıran amellerle imtihan ederiz. Ama sonuç önemli. Böylece Allah'a dönsünler diye. Öyleyse insan başı boş değil. Hepimiz Allah'ın kulu olarak vazifemiz var. Allah'ın dostu olmak vazifemiz var. Yetmez mutlu olmak gibi bir görevin sahibiyiz. İşte 7 tane cennet Kur'an'da zikrediliyor. Kur'an müjdeler kitabı. Sevgili kardeşlerim şu anda dünyevi yaşayan insanlara falan yerde dükkânda bir bedava, televizyon dağıtılıyor. Kuyrukları varın siz düşünün. Ne dersiniz? Bütün Kayseri kuyruğa girer mi? girer. Ama Kur'an-ı Kerim A'dan Z'ye kadar öyle müjdeleri ihtiva ediyor ki böyle 100 yıllık bir televizyon değil, sonsuz ahiret hayatımızı en güzel cennete geçirmek üzere Allah bizi müjdeliyor. Cennetin aliyetin, cennetil firdevs, cennetil huld, cennetil hurafa, cennet meva, cennet naim, cennetün adn yedi tane cennet. Ama Yunus sekizincisini ilave ediyor. Ne diyor Yunus? Açık gökar kapısı rahmetle doldu hepsi 8 cennetin kapısı açılır. Allah deyu deyu diyor. O zaman muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim cennetin anahtarı ne kim söyleyecek? Sekiz cennetin kapısı neyle açılıyor? Allah Allah Allah. İşte o kadar üst seviyede bir mutluluğu Allahu Teala bize tattırıyor ki zikirle zikretmeye başlayanlar bu mutluluğu yaşayacakları zaman bir daha bu kapıdan asla ayrılmak istemeyeceklerdir. Asla. Çünkü bu kapı Allah'ın kapısı. Bu kapı altın kapı. Bir gün kalp gözünüz açılırsa yeryüzünde bir dergâh var. Bu anadergâh. Bütün şu dünyadaki yaşayan insanların ruhları o dergah vasıtasıyla yedi kat gökler de yükseliyor. Birinci gök katında, ikinci gök katında, 3’üncü gök katında. Yani Abdülkadir Genel Hazretlerinin ifadesiyle kendisine isyan eden bir kişiye diyor ki sen bana itaat etmezsen o zaman domuzların ayağını başının üzerinde kabul edersin ki gerçekten 3’üncü gök katında bir menfez var. Çıkan kişinin ayağı diğerinin başının üzerinde ama değmiyor. Bunlar bu seyri sülük yapanlar kimler? Ruhlar. Ve emanet sahibine ulaşınca o zaman Saidi Nursi Hazretlerinin isterim bir yari baki isterim. İsterim zerreyim bir Şems-i Sermed isterim hiç ender hiçim bir dem bütün mevcudatı isterim. İşte o Allah dostları sahabe gibi Mevlâna’nın Hacı Bektaş Veli'nin Yunus Emre'nin Şeyh Edebali'nin Hacı Bayram Veli'nin nice adlarıyla bilinen Allah dostları bütün bu Kur'an hakikatini yaşamışlar ve bize de miras bırakmışlar. Bu ülkenin en üst seviyede sahip olduğu güzellik ne biliyor musunuz? Tasavvufi güzellik. Tasavvuf kültürü şu dünya üzerinde en üst seviyede hangi ülkede var derseniz Osmanlı'nın devamı bu ülkede. Tasavvufla kişi Kur'an’ı yaşayabilir. Tasavvuf Kur'an'daki İslam'ın baştan sona hayatımıza tatbiki. İç alemimizde huzursuz. Başlangıçta dış alemimizde huzursuz ve Allah'la olan ilişkilerimize Allah'ın emrine isyan halindeyiz. Ama eğer biz Allah'a ulaşmayı dilersek anında işler değişiyor. Nasıl? İşte şu anda ekranda göstermek istiyorum. Başlangıç noktasında iç alemimizde nefs ruhun kavgası var. başka insanlarla ilişkimizde sosyal hayatta fert diğer toplumdaki birey ile kavga halinde Allah’la ilişkilerinde de Allah'ın emrine itaat etmiyor. Dünya hayatı içerisinde bir hayatı yaşıyor. Ama sevgili kardeşlerim Allah o insanları yalnız bırakmıyor. Katından gönderdiği hidayetçilerle kendi zatına davet ediyor. Ve daveti kabul edenler ki bir dilektir. Bir dilekle Allah o kişinin kalbindeki %100 karanlığı anında %51 nura dönüştürüyor. Bu ne demek? Bu şu demektir. Dünyada 24 saatlik zaman dilimi içerisinde mutlaka günün yarısından fazlasını Allah sizi mutlu kılacak. İstisnası yok. Nurlar kalbimizde varsa kalbimizdeki nurlar mutluluktur. Karanlık kalbimizde varsa kalbimizdeki karanlıklar da mutsuzluktur, sıkıntıdır, kavgadır, kaostur. Biz bir gün ihlasa ulaştığımız an kalbimizdeki karanlıkların hepsini kapı dışarı ederiz. Yerine 19 fazilet gelip yerleşir. O zaman Allah Resulünün hadis-i şerifini yaşarız. Allah şüphesiz ki bu dini nefsiniz ihlasa ulaştırmak için o var etti. Afetler kalbimizden çıktığı zaman o zaman sevgili kardeşlerim bu şekildeki bir emaneti sahibine teslim ettiğiniz an durum ne olur? Durum kesinlikle daha üst seviyeye bizi taşıyacaktır. Allah'ın bir sevgilisi olarak mürşidimize ulaşacağız. Dikkat edin bu bahsettiğim Allah dostlarının hepsinin arkasında mürşitleri vardı. Bir Osman Gazi'den bahsettiğimiz zaman arkasında kim vardı? Şeyh Edebali. Bir 2. Murat'tan bahsedersek arkasında Hacı Bayram Veli bir Fatih'ten bahsediyorsak kim vardı? Akşemsettin. Kısacası yükselme döneyi boyunca Osmanlı'da en üst seviyede tasavvuf yaşandı ve 400 yıl adeta dünyanın lideri oldu Osmanlı. Aleme nizam veren neyle oldu? Kur'an'la oldu. Ama ne zaman insanoğlu Kur'an'dan, hayatından Kur'an'ı çıkartırsa, unutursa, o zaman tamamen bütün kötülükler kendisini bulur ve bu dünya hayatında sadece huzursuzluk, sıkıntı ve kavga içerisinde yaşamaya başlar. Öyleyse sevgili kardeşlerim, bize düşen ne? Bize düşen kesinlikle Allah'ın izniyle mutlaka Allah'ın Kur'an'daki emirlerini hayatımıza tatbik etmek, yaşamak. Yaşadığımız an hedeflerimize bir bir ulaşacağız. Herkes başlangıçta şeytanın ülkesinde ulaşmayı dilediğiniz an Allah’ın izniyle o kavga tamamen sona erecek. Çünkü bir dilekle Allah sizi kendi ülkesine Allah'ın ülkesi de mi var? Emir alemi, meleklerinin yaşadığı emr aleminde Allah'ın ülkesi ruh bir dilekle oraya ulaştığı zaman o noktadan itibaren tamamen Allah'ın kontrolündesiniz. Dört ayet-i kerime size bu garantiyi veriyor. Allah izin vermedikçe şeytanın sihir ve büyüsü size zarar veremez. Bakara 102. Allah izin vermedikçe delalette olanlar size zarar veremez. Maide 105. Allah izin vermedikçe şeytanın fısıltısı size zarar veremez. Mücadele 10. Allah izin vermedikçe musibetler size isabet etmez. Tegabun 11 Öyleyse biz Allah'a ulaşmayı dilediğimiz an Allah'ın izniyle Allah'ın ülkesinde yaşamaya başlarız. Ve bu Allah'ın ülkesinde yaşamanın bir müjdesi olarak Allah rahim esmasıyla tecelli ediyor bize. Bütün surelerin başında ne var? Euzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Ben buna mutluluk formülü diyorum. Mutlu olabilmemiz için şeytandan kime sığınmamız lazım? Allah'a. Allah'a. İşte Allahu Teala Zariyat 50’de Allah'a kaçın. Allah'a sığın kaçan, Allah'a sığınan kişi mutlaka mutlu olur mu? %100 mutlu olur. Sevgili kardeşlerim, şimdi gelelim aile yapısına. İşte Osmanlı'da söylenen söz şeyh Edebali. İnsanı yaşat ki ne olsun? Devlet yaşasın. İnsanı Allahu Teala tek bir dilekle kendi zatına ulaştırıyor ve mürşidine tabi olduğu zaman emmare, levvame, mülhime, mutmainne, raziye, marziye ve tezkiye kademeleri. Slaytımızı arsını kardeşimiz size gösterirse göreceksiniz ki her tezkiye kademesinde nefsimizin manevi kalbine ulaşan fazıl miktarı %7. Fazılların kalbimize toplanabilmesi için mutlaka Mücadele suresinin 22. ayeti kerimesi gereğince kalbimize imanın yazılması lazım. Allah Resulü ne diyor? Temizlik nereden gelir? İmandan gelir. Yani rabbimizin bize verdiği görev nefs tezkiyesi ve tasfiyesini yapabilmemiz. Diyelim ki siz kabul ettiniz hocam. Ben Allah'a ulaşmayı diledim. Ben de bu bahsettiğin nefsimi tezkiye ve tasfiye etmek yani kalbimi temizlemek istiyorum. Faziletlerinin sahibi olmak istiyorum. Ne yapmam lazım derseniz mutlaka derim ki mürşidinize tabi olun. Sahabeyi sahabe yapan kalplerin doktoru kimdi? İki cihan serveri peygamber efendimiz. Mevlana da kendisi bütün peygamberler nefs hastalıkların doktorudur. Öyleyse eğer hastalığımızı biliyorsak eğer tedavi de Allah Kur'an-ı Kerim'de bize zikretmişse ve buna bir doktor mürşit tayin etmişse o zaman mutlaka ulaşmamız lazım. Bir Allah dostu diyor ki mürşidi bulan arayandır ama her arayan mürşidi bulamaz. Bu söz doğru mu doğrudur mu? Ne diyorsunuz? Mürşidi bulan arayandır. Ama her arayan mürşidi bulur mu? Hayır. Sabahtan akşama kadar o kişi hacet namazı kılsın. Mürşidini Allah'tan sorsun. Eğer Allah'a ulaşmayı dilememişse Allah ona mürşit gösterir mi? İmkansız. O da hacet namazı kılıyor. O da rabbinden mürşit soruyor. Ama her arayan bulamaz. Mürşidi bulabilmesi için şart ne? Mutlaka kalpten Allah'a ulaşmayı dilemesi lazım. Dilerse ne olur? Enfal 29'a göre 7 furkan ve 12 tane insanla onu mürşidine ulaştırıp tıpkı işte bugün kardeşimiz bugün öğrendim. Gerçekten ben hep Mevlana'nın mürşidinin Şems olduğunu biliyordum ama meğerse öyle değilmiş. Türbesini Seyyid Bunani Hazretlerinin türbesini ziyaret ettiğimiz zaman aslında Mevlana'nın mürşidi kimmiş? Demek ki o olduğunu öğrendik. Demek ki her Allah dostunun önünde kılavuz rehber var mı? Evet %100 var. Sahabenin önündeki kılavuz kimdi? İki cihan serveri peygamber efendimizdi. Sahabe diyor ki: "Ya Resulullah sen son nebisin. Biz dinimizi senden öğrendik. Bizden sonra insanlar dini kimden öğrenecekler?" Manidar bir cevap veriyor. Benden sonra nebi gelmeyecek. Ama benim sahabem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tabi olursanız hidayete erersiniz. Hz. İsa Aleyhisselam imanı tarif ederken nasıl tarif ediyor? İman diyor Allah'ın gönderdiğine tabi olmaktır. Öyleyse sevgili kardeşlerim sadece ben dinimi yaşamak istiyorum diye değil reçeteyi bilenden öğrenip hayatımıza tatbik etmemiz lazım. Hastayız. Bir ayakkabıya gidersek şifa bulabilir miyiz? Ne diyorsunuz? Gitmemiz gereken yer neresi? Mutlaka bir hastane, bir doktor. Olması gereken bu. İşte Kur'an-ı Kerim de bu reçeteleri bize veriyor. Kur'an-ı Kerim bir saadet davetiyesi mi? Evet. Reçete mi? Evet. Garanti mi? Evet. Ama Kur'an-ı Kerim aynı zamanda bir öğüttür. İşte Allah Teala öğüt olarak Kur'an-ı Kerim'i gören, hayatına tatbik eden kişi için Müzzemmil suresinin 19. ayeti kerimesinde, Dehr suresi 29. ayeti kerimesinde bakın ne diyor. Bu bir hatırlatmadır, öğüttür. Artık kim dilerse rabbine giden bir yol tutar. Ve sevgili kardeşlerim hocamız Abdullah namazın ne kadar kıymetli bir şey olduğunu ifade etti. Gerçekten de öyledir. Nebiler sultanı peygamberimizin hayatında sadece beş vakit farz değil yedi vakit var. Kuşluk sünneti ve teheccüd sünnetini buna ilave etmeniz lazım. Farz ama bu namazlarda biz rabbimizden bir şey diliyoruz. Fatiha bizim rabbimize olan münacatımızı, dileğimizi ifade ediyor. Rabbimize ne istiyoruz? 40 kere Fatiha okuyan kişi Allah'tan ne istiyor? Beni nereye ulaştır? sırat-ı müstakim olmuştur. Kur'an-ı Kerim'de arıyoruz. Sirat-ı müstakimin ne memem bir şey olduğunu görüyoruz. Enam 87, 88 Babalarından, zürriyetlerinden, kardeşlerinden seçtik ve onları sırat-ı müstakime ulaştırdık. İşte bu Allah'ın hidayet yoludur. Allah bu yolla insanları hidayete ulaştırır. İşte ruhun hidayeti sırat-ı müstakime ulaşmaktan geçer. Kişi mürşidine tabi olmadığı takdirde sırat-ı müstakim e5 karayolu değil. Fiziki alemde hangi zenginin sahibi olursanız olun o yola ulaşabilmeniz için bir Allah'ın temsilcisi lazım. O olmadıkça, ona tabi olmadıkça ruhunu sizden ayrılıp sırat-ı müstakim ulaşmaz. Çünkü sırat-ı müstakim dediğimiz yol emri alemde Allah'a ulaştıran yol. İşte o sebeple Yunus 25. Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm. Allah teslim yurdu olan zatına davet eder ve daveti de kabul edenleri nereye ulaştırır? Kim söyleyecek? Sırat-ı müstakime. Sırat-ı müstakim Allah'a ulaştıran yol. Davet ediyor. Rabbimiz daveti kabul edeni de kendi yoluna ulaştırıyor. Ve sevgili kardeşlerim bu dinin üç esası var. Vahdet Allah tektir. Tevhit şu dünyada yaşayan Allah'a kul olan ulaşmayı dileyenlerin vücuda getirdiği tek cemaat ve teslim ezeli ve ebedi bir tek din olmuştur. Babamız İbrahim'in Hanif dini, Adem babamızın dini, Nuh Aleyhisselam'ın dini. Bütün peygamberlerin dini tek bir din. İslam, İslam, İslam. İslam nedir? Allah'a teslim olmak. O zaman suali sorması lazım kardeşimiz. Ben İslam'ım ama ben neyi Allah'a teslim ettim? İşte sevgili kardeşlerim, huzurunuza geldik. Neyi teslim etmeniz lazım? Birinci şeyde ruhunuzu. Ruhunuzun ulaşabilmesi için ne lazım? Kalpten ulaşmayı diliyor musunuz? İşte Allah Teala bu garantiyi Şura 13'te ve Rad 27'de veriyor. Ne diyor Şura 13? Allah dilediğini seçer ve o seçtiklerinden kim ona ulaşmayı dilerse ki 7 ayeti kerimede bunu söylüyor. Onların ruhunu da Allah Teala kesinlikle kendisine ulaştırır. Ve sevgili kardeşlerim mürşidinize tabi oldunuz. Ruhunuz sizden ayrıldı. Sırat-ı müstakim ulaştı ve yedi tezkiye kademesinde her seferinde Allah'ın nurları kalbinize %7 şer yedişer artarak devam eder. Sonuçta ruhunuz Allah'ın zatına ulaştı. Allah'ın zatı ruhunuz için bir sığınak meab. Hangi ayet? Ali imran 14. Ne diyor rabbimiz? vallâhu indehu HUSNUL MEÂB. Allah'ın katında en güzel sığınak kimdir? Allah'ın zatı. İşte ruhunuz Allah'tan gelmişti, haydan gelmişti. Ve siz onun emrine itaat ederek yedi kademedeki tezkiyeyle sahibine ulaştırdınız. Adınız ne? Veli. Ermiş evliya. Sevgili kardeşlerim işte bu sebeple hepimizin yaratılış gayesi Allah'a dost olmak ve bir dilek şu ana kadar size bahsettiğim ruhunuzun Allah'a ulaşması, tezkiye olmanız, Allah'a kul olmanızın hepsinin tek bir dilek olduğunu hiç unutmayın. Çünkü ondan sonrası ameller en çok insanlar yanıldığı ben namaz kılamam namazı Allah sana sevdirecek. Ben zikir yapamam zikri sana Allah sevdirecek. Ben oruç tutamam orucu Allah sana. Yani kısacası o yapamam dediğin şey neyi? Her şeye kadir olan Rabbimiz kullar için imkansız. Allah için çok kolay. Allah sana sevdirecek ve sen onları yapmış bir kişi olarak onun karşılığında Allah Teala sana müjdeyi verecek. Nedir bu müjde? Üç tane cennet dünya saadetinin yarısı bedava. İşte Allah Resulü hadisinde ne diyor? Ben nasıl müjdeliyorsam siz de öyle müjdeleyin. Müjdeleyin ki Allah'ın zatına şahit olanlar cennette birlikte olacaklardır. O zaman vazifemiz ne? Vazifemiz insanları birbirine düşman etmek mi? Hayır. İnsanları zora sokmak mı? Hayır. Allah Resulü kendin için istediğini kardeşin için istemedikçe, kendin için istemediğini kardeşin için istemedikçe asla imanın kemaline eremezsin. Sualim var size. Kendin için ne istiyorsunuz? Kim söyleyecek? Allah razı olsun. O zaman etraftaki 8 milyarı da mutlu edeceksin. Kendiniz için ne istemiyorsunuz? Allah Resulü hadisinde şöyle buyuruyor. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kişi komşusuna eziyet etmesin. Hiçbiriniz başkası tarafından eziyet edilmesini ister misiniz? O zaman siz kimseye eziyet sokmayacaksın. Şartları ne olursa olsun. Kendin için ne istiyorsan kardeşin isteyeceksin. Kendin için ne istemiyorsan kardeş için de istemeyeceksin. Bunu yaptığın an Allah'ın dostusun. Allah'ın dostu Allahu Teala anında üç tane cenneti hibe ediyor ve geri kalan kısmını da sana bırakıyor. Eğer fizik vücut teslimini de yaparsan 4. kat cennet. Eğer nefsini de temizlersen daha doğrusu ulaşırsan 5. kat cennet. Ve Allah Teala o zaman neden Allah Resulünü bize örnek göstermiş anlayacaksınız. Hangi ayet gereğince? Ahzab 21 ile Ahzab 41'i yan yana getirin. İki tane ayeti kerime size sunmak istiyorum. Birisinde Allah Resulü kimler için örnek? Çok zikredenler için örnek. Diğer ayette rabbimiz ne emrediyor? Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ. Resulullah'ı örnek gösteriyor bize rabbimiz. Ama emri de bize veriyor. Siz de çok zikreden olun. O zaman anladık mı? Dini yaşamak istiyorsak, İslam'ı yaşamak istiyorsak kimin yolunu takip etmemiz lazım? Kainatı uğruna yarattığı Levlâke levlâke lemâ halaktü'l-eflâke dediği o iki cihan serveri peygamber efendimizin yolunu takip etmemiz lazım. Çok zikredenler için o örnek ve bize de emri veriyor. Ahzab 41'de çok zikredin diyor. Ötesi var mı? Ötesi de var. Daimi zikri. Hangi ayet? Nisa 103. Ne diyor Rabbimiz? Öyleyse sevgili kardeşlerim biz insanlar için ikinci bir zikretmediğimiz hal kalmıyor. Hepimiz bu dünyada üç hali yaşıyoruz. Ya oturuyoruz şu andaki gibi ya yürürken ayaktayız veya geceleri yatağımıza ne veriyoruz? Yan üstü yatıyoruz. Üç halin içinde de Rabbimiz bizden ne istiyor? Beni zikredin, beni zikredin, beni zikredin. Belki diyeceksiniz ki hocam o kadar zor ki kim buraya ulaşmak? Sevgili kardeşlerim Allah Kur'an-ı Kerim'de ulaşanları söylemiş. Ayetleri söyleyeyim mi size? Ulul elbab. Bak Ali İmran 191'de ne diyor? Onlar ki ayaktayken, otururken, yanı suya yatarken Allah'ı zikrederler. Öyleyse yapamayacağımız bir şeyi Allah Kur'an'da bize zikretmiş olabilir mi? Ne diyorsunuz? Kimseye kaldıramayacağı yükü ne yapmam? Yükletmem. 10 emirden bir tanesi En’am 152'de sevgili kardeşlerim gelelim aile içindeki davranış biçimlerine. Yine Kur'an rehberimiz yine Kur'an kılavuzumuz. Kur'an sosyal hayata üç davranış biçimden bahsediyor. Kısas, af ve kötülüğe karşı hale mukabele etmek. İnsan sosyal bir varlık. Başka insanlarla birlikte yaşar. Ve Allahu Teala diyor ki, "Eğer birisi sana bir haksızlık yaparsa kısas tatbik edebilirsin. Ama Rabbimiz hayır diyor." Hangi surede? Şura 40'ta. Şura suresinin 40. ayeti kerimesinde diyor ki, "Eğer sen affedersen bu senin için daha hayırlıdır." Ötesi de var mı? Var. Üç tanım içinden. Kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek. Öyleyse sevgili kardeşlerim, kısas bize hak olarak verilmiş. Ama Rabbimiz diyor ki, "Kısas değil, affedersen bu senin için daha hayırlı. Kötülüğe karşı hayırla mukabele edersen bu daha da hayırlı." O zaman kabul ediyorum ki ulaşmayı dilediniz. Nefsinizi tezkiye ettiniz. Herkesi affedebilecek standarta ulaştınız. İşte o noktaya ulaştığınız an aile içindeki fertler diyelim ki eşin sana nahoş bir söz söyledi. Sen de karşılık vereceksin. Ama rabbinin bu ayeti kerimesini hatırladığın zaman o zaman kısas mı af mı hangisini tercih ediyorsunuz? Af. İşte sevgili kardeşlerim Rad suresinin 40. ayeti kerimesinde rabbimiz cevap veriyor. Sizin vazifeniz tebliğ. Hesap benim işim. Yunus bunu nasıl anlıyor? Yunus bunu diyor ki, "Ben gelmedim dava için. Benim işim sevi için. Dostun evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldik." Öyleyse sevgili kardeşlerim hepimiz bu dünyada vazifeliyiz. Ama hangi açıdan? Sevgiyle herkesin kalbini fethetmek açısından. Nebiler sultanı peygamber efendimiz Mekke'yi fethetti. Kim söyleyecek? Silahla mı fethetti yoksa başka neyle? Sevgiyle kalplerin fethiyle fethetti. Bakacak olursanız kesinlikle bunu göreceksiniz. Öyleyse biz insanlar kalpleri fethetmekle vazifeliyiz. Neyle fethedeceğiz? Sevgiyle. Yaratılanı severiz. Ama kimden ötürü? Rabbimizden ötürü o sevgiyi kalbimize yerleştireceğiz ve her zaman sevginin hadimleri olacağız. İnsanla Allah arasındaki ilişkide Allah'tan hoşlanmak, Allah'ı sevmek, Allah'a âşık olmak, Allah'a hayran olmak. Eminim ki bunu idrak ettiğiniz an hiçbir saniye Rabbimizin kapısından ayrılmayacaksınız. Ayrılmamak ne demek? Evet. Allah Allah. O zaman Resulullah'ın şu hadisini anlamaya başlayacaksınız. Allah Resulü ne diyor? Şeytanın kapısını zikirle kilitleyiniz. İblis fücur kapısından nefsimizin afetlerini azdırıyordu. Bir gün daimî zikre ulaşır da fücur kapısını kapatırsak şeytanın üzerimizdeki etkisi var mı? Hayır. İşte rabbimiz hangi ayette söylüyor? Kim söyleyecek? Hicr suresinin 39. ayeti 40 ayeti kerimesinde ben diyor dünyayı onlara güzel göstereceğim. Hepsini saptıracağım diyen kim? İblis. Rabbimizin cevabı ne ona? Muhlis kullarım müstesna. Sen ihlas sahibi kullarımı baştan çıkaramazsın. İhlas sahibi kul bizim gibi bir kul ama bir vazifeyi yerine getirmiş. Vazifesi ne? Nefsin manevi kalbindeki afetleri tamamen temizlemiş. O slaytımız varsa kardeşimiz göstersin. Ezanın görüntü. O zaman sevgili kardeşlerim insanların durumuna baktığımız zaman insanlar şu an dünya üzerinde birbiriyle kavgalı istatistikler. Hocalarımız söyledi. Özellikle Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre depresyonda olan kişi sayısı 322 milyon. Türkiye'de 3 milyon. Depresyonda olan kişilerin durumuna baktığımızda çok daha fazla %18 artıyor her gün. Depresan ilaçların kullanımı çok daha ötede. Musibetler açısından baktığımız zaman etrafımıza gün geçmiyor ki depremler olmuyor. Öyle değil mi? Doğal afetler, depremsel pandemi, salgın hastalıklar, yangınlar ve savaşlar. Bunların hepsi birer musibet olarak Allah'ın bize uyardığı birtakım dersleri içeriyor. Savaşlara baktığımız zaman her tarafta çatışma var. Dünyada en az 40 bölgede ve sık sık İslam coğrafyasında bu devam ediyor. Ama sevgili kardeşlerim bundan emin olun. İslam mutlaka o güzel sonuna ulaşacak. Nedir o? Tekrar bir asrı saadetin yaşanması. Neyle mümkündür bu mümkün olan Allah'a teslimiyetle. Bir gün insanlık şunu idrak edecek ki kutsal kitapların hepsi incelendiği zaman bir tek dini göreceklerdir. Bu dinin adı İslam. İslam İslam Allah'a teslim olmak. Öğreneceksiniz. Teslimlerinizi bir bir gerçekleştireceksiniz ve insanların hizmetinde olacaksınız. Bedevilerden bir tanesi Resulullah'ın yanına geldiği zaman o anda Allah Resulü elindeki ibrikle sahabesine su dağıtıyordu. Bu kavmin efendisi kim? Ona hizmet eden. İşte sevgili kardeşlerim hepimiz bu noktaya ulaşırsak dışımızdaki insanların hizmetkarı olursak kim için? Allah için. Onları seversek seviliriz ve mutlaka bir asrı saadeti birlikte tekrar yaşayacağız Allah'ın izniyle. O zaman ümitsiz olmak için bir sebep yok Allah'ın izniyle. Ve gerçekten baktığımız zaman ne görüyoruz? Bütün bu sorunların tamamen çözümleri, bütün güzelliklere kavuşmak, hepimizin iki cihan saadetine ulaşması reçete olan Kur'an'la Kur'an'ı öğreneceğiz. Kur'an'ı yaşayacağız ve Kur'an'ı öğreteceğiz. İşte Allah Resulünün Kur'an'ın özeti olan Vel asr suresinin sözleriyle ben tamamlamak istiyorum. Çok fazla zamanınızı aldım. Affınızı diliyorum. kün alimen ev müteallimen ev müstemian ev mühiben ve lâtekün min hamisan fe tühlek helak olursunuz. Kimdir o beşincisi? Ey Allah'ın Resulü, ilme, Kur'an'a ve Kur'an ehli olan ehli zikre buğz edenlerdir. Sevmeyenlerdir. Öyleyse sevgili kardeşlerim, Allah dostlarını sevmek kurtuluş senedidir. Kurtuluşun reçetesidir. Ve kesinlikle A'dan Z'ye kadar hem bu dünyada hem ahirette dostu olursunuz. Tövbe suresinin 119. ayeti kerimesi. Allah'ın dostlarının adı sadıklar. Takva sahibi olun ve kimle beraber olun? Sadıklarla beraber olun. İşte o sadıkları bir dilekle bulacaksınız. Reçeteyi onlardan alacaksınız ve herkesi seveceksiniz. Yunus gibi, "Ben onlarla kavga etmeye gelmedim. Ben gelmedim dava için. Benim işim herkesi sevmek. Dostun nevi Allah'ın evi neresi? Kim söyleyecek? Kalpler. Kalpleri fethetmeye geldik. Neyle kalpler fethedilir? Sevgiyle. Sevgi mutluluğun anahtarı. Sevgili kardeşlerim, sabırla beni dinlediğiniz için Allah'ın huzurunda hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Her gününüz böyle mutluluklar içinde geçsin. Aynı zamanda Kübra hocamıza da Abdullah hocamıza da Allah'ın huzurunda teşekkür ediyorum sabırla dinledikleri için. Ve sevgili kardeşlerim hayat çok güzel. Size de öyle geliyor mu? Ne diyorsunuz? Allah bizi insan olarak yarattığı için çok güzel. Resulullah'ın ümmetinde olduğumuz için çok güzel. Kur'an'la şerefyab olduğumuz için çok güzel. Kur'an'ı idrak edip Rabbimiz bize kalbimize nakşettiği çok güzel. Kısacası nereden bakarsanız bakın her şey çok güzel. Allah'ın şu dünyada var ettiği bütün güzellikler sizlerin olsun. Amin. Allah Teala hepinizi iki cihan saadetine ulaştırsın. Amin. Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın tüm dostlarına hedef gösterdiği daimi zikrin sahibi olmanızı diliyoruz. Amin. Sizi çok ama çok seviyoruz kalbimizden. Elfatiha salavat. Esselamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.