Kur’an-ı Kerim Ayetleriyle Stres, Depresyon ve Kötü Alışkanlıklardan Kurtuluş: Mutlu Birey ve Mutlu Aileyi İnşa Etmek
Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrâhîm.
Fâtihâ-i Şerîfe ve Salavât-ı Şerîfe ile başlayalım. Esselâmüaleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim; "Stres, Depresyon ve Her Türlü Kötü Alışkanlıklardan Kur'an-ı Kerim Ayetleriyle Kurtularak Mutlu Birey ve Mutlu Aileyi İnşa Etmek" konulu konferansımıza hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun.
Kur'an deyince akla ilk olarak Kur'an'ın doğrudan muhatabı olan insan gelmektedir. Kur'an-ı Kerim perspektifinden insana baktığımız zaman; Allah'ın yeryüzündeki halifesi, kâinatın uğruna yaratıldığı en üst seviyedeki varlık olduğunu görürüz. İnsan; meleklerden, cinlerden ve bütün mahlukattan üstün olarak Kur'an-ı Kerim'de yer almıştır. Ayetlerin bütününe baktığımızda, Allah'ın en sevgili mahluku olan insan için tayin ettiği yegâne hedefin mutluluk, yani hem ahiret saadeti hem de dünya saadeti olduğu anlaşılmaktadır.
Ancak ahiret ve dünya saadetinin kılavuzu olan kutsal kitaplar, peygamberler vasıtasıyla değişik zaman dilimlerinde gönderilmiştir. Tüm peygamberler, Allah'ın kendilerine indirdiği şeriat kitaplarını o günün toplumuna ve kendisine tabi olanlara bir bir açıklamışlar; her peygamber döneminde ona tabi olanlarla birlikte bir asr-ı saadet yaşanmıştır.
Son şeriat kitabı olan Kur'an-ı Kerim, Nebiler Sultanı Peygamber Efendimize (s.a.v.) 1400 yıl evvel indirilmiştir. Kur'an'ın nüzulünden önceki dönem cahiliye dönemiydi; yani Kur'an'ın bilinmediği, insanların cahiliye adetleriyle yaşadığı bir devirdi. Bu dönem; alabildiğine kavgaların, aşiretler arası çatışmaların, her türlü kötü alışkanlığın yaşandığı ve kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, herkesin sefil bir hayat sürdüğü bir zamandı. İşte Allahü Teâlâ, en sevdiği mahluku olan insanı bu negatif durumdan kurtarmak üzere son nebisine son şeriat kitabı olan Kur'an-ı Kerim'i indirdi.
Sözlerimin başında Profesör Doktor Abdullah Emin hocamıza Allah huzurunda sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum; gerçekten işimi çok kolaylaştırdı. Ayetlerin hepsini tek tek izah etti. Stresten, depresyondan ve her türlü kötü alışkanlıktan nasıl kurtulacağız? Mümin olanın vasıfları nelerdir? Aslında bu bahsi geçen negatif koşulların hiçbiri müminin vasfı değildir. Tam tersine bunlar, Kur'an'ı yaşamayanların ve bilmeyenlerin zaman içerisinde şeytanın tesiri altında kazandığı negatif davranış biçimleridir.
Kur'an mucize-i bakidir. İnsanlık henüz Kur'an-ı Kerim'in gerçek güzelliğini ve sırrını tam olarak idrak edememiş olabilir. Ancak şunu ifade etmeliyim ki; her şey zaman içerisinde yaşlanır ve ihtiyarlar, ama Kur'an-ı Kerim gençleşir. Zamanın akışı içerisinde ilerledikçe sadece açıklanan ve insanların ispat ettiği Kur'an sırları ortaya çıkar.
İfade ettiğimiz gibi Kur'an-ı Kerim, insanın mutluluğu için bir davetiye, bir reçete ve bir garantidir. Bu tespiti yaptıktan sonra konferansımızın asli manasına dönelim: Stres, depresyon ve her türlü kötü alışkanlık, Kur'an'ın bilinmediği cahiliye dönemine ait davranış biçimleridir.
Nebiler Sultanı Peygamber Efendimizin hadis-i şerifinde buyrulduğu üzere: "İlim ibadetin imamıdır." İnsanoğlu için Allah'ın tayin ettiği tek bir hedef vardır; o da Allah'ın zatına ulaşmak, kavuşmak ve teslim olmaktır. Ezeli ve ebedi tek bir din vardır; o da İslam dini, yani Allah'a teslim olma dinidir. Nisa Suresi 58. ayette Allah ü Teâlâ, emanetleri ehil olan sahibi Allah'a iade etmemizi ve teslim etmemizi emretmektedir.
En üst seviyedeki varlık insandır. Ancak insanın da sahibi Allah'tır. Allah ü Teâlâ ne vermişse bedelsiz olarak insana teslim etmiştir. Buna karşılık kendisinden istediği şey yine insanın iyiliği içindir; yani insanın ahiret ve dünya saadetine ulaşmasıdır. Şu anda dünyada 8 milyar 250 milyon insan yaşamaktadır. Herkese tek tek bir mikrofon uzatıp "Hayattan beklentin nedir?" diye sorsak, fıtratın bir gereği olarak herkesin huzur ve saadeti aradığını görürüz. Yaratan bizi bu fıtratla yaratmıştır.
Peki, dünya ve ahiret saadetine ulaşmak zor mudur, kolay mıdır? Şu kâinatta en kolay şey Allah'ın hedefine ulaşmaktır. Bakara Suresi 185. ayette Allahü Teâlâ "Allah sizin için kolaylık diler, güçlük dilemez" buyurmaktadır. Öyleyse Allahü Teâlâ'nın tayin ettiği mutluluk hedefine ulaşmak kâinattaki en kolay şeydir. Fakat insanların baş düşmanı olan cin iblis, insanın nefsindeki afetlere devamlı tesir etmek ve o afetleri azdırmak suretiyle zoru kolay, kolayı zor gibi göstermekte; herkes hayatını bu zorluklar içerisinde şikayet ederek geçirmektedir.
Bir canlı yayın programında paylaşılan çarpıcı bir misali aktarmak isterim: Günümüzde birçok insan ekonomik şartlardan şikayet ederek fakir olduğunu söyler. Gerçekte Allah'ın bize verdiklerine bakacak olursak hepimiz milyarderlerin de ötesinde büyük bir zenginliğin sahibiyiz. Bir akademisyen amfide ders verirken, ama (gözleri görmeyen) bir kadın öğrencisine yardım etmek ister. Öğrenci yardım istemez. Hoca ısrar edince öğrenci şu cevabı verir: "Sana rica etsem benim gözlerimi açıp annemin yüzünü bana gösterebilir misin?" O kardeşimiz için kâinattaki en kıymetli şey annesinin yüzünü görebilmekti. Şimdi şikayet eden bizlere bakalım: Gözlerimiz görüyor, kulaklarımız işitiyor, yürüyebiliyoruz, konuşabiliyoruz. Allah'ın verdiği sayısız nimet var. Fakat eksik olan ne? Rabbimizle bağlantımız yok, hedefi kaybetmişiz ve iblisin tesiri altında nefsani bir hayat yaşayıp mutsuz oluyoruz. Bu hal ile kimse mutlu olamaz.
Kur'an perspektifinden insanı tanıyalım: İnsan; fizik beden, nefs ve ruh olmak üzere üç vücuda sahip müstesna bir varlıktır.
Zahiri alemi yaşamamız için verilen fizik beden (Hicr Suresi 26. ayet).
Berzah alemine ait olan nefs (Şems Suresi 7. ayet).
Allah'ın zatından üfürülen ruh (Secde Suresi 9. ayet).
Allahü Teâlâ insanı dengeli bir varlık olarak takdim etmiştir. Ancak nefsimizin manevi kalbinde bizi strese, depresyona ve kötü alışkanlıklara düşüren 19 tane hastalık (afet) vardır: Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, mürailik (riyakarlık), fitne ve fesat.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hastalıklara karşı uyarılarda bulunmuştur:
"Kibirden sakının; kibir sebebiyle şeytan lânetlendi."
"Hırstan sakının; hırs sebebiyle Âdem Babamız ve Havva Annemiz cennetten yeryüzüne indirildi."
"Hasetten sakının; haset sebebiyle Kabil, Habil'i öldürdü."
Bugün dünyadaki savaşlardan ve kavgalardan şikayet ediyoruz; oysa ilk cinayet aynı anne babadan olan kardeşler arasında nefslerindeki haset afeti sebebiyle işlendi. Bütün bu negatif koşullardan ancak Kur'an'daki İslam'ı yaşayarak kurtulabiliriz. Bunun en büyük örneğini Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve sahabeler yaşamıştır. Cahiliye toplumunu değiştiren süreç Kur'an ile olmuştur. Bakara Suresi 151. ayette Resulullah'ın görevleri açıklanır: Birincisi ayetleri tilavet etmek, ikincisi ise dinleyenlerin nefsimizi tezkiye ve tasfiye etmektir.
Âlemeyne rahmet olarak gönderilen Ahir Zaman Peygamberinden sonra başka nebi gelmeyecektir. Ancak günümüz eğitim sisteminde, ilahiyat fakültelerinde dahi nefs tezkiyesi eğitimi yeterince yer almamaktadır. Oysa insanın bu dünyadaki ilk görevi nefsini tezkiye ve tasfiye etmektir. Bunu kendi kendimize yapamayız; manevi bir doktora (Tabibü'l-Kulûb) ihtiyacımız vardır. Günümüzde onun varisleri olan manevi mürşidlere ulaşmak, ders almak ve nefs tezkiyesini gerçekleştirmek gereklidir.
Rûm Suresi 30. ayette ifade edildiği üzere ezeli ve ebedi tek bir din vardır. İnsanın yaratılışı ve fıtratı da tektir. İnsanoğlu için şu dünyadaki en üst seviyedeki makam Allah'a mülaki olmak (Likaullah) yani ruhu hayattayken Allah'a ulaştırmaktır. Meşhur Cibril hadisinde ve Nisa Suresi 58. ayette belirtildiği gibi; "Ölmeden önce ölünüz" sırrınca ruhu sahibine teslim etmek esastır. Kâinatın sırrı, kalpten Allah'a ulaşmayı dilemektir.
İnsanı mahveden duygulardan biri de korkudur. Tevekkülün anahtarı ise zikirdir (Allah isminin tekrarı). Kalpte Allah'a tevekkül eden kişi, Allah'ın ismini kalbinde devamlı zikreder.
Dini üç esas üzerine inşa edilmiştir: Allah tektir ve hepimizin O'na teslim olmasını ister. Giriş kapısı irademizi kullanarak kalben Allah'a ulaşmayı dilemektir. Allah insanı çok sevdiği için kâinatı onun emrine vermiştir. Câsiye Suresi 13. ayette göklerde ve yerde ne varsa hepsinin insanın emrine amade kılındığı bildirilir. Her şey insan içindir; ama insan başıboş değildir, insan Allah içindir. Mutluluğun iki kanadı vardır:
Allah ile ilişkiler (Özünde zikir vardır).
Mahlukatla/insanlarla ilişkiler.
Şeyh Edebali'nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" sözünde olduğu gibi, insanı yaşatmak bir dilekle başlar. Kur'an-ı Kerim'de 7 ayette Likaullah'tan (Allah'ın zatına ulaşmaktan) bahsedilir. Bunu dilemeyenlerin delalette kalacağı bildirilir. Allah'a ulaşmayı dilemeyenler "Mutsuzluk Üçgeni" içerisinde yaşamaya mahkûmdur. Mutsuzluk üçgeninin üç kenarı şunlardır:
Şeytan
Nefsin afetleri
İnsanların zanları
İnsanlar zihinlerindeki varsayımlara (zanlara) dayanarak yaşarlar. Oysa tek hakikat Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an Furkan'dır; hakkı batıldan ayıran ölçüdür. Şeytan, insanları nefsin afetlerine tesir ederek dünya hayatıyla kandırır; "Araban olursa, zengin olursan mutlu olursun" der. Oysa Fâtır Suresi 5. ayette Allahü Teâlâ şöyle buyurur: "Ey insanlar! Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o aldatıcı şeytan da Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın." Ayrıca Bakara 200, Yunus 7-8, Hud 15-16, Kasas 78-80, Şura 20 ve Naziat 38-39 ayetlerinde dünyayı tercih edenlerin ahirette nasibi olmadığı açıklanmaktadır.
Kur'an kâinatın fihristidir. Bu kitaba Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sevgi gözlüğüyle bakmamız gerekir. Allah'a giden yol Allah'ı sevmekten geçer. Sevginin dünyadaki en büyük örneği annelerdir. Sevgi mutluluğun anahtarı, yücelmenin merdivenidir.
Sahabe-i Kiram cahiliye hayatından Zümer Suresi 17. ayette belirtildiği gibi tâğbuta (insan, cin ve şeytan şeytanlara) kul olmaktan kaçınarak ve Allah'a yönelerek kurtulmuştur. Zikir, ibadetlerin sultanıdır. Bir kutsi hadiste Allah ü Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Ey Âdemoğlu! Beni benden başka her şeyi unutarak zikret ki aradaki perdeyi kaldırıp seni zikredeyim. Beni dilinle zikret ki seni rızamla zikredeyim. Beni kalbinle zikret ki seni bana kavuşturarak zikredeyim. Beni küçülerek zikret ki seni üstün kılarak zikredeyim. Beni bollukta zikret ki seni darlıkta zikredeyim. Beni mücadeleyle zikret ki seni müşahedeyle zikredeyim. Beni fenayla (kulca) zikret ki seni bekayla (Rabça) zikredeyim. Ey Âdemoğlu! Beni unutuyor, başkasını zikrediyorsun. Eğer beni bilseydin benden başkasını zikretmezdin. Beni zikretmekle şükretmiş, beni unutmakla küfretmiş olursun. Zikrimle nimet bul ve benimle ferahla. Kulumda benim zikrim galip durumda olunca o bana, ben de ona âşık olurum. Kim benim zikrimle meşgul olursa, benden isteyenlere verdiğimden daha üstününü ona veririm."
Kur'an-ı Kerim'de zikrin dereceleri belirtilmiştir:
Müzzemmil Suresi 8. ayet: Rabbinin ismini zikret (Belli zamanlarda).
Ahzâb Suresi 41. ayet: Allah'ı çok zikirle zikredin (Günün yarısından fazlasında).
Nisâ Suresi 103. ayet: Ayaktayken, otururken ve yan yatarken Allah'ı zikredin (Daimi zikir).
Rad Suresi 28. ayette "Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur" buyrulmaktadır. Bütün dertlerin dermanı zikirdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Benim gözlerim uyur ama kalbim uyumaz" buyurarak gece yatarken de zikir üzere olmanın önemini göstermiştir. Daimi zikir, nefsin kalbindeki fücur kapısını kapatıp takva kapısını açar; şeytanın vesveselerini engeller. Şeytanla bağı kesmek için her surenin başında yer alan "Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrâhîm" formülünü uygulamak, yani kovulmuş şeytandan Allah'a sığınmak gerekir.
Kur'an-ı Kerim'de 7 ayette (Enfâl 24, Yûsuf 108, Yûnus 25, Nahl 125, Hac 67, Kasas 87, Fussilet 33) Allah'a ve O'nun yoluna davet yer alır. Daveti kabul eden şeytanla bağını çözer, Allah ile bağını kurar. Hz. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: "Şaşarım o insana ki Allah'ı biliyor ama isyan ediyor. Şaşarım o insana ki şeytanı biliyor ama itaat ediyor. Şaşarım o insana ki dünyayı biliyor ama ona meylediyor."
Peygamber Efendimize sahabenin yaptığı biat Mumtehine Suresi 12. ayette açıklanmıştır. Kur'an'da adı geçen peygamberlerin (Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. İbrahim, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Şuayb, Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. İsa ve Hz. Muhammed Mustafa) hepsi kavimlerini af ve mağfirete, yani Allah'a ulaşmayı dilemeye davet etmişlerdir.
İkinci mutluluk kanadı ise davranış biçimleridir. Efendimiz (s.a.v.) dört aşamalı bir davranış modeli sunar:
Evvela susmayı öğrenin.
Sonra ilmi öğrenin.
Sonra ilimle amel etmeyi öğrenin.
Sonra ilmi yaymayı öğrenin.
Aile içinde veya sosyal hayatta bir gerginlik, stres veya haksızlık yaşandığında ilk yapılması gereken şey susmak ve iç sesimizle zikre başlamaktır ("Allah, Allah" diyerek). Zikir, şeytanın kapısını kilitler. Sabrın anahtarı zikirdir; zikirsiz sabır kazanılamaz. Karşı taraf negatif davranış sergilediğinde çata çat cevap vermek şeytanın ekmeğine yağ sürer. O sırada yapılması gereken, zikirle Allah'a sığınmak ve karşı tarafı Allah'a yönlendirmektir (Münib/Enab/Yünib).
Sonuç olarak; stres, depresyon ve her türlü kötü alışkanlığın ilacı; kalpten Allah'a ulaşmayı dilemek, zikri hayatımızın merkezine koymak ve Kur'an-ı Kerim'in getirdiği ahlak ve sevgi düsturlarıyla yaşamaktır. Allah hepinizden razı olsun.