Kur'an Ahengiyle Huzura Erış: İnsanın Hakikat Yolculuğu ve Manevi Arınma
Saygıdeğer hocalarım, muhterem misafirler ve sevgili kardeşlerim; sizleri Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketiyle selamlıyorum.
Bizi bir kez daha böyle anlamlı bir panel çatısı altında buluşturan, stres, depresyon, şiddet ve her türlü kötü alışkanlıktan kurtularak Kur’an-ı Kerim ayetlerinin ışığında gerçek mutluluğu yaşamayı bizlere nasip eden Cenab-ı Hakk’a sonsuz hamd ve şükürler olsun.
Benden önce söz alan muhterem Acer Hocamız, Kur’an-ı Kerim’in bütününü son derece veciz bir üslupla A'dan Z'ye önümüze serdi. Kendisini dikkatle dinledim; zira Kur’an, bütün kainatı kapsayan fihrist niteliğinde ilahi bir kitaptır. Hocamızın işaret buyurduğu yüce hedeflere ulaşabilmek; insanın Allah’la, diğer insanlarla ve tüm mahlukatla olan münasebetini doğru bir zemine oturtmak ve nihayetinde insanı Allah’ı temsil etme, O’na vekil olma makamına getirebilmek bütünüyle Kur’an-ı Kerim’i öğrenme, yaşama ve öğretme süreçlerine bağlıdır.
İnsanın Yaratılış Gayesi ve Bedenin Hakikati
İnsan için asıl hedef nedir? Şüphesiz ki gerçek mutluluktur. Biz bu hakikati, Kur’an-ı Kerim’in kendisine indirildiği Nebiler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz ve O’na tabi olan ashâb-ı kiramın yaşadığı Asr-ı Saadet’ten biliyoruz.
Ondan önceki dönem ise tam anlamıyla bir Cahiliye Dönemi’ydi. Toplum bireylerinin nefislerinin emmâre standartlarında hareket ettiği; insanların birbirine düşmanlık beslediği, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü sefih bir hayat hakimdi. Nitekim Cenab-ı Hak, insanın bu çelişkili yapısına ve yaratılışındaki ağır sorumluluğa Ahzâb Suresi’nin 72. ayet-i kerimesiyle dikkat çekmektedir:
"Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir."
Burada ilahi emaneti yüklenen insanın mahiyetini anlamak için, onun hangi unsurlardan meydana geldiğini Kur’an ayetleri ışığında incelememiz gerekir. İnsan üç temel varlıksal boyuttan teşekkül eder:
Fizik Beden: Hicr Suresi’nin 26. ayet-i kerimesinde belirtildiği üzere Cenab-ı Hak bizi kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan halk etmiştir. Et, kemik, iç organlar ve beyinle kaim; aklın kumandasında çalışan bu yapı tıp biliminin ihtisas alanıdır. Biyolojik rahatsızlıkların tümü bu fiziki bedene dayalıdır.
Nefs: Şems Suresi’nin 7. ayet-i kerimesinde "Nefse ve onu düzenleyene andolsun" buyrulmaktadır. Doğuştan nefsimizde kin, nefret, küfür, yalan, haksızlık, zulüm, haset, cehalet, cimrilik, öfke, isyan, sabırsızlık, kibir, hırs ve şehvet gibi 19 temel manevi hastalık mevcuttur. İnsanı strese, depresyona, şiddete ve her türlü kötü alışkanlığa sürükleyen mekanizma içimizdeki bu yapıdır. Tîn Suresi’nin 4 ve 5. ayetlerinde ifade buyrulduğu gibi nefs, ahsen-i takvime (en güzel kıvama) ulaşma potansiyeline sahip olduğu gibi, esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına) düşme riski de taşır.
Ruh: İnsanı yeryüzünün halifesi kılan ve meleklerin üstünde bir makama erdiren asıl unsur ruhumuzdur. Secde Suresi’nin 9. ayet-i kerimesinde "Ona ruhumdan üfledim" buyrularak insanın secdeye layık görülmesinin sebebi açıklanır. Ruh bünyesinde sevgi, iman, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekinet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür, vefa, ihlas ve tevhit gibi 19 yüce haslet barındırır.
Ruh ve Nefsin Gece Hayatı
Somutlaşması adına şöyle ifade edelim: Her gece yatağımıza yattığımızda fizik vücudumuzun elektron devir sayısı uykunun etkisiyle dinlenme moduna geçer. Buna karşılık nefsimizin karşıt elektron devir sayısı yükselir ve ikisi eşitlendiği an nefs vücudu terk eder. Akıl nefse kumanda eder ve rüya alemi nefs boyutunda yaşanır. Aslında her gece tecrübe ettiğimiz uyku, ölümün bir nevi kardeşidir. Dolayısıyla ölüm, korkulacak bir yok oluş değil; yalnızca bir mekan değiştirme işlemidir. Nefs ölmez, ölümü tadar. Anbiyâ Suresi’nin 35. ayetinde açıklandığı üzere her nefs ölümü tadıcıdır ve imtihan sonrasında Rabbine döndürülecektir.
Cenab-ı Hak, Câsiye Suresi’nin 13. ayet-i kerimesinde yerdeki ve gökteki her şeyi insanın emrine musahhar kıldığını bildirmektedir. Ancak yetki ve imkan ehil olana verilmelidir; aksi halde insan kendi sonunu hazırlar. İşte insana bu ehliyeti kazandıracak olan yegane rehber Allah’tır.
İlahi İmtihan ve Rehberliğin Önemi
Kur’an-ı Kerim’in merkezinde yer alan Hz. İbrahim (a.s.) modeline baktığımızda, onun Rabbi için yapamayacağı hiçbir fedakarlığın olmadığını görürüz. Uzun yıllar sonra kavuştuğu evladı Hz. İsmail ile imtihan edilmesi, hem bir babanın hem de bir evladın teslimiyet sınırlarının sınanmasıdır.
Ancak peygamberler Allah tarafından korunan, insanlığa sunulmuş kemal modelleridir. Bir insanın insan-ı kâmil derecesine ulaşabilmesi için rehber bir öğretmene ihtiyacı vardır. Cenab-ı Hak insanoğlunu asla mürşitsiz ve eğitmensiz bırakmamıştır. Âl-i İmrân Suresi’nin 164. ayetinde müminlerin üzerine bir nimet olmak üzere resuller gönderildiği belirtilir. Mü'min Suresi’nin 15. ayeti uyarınca dereceleri yükselten arşın sahibi Allah, dilediği kulunun üzerine emrinden bir ruh gönderir. Her devirde bu ruh vesilesiyle insanlık irşat edilir.
Allah’ın insandan beklediği; sevgiyi öğrenmek, yaşamak ve öğretmektir. İnsan kâmil insan olma yolunda tırmanırken sevginin türevlerini tecrübe eder: Önce Allah’tan hoşlanır, sonra O’nu sever, ardından O’na aşık olur ve en nihayetinde O’na hayran kalır. Yunus Emre’nin dediği gibi:
"Aşkın ile âşıklar öter bülbül gibi,
Akar gözlerinin yaşı, pür nur olur içi dışı..."
Arınma nefsten başlamalıdır. Nefsini yedi kademede tezkiye ve tasfiye eden kimse, Tahrîm Suresi’nin 8. ayetinde bildirildiği üzere salah nuruna kavuşur. Günümüzde ümitsizliğe düşen İslam aleminin önünde Allah’ın kesin vaadi vardır: Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.
Yaratılış Kanunları ve Alemler
Zâriyât Suresi’nin 49. ayet-i kerimesinde "Biz her şeyi çift çift yarattık" buyrulmaktadır. Kainat varlıksal açıdan altı temel alemden oluşur:
İnsanların yaşadığı Zahiri Alem
Vefat eden ruhların/nefislerin bulunduğu Berzah Alemi
Cinlerin yaşadığı Gayb Alemi
Cinlerin Berzah Alemi
Meleklerin bulunduğu Melekût Alemi
Şeytanların yer aldığı Karşıt Emir Alemi
Cenab-ı Hak kainatı Anbiyâ Suresi’nin 30. ayeti gereğince enerjiden, "Ol" emriyle yoktan var etmiş ve arşa istiva etmiştir.
Manevi gelişimde halk arasında bilinen "Kalu Belâ" ahdi büyük önem taşır. A'râf Suresi’nin 172. ayetinde belirtildiği gibi, ezelde ruhlarımız, nefislerimiz ve fizik bedenlerimiz Rabbimize söz vermiştir: Nefsimiz tezkiye olacağına, ruhumuz ölmeden önce Allah’a vasıl olacağına (misak), fizik bedenimiz ise şeytana değil Allah’a kul olacağına (ahd) dair yemin etmiştir. Zâriyât Suresi’nin 56. ayetinde "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" buyrulmaktadır.
Yedi Safha ve Teslim
İslam; ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah’a teslim edilmesinden ibarettir. Bu süreci Kur’an kavramlarıyla şöyle ifade edebiliriz:
Ya iman ya isyan,
Ya ahlak ya helak,
Ya cennet ya cinnet,
Ya izzet ya zillet,
Ya şükür ya küfür,
Ya ihlas ya iflas,
Ya Kur'an ya hüsran.
Hidayet, insanın henüz hayattayken ruhunu sahibine iade etmesidir. Şûrâ Suresi’nin 13. ayeti ve Ra'd Suresi’nin 27. ayeti, Allah’a yönelen kimseyi Cenab-ı Hakk’ın Kendisine ulaştıracağını garanti eder. Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin getirdiği şeriat özünde tek bir dindir.
Ancak dünyevileşen, A'râf Suresi’nin 146. ayetinde belirtildiği gibi yeryüzünde haksız yere kibirlenip Allah’ın ayetlerinden gafil olanlar bu hakikatten mahrum kalırlar. Yûnus Suresi’nin 7 ve 8. ayetlerinde Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin, dünya hayatından razı olup onunla tatmin olanların varacağı yerin ateş olduğu haber verilir.
Sığınak ve Reçete: Kur'an-ı Kerim
Bünyesindeki tüm imtihanları ve zorlukları aşmanın yolu duadan ve ilimden geçer. Bakara Suresi’nin 186. ayet-i kerimesinde Rabbimiz şöyle buyurur:
"Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim."
Manevi meselelerde bilgimiz yetmediğinde Anbiyâ Suresi’nin 7. ayeti gereğince zikir ehline sormak, gaybi durumlar veya hayırlı kararlar için Peygamber Efendimizin öğrettiği istihare ve hacet namazlarına başvurmak gerekir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: "Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir." Yaklaşan karanlık fitnelerden kurtuluşun reçetesi sorulduğunda ise yine Kur’an-ı Kerim’i işaret etmiş; onun geçmişin haberi, geleceğin müjdesi ve aramızdaki hükmün kaynağı olduğunu belirtmiştir.
A'râf Suresi’nin 170. ayetinde övülen salih kullar gibi kitaba sımsıkı sarılmalı, Peygamber Efendimizin 23 yıllık tebliğ ve irşat metodunu hayatımıza tatbik etmeliyiz. Ancak bu sayede stres, depresyon ve bunalımlardan sıyrılarak hem dünyada hem de ahirette hakiki saadet ve huzura kavuşabiliriz.