Şiddet ve Kötü Alışkanlıklardan Kurtularak Mutlu İnsan Olmak
Değerli katılımcılar, muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim; “Şiddet ve Kötü Alışkanlıktan Kurtularak Mutlu İnsan Olmak” konulu panelimize hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun.
Evvela şunu belirtmek gerekir ki kötü alışkanlıkların muhatabı insandır. Allah’ın yarattığı insandan beklentisi ise mutlu olması, mutlu bir insan olarak yaşamasıdır. O halde Yaradan’ımız hangi hedefle bizi bu dünya hayatına gönderiyor? Buraya gelince kendimizi kime adıyoruz, nasıl bir girdabın içine çekiliyoruz? Bütün bunları hayat kitabımız olan Kur’an-ı Kerim ayetleri ışığında açıklamak istiyorum. Anlatılanların kalbinize oturması için kulaklarınızı ve dikkatinizi buraya verirken, kalbinizi daima yaratıcımız olan Allah’a yöneltmeniz büyük önem taşımaktadır.
Anlatacaklarımızın özü iki temel kavramda gizlidir: Allah ve O’nun Resulü.
Sunulan bu reçete 5 günlük, 5 senelik ya da 500 yıllık geçici bir çözüm değildir; insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insan olan Hz. Âdem (a.s.) ile başlayıp kıyamet gününe kadar devam edecek tüm insanlık için Allah’ın tayin ettiği hedef "insan-ı kâmil" olmaktır. Şeyh Edebali’nin meşhur “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesi ve Allah’ın sevgili bir mahluku olma dizaynı içerisinde bu reçete bizlere sunulmaktadır.
Bu reçeteden hakiki manada istifade edebilmek için öncelikle kendimizi tanımamız gerekir. Hak aynası olan Kur’an-ı Kerim’de kendimizi görmez ve kendimizi doğru tanıyamazsak, sunulan bu ilahi reçeteyi hedefine ulaştırmamız mümkün değildir.
İnsanın Yaratılış Yapısı ve Nefsin Mimarisi
Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda, insanın yeryüzünde Allah’ın halifesi kılınmış komple bir varlık olduğunu görürüz. Peki, Allah’ın halifesi olan insan nelerden müteşekküldür? İnsan; üç vücudun sahibi, serbest iradenin sahibi ve aynı zamanda aklın sahibidir. Kararların yalnızca beyinde gerçekleştiği zannedilse de asıl karar organı akıldır.
Bütün peygamberlerin hayatlarına tatbik ettiği bu evrensel reçete ve Nebiler Sultanı Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bir ismi olan "Tabibü'l-Kulûb" (kalplerin tabibi) vasfı, insan bedeninin ve ruhunun yapısıyla doğrudan ilgilidir. Kur’an ayetleriyle kendimize baktığımızda:
Fizik Beden: Zahiri âleme ait olan dış yapımızdır.
Nefs: Berzah âlemine ait olan, fizik bedenimizin içerisinde yer alan ve bünyesinde 19 manevi hastalığı barındıran yapımızdır.
Ruh: Allah'ın insan bedenine üflediği, O'na ait olan ve sadece O'na dönmek isteyen ilahi emanettir.
Peygamber Efendimizin kalplerin tabibi olarak gönderilmesinin arkasındaki sır, nefsteki bu 19 manevi hastalıktır. Kötü alışkanlıklar da bu hastalıklardan biridir. Dolayısıyla insan, doğuştan kötü alışkanlıklara veya olumsuzluklara meğilli bir unsurla (nefsle) dünyaya gelmektedir. Nefsin muhtevasında şu negatif özellikler bulunur:
Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan ve kötü alışkanlıklar.
Görüldüğü üzere kötü alışkanlıklar hayatımıza sonradan haricen girmemiş, potansiyel olarak doğuştan bizimle birlikte var olmuştur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Mâide Suresi 90. ayet-i kerimesinde içki, kumar ve benzeri kötü alışkanlıkların şeytanın pis amellerinden olduğu ifade buyrulmuştur. Sayısı veya türevi ne olursa olsun insan bedenine ve ruhuna zarar veren her türlü bağımlılık bu kapsamdadır.
Yani aslında bataklık içimizdedir; nefsimizin manevi kalbindedir. Hz. Ali (k.v.) bu durumu şöyle özetlemektedir:
"Ey insanoğlu! Derdin sende, fakat sen onu bilmiyorsun. Dermanın da sende, fakat sen onu görmüyorsun. Sen kendini küçük bir zerre sanırsın, oysa bütün kâinat sende gizlenmiştir."
Mutluluk Formülü ve Dış Düşman: Şeytan
Tüm problemlerin çözümü ve dermanı Allah tarafından içimize yerleştirilmiştir. Hepimiz aslında ilahi bir yayını yansıtan birer alıcı gibiyiz. Bu alıcıyı kendimiz hatalı ayarlarsak sonuç olumsuz olur; bizi yaratan Rabbimizin emirlerine göre ayarlarsak hakiki mutluluğa ulaşırız.
Bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin, ancak Kur’an-ı Kerim’in ortaya koyduğu hakikatleri tasdik edebilir; Kur’an’ın önüne geçmesi mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim’de her şey açıklanmış, hiçbir detay eksik bırakılmamıştır. Yaratılış dizaynındaki ilahi düzen ve ölçü, her sorunun çözümünü içerisinde barındırır. Problem ne olursa olsun, reçete Kur’an’dadır. Konumuz olan şiddet ve kötü alışkanlıklardan kurtulmanın yolu da bu reçeteyi doğru uygulamaktan geçer.
Allah insanı yaratılış bakımından meleklerden, cinlerden ve diğer mahlukattan üstün kılmış; Bakara Suresi 30. ayetinde insanı yeryüzünün halifesi yapacağını bildirmiştir. Yaradılış hedefimizi idrak ettiğimizde, sorunların çözümü de kendiliğinden belirecektir.
Gerçek mutluluğun ve kötü alışkanlıklardan korunmanın ilk adımı çevreye ve yanı başımızdaki insana zarar vermemektir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusuna eziyet etmesin; misafirine ikramda bulunsun" buyurmuştur. Hepimiz bu dünyada Allah’ın birer misafiriyiz.
Mutlu olmak isteyen, hangi devirde yaşarsa yaşasın, yaşı, cinsiyeti veya mesleği ne olursa olsun yolu Allah’tan geçer. Tasavvuf büyüklerinin belirttiği gibi asıl gayret; insanların şeytanla olan bağlarını çözmek, Allah ile olan bağlarını kuvvetlendirmektir.
Kur’an-ı Kerim’in 114 suresinin başında yer alan ve temel huzur kaynağı olan ilahi cümle şudur:
"Eûzu billahi mineş-şeytânir-racîm. Bismillâhirrahmanirrahim."
Bu ifadenin derinliğine inildiğinde; kovulmuş şeytanın vesveselerinden Allah’a sığınmak ve O’nun rahmet ismiyle hareket etmek yatar. Şeytan; insan, cin ve kendi soyundan gelen avaneleriyle (Âraf Suresi, 27) nefsimizdeki 19 zaafı birer tuş gibi kullanarak insanı yönlendirmeye çalışır. Bu tuşların en tehlikelilerinden biri öfke, bir diğeri ise kötü alışkanlıklardır.
Zikir, Külli İrade ve Kalbi Yöneliş
Yaratılıştaki düzene bakıldığında canlı ve cansız her varlığın zikir halinde olduğu görülmektedir. Fizik ilminin verileriyle de sabittir ki maddelerin temelini oluşturan atomlar ve elektron hareketleri kesintisiz bir enerjinin ve ilahi bir iradenin kontrolündedir. Kur’an’da Sünnetullah olarak ifade edilen ilahi nizam, tüm kâinatı sevk ve idare eder.
Cansız varlıkların veya iradesiz canlıların bu ilahi nizama uyması tesbih iken, serbest irade sahibi olan insan ve jinlerin kendi istekleriyle Allah’ı anması zikirdir. Müzzemmil Suresi 8. ayet-i kerimede "Rabbinin ismiyle zikret" buyrulmaktadır.
Peki, insan nefsinin yıkıcı etkilerinden ve şiddete meylinden nasıl kurtulacaktır?
Geçici çözümlerle uğraşmak yerine bataklığı kökünden kurutmak gerekir. Dert nefsimiz, derman ise ruhumuzdur. İnsanın yapması gereken, kalpten bir dilek ile Allah’a yönelmektir. Yunus Emre’lerin, Mevlânâ’ların, Şeyh Edebalı’ların ve Hacı Bayram-ı Velî’lerin yaptığı gibi kalben Allah’a ulaşmayı istemek, ruhunu hayattayken O'na teslim etmeyi dilemektir.
Ahzab Suresi 72. ayette belirtilen ve göklerin, yerin, dağların yüklenmekten çekindiği emanet; insana üflenen ruh ehemmiyetindedir (Secde Suresi, 9). Bu emanetin bilincine varan bir insan, geçici dünya arzularının esiri olmaktan kurtulur.
Koruyucu İlkeler ve Neotik Değişim
İnsan hayatının huzurla devam edebilmesi için dört temel unsurun tesis edilmesi şarttır:
Eğitim: Kendimizi cehaletten kurtarmak.
Güvenlik: Allah’ın manevi koruması altına girmek.
Sağlık: Beden ve ruh sağlığını muhafaza etmek.
Adalet: İlk üç unsur sağlandığında yeryüzünde kendiliğinden tecelli eden düzen.
Tahrim Suresi 6. ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak; "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun" buyurmaktadır. Bu korunma, korkuya dayalı bir anlayışla değil, sevgiye dayalı bir bağlılıkla gerçekleşir. Korkan kaçar, seven ise sevdiğine koşar.
İnsanın bu dünyadaki değişimi kendi hevasına göre değil, ilahi kelama göre olmalıdır. Bir batı yazıtında ifade edilen "Sen kutsal metni kendine göre değiştirme, kendin kutsal metne göre değiş" ilkesi, İslam medeniyetinde Kur'an ahlakıyla ahlaklanmak şeklinde karşılık bulur.
İnsan kalpten bir samimiyetle Yaradan'ına yöneldiği an, Allah Rahim esmasıyla tecelli eder (Yunus Suresi, 57). Kalplerdeki hastalıklara şifa olan bu tecelli, kişiyi öfke, şiddet, nefret ve bağımlılık gibi nefsi hastalıklardan kademeli olarak arındırır.
Sonuç olarak; şiddetten, bağımlılıklardan ve her türlü kötü alışkanlıktan kurtularak mutlu bir insan olmanın yolu, kendi iç dünyamızdaki nefsi afetleri tanımaktan, kalbi bir samimiyetle Allah’a sığınmaktan ve O’nun bildirdiği ilahi reçeteyi hayatımızın merkezine koymaktan geçmektedir. Halis bir niyet ve kalbi bir dilek, insanı aradığı huzura ve iki cihan saadetine ulaştıracak yegâne anahtardır.