Hakikate ve Huzura Davet: Kur’an Işığında İnsan, Nefs ve Mutluluk
Bismillahirrahmanirrahim. Fatiha ve salavat ile başlarken;
Esselamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatü.
Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim; Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir konferansta, bir panelde tekrar birlikteyiz. Şeytanın zülmani ilimleri olan transandantal meditasyon, reenkarnasyon, sihir, büyü, magnetizma ve daha nicelerinden korunmak; nefsimizin afetlerinden kaynaklanan stres, depresyon, madde bağımlılığı ve benzeri kötü alışkanlıklardan kurtularak Kur’an ayetleri rehberliğinde ahiret ve dünya mutluluğunu yaşamak konulu panelimize hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun.
Mutluluğun Evrensel Ve Değişmez Adresi
Allah’ın insanlardan beklediği tek şey, insanların mutlu olmasıdır. Kainatta mutlu olmak kadar kolay bir şey yoktur. Hz. Adem (a.s.)’a verilen sahifelerden Hz. Nuh (a.s.)’a ve Nebiler Sultanı Peygamber Efendimize ($S.A.V.$) gelene kadar, Allah’ın nebilere indirdiği şeriat kitaplarındaki değişmez evrensel hükümler tek bir hedefe dönüktür: Allah’a kul olmak, Allah’a dost olmak ve mutluluğu yaşamak.
Tarihsel seyir içerisinde incelediğimiz zaman; kim ki Allah’ın peygamberleriyle beraber olmuş, onlara tabi olmuş ve Allah Teala’nın farz kıldığı emirlere itaat ederek gereğini yerine getirmişse mutlaka saadeti yaşamıştır. Bunun son ve en somut örneği cahiliye dönemini yaşayan bedevilerdir. Resulullah ($S.A.V.$) Efendimizin onların hayatında bir hidayet güneşi olarak doğması ve çok kısa bir süre içerisinde Asr-ı Saadet’i yaşamaları bu hakikatin kesin ispatıdır.
Kur’an-ı Kerim, mucize-i bakidir. Bir Allah dostunun ifadesiyle; Kur’an, kainatın fihristidir. Bir kitapta ne varsa fihristte nasıl yer alıyorsa, bu kainatta var olan her şey de Kur’an’da yer almaktadır. Peygamber Efendimiz ve ona tabi olan sahabe, cahiliye döneminden kurtularak çok kısa sürede Asr-ı Saadet’e ulaşmışlarsa kesin olarak bileceğiz ki Kur’an; tüm insanlar için bir mutluluk davetiyesi, bir mutluluk reçetesi ve bir mutluluk garantisidir.
Konferanslarımızda her zaman Resulullah ($S.A.V.$)’in şu hadis-i şerifine atıfta bulunuyoruz: "Allah’a ve yevm-il ahire iman eden kişi komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve yevm-il ahire iman eden kişi misafirine ikram etsin." Sizler bizim misafirlerimizsiniz. "Allah’a ve yevm-il ahire iman eden kişi ya hakkı konuşsun ya sussun." İşte biz de huzurunuzda hakkı ve ayetleri konuşmaya geldik. Ayetlerin ışığında, hepinizin peşinden koştuğu huzur ve mutluluğun aslında ne kadar kolay olduğunu sizlere anlatmaya geldik.
Düşmanı Tanımak Ve Allah’ı Dilemek
Bu yolun kolay olduğunu nereden biliyoruz? Her surenin başında tekrar edilen "Eûzü billahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim" ifadesini tüm insanlar için bir mutluluk formülü olarak görüyorum. Bu başlangıç noktasında Allah Teala’nın bize hatırlattığı bir düşmanımız var: Şeytan. Kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınmamız emredildiğine göre, Rabbimiz bize düşmanımızı tanıtıyor; ardından Rahman ve Rahim sıfatlarının yegane sahibi olarak kendi adıyla okumamızı buyuruyor.
Bakara Suresi’nin 186. ayet-i kerimesi adeta Kur’an’ın bütününü özetler niteliktedir:
"Kullarım sana benden sordularsa ben onlara yakınım. Dua edenin davetine icabet ederim."
Çiğdem Hocamız da insan hayatında duanın ne kadar muhteşem bir unsur olduğunu ifade etmişti. Hayatımızın her noktasında Rabbimizden talepte bulunuyoruz. Ancak Allah dostları yaşantılarıyla işimizi daha da kolaylaştırmışlardır. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri şu sözüyle neyi talep etmemiz gerektiğine işaret eder:
"Ehli dünya dünyada, ehli ukba ukbada, her biri bir sevdada; bana Allah’ım gerek."
Bütün insanlara yakışan, kainatın sahibi olan Allah’ı dilemektir. Neden Allah’ı dilemek diyoruz? Çünkü Allah Teala Bakara Suresi 29. ayette yeryüzündeki her şeyi insan için yarattığını buyurmaktadır. Kainata bakacak olursanız, bu dünya gezegeni yeryüzü dizaynı içerisinde bir toz zerresi bile değildir. Casiye Suresi 13. ayet-i kerimesinde ise göklerde ve yerde yaratılan canlı-cansız her şeyin insanın emrine musahhar kılındığı bildirilir. İşte bu sebeple insan yeryüzünün halifesidir; Allah’ın en üst seviyedeki yüce dostudur. Allah en çok insanı sevdiği için, insanın da en çok Allah’ı sevmesi gerekir. Mutluluğa giden yol sevgiden geçer; sevgisiz mutlu olmak imkansızdır. Rabbimiz her şeyi sevgiyle yaratmış; sevgiyi öğrenmemizi, yaşamamızı ve başkalarıyla paylaşmamızı istemiştir.
Âl-i İmrân Suresi 31. ayetinde belirtildiği gibi, Allah’a sevgiyle gidilir, korkuyla değil. Korkan korktuğundan kaçar, seven ise sevdiğine yaklaşır. Dünya hayatının özeti; Allah’tan hoşlanmak, Allah’ı sevmek, Allah’a aşık ve hayran olmak, yani hep Allah ile kalmaktır.
İnsanın Yapısı Ve İçsel Mücadele
İnsanın yaratılışına baktığımızda Allah Teala; Ahzâb Suresi 72, Hicr Suresi 26, Şems Suresi 7 ve Secde Suresi 9. ayetlerde fizik bedenimizden, nefsimizden ve Zatından üflediği ruhtan bahseder. Ahzâb 72’de emanetin göklere, yere ve dağlara teklif edildiği, ancak onların bunu yüklenmekten kaçındığı, emaneti insanın yüklendiği bildirilir.
İnsanın yapısında dualite (çift kutupluluk) hakimdir. Nefsimizde 19 tane manevi hastalık bulunur: Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu ve zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, mürailik, fitne ve fesat.
Yunus Suresi 57. ayet-i kerimesinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"Ey insanoğlu! Rabbinden sana bir öğüt ve göğsündeki hastalıklara bir şifa gelmiştir."
Dünya hastanesine gelen hastalar olarak müracaatımız Rabbimizedir. Peygamber Efendimiz ($S.A.V.$), insan ile Allah arasındaki ilişkinin hasta-doktor ilişkisine benzediğini, hastanın menfaatinin doktorun verdiği reçeteyi uygulamakta olduğunu belirtmiştir. Reçete ise Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an; farzları, farzları yerine getirenlerin mükafatlarını, yerine getirmeyenlerin cezalarını, Peygamber Efendimiz ve sahabenin bu farzları tatbik ederek Asr-ı Saadet’e nasıl ulaştığını bize sunar. Hicr Suresi 9. ayette zikrin Allah tarafından indirildiği ve yine Onun tarafından korunacağı bildirildiğine göre, çözüm rehberimiz bellidir.
Emanetin Teslimi Ve Tasavvuf
Nisa Suresi 58. ayet-i kerimesinde Allah, emanetlerin sahibi olan Allah’a iade edilmesini emreder. Dinimizin adı İslam’dır ve İslam, Allah’a teslim olmak demektir. Rabbimiz insanı yaşatmak için fizik beden, nefs ve ruh vermiştir. Liyakat ve mükafat kanunu gereğince; nefs tezkiyesi ve tasfiyesini gerçekleştirebilen insan meleklerden üstün konumlanırken, görevini yapmayıp derbeder bir hayatı tercih edenler A'râf Suresi 179. ayette belirtildiği üzere hayvandan daha aşağı bir dereceye düşebilir.
Gerçek manada insan olmak, mutlu olmak ve Allah’a yakınlaşmak tasavvuf ile mümkündür. Tasavvuf, Kur’an’daki İslam’ın hayata geçirilmesidir. Tüm peygamberler ve onlara tabi olanlar tasavvufi bir hayat yaşamışlardır. Peygamber Efendimiz ($S.A.V.$); Kur’an’ı, sünnetini ve Ehlibeyt’ini bizlere emanet bırakmıştır. Hud Suresi 29. ayetinde Hz. Nuh (a.s.)’ın tebliğ karşılığında bir ücret istemediği ve Allah’a ulaşmayı dileyenleri yanından kovmayacağı ifade edilir.
İnsanın mutsuzluğunun temelinde, sahip olduğu değerleri ve düşmanı olan şeytanın kendisini nasıl yönlendirdiğini bilmemesi yatar. Hz. Ali ($K.V.$)’nin belirttiği gibi: "Ey insan! Derdin var ama farkında değilsin; dermanın var ama görmüyorsun." İnsan mikro alem, kainat ise makro alemdir. Allah’ın "Ruhumdan üflediğim zaman Adem’e secde edin" buyruğu, insana verilen değerin en büyük kanıtıdır.
Geçici dünya arzularına kalben bağlanmak huzursuzluk getirir. Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur. Hadis-i şerifte buyrulduğu üzere, kim dünya için çalışırsa dünya onu yıpratır; kim Allah için çalışırsa dünya onun hizmetine girer. Yunus Suresi 7. ayet ışığında tercih yapmak insanın kendi iradesine bırakılmıştır.
Allah’a Ulaşmayı Dilemek Ve Zikrin Önemi
Allah’a ulaşmayı kalben dileyen bir insanda, Allah’ın Rahim esmasının tecellisiyle içsel bir değişim ve sevgi başlar. İbadetlerin sultanı zikirdir. Zikir; Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerim gibi tüm kutsal metinlerde emredilen muhteşem bir ibadettir. Müzzemmil 8, Ahzâb 41 ve Nisâ 103 ayetleri Allah’ın ismini sürekli zikretmemizi emreder.
Zuhruf Suresi 36. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmaktadır:
"Kim Rahman’ın zikrinden göz yumarsa, biz ona bir şeytanı musallat ederiz."
Zikir halinde insan Rabbi ile beraberdir; zikir unutulduğunda şeytan devreye girer. Kalpten yapılan tek bir dilek, şeytanla olan bağı koparıp Allah ile olan bağı kuvvetlendirir. Eğer bu hissiyat kalpte uyanmıyorsa, samimiyetle ve dua ile Allah’tan talep edilmelidir.
Şûrâ Suresi 13 ve Ra'd Suresi 27. ayetlerde Rabbimiz, dilediğini seçtiğini ve Kendisine yönelenleri Kendine ulaştıracağını vaat etmektedir. Kalben yapılan bir dilekle Allah, Rahim esmasıyla tecelli eder; Enfâl Suresi 29. ayet gereğince kişinin günahlarını örter ve kişiyi takva sahibi kılar.
Mürşide Tabiiyet Ve Manevi Gelişim Safhaları
Allah’a ulaşmayı dileyen kişiyi Rabbimiz, Zümer Suresi 54 ve Bakara Suresi 257 ayetleri doğrultusunda karanlıklardan nura çıkarır. Zümer 23. ayette belirtildiği gibi zikir yapıldıkça Allah’tan rahmet, fazl ve salavat nurları kalbe akmaya başlar.
Kalbe giren nurlar %49 seviyesine ulaştığında ve nefs tezkiyesi tamamlandığında ruh, Allah’ın Zatına ulaşır ve teslim olur. Bu duruma halk arasında "ermiş evliya" olmak denir. Bu aşamada kişiye dünya ve ahiret saadeti müjdelenir.
Manevi gelişim süreci şu adımlarla ilerler:
Ruhun Teslimi: Allah’a ulaşmayı dilemek ve zikir ile ruhun Allah’a ulaşması.
Fizik Vücudun Teslimi: Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (a.s.)’ın kurban imtihanındaki gibi tam bir itaat ve sabırla fiziksel varlığı Allah’ın emirlerine teslim etmek.
Nefsin Teslimi: Daimi zikir ile (Müzzemmil 8, Ahzâb 41, Nisâ 103) nefsteki 19 afeti temizleyip şeytanın tesirini tamamen etkisiz kılmak.
Vahdet tevhidi, tevhit teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise iki cihan saadetini getirir. Kalp doktoru hükmünde olan mürşide tabi olarak reçeteyi uygulamak, insanı zülmetten nura çıkaracak yegane yoldur.
Sonuç olarak; halis bir niyet ve kalbi bir dilek ile Allah’a yönelmek, zikri hayata amil kılmak hem bu dünyada hem de ahirette hakiki huzura erişmenin tek anahtarıdır. Allah hepinizi bu hakikate ulaşanlardan eylesin.