Bütün Kötü Alışkanlıklardan, Şiddet, Kaygı, Stres ve Depresyondan Kurtularak Mutluluğu Yaşamak
Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim; bütün kötü alışkanlıklardan, şiddetten, kaygıdan, stresten ve depresyondan kurtularak gerçek mutluluğu yaşamak üzere tertiplenen bu anlamlı konferansa hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun.
Hafta içinde hepimizi derinden sarsan elim bir olay yaşadık. Hayatını kaybeden sevgili öğrencilerimize ve öğretmenlerimize Allah’tan rahmet; yaralılarımıza acil şifalar, kederli ailelerine ve yakınlarına da sonsuz sabırlar diliyorum. Eğer yaşanan bu hüzünlü olaylar iç dünyamızda bir derinlik ve tesir uyandırdıysa, sizlerden istirhamım beni can kulağıyla dinlemenizdir.
Peki, bu hakikate neden ihtiyaç duyuyoruz?
Çünkü Hz. Âdem Aleyhisselam’dan kıyamet gününe kadar yeryüzünde yaşayacak tüm insanlık için Allah’ın indirdiği hayat rehberi kutsal kitaplar, bunun da sonuncusu Kur’an-ı Kerim’dir. Az evvel konuşmacılarımızı dinledik; kötü alışkanlıkların ve bağımlılıkların insanı nasıl hazin neticelere sürüklediğine hep birlikte şahit olduk. Ancak Cenâb-ı Hakk’ın bizleri hangi gayeyle yarattığını, yine O’nun kelamıyla incelememiz gerekir.
Yaratılış Gayesi ve İnsanın İç Dünyasındaki Savaş
Bakara Suresi’nin 30. ayet-i kerimesinde Rabbimiz meleklere şöyle buyurmaktadır: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." İradeleri bulunmayan melekler ise şöyle niyaz etmişlerdir: "Ya Rabbi, orada kan dökecek, fesat çıkaracak birisini mi yaratacaksın?"
İşte konferansımızın ana ekseni tam olarak burada kesişmektedir: "Kan dökecek ve fesat çıkaracak bir yapı."
Rabbimizin bizlere verdiği nefsin muhtevasında 19 adet afet, yani 19 manevi hastalık bulunmaktadır. Bu afetlerden bir tanesi de şiddettir. Yeryüzünde karşılaştığımız elim olaylar, iç dünyamızda yer alan zulmün kaynağı ve şiddetin odağı olan nefsimiz sebebiyle meydana gelmektedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir hadis-i şeriflerinde; "Haset ve düşmanlıktan sakının; nitekim Habil’in Kabil tarafından öldürülmesine haset sebep olmuştur" buyurarak bu tehlikeye dikkat çekmiştir.
Aynı şekilde şeytanın huzurdan kovulmasına sebep olan afet ise kibirdir. Şeytan, kibirlenmesi sebebiyle lanetlenmiştir. O halde meleklerin işaret ettiği iki temel yıkıcı faktör şiddet (haset kaynaklı) ve kibirdir.
Dünya hayatında karşılaşılabilecek her türlü olumsuzluğun, sıkıntının ve ruhsal çöküntünün yegâne reçetesi baki mucize olan Kur’an-ı Kerim’dir. 13. Asrın Müceddidi Sayın Musa Hazretleri’nin ifade ettiği gibi: "Kur’an gibi bir mucize-i baki varken başka kaynak aramak akla zait gelir."
Kur’an-ı Kerim, kainatın bir fihristidir. Bir kitabın içindekiler bölümü o eserin tüm muhtevasını özetlediği gibi, Kur’an da kainatın ve kainatın uğruna yaratıldığı en şerefli varlık olan insanın hayat kitabıdır. Bunun da ötesinde Kur’an, Âdem Aleyhisselam’ın soyundan gelen kadın-erkek tüm insanlık için bir mutluluk davetiyesi, bir mutluluk reçetesi ve bir mutluluk garantisidir.
Allah’a Dost Olmak: En Kolay Yol
Cenâb-ı Hak insanı meleklerin, cinlerin, hayvanların ve tüm kainatın hizmetine sunduğu en değerli varlık olarak yaratmıştır ve insandan sadece kendisine "dost" olmasını beklemektedir. Kur’an-ı Kerim’de ismi sıkça zikredilen Hz. İbrahim ile Allah arasındaki bağa baktığımızda, O’nun "Halilullah" yani Allah’ın dostu olduğunu görürüz. Peygamber Efendimize de "Babanız İbrahim’in dinine tabi olun" buyrulmuştur.
Bizler bu dünyada sadece sıkıntısız bir ömür geçirmek gayesiyle bulunmuyoruz. Aksine, yapısında her türlü negatif koşulu barındıran varlıklar olarak, Allah’a layık birer dost olma imtihanındayız.
Peki, Allah’a dost olmak mümkün müdür?
Bu makama ulaşmak tarif edilemeyecek kadar kolaydır; sadece tek bir kalbi dileğe bağlıdır. O dilek; kalpten Allah’a ulaşmayı dilemektir.
Yıllara dayanan konferans ve eğitim hayatımızda sayısız olayla karşılaştık. Ancak ilan etmek gerekir ki, Allah’ın reçetesi olan Kur’an kadar etkili ve dönüştürücü bir kaynak yeryüzüne gelmemiştir, gelmeyecektir. Bu tesirli reçeteyi hayatımıza tatbik edebilmek ise ancak Allah’ın ilmine sahip olmakla mümkündür.
Rabbimiz Nahl Suresi’nin 78. ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır: "Sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkardık." Doğuş gereği ilahi ayetlerden gafil olan insanoğlu, negatif şartlara açık bir haldedir. Ancak Cenâb-ı Hak, sunduğu reçeteyi hayatlarına tatbik eden kalp doktorlarını (mürşitleri) vazifeli kılarak; bizleri Kur’an’da övülen Sahabe gibi, Tevrat’ta zikredilen Rabbaniyin gibi ve Hz. İsa’nın havarileri gibi kısa sürede Kendisine dost kılmak istemektedir.
Kainatta en kolay şey Allah’a dost olmaktır. Nitekim Yüce Allah, herkesi Kendisine, kendi zatına davet etmektedir.
Peki, bunca şer kaynağını içinde barındıran nefis insana neden verilmiştir? Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir hadis-i şeriflerinde: "Men arafe nefsehu fekad arafe rabbehu" (Nefsini bilen, tanıyan Rabbini bilir/tanır) buyurmuştur. Rabbimizi tanımanın ve kalpteki hastalıklardan kurtulmanın yolu, nefsin manevi kalbini temizlemekten geçmektedir.
Hakiki Güç Kaynağı ve Tarihten İbretler
İnsanlık tarihi boyunca Firavunlar, Nemrutlar ve Hamanlar gibi pek çok figür güç sahibi olmak için hırsa kapılmış ve bu durum Kur’an’da bize ibret olarak anlatılmıştır. Oysa insan kendi başına güçlü bir varlık değildir; gücü, kendisini yaratan Sahibinden gelmektedir.
Hz. İbrahim: Nemrut tarafından ateşe atılacağı zaman, Nemrut’un "Seni ateşe atacağım, kurtuluşun yok!" tehdidine karşı tebessüm ederek; "Hasbünallah ve ni'mel vekîl" (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir) demiştir. Allah ile beraber olduğu için Cenâb-ı Hak o devasa ateşi Hz. İbrahim’e bir gül bahçesine çevirmiştir.
Hz. Musa: Çağının en büyük gücüne sahip olduğunu iddia eden Firavun ile denizin kenarında sıkıştığında, yanındakilerin endişesine karşılık "Rabbim benimle beraberdir" demiştir. Allah’ın emriyle asasını denize vurmuş, deniz açılmış ve inananlar selametle karşıya geçmiştir.
Dünya hayatını cennet bahçesine çevirmek, burada huzuru yakalayıp ahirette de ebedî saadet kazanmak Allah ile beraber olmaktan, yani O’na dost olmaktan geçer.
Bu durum sanıldığı gibi derin bir Arapça bilgisine, mal-mülk sahibi olmaya veya yüksek bir okuma-yazma seviyesine bağlı değildir. Rabbimizin eğitimi o kadar muhteşemdir ki, sadece samimi bir kalbi dilek yeterlidir.
Yunus Emre’nin işaret ettiği gibi; Allah’a dost olmak, mutlu olmak, O’na en yakın olmak ve teslim olmak bir dilekten ibarettir. Bu dilek; Allah’ın kendi ruhundan bizlere üflediği emaneti, henüz hayattayken Sahibine ulaştırmayı kalpten istemektir.
Üç Vücut, İrade ve Düşmanımız Şeytan
İnsan yapısında iki temel unsurun (fizik beden ve ruh) yanında bir de harici düşman bulunmaktadır: Şeytan.
Cenâb-ı Hak ruhundan insana üflediğinde meleklere ve cinlere ona secde etmelerini emretmiştir. Melekler itaat etmiş, ancak cinlerden olan İblis kibirlenerek secde etmemiştir. İblis, Allah’ın varlığını reddetmemiş; nefsinin ve kibir afetinin esiri olmuştur.
Kur’an-ı Kerim’de insan ve cin şeytanlarından bahsedilmektedir. Burada tercih tamamen insana bırakılmıştır. Allah Teala insana %100 serbest irade vermiştir. İsteyen şeytanın adımlarını takip eder, isteyen de Hz. İbrahim’in yolunu tutarak Allah’a ulaşmayı diler ve iki cihan saadetine erişir.
Secde Suresi 9. ayette belirtildiği üzere ruhumuzda 19 adet yüce haslet (sevgi, iman, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekinet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür, gizlilik, hakikat, faziletler, ihlas, vefa, tevhit) bulunmaktadır. Nefsimizde ise 19 adet afet mevcuttur. İnsan bu iki güç arasında bir denge varlığıdır.
Kötü alışkanlıklardan ve bağımlılıklardan kurtulmak elbette mümkündür. Ancak insan bir alışkanlığı terk ettiğinde, onun yerine ilahi bir hakikati koymazsa; çevre değiştiğinde eski olumsuz hallerine geri dönebilir. Reçete hayatın merkezine alındığında ise kişi Mevlana, Yunus Emre, Şeyh Edebali ve Ahmet Yesevi gibi mürşitlerin rehberliğinde Allah’a dost olur ve hakiki huzura kavuşur.
Aklın işleyişi de bu noktada önem taşır. Akıl ortak bir havuzdur; beynin kapasitesi ise o akıldan istifade etme aracımızdır. Önemli olan aklın ve ilmin sesine kulak vermektir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.); "İlim ibadetin imamıdır. İlimsiz sofu şeytanın maskarası olur" buyurarak kuru ibadetin ilimsiz bir işe yaramayacağını vurgulamıştır.
Hz. Peygamber (S.A.V.), Cahiliye Dönemi’nin bedevi toplumunu 23 senelik risalet sürecinde Kur’an ilmiyle eğitmiş; kız çocuklarını diri diri toprağa gömen insanlardan Hz. Ömer gibi adalet timsali şahsiyetler çıkarmıştır. Günümüz üniversiteleri fiziksel beden ve zihin için bilgi üretse de ruhun tasfiyesini, nefsin zikirle arınmasını ve şeytanın tuzaklarını öğretmedikçe bir Hz. Ömer yetiştiremez. Çünkü kalbin tedavisi, manevi bir rehberin (mürşidin) gözetiminde mümkündür.
Güzel Ahlak, Aile Huzuru ve İman Gücü
Peygamberlerin temel gönderiliş gayesi güzel ahlakı tamamlamaktır. Eğitim şüphesiz gereklidir; fakat ahlaktan yoksun bir eğitim insanı kontrolsüz bir varlığa dönüştürebilir. Ahlakın olmadığı yerde güvenlik de tesis edilemez.
Aile hayatında karı-koca arasındaki güven ve huzur, ancak ilahi ahlakın benimsenmesiyle mümkündür. Hakiki ahlak, "Allah için olmak ve başkaları için yaşamak" prensibine dayanır. Başkalarının mutluluğu için yaşayan, eşini mutlu etmeyi hedefleyen bireylerin oluşturduğu bir ailede kavga, nefret ve mutsuzluk barınamaz.
İnsanın en büyük korkularından biri ölüm ve belirsizlik korkusudur. Bu korkuları bertaraf edecek tek unsur imandır. İman varsa korku yok olur. Âl-i İmrân Suresi 160. ayette şöyle buyrulmaktadır: "Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenecek yoktur. İşinizi Allah’a havale edip O’na tevekkül ederseniz, sizden daha güçlü kimse olamaz."
Hayatları Değişenlerin Şahitliği: Yaşanmış Tecrübeler
Allah’a ulaşmayı dilemenin ve Kur’an reçetesini uygulamanın insan hayatında oluşturduğu köklü değişimi, bu dileğin sahibi olmuş kişilerin kendi anlatımlarıyla incelemek mümkündür:
1. Uyuşturucu ve Madde Bağımlılığından Kurtulanlar
Eski Bir Boksörün Anlatımı:
"İlkokul son sınıfta hapla, ardından Ukrayna’da eroinle tanıştım. İlk zamanlar hayat eğlenceli geliyordu; uyumadan, yemek yemeden yaşayabileceğimi sanıyordum. Ancak zamanla aynı hazzı alabilmek için dozu artırdım ve kendimi krizler içinde buldum. Eroin almadan uyuyamayan, normal davranamayan biri olmuştum. Hastaneye yattığımda doktorlar 'Sende eroin dışında maddeler de var, tedavisi burada yok' dediler. İnsanlara ve çevreye zarar vermeye başlamıştım. Bir gün 'Ben şeytanın kulu olmuşum' diyerek gözyaşlarıyla Allah’a dua ettim: 'Rabbim beni şeytanın kulluğundan kurtar!'
Kalpten Allah’a ulaşmayı diledikten sonra bakış açım tamamen değişti. 40 gece ağır krizler ve uykusuzluk yaşadım ama bir daha asla o maddeye dönmedim. İntiharı düşünen ben, içimdeki o ilahi yardım sayesinde huzura erdim."
12 Yıllık Madde Bağımlısının Tecrübesi:
"12 yıl boyunca bulduğum her maddeyi kullandım. Ne zaman bırakmak istesem daha da batıyordum. Cezaevine girip çıktım; kalbim hep bir şeylerin eksik olduğunu söylüyordu. Sonunda ellerimi açıp 'Allah’ım beni kurtar' diye dua ettim. Allah’a ulaşmayı dilemeyi öğrendiğimde ve bu dileği kalben ifade ettiğimde dünyam değişti. Adeta ben gittim, yerime başka biri geldi. Bütün geçmişimden tövbe ettim ve yeniden doğmuş gibi oldum."
2. Öfke Kontrolsüzlüğü ve Depresyondan Sıyrılanlar
Şiddet ve Öfke Problemi Yaşayan Bir Annemizin Anlatımı:
"İçimde dinmeyen bir öfke vardı. Her zaman kendimi haklı görmeye çalışır, başaramayınca hırsımı çocuklarımdan çıkarırdım. En ufak olayda krizler yaşar, sonrasında gece vicdan azabıyla ağlardım. Eşimden ayrıldıktan sonra depresyonum derinleşti. Bir gün 3 yaşındaki oğlum yemeği döktü diye onu öldüresiye dövdüm. Vicdan azabından duramıyordum.
Tövbe edip kalpten Allah’a ulaşmayı dilediğim andan itibaren içimdeki nefret sevgiye dönüştü. İlk işim kalbini kırdığım insanlardan, kayınvalidemden ve çocuklarımın babasından özür dilemek oldu. İnsanların bana düşman olmadığını, asıl düşmanın içimdeki nefis olduğunu anladım."
Sigara ve Ruhsal Çöküntüden Kurtulan Bir Diğer Tanık:
"12 yaşında annemi kaybettim ve oluşan boşlukla sigaraya başladım. İlerleyen yıllarda evliliğim bitti, insanlarla bağım koptu. Günde paketlerce sigara içiyor, içimdeki öfkeyi kontrol edemiyordum. Kalpten yapılan o tek bir dilekle hayatıma ilahi bir yardım ulaştı. Niyet ettikten sonra çantamdaki sigara paketini çöpe attım ve bir daha aramadım. Her bağımlılık bir kelepçedir; ben o kelepçeden kurtuldum ve gerçek özgürlüğü tattım."
Sonuç
Tüm bu yaşanmış tecrübeler ve ilahi ayetler açıkça göstermektedir ki; insanoğlunun karşılaştığı tüm ruhsal sıkıntıların, bağımlılıkların, şiddet temayüllerinin ve mutsuzlukların çözümü mevcuttur.
Çözüm; yaratılış fıtratına dönmek, kalpten bir dilekle Allah’a ulaşmayı istemek ve O’nun ilahi reçetesini hayatın her alanında yaşamaktır. Yüce Allah, Kendisine yönelen hiçbir kulu karşılıksız bırakmaz.