Dr. Zufer (Sri Lanka IMC AIC Üniversitesi'nde COO, Kurucu ve Kıdemli Öğretim Görevlisi): ... Yirmi yılı aşkın üniversite öğretim deneyimine sahip olan Zufer, Sri Lanka'nın önde gelen kurumlarında (Colombo Üniversitesi ve Jayewardenepura Üniversitesi dahil) girişimcilik ve yönetim dersleri vermiştir. Ayrıca yayıncılık, dinlerarası diyalog ve etkinlik yönetimi alanlarında faaliyet gösteren İslami bir kuruluş olan Asuna Trust'ın kurucusu ve ortağıdır. Akademik kariyerinin yanı sıra, Dr. Zufer, Sri Lanka Ulusal Müslüman İşleri Görev Gücü üyesidir. Arapça ve İslam çalışmaları alanında eğitim müfredatı geliştirmeye katkıda bulunmakta ve Sri Lanka'daki Sufi Tarikatları Yüksek Konseyi'nin yönetim kurulu üyesidir. Sri Lanka'da ülke çapında düzenlenen önemli İslam konferanslarında açılış konuşmacısı olarak yer aldı ve Sri Lanka'yı uluslararası alanda temsil etti. Bunlar arasında Yale Üniversitesi, Amerika Birleşik Milletleri ve Londra Müzik Festivali (İngiltere) yer alıyor. Kur'an ve hadisler aracılığıyla İslami öğretiler ve günümüz toplumuna yansımaları üzerine çalışmaları vardır. "Bir kutsal kitap neyin iyi, neyin kötü olduğunu söylediğinde bu göz ardı edilir. Ancak modern bir araştırmacı, bir bilim insanı, bir doktor, bir gelecekçi veya ünlü bir fenomen aynı şeyi söylediğinde dünya çılgına döner." İslam kulübü kimin başlattığını daha yakından öğrenelim. Hoş geldiniz Doktor Zufer, buyurun.
Dr. Zufer: Esselamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Çok teşekkür ediyorum Dr. Abdulcabbar Boran'a. Beni buraya davet ettikleri için çok mutluyum, hepinizle beraber olmaktan. Özellikle çeşitli konuşmacılarla bir arada olduğum için çok mutluyum. Manevi anlamda ne iyidir ne kötüdür onu anlamak için, kötü alışkanlıkları anlamak için fizik bedenimizi bilmemiz lazım. İkincisi, manevi durumumuz da çok önemli. Şimdi başlıyoruz. Ben ekranda bir kişiyi gösteriyorum. Bu kişiyle neden bunu seçtiğimi anlatmak istiyorum. İnşallah neden bu insanı seçtiğimi anlatacağım size. Biz çok kötü, aceleci yaşam tarzlarımız var. Biz bunları biliyoruz. Özellikle bir kişiye "Hayatınızda 24 saat yeterli mi?" diye sorarsanız, "Hayır, yeterli değil" diyecek. Bir hafta size yeterli mi dediğinizde "Hayır, yeterli değil" diyecek. Biz öyle bir yaşam tarzı yaşıyoruz ki çalışıyoruz, çalışıyoruz, çalışıyoruz. Fazla çalışıyoruz. Çeşitli bağlılıklarımız var. Çok az ve kötü uyuyoruz. Yaşam tarzımız değişik ve kötü şeyler yiyoruz. "Snake food"lar (hızlı/abur cubur) yiyoruz. Kur'an'da bunlara ne çözüm var? Bu kötü alışkanlıklara ve modern insanlara, influencer'lara, bilim adamlarına, araştırmacılara, gazetecilere bunlarla konuşacağız. Ben bununla başlamak istiyorum: "Saat 5 Kulübü". Bu saat 5 avantajı Robin Sharma tarafından araştırıldı. Bunlar online konuşmacılar, yönetim, dünya yönetimi üzerine konuşuyorlar. Robin Sharma "Saat 5 Kulübü"nü kurdu. Bu bir kitaptır. Size PDF olarak göndereceğim. Seylan (Sinhala) dilinde konuşacağım. Sri Lanka'da konuşulan benim dilim, böyle devam edecek. Bu kitabın başlığı, bu kitabın kapağı bu. Sağlıklı yaşamak istiyorsanız, bedensel olarak, zihinsel olarak, sağlıklı yaşamak istiyorsanız, dünyevi ya da manevi sağlıklı yaşamak istiyorsanız bu kitabı okumanız lazım. Bu 10 15 sene önce yazıldı. Erken kalkmayı anlatıyor. Bu büyük bir olay yarattı dünyada. Dua edenler açısından... Ben kısa bir zaman Türkiye'deydim. İstanbul'daydım. Moskova'daydım. İnsanlarla buluştum. Biliyorum ki bu sabah 5'teki duadan sonra herkes zikir yapıyorlar. Ve zikirden sonra grup olarak salavat getiriyorlar. Bu zaman çok kutsal bir zaman: Sabah saat 5. Ve Kur'an'da bunu söylüyor. Bu zamanın kutsallığını Kur'an-ı Kerim bize bildiriyor. Başkaları uyurken, siz ibadetlere başlamanız lazım. Bu sağlıklı olmanız için çok önemlidir. İnsanlar Allah'ın kelamıyla saat 5'te kalkacaklar. Bakın, cep telefonunuza ne kadar alarmlar var. 15-20 tane telefonunuzda alarm ve bedeninize bakın. Bir sürü insanı karşılaştırın. Sağlıklılar mı değil mi? "Saat 5 Kulübü"nün deseni: Erken kalkacaksınız ve üretici aktivitelere başlayacaksınız. Beyniniz yeni olacak. Sabahleyin bir çelişki yoktur. Her şeyi daha iyi anlarsınız. Bunu değiştirirseniz, bunu 30-40 gün yapın. Bir deneyin. Bir şeyi 21 gün yapabilirseniz bu sizin içinize işler. Ondan sonra göreceksiniz. Mesela, insan sabah 5'te kalkarsa, onda yatması gerekiyor. Bu Robin Sharma konsepti, bu içeriği hazırlayan kişi neden sabah erken kalkmasını anlatıyor? Bu, peygamberimiz tarafından yaşanmış, Sunan İbn Mâce’den rivayet edilmiş: "Allah'ım, benim ümmetimi koru, sabahlayın." demiş. Erken kalkan insanlar az strese katılıyorlar. Bunu biz... temiz olmamız lazım. Fizik temizliğinden öte de yüzümüzü yıkamamız lazım. Abdest almamız lazım. Ellerimizi yıkamamız lazım. Çünkü abdest ritüelleri çok önemlidir. Bunu 5 kere yaparsanız, günde bu çok önemli. Gusül abdesti çok önemli. Cuma günleri mesela çok önemli. Belirli şeyler oluşursa gusül abdesti çok önemli ve temizlenmek için çok önemli. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tahareti (temizliği) de önemini anlatıyor. Temizlik, yani çok önemli, ama en önemli temizlik iç temizlik. Beden de temiz olması lazım ama elimizde olanın, içimizdekinin de temizlenmesi lazım.
Günde beş kere namaz kılmamız lazım. Her zaman insan meşguldür. Doktor olabilirsin, mühendis olabilirsin, avukat olabilirsin, otobüs sürücüsü olabilirsin, öğretmen olabilirsin. Her zaman işin var. Yani biraz kendine geri çekmen lazım, dinlenmen lazım, "cool down" yapman lazım. Yani makine değil de biraz insan gibi dinlenmen lazım. Ve düşün: sen çalışan bir makinesin ve biraz aşağıya inmen lazım. Yani biraz kendini dinlemen lazım. Bu meditasyon basamakları, mesela misal vereyim size. Siz bunu Google'dan yapabilirsiniz, YouTube videosunu araştırabilirsiniz. Google'da, Google ofislerinden, Amerika'da olsun, Singapur olsun, Dubai olsun, Malezya olsun, burada araştırabilirsin. Bir odaya giriyorlar ve istediği yerde meditasyon yapabiliyorlar, uyuyabiliyorlar. Yani rahatlama yapabiliyorlar istedikleri zaman. Öyle odalar var bu ülkelerde. Bu beş kere günde yapılıyor. Neden söylüyorum? Yani koşmayın her gün. Otur. 5 dakika otur. Hiçbir şey düşünme. En fazla 5 dakika otur ve kendine gel. Düşün, yani kendine gel ve biraz düşün. Göreceksin ki o zaman çok dinç olacaksınız. Yani bunu tasarlayın.
Yeni ilimlerde insanlar oruç tutmaktan bahsediyorlar. Açlık iyi mi kötü mü diye düşünüyorlar. Yani aç olmak iyi midir, kötü müdür diye yani... kilo kaybetmek isteyenler, doktorlar tavsiye ediyorlar. Oruç tutmayı, yani "intermittent fasting" diye bir olay tavsiye ediyor doktorlar. 20 sene önce bunu kimse tanımıyordu. Bu 1400 sene önce aralıklı oruçtan bahsediyor. Küçük bir parça içinde yemek yiyeceksin. Büyük bir parça içinde yemek yemeyeceksin. Ya sabah kahvaltısı yapacaksın ya öğlen yemeği yapacaksın. Yani yemek bölümünün zamanı çok az olacak. Yemek yemediğin bölüm çok büyük olacak. Biraz bekleyin. Bakara 183'te diyor ki, 1400 sene önce bu anlatılmış. Allah demiş ki: "İnananlar müminler, oruç sizin üzerinize ve sizin öndekilerin üzerine farz kılındı." Bazen 2, 3 ay oruç tutuyorlarmış. Bazen gerçekten 6 ay oruç tutuyorlarmış. Aynı aralıklı oruç tutma konseptine göre. Ama yediğimiz zaman parçalarına bakarsak ve yemediğimiz zaman parçalarına bakarsak ve çok kuvvetli oluyoruz. Bedenimiz temizleniyor ve zihnimiz temizleniyor. Sri Lanka'da biz 14-15 saat oruç tutuyoruz. Türkiye'de 17 saat oruç tutuyor insanlar, güneşin kalkmasına ve batmasına bağlı.
Şimdi çok kötü bir başlangıç resmi gördünüz. İnsan çok şişmandı. Halife Hz. Osman bin Affan (radıyallahu anh), bu kötü alışkanlıklardan dolayı çok şişman olan insanlara bunun Allah'ın cezası diye söylüyor. Kendisi gidiyor, bir kişi çok büyük bir göbekle gidiyor. Büyük bir göbekli bir insan. Ve halife göbeğini ellemiş. Demiş ki: "Bu ne?" Sormuş: "Ne bu göbek?" diye. O da cevap demiş ki: "Halife, Allah'ın bir nimeti. Allah'ın nimeti demiş. Beni rızıkla nimetlendirdi. Ben de çok yemek yiyorum ve şişmanladım ve çok iyiyim demiş." Onu durdurmuş ve demiş ki: "Yemin ediyorum vallahi, vallahi Allah'ın nimeti değil, Allah'ın cezalandırması senin için" demiş. Allah'ın cezalandırması demiş. Yani Allah'ın refahı değil, Allah'ın nimeti değil, cezalandırması demiş. Büyük bir karnımız varsa yatmamız zor oluyor, uyanmamız zor oluyor, uyumamız zor oluyor. Bu hastalıklara ulaştırıyor bizi ve çeşitli hastalıklara ulaştırıyor bizi. Bazen insanlar geliyorlar, zorluklarla... doktor diyor ki: "Göbeğini eritecek bir şeyler yapabilir misin? Yürüyebilir misin? Biraz az yemek yiyebilir misin? Ve idman yapabilir misin? Ve göbeğin çok büyük ve kalp hastalıkları getiriyor bu büyük şişmanlık. Biraz yürümen lazım. Çok az bir zaman yemek yemen lazım. Biz bedenlerimizi dikkat etmemiz lazım. Bedenlerimizi kutsal tutmamız lazım. Sen sorumlusun. Bedenine dikkat etmezsin. Babalar çocuklarının bedenlerinden sorumludur. Babalar eşlerinin bedenlerinden sorumludur. Yani bunu anlatmaları lazım. Onlara güven vermeleri lazım. Yani bedeniniz çok önemli. Kötülükten iyiye geçmeniz lazım.
Ve yemek yemenin... Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yemek hakkında anlattıklarını: "Bütün karnını doldurma, ağzını doldurma yemek yerken." Bu 1400 sene önce söylenmiş. Doktorlar da size bunu anlatıyorlar. Üçte biri yediğinizin iyidir. Bir üçte birini de suyla doldurun ve midenizin üçte birini de boş bırakın. Yani üçte birini yemekle doldurun. Üçte birini suyla doldurun. Ve üçte birini boş bırakın. Ve ofislerde çok fazla yemek yiyorsunuz. Ondan sonra yatıyorsunuz, uyuyorsunuz. Bu oluyor bu problem. Burada yemek yedikten sonra yemeğe, namaza git. Ondan sonra birçok büyük yemek yersen, yemek yedikten sonra hemen yatıyor insanlar. Ondan sonra deneyin: Çok fazla yemek yemeyin. Biraz az yiyin. Bu yeterli sizin için. Yani bir öğün yeter. İkinci öğüne gerek yok.
Beden kıvamını... Peygamber Efendimiz şunu demiş. Biliyor musunuz? Mustafa ve Peygamber Efendimiz çok az, göbeği varmış. Yani düz göbeği varmış. Çok kuvvetliymiş. Cesurmuş. Cesur insanlar sağlıklı insanlardır. Belirli şeyler yaparlar. Aktivitelerde bulunurlar. Şeyleri yok, göbekleri yok. Ciddi şekilde yürürler. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem demiş ki: "Bir mümin, ikisinde de iyi olduğu zaman Allah katında iyi bir insandır." Yüzmesi lazım, at sürmesi lazım ve bedensel aktivitelerde olması lazım. Bunu yapmazsan ne yapacağız? Çocuklarımızla onlar da yemek yiyecek. Onlar da bizi örnek gösterecekler. Örnek alacaklar. Mesela at süremiyor herkes ama aktivitelere katılmaları lazım.
Biz yediklerimize bir bakalım. Baldan konuşmamız lazım. Bunu binlerce sene kullanabiliriz. Yani ilahi bir yiyecek. Ve Peygamber Efendimiz dedi ki... Mısır'da üçüncüsü, doktorlar tabii ballar tavsiye ediyorlardı. Şeyleri, yaraları iyileştirmek için şifa veriyor. Bal Kur'an'da 16. surede 69. ayette... şeker yemeyen kişiler, bal koyması lazım çayın içine. Ondan sonra onu içmesi lazım. Bu önemli bir şey. Şeker çok tehlikeli bir şey. Şeker yerine bal alın. O zaman problem kalmaz. İslam'da bu anlatılıyor. Her şeyi ölçülü yap, az yap diyor İslam. Şeker iyi mi? Az şeker iyi ama fazla şeker alırsak bizi kötü alışkanlıklar yapıyor. Heroin gibi. Çünkü kokain, heroin bunlar uyuşturucular. Bizim bedenimize çok fazla giren şeylerden uzak durmamız lazım. Bu uyuşturucu tesiri yapıyor bizde. Çok fazla şey kötüdür. Çok fazla bal da kötüdür. Sabah kahvaltı yaparsan çok içecekler için ve meyve suları için, çok fazla meyve suları içerseniz fazla şeker girer bedeninize. İslam diyor ki: Fazlanın her şeyi kötüdür. Haram olduğunu söylüyor. Her şeyin fazlası haram olduğunu söylüyor İslam.
Sri Lanka'da bir kardiyoloji doktoru, Gotabaya Ranasinghe, Sri Lanka haberlerinde çıktı ve Facebook'una yazdı. 7-8 nokta: insanların niye kalp problemleri olduğunu anlattı. Onlar top oynuyorlar, futbol oynuyorlar. Çok sağlıklı gözükmelerine rağmen çok kötü şeyler yiyorlar. Yani yediklerinde çok şekerler var ve çok fazla... yemek hakkında çok ilginç bir öykü anlatacağım size. İmam Müslim'in çok kötü sonucunu anlatacağım size. Herkes dinlesin beni. Birincisi İmam Buhari, hadislerin anlatılan en büyük hadisçi. Buhari Şerif kitabı. İkinci kitap, Buhari'den sonra Sahih-i Müslim kitabı. Onun talebeleri tarafından düzenlenmiş bir kitap. Bu kişi çok büyük bir öğretmen. Bu insan çok buluşmalar yapıyormuş. Sınıfından birisi ona bir soru sormuş ve bu soruya cevabını verememiş. Düşünmüş, düşünmüş, düşünmüş. Hadislerle beraber bir şey hatırlamaya çalış ve referans vermiş. Ansiklopedilerde bulunuyor. Çok kuvvetli İmam Buhari, İmam Müslim'den kitaba bakın ve hatırlayın. Eve gitmiş. Eve bakıp gitmiş, kitapları araştırmış ki "Hangi cevabı verebilirim?" diye. Ve yemekler üzerine bir cevap bulmuş. Bir tanesini yemiş. Ondan sonra öbürünü yemiş. Ertesi günü gitmiş. Çok fazla yemiş ve çok fazla yemek onu ölüme götürmüş. En yüksek kalorileri, en yüksek elementleri... bu noktadan sonra problem olabilir. Belirli bir noktadan sonra yani bunu engellemeniz lazım. Yemenizden fazla yemek yemeye gerek yok.
Neler yapabiliriz? Birincisi: Her sabah, sabah namazına uyanın. İkincisi: Münafıklar için ağır, sabah namaza kalkmaz. Herkes sabah namazına kalkarsa daha sağlıklı. İkincisi bu üçte bir kuralını uygulayın. Üçüncüsü: Hareket edin. Bedeninizi hareket ettirin. Dördüncüsü: Oruç tutun. Sadece Ramazan'da değil, Ramazan dışında da. Bu beş şeyi yaparsanız ben size tavsiye edebilirim. Bu disiplinli olun. Disiplinli olun. Yani anlayın. Ne iyidir ne kötüdür. Allah size yardım edecek. Her kötü alışkanlıktan korunursanız bu sizi mükemmelliğe götürecek. Bu 1400 sene önce Müslümanlar bu prensiplerle yaşamışlar ve modern bilim de bunu söylüyor. Bunlara ihtiyacınız olduğunu ilk adımınızı atın. Etrafındaki olasılıksızları değiştirin ve burada sunuşumu bitirmek istiyorum. Sosyal medyada benimle paylaşabilirsiniz. Bunu görebilirsiniz. Sosyal medyada sayfalarıma gidebilir. Ben size anlatımımı verebilirim. Bu benim 30 dakikalık konuşmamdı. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
Moderatör: Teşekkür ederiz bu güzel anlatımınız için. Doktor Zufer, anlatımınız için teşekkür ediyoruz ve sizin sonuçlarını vereceğiz. Sorular olursa biz size soracağız. Tamam mı? Sizin için.
Dr. Zufer: Evet. Teşekkür ederim.
Moderatör: Bir dahaki konuşmacımız Dr. Abdulcabbar Boran. ABD'de bir İlahiyat Üniversitesi Rektörü ve Almanya'da ZWWA başkanı Doktor Boran, 1952 yılında Mardin'de, Türkiye'de doğdu. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi'nde Fizik bölümünde tamamladıktan sonra, ABD'de de enerji, madde ve hız yasaları üzerine araştırma yaparak doktora derecesini aldı. Akademik kariyerinden önce, Dr. Boran Türkiye Elektrik Kurumu Nükleer Santraller Dairesi'nde 25 yıl mühendis ve kıdemli müdür olarak görev yaptı ve Almanya, Fransa ve Bulgaristan'daki programlarıyla kapsamlı uluslararası deneyim kazandı. Bilimsel geçmişinin yanı sıra, hayatını Kur'an öğretilerinin insanlığı barışa, mutluluğa ve ahlaki mükemmelliğe nasıl yönlendirdiğini araştırmaya adadı. Dr. Boran, dünya çapında 14 dilde Kur'an'dan sevgi ve mutluluk mesajları paylaşan "Evrenin Mutluluk Merkezi" ibrahimlive.com'u kurdu. Dr. Boran, Avrupa, Amerika ve Asya'da çok sayıda uluslararası konferans düzenledi. 9 adet yayınlanmış kitaba imza attı ve dergilerde, gazetelerde ve çeşitli medya kuruluşlarında yer alan akademik makaleler yazdı. Mutluluğa ulaşmak için kötü alışkanlıklardan üstesinden gelmek. Dr. Abdulcabbar'ın doğasını, yani ruh, nefis ve fiziksel beden arasındaki bağlantıyı inceleyerek başlayacak. Gerçek dönüşümün, kişinin içtenlikle Allah'a ulaşmayı ve onun dostu olmayı arzulamasıyla nasıl başladığını açıklayacak. Buyurun Dr. Abdulcabbar Boran, hoş geldiniz.
Dr. Abdulcabbar Boran: Hoş bulduk.
Moderatör: Çok teşekkür ederiz.
Dr. Abdulcabbar Boran: Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Fatiha salavat... Esselamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim. Konuşmacı Doktor Inthikab Zufer kardeşimizle, yine konuşacak olan Dr. Abdul Latif Bin Abd. Razak, Dr. Mufizal Aboobucker kardeşimiz ile Allahu Teala online bir konferansta bizleri bir araya getirdiği için ona sonsuz hamd ve şükürle inşallah sözlerime başlamak istiyorum. Ve konferansımızın hem katılımcılara hem takip edenlere, dinleyenlere mutluluklar getirmesini Rabbimizden, Efendimiz himmetiyle dileyerek konuşmama devam etmek istiyorum.
Evet, konferansımızın konusu: "Kötü alışkanlıklardan kurtularak mutlu insan olmak." İnsanın temel hedefi bu. Allahu Teala biz insanları mutlu olalım diye yaratmıştır. Öncelikle Rabbimizin kutsal kitaplarda bildirdiği Allah'a kul olmak, Allah'a dost olmak ve mutlu olmak. Öyleyse görüyoruz ki Allah'ın bizler için tayin ettiği hedef, mutluluk hedefi Allah'la ilişkinin bir sonucudur. Âdem Aleyhisselam'dan kıyamet gününe kadar dünya hayatını yaşayabilecek bay ve bayan, kim olursa olsun, Allah'la bir ilişki içerisine girmese, dünyevi birtakım başarılar ve zenginlikleri asla kendisini mutlu edemez. İnsanı yaratan Allah'tır. Ve yarattığı mahlukatın içerisinde de Allah'ın en çok sevdiği varlık insandır. En sevdiği varlık olan insan için Allah'ın tayin ettiği hedef mutluluktur. Nitekim bu dünyada Âdem Aleyhisselam'ın zürriyeti, bay ve bayan iki tür insan var. Bir, Allah'ın ayet, emir ve nehiylerine göre hayatı yaşayan, bu dünyada da mutlu yaşayan, ahirette de huzur ve mutluluk yaşanılan cennete gitmek. İki, Allah'tan bir haber, habersiz, emirlere isyan eden, yasaklar işleyen bir hayatı tercih eden, bu dünyada da huzursuz ve mutsuz, ahirette de sonsuz azabı cehennemde geçirmek. İki tercih de insana Allah tarafından sunulmuştur.
Şimdi bu söylediklerimizi zihnimizde yer edebilmesi için, izninizle olursa, kutsal kitaplarda özellikle son şeriat Kur'an-ı Kerim'e göre, Allah'ın mutluluğu muhatabı olan insanı nelerden müteşekkil yaratmış, ona bakalım. Hicr suresinin 26. ayet-i kerimesinde Allah Teala bizi bir fizik bedenle halk etmiş. Bu dünya hayatını yaşayabilmemiz için et ve kemikten oluşan, iç organlarla mücehhez, beş duyu organıyla teçhiz edilmiş, aklın kumandasında çalışan insanın kalıbı. Şems suresinin 7. ayet-i kerimesinde: "Ve nefsin ve mâ sevvâhâ." Biz insanı bir nefse dizayn ettik. Nefsimiz berzah alemine ait. Fizik bedenimiz bu zahiri aleme ait, nefsimiz de berzah alemine ait. Ve nefsimizin manevi kalbinde 19 tane hastalık var: Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, mürailik, fitne ve fesat olmak üzere 19 tane hastalık. İnsanların baş düşmanı olan şeytan da bu 19 hastalığa %100 tesir ediyor. Ve kötülüğün öğretilmesinin muallimi İblis'tir, şeytandır biz insanlara. Çünkü nefsimizin 19 afetine %100 tesir ediyor. Ve Kur'an-ı Kerim'de 7 tane ayet-i kerimede Allah Teala bizi bu şeytana, düşmana karşı uyarıyor. Bu ayetlerin başında: "Şeytanın adımlarına tabi olmayın." Bakara suresinin 208. ayet-i kerimesinde: "Hepiniz teslime girin." Dinimizin adı İslam. İslam, Allah'a teslim olmak. Öyleyse bir, Allah'la ilişki kuran, Allah'ın kesinlikle farz kıldığı dini yaşayan insanlar. Bir de dini yaşamayanlar. İki tür insan bu dünyada yaşıyor. Allahu Teala Nur 21'de: "Ey iman edenler, şeytanın adımlarına tabi olmayın. Kim şeytanın adımlarına tabi olursa şeytan ona fuhşiyatı ve münkeri emreder." İşte bugünkü konferansımızın konusu olan kötü alışkanlıklar şeytanın öğretisidir. Nereden biliyoruz? Maide suresinin 90. ayet-i kerimesinde: Çağımızın vebası olan içki, kumar, fal okları (putlar) ve şirk bunlar şeytanın pis amelidir. İnsanlığın Allah'la olan bağını tamamen kesen bir muhtevayı ifade ediyor.
Şu dünya hayatında, hayatımızda istemediğimiz alışkanlıklar. Bu alışkanlıkların bir süre devamı bizi bağımlılığa götürüyor. Bağımlılıkların belli bir süre devamında bizi tiryakiliğe götürüyor. Tiryakilik ise bizi iptilalara ulaştırıyor. İptila, hayatımızda istemediğimiz kötü alışkanlıkların esiri olmamız demektir. Ve nefsimizin 19 afetinden bir tanesi de iptilalar, kötü alışkanlıklardır.
Öyleyse bugün dünya ayetinde yaşayan kötü alışkanlıkların sahibi olan herkesin bu duruma düşmesinin arkasında Allah'la, Allah'ın emrettiği biçimde bir ilişki kurmaması sebebiyledir. Ama insan sadece fizik bedenden ve nefsten bir ibaret varlık değildir. Allah Teala Secde suresinin 9. ayet-i kerimesinde: "Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî " Biz insana ruhumuzdan üfürdük. Ruh, Allah'ın bizdeki temsilcisidir, emanetidir. Ruhun muhtevasında 19 tane haslet vardır: Sevgi, iman, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekinet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür, ketumiyet, hakikat, faziletler, vefa, ihlas ve tevhit olmak üzere 19 tane haslet.
İşte konferansımızın konusu olan iki ana unsurdan bir tanesi kötü alışkanlıklar. Kötü alışkanlıklardan kurtulmak. Kötü alışkanlıklardan kurtulmak için nefsimizin afetlerinden temizlenmek lazım. Benden önceki konuşmacı kardeşimiz Inthikab Zufer, özellikle iç dünyamızdaki temizliğe işaret etti. %100 katılıyorum. İşte bizim de bu kötü alışkanlıklardan kurtulmamızın odak noktasında nefsin afetlerinden kurtulmak, Kur'an-ı Kerim tabiriyle nefsimizi tezkiye ve tasfiye etmek gerekiyor. Öte yandan konferansımızın ikinci bölümü: Kötü alışkanlıktan kurtularak mutlu insan olmak. Mutlu insan olmanın da odak noktasında Allah'ın zatından bize üfürülen ruhun talebine uymak. Sevgi, iman, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekinnet, itaat, sabır, tevazu... 19 hasletin 19'una uyduğumuz zaman kesinlikle mutluluğu yaşarız.
O zaman gelin beraberce. Neden mutsuzuz? Bu üçlü dizaynı, serbest iradeyi, aklıyla insanı Allah'ın ayetlerine göre tarif ettikten sonra neden insanlar huzursuz ve mutsuz? Başlangıç noktasında nefsimizle ruhumuz arasındaki kavga sebebiyle huzursuzuz. Resulullah'ın tabiriyle sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: "Cehennem nefsin sevdiği şeylerle çevriliyor." Öyleyse bu dünyada yaşadığımız sıkıntıların hepsinin arkasında nefsimizin afetlerine uymamız var. Ahirette de bunun sonucunda kaybettiğimiz derecelerin kazandığımız dereceden fazla olması hasebiyle sonsuz hayatı cehennemde geçiriyoruz. Ama cennet de nefsin sevmediği şeylerle çevriliyor. O zaman nefs neyi istemiyor? Nefs muhtevasında 19 afet var. Şeytan da bu afetlere tesir etmek suretiyle devamlı bize şer işlettiriyor, günah işlettiriyor, seyyiat işlettiriyor. Ama eğer biz Allah'ın emrine uyarak... ki Nebiler Sultanı Peygamber Efendimizin beş görevinden bahsetmek mümkün. Bakara suresinin 151. ayet-i kerimesinde birinci görevi: "O size ayetleri tilavet ediyor." Ayetlerin tilaveti, Allah'ın kanunlarını bize öğretiyor. "O sizin nefsinizi tezkiye ediyor." Nefs tezkiyesi, tarikata girmek, nefsimizin manevi kalbinin bu afetlerden temizlenmesini ifade ediyor. "Size kitabı öğretiyor." Kitabın, Kur'an-ı Kerim'in sadece bir lafzi manası değil, yedi ruhu da var. Bunu hangi ayete dayanarak söylüyorum? Hicr suresinin 87. ayet-i kerimesi. Hicr 87'de Allah ne diyor? "Kuran-ı azim. Andolsun sana ikinciden yediliyi yedili olarak" yani Kur'an-ı Kerim'in bir lafzı, manası ve yedi ruhu var. İşte bu yedi ruhundan dördü kitabın öğretilmesiyle biz kendimize mal ediyoruz. Dördüncü görevi: "Hikmetin öğretilmesi." Hikmetin öğretilmesi Resulullah'a ait olan sırları ifade ediyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadis-i şerifinde şöyle: "Benim sözlerim şeriat." Ayetlerin tilaveti birinci görev. "Benim fiillerim tarikat." Nefs tezkiyesi ve tasfiyesi. "Benim davranışlarım marifet ve benim sırlarım da hakikati içeriyor." Hikmeti içeriyor. Öyleyse 23 senelik kısa bir zaman dilimi içerisinde kötü alışkanlıkların en zirvesinde yaşayan bir Arap toplumunu 23 senede Allah'ın yardımıyla değiştirmek suretiyle onları asr-ı saadete ulaştırdı. Resulullah'tan evvelki dönemin adı cahiliye dönemi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize sahabenin yaşadığı hayatın adı da asr-ı saadet. Saadet dönemi o kadar. Demek ki o zaman Rabbimizin bize sunduğu bir mutluluk reçetesi var. Kur'an, mucize-i baki Kur'an. Kur'an şu dünya üzerinde yaşayan 8 milyar insanı için bir mutluluk davetiyesidir. Kur'an 8 milyar insan için bir mutluluk reçetesidir. Ve Kur'an 8 milyar insan için bir mutluluk garantisidir. Mutluluk davetiyesidir. Daveti yapan Rabbimiz, son resulüyle Kur'an'ı indirmiş ve bütün bu uymamız gereken mutluluk kanunlarının hepsini ayet ve ayet Kur'an-ı Kerim'e yerleştirmiş.
Ama reçete dendiği zaman mutlaka bir doktordan almak lazım. İşte bütün peygamberler nefs hastalıklarının doktorudur. Ama her devirde Allah'ın peygamberi yoktur. Olduğu dönemlerde de sadece bir tek kişi var. Tüm insanların ona ulaşması fiziki açıdan mümkün değil. Rabbimiz bu konuda da insana şefkatini göstermiş ve hangi kavimdeki yaşasa yaşasın mutlaka onların diliyle konuşan bir resulünü mutlaka göndermiştir. Göndermeye de devam ediyor. İşte Kur'an-ı Kerim'in Mu’minun suresinin 44. ayet-i kerimesi bize bu sualin cevabını veriyor. 44. ayet-i kerimede Allah Teala: "Biz resullerimizi art arda gönderiyoruz." yaptığımız zaman bakıyoruz ki Allahu Teala mutluluk davetiyesi, reçetesi ve garantisi olan Kur'an-ı Kerim'i göndermekle kalmamış. Bu kitapları bize öğretecek ve hayatımıza tatbik edecek olan resulleri de garanti etmiştir. İşte onun için söylüyorum: davetiye ve reçete. Reçeteyi bize birisinin verebilmesi için mutlaka Allah'ın tayin ettiği bir mürşit vasıtasıyla mümkündür. Bunun örnekleri çok, dini hayatımızdan Mevlâna’yı, Yunus Emre'yi, Sahabeyi, Hacı Bektaş Veli'yi ve daha binlerce Allah'ın dostunu gösterebilirim. Bunlar Kur'an-ı Kerim'i Resulullah'ın sahabeye öğrettiği biçimde öğrenmişler ve yaşamışlar. Mürşit, öğretmenden farklı bir görevin sahibidir. Öğretmen öğretir ama mürşit sadece öğretmekle kalmaz, aynı zamanda yaşatır.
Öyleyse her şeyden evvel, Allah Teala'nın en sevdiği varlık olan insanın Allah'la ilişkisini kurarken evvela rabbani ilmi öğrenmesi lazım. Mutluluk, rabbani ilmin öğrenilmesi, yaşanması ve öğretilmesiyle elde edilen bir hayat tarzıdır. Tekrar ediyorum: Dünyevi ilimlerle hiç kimse mutlu olamaz. Dünyevi ilimlerle kişi makam sahibi olabilir. Kişi çok zengin olabilir. Kişi çok başarılar sahibi olabilir. Olur da olur. Ama bunlar kişiye mutluluk getirmez. İnsan hayatında mutluluğun elif-ba’sı, mutlaka rabbani ilmin öğrenilmesi, yaşanması ve öğretilmesiyle gerçekleşir.
İşte o zaman Nebiler Sultanı Peygamber Efendimizin Bakara 151'deki görevine dikkatle bakalım. Sahabeye, yani kötü alışkanlıkların sahibi olan başlangıç sahabesine... Neydi kötü alışkanlıklar? Kız çocukları diri diri gömülüyordu. Neydi kötü alışkanlıklar? Fıçılarla içki içiliyordu. Neydi kötü alışkanlıklar? Alabildiğine kan davaları vardı. Neydi? Yüzlerce sayabileceğimiz kötü alışkanlıkların sahibi olan bir toplumu hidayet güneşi Bila Sultanı Peygamber Efendimizin Allah tarafından onlara tayiniyle 23 senede ondan kurtularak asr-ı saadete ulaştılar. Bugün de 8 milyar insan anında sahabe gibi olabilir mi? %100. Evet. Bu kadar eminim konuşmamın arkasında. Neden böyle bir durum? Çünkü Allah bunu bize garanti etmiştir. Allah Teala en sevdiği varlık olan insanı başı boş bırakmamıştır. Sadece kendisinden biz insanlardan kendi kanunlarına uymamızı istiyor. Emir ve nehiylere uymamızı istiyor. Ama bizimle Allah arasına giren bir düşman var. O şeytan. İblis. Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de: "Ben ona ruhumdan üfürdüğüm zaman ona secde edin." Öyleyse Allahu Teala'nın zatından bizlere ruh üfürmesi, Rabbimizin insanı mutlu kılmak istemesinin %100 işaretidir. Ama araya giren İblis, şeytan. "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın." diyerek Rabbimizin emrine isyan etmesi de İblis'in Allah'ın mutlu olmak istediği varlığın yoluna oturarak onu mutsuz ve huzursuz kılmak istemesinin de işaretidir.
Öyleyse mutlu olmak ve mutsuz olmak mücadelesi insanlık tarihi ile başlıyor. Kolay olan nedir? Kolay olan mutlu olmaktır. Zor olan nedir? Zor olan mutsuz olmaktır. Neden kolay olan mutlu olmaktır? Çünkü siz Allah'ın kanunlarını öğrenmeniz halinde İblis de bir mahluktur. Yaratılmıştır. Onu yaratan Allah'tır. Ona verdiği müsaade bellidir. İblis her şeyden evvel bir cindir. Ama biz insanız. Cinlerde olmayan ne? Cinlerde olmayan Allah'ın ruhu. Ama biz insanlarda Allah'ın ruhu var. Allah'ın bir emaneti. Öyleyse serbest irade sahibi insan, iradesini Allah'ın emrettiği biçimde kullanması halinde %100 mutlu olabilir. Çok kolay, çok basit. Ve herkes de hayatında fıtratının gereği olarak... Allah insanı öyle yaratmış. Herkes hayatında fıtratının gereği olarak mutluluğu, huzuru arıyor. Bugün kötü alışkanlıkların sahibi olan insanlarla da konuşursanız, neden içki içiyorsun derseniz onlara: "Felekten bir küçük çalıyoruz. Kafayı bulalım ki mutlu olalım." Neden madde kullanıyorsun? Mutluluğu orada arıyor. Neden kötü alışkanlık sahibisin? "Ben" diyor, "onlarla hemhalim" diyor. Yani kısacası bu kötü alışkanlıkların sahibi olan insanlar gerçeği bilmedikleri için mutluluğu, huzuru yanlış adreste arayanlardır.
Öyleyse bize düşen görev ne? Biz diyoruz ki kâinatın mutluluk merkezi burası. Bize düşen, Allah'ın öğretisiyle onları kesinlikle mutlu etmek. Nasıl? Tek bir dilek. Tek bir dilek. Çünkü Nebiler Sultanı Peygamber Efendimizin hadis-i şerifi şöyle: "Allah insanın soyuna bakmaz." Fizik beden itibariyle malına bakmaz. Fizik beden itibariyle şekline bakmaz. Fiziki itibariyle Allahu Teala insanın fizik bedeniyle değil, devamlı olarak kalpteki niyetine ve kalpteki ameline bakıyor. Öyleyse Allah'ın bizden mutlu olmak meyanında istediği şey, nefsimizin manevi kalbini temizlemek ve faziletlerle doldurmak. Bu zor mu kolay mı? Kolay. Çok kolay.
Şimdi gelelim beraberce başlangıç noktasında Allah'ın kanunlarını bilmeyen, cehalet içinde olan insanlar neden huzursuz ve mutsuz? Bir, nefsle ruh arasındaki kavga sebebiyle huzursuz ve mutsuz. Ona bakalım inşallah. Nefste 19 tane afet var. Ruhta 19 tane haslet var. Nefs Allah'ın bütün emirlerine isyan, yasak olan fiilleri işleyen bir yapıda. Ruh da 19 tane haslet var. Allah'ın bütün emirlerine itaat, yasak olan fiilleri işlememek var. İkisi de dediğinden vazgeçmiyor. Ama Allah Teala yaratılışta ruhu amir, nefsi memur olarak tayin etmiş. Öyleyse değişmesi gereken, Rabbimizin kanunlarına göre değişmesi gereken ruh değil, nefstir. İşte Tin suresinin 4 ve 5. ayet-i kerimesinde: "Biz bir zaman dilimi içinde dünya hayatında nefsin ahsene ulaşması için onu yarattık. Ama sonra onu esfeline reddettik." İşte esfeli safilindeki bir nefs, 19 afetin sahibi, şeytanın da tesiriyle devamlı olarak Allah'ın emrine isyan, yasak olan fiili işliyor. Ama Allah Teala da ruhu, Allah'ın emrine itaat, yasak olan fiilleri işlememesi için göndermiş. Ve iç dünyamızda ikisi kavga ediyor. İçinde kavgayı yaşayan kişinin sosyal hayatta başka insanlarla ilişkisinde yine kavga var. Bakın, kendisi devamlı etrafındaki insanlarla nefsin tesirinde kavga ediyor. Allah'la ilişkileri ne yazık ki Allah'ın emrettiği biçimde değil. Allah'ın emirlerine itaat etmiyor. Yasak olan fiiller işlemiyor... işliyor. Allah Teala ne istemiş bize hedef olarak? Ruhunuzu bana teslim edin. Allah Teala ne istemiş? Fizik vücudunuzu bana teslim edin. Allahu Teala ne istemiş? Nefsinizi bana teslim edin. Allahu Teala ne istemiş? İradenizi... Yani Allah bu dünya hayatını yaşarken kendisine %100 teslim-i küllî ile teslim olmamızı istiyor. Ruhun Allah'a teslimi, ruhumuzun bizden ayrılarak sırat-ı müstakim üzerinden seyr-ü sülûkla Allah'a ulaşıp Allah'ın zatına yok olması. Fizik vücudunun Allah'a teslimi, nefsimizin manevi kalbinde 18 saat zikirle kalbimizin %81'ini nurla doldurmak. Nefsimizin Allah'a teslimi, nefsimizin manevi kalbindeki afetleri %100 temizlemek, %100 faziletlerin sahibi olmak. Öyleyse mutlu olmanın reçetesini Allah Teala davetiyede bulunuyor. Reçeteyi bize sunmuş ve bize düşen Allah'ın tayin ettiği doktorla bunu hayatımıza tatbik etmek.
Öyleyse mutlu olmak isteyen herkes rabbani ilim olan Kur'an'ı öğrenecek, yaşayacak ve öğretecek. İşte bu üçlü formül ile %100 bu dünyada mutluluğu yaşayabilir. Sahabe gibi asr-ı saadete ulaşabilir ve kesinlikle hedefine de ulaşabilir.
Şimdi bunun için Allah bizden ne istiyor? Bunun için söylemiştim. Kötü alışkanlıkların membaı, merkezi nefsimizdir. Nefsimizin manevi kalbindeki 19 afet. Bunlardan kurtulmak için ruhun talebine uymamız lazım. Kötü alışkanlıklar nefsimizin eseridir. Mutlu olmak da ruhumuzun talebidir. Öyleyse Rabbimiz bizi kendi zatına davet ediyor. İşte 7 tane ayet-i kerime. "Bana ulaşmayı dileyin" diyor. 7 ayet-i kerime. "Bana ulaşmayı dileyin." Allah'ın bütün insanlar için tayin ettiği hedef Allah'a ulaşmayı dilemek. 7 ayette ulaşmayı dilemeyenlerin kötü alışkanlıkların sahibi olduğunu Kur'an yüzlerce ayette bize söylüyor. 7 ayette ulaşmayı dilemeyenler... Çünkü ulaşmayı dilemeyenlerin hepsi Allahu Teala onları dalalette bırakıyor. Ve dalalette olanların hepsi mürşide tabi değiller. 10 ayet gereğince mürşidine tabi olmayan dalalettedir ve bir grup ayet gereğince gideceği yer cehennem. Öyleyse cehennem hayatını yaşayabilecek olan insanların bu dünyada mutluluğu yaşaması, kendisini kötü alışkanlıktan kurtarması imkânsız. Ama şimdi gelelim. 7 ayette de Allah Teala zatını hedef gösteriyor ve bizim kendisine ulaşmayı dilememizi istiyor, emrediyor Rabbimiz. Ve bu ulaşmayı dilemek babından da insanların %90'ından fazlasını seçiyor. Ve ayetlerde diyor ki: "Kim bana ulaşmayı dilerse ben onu mutlaka mürşidine ulaştırırım." Mürşit dediğimiz kalp hastalıklarının doktoru. Al-i İmran 31, Al-i İmran 164, Meryem 43, Yasin 21, Mumin 38, Zuhruf 61, Cuma 2. Bu ayetler mutluluk reçetesini kimden almamız gerektiğini Allahu Teala beyan ediyor. "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun." Kim söylemiş? Nebiler Sultanı Peygamber Efendimize: "Eğer Allah'ı seviyorsanız tabi olun Resulünüze." "Eğer Allah'ı seviyorsanız babacım İbrahim Aleyhisselam: "Bana tabi ol" diyor İbrahim Aleyhisselam. Yasin 21'de: "Sizden ücret istemeyen hidayetçilere tabi olun." Mumin 38'de: "Bana tabi olun ki sizi irşat yoluna ulaştırayım." Cuma 2'de... Aynen. Öyleyse her halükârda mutlu olmanın birinci safhası rabbani ilmi öğrenmek. Bu bir dilektir. İkinci safhasında mutlaka mürşide tabi olmak suretiyle yaşamaktır. Öğrenmek bir dilektir. Yaşamak da mürşide tabiiyettir. Çünkü Allah Resulü de buyuruyor: "Benim sözlerim şeriat ama fiillerim tarikat." İşte o sözlerinin kanunlarını yaşayabilmek için mutlaka reçeteyi doktorumuzdan almak durumundayız. Alırsak ne olur? Bakın alırsak ne olur?
O zikirli slaytımızı gösterelim. Mürşidimize tabi olduğumuz zaman Allah Teala bizi yedi kalp şartının, yedi nimetin sahibi kılar. Ve yedi kalp şartının, yedi nimetin sahibi olan kişi, ibadetlerin sultanı zikir... Evet. Resulullah'ın sünnetine uyarak beş vakit farz, iki de sünnet, yedi vakit namaz kılarız. Resulullah'ın sünnetine uyarak her Ramazan ayında oruç ama aynı zamanda her Perşembe ve bazıları için de pazartesi ilaveten oruç. Resulullah'ın sünnetine uyarak her zaman zekat ama %2,5 zekat, %2,5 birr toplam %5. Resulullah'ın sünnetine uyarak hac imkan dahilinde olan insanlara umre. Yani kısacası Resulullah'ın sünnetine uygun olarak Kur'an'daki İslam'ı, ibadetleriyle yaşarız. Ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadislerine baktığımız zaman bütün bu ibadetlerin içerisinde en kıymetlisi olan zikirdir. İşte şimdi hadis-i şerifte size ibadetlerin en iyisini, en temizini, en fazla derecenizi yükselten, altın ve gümüş infakından daha kıymetli, şehit olmaktan daha muteber bir ibadet söyleyeyim mi? "Buyurun" diyor. O, Allah'a zikretmektir. Öyleyse Allah için yapılan ibadetlerin en zirvesinde zikir vardır. Neden zikir? Çünkü nefsimizin manevi kalbindeki afetleri, hastalıkları tamamen temizleyen yegâne vasıta zikir. Zikirden başka bu afetleri kalbimizden söküp atmak, Allah'ın katındaki faziletleri yerleştirmek mümkün değil.
Şimdi olay buysa, mürşidimize tabi olduk. Yedi kalp şartının sahibiyiz. Doktor bize ilacı verdi, reçete. Ve şimdi başlıyoruz. Bakın hedefle: hedef bu afetleri temizlemek. 15.000 zikirle nefsimizin manevi kalbi %7 nurlanıyor. 17.000 zikirle %7 daha. 21.000 zikirle %7 daha. Ve dikkat edin: 15.000 zikirle nefsimizin manevi kalbindeki %7 nur ruhumuzun da birinci gök katına 17.000 zikirle nefs-i levvame, ruhumuz ikinci gök katına 19.000 zikirle nefs-i mülheme, ruhumuz 3. gök katına 21.000 zikirle nefs-i mutmainne, ruhumuz 4. gök katına 23.000 zikirle nefs-i raziye, ruhumuz 5. gök katına 25.000 zikir, nefs-i marziye, ruhumuz 6. gök katına ve 33.000 zikirle nefs-i tezkiye, ruhumuz 7. gök katına ulaşır.
Neydi? Rabbimizden zatından bize ruhu üfürmüştü. Bir emanetti bizde. Ve bu emaneti hayattayken Allahu Teala geri istiyor ve bunun da bir dilek olduğunu bize söylüyor. Başında Allah'a ulaşmayı dilememiz. Bunu yapan da Rabbimiz. "Siz" diyor "dileyin" (Şura 13 ve Rad 27’de) "Ben sizin ruhunuzu kendime ulaştıracağım." Öyleyse ulaşmayı dilediğimiz zaman 7 Furkan'ı ulaşmayı dilediğimiz zaman 12 tane ihsanı insanla bizi mürşide ulaştırmayı ulaşmayı dilediğimiz zaman 7 tane tezkiye kademesini ulaşmayı dilediğimiz zaman ruhumuzun 7 tane gök katı yükselerek ruhumuzu Allah'ın kendisine ulaştırmasını hepsini hepsini hepsini Allah yardımıyla yapıyor ve sanki biz yapmışız gibi de bizi müjdeliyor. Neyle? Üç tane cennet dünya saadetinin yarısıyla
Şimdi bu bahsettiğim yedi kademedeki nefs tezkiyesi ve ruhun Allah'ın zatına ulaşmasını toplam olarak bir bütün olarak hangi ayette Allah açıklıyor? Fecr 27, 28, 29 ve 30. "Ey mutmain olan nefs!" Şimdi o tezkiye kademelerine dönelim. Emmariye'yi geçiyoruz 15.000 zikirle. Levvame'yi geçiyoruz 17.000 zikirle. Mülheme'yi geçiyoruz 19.000 zikirlerle... slaytımızı gösteren... ve 21.000 zikirle ne yapıyoruz? Mutmain kademesine ulaşıyoruz. "Ey mutmain olan nefs!" Ve Allahu Teala Fecr suresinde: "Ey mutmain olan nefse" de hitap ediyor. Şimdi sen rabbinden razı... 23.000 zikir, nefs-i raziye 23.000 zikir. Ruhumuz bir gök katında... 23.000 zikre işaret edelim. "Rabbin de senden razı olsun." Marziye 25.000 zikir. "Radiyeten mardiyye". "Fedhulî fî ibâdî." 33.000 zikir. "Kullarımın arasına gir ve nefsini tezkiye et ve bu şekilde Allah'a kul ol." Ve böylece üç tane cennet dünyası ahiretin yarısını Allahu Teala herkese hibe ediyor, bedava veriyor. Evet, bedava veriyor.
Şimdi mutluluk deyince söylemiştim. Allah'la ilişkilerin bir sonucudur. Şimdi resmimize bakalım. Neydi mutsuzluk? İnsanın iç dünyasında nefsle ruhun kavgası sebebiyle huzursuz ve mutsuzluk. İnsanın dış dünyasında başka insanlarla olan kavgamız sebebiyle huzursuz ve mutsuzuz. Allah'la ilişkilerimizde Allah'ın emirlerine isyan, yasak olan fiilleri işlememiz sebebiyle huzursuz ve mutsuzuz. Ama şimdi mutluluk: üç alemde... o slaytımızı gösterecek olursak, üç alemde kavganın tamamen bittiği, sulh ve sükuna ulaşmamız noktasında hedefe ulaşabiliyoruz. Evet. Şu anda mutluluk... Mutluluğun şartı var. Bir iç alemimizde, bir dış alemimizde, bir de Allah'la ilişkilerimizde. İç alemimizde tamamen ne durumdayız? Nefsle ruh arasındaki kavga tamamen bitiyor. İç alemimizde mutluluk. Dış alemimizde mutluluk: Başka insanlarla kavgamız bitiyor. Allah'la ilişkilerimizdeki mutluluk: Allah'ın bütün emirlerine itaat, yasak olan fiillerin işlenmemesiyle ve mutluluğun olabilmesi için daimi olması lazım. Kesintili birtakım zevklerin yaşanması mutluluk değil. Mutluluk bir uyum halidir, denge halidir. İşte nefsle ruh arasındaki kavga, nefsin ikinci bir ruh olmasıyla, 19 afetin temizlenmesiyle gerçekleşiyor. Sosyal hayatta bir insanın diğer insanlarla ilişkisi, nefsin manevi kalbinde afetler olmadığı için kimseyle kişinin kavgası yoktur. O zaman Allah Teala Allah'ın bütün emirlerine itaat eden, yasak olan fiilleri işlemeyen bu kişiyi ne yapıyor? Kesinlikle hedefine bu şekilde ulaştırıyor. Allah'la ilişkiler mutluluk.
Şimdi üç şart: İç dünyamızda kavganın bitmesi, dış dünyamızda kavganın bitmesi, Allah'la ilişkimizde kavganın bitmesi. Yani mutluluk iç dünyamızda nefse, ruhun beraberce yaşayacağı, talep istikametinde mutluluk. Dış dünyamızda başka insanlarla ilişkimizde affederek, onları mutlu ederek bir hayatın yaşanması. Allah'la ilişkilerimizde Allah'ın bütün emirlerine itaat, yasak olan fiillerin işlenmemesiyle kesinlikle gerçekleşir. Bütün insanlar için bu sadece bir dilektir. Bu dilek kişinin kalpten Allah'a ulaşmayı dilemesidir. Allah Teala'nın kişinin kalbindeki bu talebi görüyor, biliyor ve işitiyor. Bu talebi, inancı, cinsi, yaşı, mesleği ne olursa olsun, bu talep kimin kalbinde varsa Allahu Teala mutlaka onun ruhunu kendisine ulaştırıyor. Ve onun bir ifadesi olarak Kur'an-ı Kerim'de 7 ayet-i kerimede, inanç grubu ne olursa olsun, kalben ulaşmayı dileyenin Allah'ın katında ücretinin var olduğunu Rabbimiz beyan ediyor. Ehli kitabın yedi safha yaşaması... Özellikle ehli kitap dediğimiz, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz zamanında da hangi inanç grubunda olursa olsun onların da bu yedi safhayı yaşayarak en zirve noktada mutlulukları yaşadığını Allahu Teala bize söylüyor. Ehli kitabın yedi safha yaşaması... Şimdi bakın Hac 17'de... İnançları ne olursa olsun, Allah Teala buyuruyor ki: "Ulaşmayı dileyenler için cennet, dilemeyenler için kesin cehennem vardır." Fetih 29'da... Resulullah sallallahu... birlikte cariye... döneminden kurtularak reçeteyi Allah Resulü'nden alan insanların çok kısa süre içerisinde asr-ı saadete ulaştıklarını beyan ediyor. Maide 69'da ister Mümin olsun, ister Yahudi, ister Sabii, ister Nasrani, kim olursa olsun, Allah'a ve iman eden, kalben ulaşmayı dileyenlerin nefslerini ıslah etmeleri halinde Allah'ın katında onlar için korku yoktur. Onlar mahzun olmazlar. Onlar mutlaka bu dünyada da mutlu olacaklardır, ahirette de. Bakara 62 aynı şeyi söylüyor. Al-i İmran 199. Öyleyse bu ayetlerin hepsinde bize bir hakikati bildiriyor: Evrensel din. Babamız İbrahim'in hanif dini, Arapça diye İslam. İslam ezeli ve ebedi Allah'ın tek dini. 7 safha, 4 teslimden oluşuyor ve 23 sene içerisinde Resulullah'tan Kur'an'ı öğrenen bir birinci safha itibariyle Allah'a ulaşmayı dileyen hemen... o slaytımızı gösterelim. Birinci safha itibariyle sahabelerin hepsi Zümer 17'ye göre Allah'a ulaşmayı dilediler. Dileyen şeytana kul olmaktan kurtuluyor, Allah'ın kulu oluyor. Allah'ın kulu olan insanlar için güzel ahlak vardır. Ulaşmayı dilemeyenler için, şeytana kul olanlarla devam edenler için kötü alışkanlıklar vardır. İkinci safha: Mutlaka reçeteyi Allah'ın tayin ettiği doktordan, mürşitten almak, tövbe etmek lazım. Hayatımızda Allah yeni bir temiz sayfa açıyor. O güne kadar işlediğimiz bütün günahları sevaba çeviriyor. Ve arkasından hedef olarak nefs tezkiyesiyle ruhumuzun Allah'a teslim olmasını istiyor. Bu %51'lik kalbimizin nurlanmasıdır. Fizik vücudumuzun Allah'a teslimini istiyor. Al-i İmran...'ye göre %81 nurlanmasıdır. Nefsimizin Allah'a teslimini istiyor. Daimi zikirle bu nefsimizin %100 nurlanmasıdır ve irşada, ihlasa ulaşmamızı istiyor ki Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz hadisinde: "Şüphesiz ki Allah bu dini nefsinizi ihlasa ulaştırmak için var etti." İşte ihlasa ulaşanların hepsinin nefsin manevi kalbindeki afetleri temizlediği, yerine 19 fazilet yerleştirdiği bir durumu ifade ediyor. O slaytımızı da gösterebilirsek inşallah. Yani evvelden %100 nefsimizin manevi kalbinde afetler varken, ihlasa ulaştığı zaman evet, şu anda 19 tane afetin yerine 19 fazilet gelmiş, yerleşmiş. Bunlar Allah'ın katından geldi. Tekrar yanına... o slaytımızı özellikle zikrettiğimiz zaman, Allah'ın katından gelen rahmet, fazıl ve salavatı da gösterebilirsek nasıl temizlendiğini de görelim inşallah. Ve bunların hepsini o afetleri kalbimizden söküp atıyoruz. Evet. Bakın biz zikrediyoruz. Rahmet, fazıl, salavat geliyor. Göğsümüze geliyor. Açılan yolunu takip ediyor ve kalbimize giriyor. Zikrediyoruz. Bakın bu afetler de azalıyor. Öyleyse zikirle nefsimizin manevi kalbindeki afetlerin azalması, nurların çoğalması, sonuçta daimi zikirle afetlerin tamamen temizlenmesi, nefsimizin manevi kalbinde Allah'ın katından gelen 19 faziletin yerleşmesini ifade ediyor. O zaman böyle bir insan bu dünyada da, ahirette de sonsuz mutluluklar yaşar mı? İşte sahabenin Allahu Teala'nın 23 senede onlara Kur'an-ı Kerim'i evvela öğrenmeleri, yaşamaları ve öğretme noktasında gelmeleriyle %100 mutluluğu yaşadığını görebiliyoruz. Asr-ı saadette... Günümüz insanı da bu reçeteyi tatbik ederse mutlaka huzura, mutluluğa ulaşır.
Evet, şimdi sonuç... konuşmamızın sonuna geldik. Belki zamanınızı çok fazla aldım, af diliyorum. Ama şu dünyada, şu an dünya üzerinden 8 milyar insan var. Hepsinin aradığı huzur ve mutluluk ama %90'ı yanlış adreste arıyor. Biz diyoruz ki: Bizi yoktan var eden Rabbimiz Allah, üç asıl ve üç karşı olmak üzere altı tane alem yaratmış. Altı alemin birisi zahiri alem, diğeri karşı zahiri alem. Gayb alemi, karşıt gayb alemi. Emr alemi, karşıt emr alemi. Altı alemin altının da sakinleri var. Zahiri alemde biz insanlar yaşıyoruz. Fizik bedenimiz. Berzah aleminde nefsimiz ve emr aleminde ruhumuz. Öyleyse insan şu kainatta ilahi bir varlık. Üç alemde de var olabilen, insandan başka bir varlık yok. Onun için Rabbimiz insanı yeryüzünün halifesidir diyor. Halife olabilmek, Allah'ın emirlerine %100 olmaktan geçer. Eğer siz de halife olmak üzere bir gayretin sahibi olursanız, o yolu izlerseniz, irşat yolunu çok kısa süre içerisinde sahabe gibi asr-ı hidayet dizaynı içerisinde sonsuz mutluluklar yaşarsınız.
Evet, kardeşlerimizin katılımıyla gerçekleşen bu konferansta sözlerim burada tamamlanıyor. Sualler varsa sonradan da cevaplandırabilirim. Ama mutlu olmak herkes için çok kolay bir dilek. Bu dileğin, kalpten Allah'a ulaşmayı dilemek, herkesin kalpten ulaşmayı dilemesi, hacet namazıyla Allah'ın kendisine gösterdiği mürşide tabi olarak reçeteyi ondan alıp hayatına tatbik etmesi, zikirle, çok zikirle ve daimi zikirle sahabe gibi sonsuz mutlulukları yaşamasını Rabbimizden, Efendimiz himmetiyle dileyerek sözlerimi tamamlıyorum. Allah hepinizden razı olsun. Esselamünü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.