Sevgi, Zikir ve Hizmet: Bir Bayram Buluşmasının Işığında İnsanlık İdeali
Giriş: Bayramın Manası ve Kalpten Kalbe Bir Yol
Bayramlar, Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği, sevginin ve beraberliğin zirveye ulaştığı müstesna zamanlardır. Bir Kurban Bayramı sabahında, kardeşlerimizle bir araya gelmenin, kalplerimizi Allah yolunda birleştirmenin huzuru içindeyiz. Bu beraberlik, bizlerin birbirine duyduğu sevginin, Allah’a olan bağlılığımızın bir nişanesidir. Rabbimiz bizleri, "Beni seviyor musunuz?" diye davet ediyor; biz de O'nun sevdiklerini sevmeyi, birbirimize şefkatle yaklaşmayı öğreniyoruz. Bugün burada paylaşılan anılar, tebliğler ve sorular, aslında hepimizin ortak bir hakikatte buluştuğunu gösteriyor: Allah’ı sevmek ve O'nun yolunda hizmet etmek.
Zikir ve Allah’a Güvenin Anahtarı
İnsanoğlunun dünya hayatında yaşadığı tüm sıkıntıların, huzursuzlukların ve mutsuzlukların altında tek bir temel sebep yatar: Cehalet. Ancak bu, okulla veya dünyevi ilimlerle ilgili bir cehalet değildir; bu, Allah’ın dinine, O'nun kanunlarına ve kalbin işleyişine karşı bir gaflettir. İnsan, neye sahip olursa olsun, eğer Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa ve kalbini O'nun nurlarına açmıyorsa, sıkıntıdan kurtulamaz.
İnşirah Suresi’nde Rabbimiz, "Senin göğsünü şerh etmedik mi?" buyurur. Göğsün şerh edilmesi, nurlaşması ve ferahlaması, ancak zikirle mümkündür. Zikir, Allah’ın katından nurların kalbe yağmasıdır. Her ne derdiniz varsa, her ne sıkıntınız varsa, bunların dermanı Allah katındaki o nurlardadır. "Allah" dedikçe, o manevi çeşme kalbinize akar ve siz o nurla kainata, insanlara sevgi teleskobuyla bakmaya başlarsınız. O zaman görürsünüz ki, aslında her şey çok güzeldir.
"Arabayı Çekenler" ve Hizmetin Sorumluluğu
Kur’an-ı Kerim’de "oturanlarla arabayı çekenler" arasında büyük bir fark olduğu belirtilir. Allah yolunda, O'nun dinini insanlara ulaştırmak için canla başla çalışanlar, yerinde oturanlarla bir değildir. Kalbimizdeki karanlıkları, nefsimizin %49'luk afetlerini temizlemenin yolu, sadece kendimiz için değil, başkaları için yaşamaktan, yani Allah yolunda hizmet etmekten geçer.
Daimi zikre ulaşan bir mümin için mal, mülk veya dünyalık makamlar artık bir amaç olmaktan çıkar. Onlar için tek bir talep vardır: Allah. Hz. Ebubekir (r.a) gibi, sahip olduğu her şeyin anahtarını Allah’ın Resulüne teslim etme noktasına gelmek, ancak iç dünyasında bu "teslimiyet" makamına ulaşanlara nasip olur. Hizmet, bir vebal değil, bir lütuftur; başkalarının hidayetine vesile olmak, kendi ruhumuzu da yüceltir.
Hizmet Yolunda Yaşanan Mucizeler ve Tevekkül
Hizmet ederken, Allah’a hakkıyla güvendiğimizde, O’nun yardımı hiç ummadığımız şekillerde tecelli eder. Kardeşlerimizin anlattığı nice anı, bu gerçeği doğrulamaktadır:
Hızır Gibi Yetişen Yardımlar: Bir kardeşimiz, ulaşımın olmadığı bir vakitte ve zor bir durumda "Sadece Allah’a güven" diyerek yola çıktığında, sanki Hızır gibi yetişen bir delikanlının yardımıyla menziline ulaştı.
Doğanın Dili: Bir tebliğ sırasında hava kapalı ve sisliyken, konunun merkezine Allah’ın güzelliği alındığında, bir anda güneşin açması ve ağaçlardaki kuşların ötüşmeye başlaması, misafirlerimize "Allah bizim halimizden razı" mesajını taşıyordu.
İmkansızın Kolaylaşması: Paşaköy’e gitmeye çalışan ve minibüslerin kalktığı korkusuyla endişelenen bir kardeşimizin, "Allah büyüktür" diyerek attığı ilk adımdan sonra, hiç tanımadığı birinin arabasını durdurup kendisini götürmeyi teklif etmesi, tevekkülün somut bir meyvesiydi.
Bu olaylar bize gösteriyor ki; korkunun olduğu yerde güven, güvenin olduğu yerde korku olmaz. Allah’a tam teslim olan için imkansız yoktur.
Ehli Zikre Sormak ve İlim
Peki, bu yolda neyi, kime sormalıyız? Ehli zikre sormanın önemi büyüktür. Allah, "Bilmiyorsanız ehli zikre sorun" buyurur. Hz. Muaz bin Cebel’in dahi Resulullah’a sorması, ilmin kaynağından alınması gerektiğini bize öğretir. Sadece yüzeysel veya şahsi sorunlar değil; Allah’ın yolunda atılacak her adımda, O’nun tayin ettiği hidayetçinin rehberliğine ihtiyaç vardır.
Bazen kardeşlerimiz, "Bu işin bir formülü, bir matematiği yok mu?" diye arayışa girebiliyorlar. Kendi çabamızla, kendi "formüllerimizle" (tıpkı 20 saat zikir yapmaya çalışan veya kargaların saldırısına uğrayınca "bari bülbül gelseydi" diye dua eden kardeşimizin samimi ve tebessüm ettiren anısı gibi) doğruyu arayabiliriz ama mürşidin rehberliği, bizi o yolda yanlış sapmalardan korur.
Son Söz: Sevgiyi Büyütmek
Hizmetin merkezinde sevgi vardır. Aynı ekipte çalışan kardeşlerimizin birbirine olan sevgisi, hizmetin başarısını belirler. Birbirimizi kendimizden öne geçirdiğimizde, hatalara değil güzelliklere odaklandığımızda kapılar ardına kadar açılır. Unutmayın ki, dışımızdaki insanlar bize karşı çıkıyor gibi görünseler de, aslında onlar da mutlu olmak istiyorlar; sadece yolu bilmiyorlar. Bizler ise yolu biliyoruz.
Öyleyse görevimiz bellidir: Zorla değil, kolaylaştırarak; nefret ettirmeden, sevdirerek; korkutmadan, müjdeleyerek insanları hakikate çağırmak. Tatil yapma arzusu yerine, iş değiştirme ve her an Allah’a rağbet etme bilinciyle yaşamak.
Sizleri kalbimden çok seviyorum. Sizler de birbirinizi çok sevin. Birbirinize "Seni seviyorum" demekten çekinmeyin. Çünkü çevre, bizim kaderimizdir; bizler birbirimizin ana rahmi gibiyiz. O güzel çevre içinde, Allah’ın sevgisiyle olgunlaşacak ve hedefimize ulaşacağız.
Hepinizin bayramı mübarek olsun. Allah hepinizden razı olsun.