Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim. Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz. Bir kere daha ilk konferanstan birlikteyiz. “Kutsal Kitaplarda Babamız İbrahim’in Hanif Dini” konulu konferansımıza hepiniz hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun.
Dinin sahibi Allah’tır ve Allahu Teala, ezeli ve ebedi olarak, dünya hayatını yaşayabilecek Âdem Aleyhisselam’ın zürriyeti beyan beyan herkes için, bütün zaman parçalarında tek bir din vaaz etmiştir. İnsanlık tarihi boyunca ikinci bir din olmamıştır. Ama günümüzde din açısından insanların durumuna bakacak olursak, Birleşmiş Milletler’in de insanlar arasında inanç envanter araştırmasında birbirinden farklı 72 tane ayrı inanç türünün tespit edildiğini biliyoruz.
O zaman düşünen kardeşlerimiz, “Tek bir din var diyorsun ama insanlar arasında birbirinden farklı 72 tane ayrı inanç var.” İşte bu konferansta bu sualin cevabını vereceğiz inşallah.
Allah tektir. Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’de Hadid suresinin 4. ayet-i kerimesinde: “O Allah ki, gökleri ve yeri 6 günde yarattı. Sonra arşa istiva etti.” Zaman mefhumu devreye girdiği zaman ve mekana bağlı olan Allah’ın yarattıkları devreye giriyor. Ama Allah Teala “arşa istiva etti” buyuruyor. Arş, yokluk, zamanın mekanın geçerli olmadığı bir yokluğu ifade ediyor.
Öyleyse hiçbir şey yokken Allah vardı. Neredeydi? Arştaydı. Ve Allah yaratmayı diledi. Altı tane alem yarattı: Zahiri alem (şu anda yaşamakta olduğumuz alem), Berzah alemi (zahiri alemin karşısı olan berzah alemi), Gayp alemi (cinlerin alemi), Cinlerin berzah alemi ve Emr alemi (meleklerin alemi, şeytanların alemi).
Şimdi özellikle şu dünya hayatını yaşayan iki tür varlık var burada. Slayt o şekilde kalsın. İki tür varlık var. Hepimizin dünya hayatını yaşarken ölüme kadar her saniyesi, hayat filmi Kiramen Katibin örnekleri tarafından kayda alınıyor ve sicilimiz, amel defterimiz tutuluyor.
Allah’ın dinini yaşayanların amel defterleri Emr aleminin 7. katında İlliyyin’de; cehennemliklerin amel defteri karşıt Emr aleminde Siccin’de. Bunu böylece açıklayacağız ki dinleyenler iyice anlasınlar diye. Kimin sicili, amel defterleri İlliyyin’de ve Siccin’de tutuluyor? Serbest irade sahibi insan ve cinlerin.
İnsanlar zahiri alemde yaşayanlardır. İnsan nefsi karşı zahiri alemde. Cinler gayp aleminde. Cinlerin nefsleri gayp aleminde. Ve bu iki varlık da serbest iradenin sahibi. Allah tarafından hesaba çekilecek, dini yaşamakla vazifeli olan bu iki varlık.
Emr alemi ve karşıt Emr alemi. Emr aleminde 7 tane cennet; karşıt Emr aleminde 7 tane cehennem. Ve cennetliklerin amel defterleri tekrar Emr aleminin İlliyyin’inde; cehennemliklerin amel defterleri de karşıt Emr aleminin Siccin bölümünde yer alıyor.
Ve Allahu Teala, bütün devirlerde yaşayacak olan cin ve insanların yaratılış gayesi; Allah’a kul olmak, Allah’a dost olmak ve mutlu olmak. Kul olmak da, dost olmak da, iki cihan saadetinin sahibi olmak da, ancak Allah’ın dini, babamız İbrahim’in hanif dininin yaşanmasıyla gerçekleşir.
Hangi zamanı incelerseniz inceleyin, o dönemde yaşayan cin ve insanların Allah’ın kendileri için tayin ettiği mutluluk hedefine ulaşabilmeleri, ancak babamız İbrahim’in hanif dininin yaşanmasıyla mümkündür. Babamız İbrahim’in hanif dini üç esastan oluşuyor: Vahdet (Allah tektir), Tevhit (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu tek cemaattir) ve Teslim (ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek).
İşte ekrana getirebilirsek, Allah’ın tekliği bütün kutsal kitaplarda… Bakın, kutsal kitaplarda tek Allah vardır. Tevrat’taki ayet, İncil’deki ayetler ve Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerin Allah’ın tekliğini ifade ettiğini görüyoruz. Tek Allah’ın bütün insanlar için vaaz ettiği şeriat da üç kitapta tektir.
Kutsal kitaplarda Hz. İbrahim’in hanif dini, şeriat itibariyle… İşte görüyoruz ki Tevrat’taki, Hz. İbrahim’in teslim dini, yaratılış kanunları, şeriat kanunlarını ifade ediyor, bu slaytta gösteriyoruz. Evet. Allah’ın katında tek din ve tek şeriat.
İşte Tevrat’ta bu şeriatın muhtevası ifadeyle Yeşaya 56:6-7; İncil’de Matta 5, kutsal yasa 17-20; Kur’an-ı Kerim’de Şura 13, Al-i İmran 19 ve Maide 48.
Ve Allahu Teala’nın en üst noktada yarattığı varlık, en çok sevdiği varlık insan. İnsanın yaratılışına kutsal kitaplar muhtevasından bakalım. Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’an’da da Allah Teala, insanın bir fizik bedenle halk edildiğini yaratıldığını buyuruyor. İşte ekranda şu anda görüyoruz.
Ve Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala tüm insanları bir nefsle dizayn etmiş. Tevrat’ta da, İncil’de ve Kur’an’da Allah Teala zatından bize ruhu üfürmüş.
Ve iki varlık, serbest iradenin sahibi iki varlık var. İnsanı öne alalım. İnsanların hepsi serbest iradenin sahibi. Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da serbest irade sahibi, cüzi irade sahibi. Evet. Şu anda gördüğünüz gibi.
Ve Tevrat’ta, İncil’de, Kur’an’da Allah Teala bu serbest irade sahibi, üç vücutta müteşekkil olan insana akıl vermiş. Evet.
Şimdi kısaca tanıtım yaptıktan sonra; nefsimizin manevi kalbinde Tevrat’ta, İncil’de, Kur’an’da 19 tane afet var. Geçtiği ayetleri de gösteriyoruz. Evet. Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’an’da da nefsin manevi kalbinde 19 tane hastalık var.
Gösterebilirsek, Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’an-ı Kerim’de de ruhta 19 tane haslet var. İşte insan bir denge varlık. Evet. Şu anda nefsin afetleri Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an-ı Kerim’deki geçen ayetler. Ruhun 19 tane hasleti yine Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da, ruhun 19 tane hasleti. Öyleyse denge bir varlık olarak insan karşımıza çıkıyor.
Görüyoruz ki şu ana kadar size anlattıklarımla üç kutsal kitap arasında asla bir farklılık yok. Tevrat’ı Allah Teala, Tevrat’ı Hazreti Musa’ya vermiş. İncil’i Hazreti İsa Aleyhisselam’a vermiş. Kur’an-ı Kerim’i son olarak nebiler sultanı peygamber efendimize indiriyor.
Ve bu üç kutsal kitapta da Allah Teala, yedi safha ve dört teslimin var olduğunu kesin olarak bize ispat ediyor. Şimdi Tevrat’ta Hz. Musa ve ona tabi olanlar yedi safhayı yaşadılar. Yedi tane hedef emir var.
Yani Tevrat’taki babamız İbrahim’in hanif dini, İncil’de babamız İbrahim’in hanif dini ve Kur’an-ı Kerim’de babamız İbrahim’in hanif dininde birinci safha itibariyle Allah’a ulaşmayı dilemek. Tevrat ayetleriyle, İncil ayetiyle ve Kur’an ayetleriyle…
Tevrat ayetleriyle özellikle, “Eğer bütün yüreğinizle Rabbe dönmeye niyetliyseniz.” Öyleyse Allah Teala kalpten Allah’a ulaşmayı dilememizi istiyor. Ve Hazreti Musa Aleyhisselam, kendisine indirilen Tevrat ayetleriyle, “Ey kavmim, Allah’a ulaşmayı dileyin.” Onlar da dilediler.
Ama her devirde ne yazık ki insanların çoğu, peygamberlerin uyarılarına, müjdelerine kulak asmıyorlar. Çoğunluk bunun dışında kaldı. İncil’e bakıyoruz. İncil’de de “Dileyin size verilecek.” Allah’a ulaşmayı dileyin. Ama yine burada Hz. İsa Aleyhisselam ve ona tabi olan havariler Allah’a ulaşmayı dilediler.
Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz ve ona tabi olanlar hepsi Allah’a ulaşmayı dilediler. Ama kendi döneminde insanların yüzde ondan azı Allah’a ulaşmayı dileyip Allah’ın dinini yaşamalarına rağmen, dilemeyenler çoğunlukta, şeytanın tesiri altında, ulaşmayı dilemedikleri için babamız İbrahim’in hanif dininin dışında babalarının dinini yaşadılar.
Öyleyse her devirde insanlar ya babamız İbrahim’in Hanif dinini yaşıyorlar, veya babalarından kendilerine nakledilenleri, dini yaşıyorlar ve yaşadıklarını zannediyorlar. Allah herkesi hanif fıtratıyla yaratmış. Hanif fıtratıyla yarattığı bütün insanların hanif dinini yaşamasını istiyor.
İşte Tevrat’ta babalarının dinine tabi olanlar. Yani babamız İbrahim’in hanif dinine değil de, babalarının dinine tabi olanlar. Tevrat ayetleriyle: “Bu uluslar Rabbe tapmakla birlikte aynı zamanda oyma putlara da kulluk ettiler. Çocukları ve torunları da bugüne dek atalarının yaptığını sürdürdüler.”
Yeremya’da: “Sözümü dinlemediler, yasamı izlemediler. Onun yerine yüreklerinin inadını, atalarının öğrettiği gibi babaları izlediler.”
Hezekiel’de: “Çocuklarıma, atalarınızın kurallarına uymayın. İlkelerine göre yaşamayın. Putlarıyla kendinizi kirletmeyin dedim. Sakın onların ardına düşmeyin. Onlar yok edildikten sonra bile onların ilahlarını soruşturmayın. ‘Bu uluslar ilahlarına nasıl tapınıyordu? Biz de öyle yapalım’ demeyin. Rabbin önünde sizin için iğrenç olanı yapmak için, ilahlarına nasıl tapınıyorlarsa siz de öyle yapmayın.”
Yani kısacası 7 tane ayet-i kerime Tevrat’ta; Allah Teala, “Babalarınızın dinine değil, Allah’ın sizin için farz kıldığı babamız İbrahim’in hanif dinine tabi olun.”
İncil’e bakalım. İncil’deki ayetler, babaların dinine tabi olanlar. Görüyorsunuz ki Matta’da: “Ferisiler ve din bilginleri İsa’ya gelip, ‘Senin öğrencilerin neden atalarımızın geleneğini çiğniyor?’” “Ya siz neden geleneğiniz uğruna Allah’ın buyruğunu çiğniyorsunuz?” diyor.
Markos’ta: “Siz Allah buyruğunu bir yana bırakmış, insan geleneğine uyuyorsunuz. Kendi geleneğinizi sürdürmek için aldığınız önlemlerde Allah’ın sözünü etkisiz kılıyorsunuz. Kendinize aktardığınız geleneklerle Allah’ın sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Atalarının geleneklerine bağlı kalarak, hepsini geride bırakmıştım.”
“Kimse felsefeyle ve boş aldatmacalarla sizi tutsak etmesin. Bunlar insan geleneğine, dünyanın temel ilkelerine dayanıyor ama Mesih’e dayanmaz.”
Görüyoruz ki İncil ayetleriyle Allah Teala, “Babalarınızın dinine değil, babamız İbrahim’in hanif dinine tabi olun.” Gelelim Kur’an-ı Kerim’e. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala yine babaların dinine tabi olanlardan bahsediyor.
Yusuf suresi: “Siz ve babalarınızın onu isimlendirdiğiniz başka bir şey değildir.” Putlar… “Ondan başkasına ibadet etmemenizi emretti Allahu Teala. İşte bu kayyim dindir.” Enbiya 53: “Babalarımızı ona ibadet ediyor bulduk.” “Siz ve babalarınız apaçık dalalettesiniz.”
Şuara 75: “Öyleyse taptığınız şeylerin ne olduğunu gördünüz mü? Siz ve sizin geçmişteki babalarınızın taptığı şeyler.” Lokman 21: “Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz yere tabi oluruz diyorlar.” Saffat 69: “Onlar babalarını, atalarını dalalette buldular. Onlar onların izleri üzerine gidiyorlar.” Zuhruf 22: “Gerçekten biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk.”
Öyleyse Sevgili kardeşlerim, insanlık tarihi boyunca daima iki grup insan olmuştur: Cennetlikler ve cehennemlikler. Cennetlikler, babamız İbrahim’in Hanif dinini yaşayanlardır. Allah’ın kendileri için vaaz ettiği mutluluk hedefine, Allah’ın emirleri istikametinde itaat ederek ulaşanlardır.
Ama cehennemlikler de Allah’ın dinini değil, Allah’a isyan ederek babalarından buldukları şirkli dine tabi oluyorlar. İşte insanlık tarihi boyunca sadece bir tek din olmuştur: Kutsal kitaplardaki Allah’ın dini, yani babamız İbrahim Hanif dini.
Allah Teala, insanların her devirde çoğunluğunu babalarından gelen geleneklere, zanlara tabi oldukları için, “Babanızın dinine değil, babanız İbrahim’in Hanif dinine tabi olun. Dinde babanız Hz. İbrahim’dir.” buyuruyor.
Şimdi babaların dediklerine tabi olanlar, babalarından elde ettiği şeylere tabi olanlar, geleneklere, göreneklere ve zanlarına tabi, babalarından buldukları, babalarının elindekine tabi olanlar. Bakın Bakara 170: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tabi oluruz.”
Maide 104: “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter.” Yani kutsal kitaplara tabi olmak yerine babalarındaki zanlara tabi oluyorlar.
Hud 109: “Bunlar ancak babalarının önceden ibadet ettiği gibi ibadet ediyorlar. Onların taptığı şeylere tapıyorlar.” Kehf 5: “Onların ve babalarının (atalarının), ona (buna; Allah’ın evlât edinmeyeceğine) dair bir ilimleri yoktur. ” Saffat 70: “Onlar onların babalarının izleri üzerine koşuyorlar.”
Öyleyse sevgili kardeşlerim, aslında insanlar için çok kolay. Demek ki Allah tek, Allah’ın vaaz ettiği babamız İbrahim'in Hanif dini tek. Ama eğer dinlerden bahsediliyorsa, Allah’ın dinini yaşadıklarını zannedenler, gerçekte Allah’ın dinini yaşamayıp babalarının izleri üzerine gidenler; onlar dinde fırkalara ayrılmışlar.
Şu anda Birleşmiş Milletler’deki dinle ilgili olan bölümün, insanlar arasındaki inanç envanter araştırmasında birbirinden farklı 72 tane ayrı inanç türü var. Ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin de… Yahudiler 71 fırkaya; 70’i cehenneme (babaların dinini yaşayanlar), fırka-i naciye (babamız İbrahim Hanif dinini yaşıyor).
Hristiyanlar 72 fırkaya; 71’i babalarının dinine tabi, bir fırka babamız İbrahim’in hanif dinine tabi. Müslümanlar 73 fırkaya; 72’si babaların dinine tabi, bir fırka fırka-i naciye babamız İbrahim’in hanif dinine tabi.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, alalade bir çağda değiliz. Hidayet çağındayız. Hidayet çağında Allah’ın taraftarlarının, fırka-i naciye’nin bir araya geldiği bir dönemi işaret ediyoruz. Özellikle bu konferansları diğer bütün inanç gruplarına bizim vaaz etmemiz, açıklamamızın arkasında bu birlik ve beraberlik var.
Ne yazık ki Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala bir ayette şöyle buyuruyor. Enfal 73: Cehennemlikler, kafirler bir araya geldiler. Kafir olan kimseler birbirlerinin dostları. Yani babaların dinine tabi olanlar bunlar birbirlerinin dostları. “Siz babamız İbrahim Hanif dinini yaşayanlar birbirinizle dost olmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük fesat olur.”
Öyleyse hangi inanç grubunda olursa olsun, o küçük grup, babamız İbrahim’in Hanif dinini yaşayanlarla bir ve beraber olmamız lazım. Bu konferans bunun için icra edildi. Olacak mı? Allah onun müjdesini veriyor. Kur’an-ı Kerim’de Zuhruf suresinin 33. ayet-i kerimesinde…
Şu an dünya üzerinde 72 tane ayrı inanç türü var. Bu ayrı inanç türlerinin içinde hepsinin içerisinde küçük bir grup babamız İbrahim’in hanif dinini yaşayanlar söz konusu. İşte o küçük gruplardan oluşan babamız İbrahim’in Hanif dinini yaşayanların bir araya gelmesi lazım ki, Allah Teala Zuhruf 33’te bunun müjdesini veriyor: “Eğer insanlar tek bir ümmet haline gelecek olmasaydı, Rahman’ı inkar edenlerin (kafirlerin) evlerine mutlaka gümüşten tavanlar, üzerinde yükseldikleri merdivenler yapardık.”
Öyleyse alalade bir çağda değiliz. Hidayet çağındayız. Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de Tevrat’ın da İncil’in de hidayet ve nur, Kur’an-ı Kerim’in de hidayet ve nur olduğunu buyuruyor. İşte Tevrat’ın hidayet ve nur olduğunu Maide 44, İncil’in hidayet ve nur olduğunu Maide 46, Kur’an-ı Kerim’in hidayet ve nur olduğunu Şura 52 ve Ahkaf 12 söylüyor.
Bu ayetler Allah’ın sözleri. Allah’ın sözünde hulf yok. Allah katında söz değiştirilmez. Öyleyse üç kitabın üçü de hidayet ve nurdur. Kutsal kitapların hedefi hidayetse, hidayetin hedefi de mutluluktur. Yani ancak insanlar mutluluğa kutsal kitaplarla ulaşabilirler. Ancak insanlar kutsal kitaplardaki yedi safha, dört teslimi yaşayarak, babamız İbrahim’in hanif dinini yaşayarak mutlu olabilirler.
Şimdi tekrar dönelim. Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an-ı Kerim’de babamız İbrahim'in Hanif dininin yedi safhası. Tevrat ayetleriyle yedi safhayı söyledik. Şimdi Tevrat ayetleriyle Tevrat’taki yedi safha Hanif dini işte görüyorsunuz. Tevrat ayetleriyle Tevrat’taki yedi safha Hanif dini: Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tabi olmak… Bunlar Tevrat ayetleriyle… Ruhun Allah’a teslimi, fizik vücudun Allah’a teslimi, nefsin Allah’a teslimi, irşada ulaşmak ve iradenin Allah’a teslimi.
İncil ayetleriyle yedi safha Hanif dini, babamız İbrahim Hanif dini: Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tabi olmak, ruhun Allah’a teslimi, fizik vücudun Allah’a teslimi, nefsin Allah’a teslimi, irşada ulaşmak ve iradenin Allah’a teslimi.
Kur’an ayetleriyle yedi safha babamız İbrahim'in Hanif dini: Al-i İmran 67, Al-i İmran 95, En’am 79, Nisa 125, En’am 161, Nahl 120 ve Nahl 123. Bunlardan Al-i İmran 67: “Hz. İbrahim Yahudi ve Nasrani olmadı. Fakat hanif, Allah’a teslim olmuş bir Müslümandı ve müşriklerden olmadı.”
Al-i İmran 95: “De ki: Allah Teala doğruyu söyledi. Öyleyse hanif olan Hz. İbrahim’in dinine tabi olun.” En’am 79: “Muhakkak ki ben hanif olarak yüzümü, yeri ve semaları yaratan Allah’ın zatına döndürdüm ve ben müşriklerden değilim.”
Nisa 125: “Hanif olarak, Hazreti İbrahim’in dinine tabi olmuş.” Fizik vücudunu Allah’a teslim ederek. “Muhsin kimseden daha ahsen din sahibi kimdir?”
En’am 161: “Muhakkak ki Rabbim beni hanif olarak sırat-ı müstakime, kıyamete kadar ayakta kılacak olan Hz. İbrahim milletinin dinine hidayet etti. Ve ben müşriklerden değilim.”
Nahl 120: “Muhakkak ki Hazreti İbrahim Aleyhisselam, Allah’a hanif (tek Allah’a inanan) olarak, kanitin olan (yönelen) bir ümmet idi ve o müşriklerden olmadı.”
Nahl 123: “Sonra sana da hanif (vahdet, tevhit ve teslim) esasını alarak İbrahim Aleyhisselam’ın dinine tabi olun.” Öyleyse sevgili kardeşlerim, her devirde Allah’ın yaşayan dini babamız İbrahim hanif dini. Allah Teala hepimizi hanif fıtratıyla yaratmış.
Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’an’da da fizik vücut, nefs, ruh, serbest irade ve akılla hanif fıtratıyla yaratılmış ve bütün her devirde yaşayan insanların Allah’ın kendilerine farz kıldığı din, babamız İbrahim’in hanif dini, yedi safha, dört teslimi içeriyor. Bu din ancak yaşanabilir.
Diğerleri, babalarının dinine tabi olanlar, dini yaşadıklarını zannediyorlar ama gerçekte asla dini yaşamıyorlar. Şimdi Kur’an ayetleriyle yaşanan hanif dinin yedi safhası. 1. safha: Allah’a ulaşmayı dilemek. Nuh Aleyhisselam’ın şeriatı, İbrahim Aleyhisselam’ın şeriatı, Musa Aleyhisselam’ın şeriatı, İsa Aleyhisselam’ın şeriatı ve Peygamber Efendimizin şeriatı, birinci safha itibariyle aynı.
İkinci safha: mürşide tabi olmak. Nuh Aleyhisselam’ın şeriatı, İbrahim Aleyhisselam’ın şeriatı, Musa Aleyhisselam’ın şeriatı, İsa Aleyhisselam’ın şeriatı ve Hz. Muhammed Mustafa’nın şeriatı, farklılık yok.
Üçüncü safha: ruhun Allah’a teslimi. Nuh Aleyhisselam’ın şeriatı, İbrahim Aleyhisselam’ın şeriatı, Musa Aleyhisselam’ın şeriatı, İsa Aleyhisselam’ın şeriatı ve Peygamber efendimizin şeriatı aynı.
4. safha: fizik vücudun Allah’a teslimi. Kur’an ayetleriyle Nuh Aleyhisselam’ın şeriatı, İbrahim Aleyhisselam’ın şeriatı, Musa Aleyhisselam’ın şeriatı, İsa Aleyhisselam’ın şeriatı ve peygamber efendimizin şeriatı yine tek.
5. safha: nefsin Allah’a teslimi. Kur’an ayetleriyle Nuh Aleyhisselam’ın şeriatı, İbrahim Aleyhisselam’ın şeriatı, Musa Aleyhisselam’ın şeriatı, İsa Aleyhisselam’ın şeriatı ve peygamberin şeriatı yine tek.
6. safha: irşada ulaşmak. Nuh Aleyhisselam’ın şeriatı, İbrahim Aleyhisselam’ın şeriatı, Musa Aleyhisselam’ın şeriatı, İsa Aleyhisselam’ın şeriatı ve Peygamber efendimizin şeriatı yine tek.
Son safha: iradenin Allah’a teslimi. Nuh Aleyhisselam’ın şeriatı, İbrahim Aleyhisselam’ın şeriatı, Musa Aleyhisselam’ın şeriatı, İsa Aleyhisselam’ın şeriatı ve Peygamberin şeriatı yine tek.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, eksiklik nerede? Bugün insanların devamlı birbiriyle kavga etmeleri, herkesin birbirinin arkasında düşmanlık beslemeleri, yarışmaları, hepsinin arkasında kutsal kitaplardaki muhtevayı bilmemeleri.
Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de Zümer suresi 23. ayet-i kerimesinde bir şey söylüyor. Buyuruyor ki: “Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer indiriyor, kitaba benzer şekilde.
Şimdi rahmet zarftır. Fazıl ve salavat da mazruf. Yani zarfın içindekiler. Öyleyse Allah Teala kutsal kitaplarda bize bir mektup göndermiş ve insanlar Rablerinin kendilerine vermiş olduğu bu mektubu açıp okumuyorlar ve o mektupta yazılan kanunları hayatlarına tatbik etmiyorlar. Etmedikleri takdirde sadece kendilerine zulmediyorlar.
Eğer biz insanlar huzur ve mutluluğu arıyorsak, yaşı, cinsi, mesleği ne olursa olsun, herkes mutluluğun peşinden gidiyorsa ve mutluluğun da başka bir adresi yoksa, günümüzdeki adresi elimizde mevcut olan kitaplar itibariyle konuşuyorum.
Tevrat da bütün insanlar için mutluluk davetiyesi, mutluluk reçetesi ve mutluluk garantisidir. İncil de tüm insanlar için mutluluk davetiyesi, mutluluk reçetesi ve mutluluk garantisidir. Kur’an-ı Kerim de tüm insanlar için mutluluk davetiyesi, reçetesi ve garantisidir.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, biz Yahudi kardeşlerimize, Hristiyan kardeşlerimize, dini babamız İbrahim Hanif dinini yaşayan Müslüman kardeşlerimizle beraber olduğumuz zaman, “Gelin siz niye Kur’an-ı Kerim’i yaşamıyorsunuz?” demiyoruz.
Tam tersi ne diyoruz? Arkadaş, sen eğer Kur’an’a, Tevrat’a iman ediyorsan, Tevrat’ta babamız İbrahim’in Hanif dininin yedi safhadan oluştuğunu gör. O zaman onlara diyoruz ki: “Siz de Allah’a ulaşmayı dileyin. Siz de mürşidinize tabi olun. Siz de Kur’an, Tevrat ayetleriyle tabii, siz de ruhunuzu Allah’a teslim edin. Siz de fizik vücudunuzu Allah’a teslim edin. Siz de nefsinizi Allah’a teslim edin. İrşada ulaşın. Ve iradenizi Allah’a teslim edin.” Ama Tevrat ayetleriyle…
Hristiyan kardeşlerimiz, siz de İncil’e iman ediyorsanız, İncil ayetleriyle Allah’a ulaşmayı dileyin. İncil ayetleriyle mürşidinize tabi olun. İncil ayetleriyle ruhunuzu Allah’a teslim edin. İncil ayetleriyle fizik vücudunuzu Allah’a teslim edin. İncil ayetleriyle nefsinizi teslim edin. İncil ayetleriyle irşada ulaşın ve İncil ayetleriyle iradenizi teslim edin.
Gelelim Müslümanlara. Müslümanlar sahabe, Resulullah’a tabi olmak suretiyle yedi safhanın yedisini de yaşadılar. İşte sahabenin hepsi Allah’a ulaşmayı dilediler. Sahabelerin hepsi mürşitlerine tabi oldular. Hepsi ruhlarını Allah’a teslim etti. Hepsi fizik vücut teslimini yaptılar. Hepsi nefs teslimini yaptılar. Hepsi irşada ulaştılar ve hepsi iradelerini Allah’a teslim ettiler.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, görüyorsunuz ki kutsal kitaplar incelendiğinde, yani Allah’ın Hz. Musa ile diğer insanlara gönderdiği mektup açılıp okunduğunda, Hz. İsa Aleyhisselam’la gönderilen mektup Hristiyan kardeşim açıp okuduklarında, Hazreti Peygamber Efendimize gönderilen mektup açıp okunduğunda, içerik itibariyle zerre kadar bir farklılık yok. Sadece farklı zamanlarda gönderilmiş ama tek bir din. Yedi safha ve dört teslimden oluşan babamız İbrahim’in Hanif dini.
İnsanı tarif ettik. Dinin muhatabı insan. Allah insandan dört teslimin olmasını istiyor. Allah ruhu vermiş, insanlara üfürmüş. Ruhun teslimini istiyor. Allah fizik vücudu insanı halk etmiş. Fizik vücut teslimini istiyor Allah. Nefsin teslimini istiyor. Allah iradenin teslimini istiyor.
Ruhun tesliminde ilmin öğretilmesi, fizik vücut tesliminde kitabın öğretilmesi, nefsin tesliminde hikmetin öğretilmesi ve iradenin tesliminde hikmetin ötesinin öğretilmesi. Bütün kutsal kitaplar aynı.
Öyleyse birbirimizle kavga edeceğimize, tam tersi yan yana gelip el ele, gönül gönüle Allah’ın bize farz kıldığı dini… Yahudiler Tevrat’taki yedi safha, dört teslimi yaşasınlar. Hristiyanlar İncil’deki yedi safha, dört teslimi yaşasınlar. Müslümanlar Kur’an’daki yedi safha, dört teslimi yaşasınlar.
Yaşamaları halinde daimi zikre ulaşacaklar mı? Evet. Hepsi daimi zikre ulaştıklarında, onlar dinde bir farklılık olduğunu söyleyebilir mi? Hayır. Hz. Musa bu yedi safhayı rabbaniyuna yaşattı ve hepsinin ilk hedefi daimi zikir.
Hz. İsa ve ona tabi olan havariler yedi safhayı yaşad. Aynı şekilde şu anda görüyoruz. Ve hepsinde peygamber efendimize tabi olan sahabe yedi safhayı yaşadı. Yedi safhanın yaşanmasında özellikle nefsin teslimi daimi zikri gerektiriyor.
Tekrar dönecek olursak, Tevrat’taki yedi safhanın yaşanması. Tevrat’ta yedi safhanın yaşanmasında nefsin teslimi. Bakın Tevrat ayetlerinde ne diyor? “O sana bağlı, doğru, bütün yüreğinle dürüst biri olarak yoluna yürüdü.” Öyleyse nefsini teslim etmiş ve daimi zikre ulaşmış. “Ne bir düşmanım var, ne de kötü bir olay.” Ne zaman daimi zikre ulaşmış.
İrşada ulaşan rabbaniyun, Allah’ın tapınağında üstlendiği görevi bütün yüreğiyle yerine getirdi. “Rabbin eli orada onun üzerindeydi.” İradenin teslimine baktığımız zaman: “Ben Rabbin ruhuyla, güçle, adalet ve cesaretle donatıldım. Biz sonsuza dek Allah’ın, Rabbin izinden gideceğiz.”
Öyleyse sevgili kardeşlerim, Allah Teala insanı o kadar seviyor ki, hiçbir zaman başıboş bırakmamış. Devamlı olarak vaaz ettiği değişmez evrensel kanunlarını insanlara göndermiş ve de serbest irade sahibi insandan da bunu yapmasını istemiş. Ama asla iradesine karışmayarak, iradesini zorlamayarak. Öyleyse baktığımız zaman meselemiz çok kolay, çok basit.
Şimdi özellikle babalarından kendilerine gelen geleneklere tabi olanlara baktığımız zaman, bunlardan bir tanesi de hem Yahudiler arasında, hem Hristiyanlar arasında, hem Müslümanlar arasında, iblisin onlara tesir etmek suretiyle uydurduğu bir zan var.
Ne diyorlar bu zan? “Biz cezamızı cehennemde çekeceğiz ama Allah’a iman ediyoruz. O Allahu Teala sonunda bizi cennetine alacak.” Sevgili kardeşlerim, Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’an-ı Kerim’de de cennet de ebedi, cehennem de ebedi. Cennetle cehennem arasında bir transfer olayı yok.
İşte Tevrat ayetleriyle cehennemden çıkış yok. Bakın bu ayetleri tek tek özellikle anlattık ki herkes incelemek istiyor. Fotoğrafını çeksin ve görecektir ki Tevrat ayetleriyle cehennemden çıkış yok. İncil ayetleriyle cehennemden çıkış yok. Tevrat ayetleriyle cehennemden çıkış yok.
28 tane ayet, İncil ayetleriyle cehennemden çıkış yok. 28 ayet. Ayetleri görüyorsunuz. Bu ayetlerin hepsi bize cehenneme giren kişinin cehennemde ebedi kalacağını… Kur’an ayetleriyle de cehennemden çıkış yok. Tam 58 tane ayet.
Şimdi sevgili kardeşlerim, iblisin insanlara tesir etmek suretiyle, insanları zannın peşinden koşturması neticesi bu zanna dayalı. “Nasıl olsa bizim iyiliklerimiz de var, bizim kötülüklerimiz de var. Ama biz kötülüklerimizin cezasını cehennemde çekeceğiz. Allah oradan bizi alacak, cennetine alacak.” Yok öyle bir olay. Tamamen insanların uydurması, şeytanın insanların nefsine tesir etmek suretiyle.
Şimdi Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’an’da şeytanın insanlara düşman olduğunu beyan eden ayetlere bakalım beraberce. Bir düşmanımız var. Evet. Nefsimiz 19 afetle mücahit. Ama bir de düşmanımız var. Kur’an ayetlerine baktığımız zaman Allah Teala bizi şeytana karşı uyarıyor. Tam 7 tane ayet. “Şeytanın adımlarına tabi olmayın.”
İncil’de de Allah Teala bizi şeytana karşı uyarıyor. Tevrat’ta da şeytana karşı uyarıyor. “Şeytanın adımlarına tabi olmayın.” Bu ayetleri eğer Tevrat ayetleriyle de, İncil ayetleriyle de gösterebilirsek, tam manasıyla göreceğiz ki aslında dinler yok. Tek bir din var. Bu din babamız İbrahim’in Hanif dini. Arapça ile İslam ve bu dinin temelinde ruhun Allah’a teslimi var. Bu yoksa din yoktur.
İşte babalarının dinine tabi olanlar, hayattayken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı dilemeyen, mürşide tabiiyeti kabul etmeyen ve teslimi asla hayatında yaşamayan kişilerdir. Onlar kimin tesiri altında bu yaşantıyı sürdürüyorlar? Şeytanın tesiri altında.
Kainat slaytımızı tekrar gösterecek olursak, günün birinde Allah Teala arşta, yoklukta ve bizi yokluğa çıkartmış olsaydı Rabbimiz ve deseydi ki: “Ey kulum, şimdi yarattığım bu kainatı sana gösteriyorum,” deseydi, görecektik ki bütün kainat, 200 milyar galaksi, her galakside 100 milyar yıldız ve bütün bu galaksiler, yıldızlar, her şey her şey her şey alelade bir şekilde değil, insan vücudu şeklinde yaratılmıştır.
Ve bu insan vücudu şeklinde yaratılan kainatın her zerresini Allah ilmi ve rahmetiyle kuşatmıştır. Her şeyi biliyor. Günümüzde insanlar Allah’ın kutsal kitaplardaki hakikatini bilmedikleri için dinle bilimi çatıştırıyorlar. Sanki birbirine zıtmış gibi.
Hayır sevgili kardeşlerim, bilim şu zahiri alemdeki araştırmaların bütününü ihtiva eden bir yapıyı bize arz ediyor. Hakikaten teknoloji, bilim gün geçtikçe epey bir ilerleme kaydetmiş durumda. Ama dinin alanı da fizik ötesi, tam beş alemi içeriyor.
Yani günümüzde de bilim o noktaya vardı. Yavaş yavaş dinle bilim, et ve kemik gibi birbiriyle özdeş olduğunu net olarak bize gösteriyor. Ne diyordu? “Bilimsiz din topaldır.” Evet, kutsal kitaplardaki dini öğrenip yaşayabilirsiniz ama sadece sizin yaşamanız değil, dışınızdaki herkesi tebliğ edeceksiniz. İşte burada bilim ve teknik devreye giriyor.
Ama “dinsiz bilim de kördür.” Ne demek istiyoruz? Bilim dini ıskalarsa, devreden çıkarırsa, fizik alemin ötesine asla zerre kadar geçemez. İşte yapılan bütün araştırmalar bize onu gösteriyor. Ama sevgili kardeşlerim, dinle bilim birbirine et ve kemik gibi ihtiyacı olan bir muhtevayı ifade ediyor. Ve biri diğerinin karşısında değil. Hepsi birbirinin yanında.
Hepsinden Allah’ın muradı; biz insanların da en üst seviyede Allah’a kul olmaları, Allah’a dost olmaları ve birlikte mutlu, huzurlu bir hayatı yaşaması için Allahu Teala dini farz kılmış ve bizden istenen şey bu.
Şimdi Tevrat ayetleriyle seyr-i sülük, ruhun teslimi. İncil ayetleriyle seyr-i sülük, ruhun teslimi. Kur’an ayetleriyle seyr-i sülük, ruhun teslimine baktığımız zaman net olarak aynı görüyoruz. Yani tek bir dilekle, kalpten ulaşmayı dilemekle Tevrat ayetleri dilediğimiz an, çok kısa süre içerisinde… Evet.
Allah’a ulaşmayı dilemek Tevrat ayetleriyle, İncil ayetleri ve Kur’an-ı Kerim ayetleriyle; mürşide tabi olmak Tevrat ayetleriyle, İncil ayetleri ve Kur’an ayet-i kerimesi; mürşide tabi olmak ve ruhun Allah’a teslimi. Tevrat ayetiyle, İncil ayetleriyle ve Kur’an ayetleriyle ruhun Allah’a teslimi.
Sevgili kardeşlerim, şu an dünya üzerinde 8 milyar insan var. 8 milyar insanın 8’i de kutsal kitaplardaki birinci safhayı, Allah’a ulaşmayı dileseler, geri kalanı Allahu Teala garanti gerçekleştiriyor. Allah garanti onları mürşitlerine ulaştırıyor. Allah garanti seyr-i süluk ile onların ruhunu teslim alıyor.
Ve sanki bütün bunları kendisi yapmış gibi de, Allahu Teala tek bir dilekle, kutsal kitaplardaki bu 21. basamağı yaşayan insanlara, üç tane cennet ve dünya saadetinin yarısını garanti ediyor ve çok kısa süre içerisinde, 7-8 aylık süre içerisinde. Öyleyse Allahu Teala bizi ne kadar sevdiğini fark edebiliyor muyuz?
Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim, yani Allah bu koskoca kainatı önümüze sermiş ve bu koskoca kainatta bu sofrada, Rabbimizin misafirleri olarak sofranın başındayız. Envai çeşit sonsuz nimetler alabildiğine ve her saniye her an bizimle beraber olan, engelleri önümüzden alan, bütün Allah’a giden kapıları açan ve sadece tek bir dileği var: Mutlu olmamızı isteyen sahibimiz, Rabbimiz. “Bana ulaşmayı dileyin. Geri kalanı ben sizin için gerçekleştireceğim.”
Şimdi bir insana biz, “Hayattayken Allahu Teala ruhun Allah’a ulaşmasını farz kılmış,” 12 ayette dediğimiz zaman, “Ben kim? Allah’a ulaşmak kim?” Bunu diyen bir insan ne yapmıştır? Rabbini unutmuştur. Halbuki Rabbi her zaman kendisiyle beraber.
Hz. İsa Aleyhisselam’ın deyimiyle: “Kullar için imkansız olan, Allah için çok kolay.” Nedir o zaman kullar için imkansız? Ruhun Allah’a ulaşması. Ama Allah için çok kolay. O zaman Allah’ın ruhumuzu kendisine ulaştırmasını diliyor muyuz?
Ey salondaki muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim. Bütün Yahudiler Allah’a ulaşmayı dileseler, bütün Hristiyanlar Allah’a ulaşmayı dileseler, bütün Müslümanlar Allah’a ulaşmayı dileseler, o zaman dünyanın beşte dördü yek vücut yaşayacaklar ve bu dünya herkese cennet olacak. Bu zor mu, hayal mi diyorsunuz? Eğer sahibimiz her şeye kadirse, Hz. İsa Aleyhisselam’ın deyimiyle, insanlar için bu imkansız ama Allah için çok kolay. İnsanlar için bu imkansız ama Allah için çok kolay.
Sevgili kardeşlerim, Allah Teala insanı başıboş bırakmamış. Makro alemde dizginler yine Allah’ın elindedir. Allahu Teala yağmur yağdırdığı zaman, bütün insanlar bir araya gelseler ona mani olamazlar. Allah Teala güneşi tutsa, bütün insanlar bir araya gelseler ona mani olamazlar.
Hazreti İbrahim’i hatırlayın. Karşısında bir güç olarak Nemrut vardı. Ve Hz. İbrahim Nemrut’a diyor ki: “Benim Rabbim öldürür ve diriltir.” O da “Ben de öldürür ve diriltirim.” Hapishaneden bir kişiyi salıveriyor. Diğerini de öldürüyor, ağaca asıyor. “Bak görüyorsun, ben de yapıyorum bu işi.”
Hazreti İbrahim, Nemrut’un ne kadar aciz olduğunu kendisine ifade babında diyor ki: “Rabbim güneşi doğudan doğduruyor, batıdan batırıyor. Hadi sen de batıdan doğdur bakalım ey Nemrut.” Kala kala kalıyor insanoğlu aciz. Her zaman kudretin tek sahibi var: Rabbimiz. Ona teslim olduğumuz kadar, Allah Teala bize bütün yarattığı kainatı önümüze seriyor.
Ben daha fazla zamanınızı almak istemiyorum ama gördük ki evet, gerçekten kutsal kitaplar bütün insanlar için bir hayati öneme haiz. Havadan, sudan çok daha önemli ve öğrenmek de çok daha kolay. Bir dilek, ne kaybedersiniz? Kalpten ulaşmayı dileyin. Allah mutlaka mürşidinizi size gösterecek ve zikir yapın.
İşte Allah’la daima beraber olmak istiyor musunuz? Bunun vasıtası zikir. İşte Tevrat’taki zikir ayetleri, İncil’deki zikir ayetleri, Kur’an’daki zikir ayetleri.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, dini bilmeyenler, kutsal kitapları bilmeyenler “ayrı ayrı din mensubuyuz” diyebilirler mi? Gördük, inceledik, hepsini gördük. Ve Hz. Musa Aleyhisselam kendisinden sonra İsa Aleyhisselam’ı müjdeliyor. Hz. İsa aleyhisselam kendisinden sonra Peygamber Efendimizi müjdeliyor ve öndekilerini de tasdik ediyor. İşte Tevrat ayetleri, işte İncil ayeti, işte Kur’an-ı Kerim ayeti.
Yani sevgili kardeşlerim, her şey o kadar güzel ki, sadece bir dile… Sizleri çok ama çok seviyoruz kalbimizden. Bu konferansın hidayet çağında tüm inanç gruplarının bir ve beraber olmasını Rabbimizden, Efendimiz minnetiyle dileyerek bu sunuş konuşmasını ben burada tamamlıyorum. Sürçülisan ettiysek af diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz kalbimizden. El-Fatiha, salavat. Esselamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.
Konuşmacı 2 (Yabancı Misafir): Seçtiğiniz konu bu konferans için çok iyi bir konu. Ender sordu bana: “Bir şey söylemek ister miyim bu konferansta?” Ben dedim ki: “Siz çok iyi yapıyorsunuz. Dr. BORAN bunları çok iyi yapıyor.” Yani kutsal kitapları karşılaştırmak. Ben bunları tekrar etmek istemiyorum. Ben düşündüm. Ben size ne söyleyebilirim? Hangi bakış açısını belki biraz daha uzatabilirim? Tekrarlamak istemiyorum. Duyduğunuzu tekrarlamak istemiyorum ve düşündüm ki Allah’ın özelliklerini anlatmak istiyorum ve yaratılış amacını anlatmak istiyorum.
Önceden bir şey söylemek istiyorum. Ben sizi Mihr Vakfı olarak tanıdım. ZWWA’yı hafızamda tutmakta zorlanıyorum ama çok yaparsam ve neye… Vakıf olduğunu harflerini düşününce… Sivilizasyon, medeniyet, irfan, hayır… Yani çok önemli bir şey. Bir vizyondur bu. Allah insanlar için ne istedi? Bütün insanlar için istedi. Sadece dindar olmamız değil. Bir dünyada yaşamamızın isteği ve ilim ve medeniyet, irfan, hayır ve refah, sivilizasyon istiyoruz. Bir tarihi bir istek, bir hedef… İma bir… Çember hiçbir zaman birbirini tekrarlamasın. Tam tersi bir medeniyet oluşturmak, bir ilimle bir medeniyet ve herkes için refah oluşturmak. Yani barış… Kurduğum ben ve çok ilginç bir düşünce ve hep İbrahim’e geri dönüyor. Her şeyin babası olarak. Bu üç dinin babası olarak. Ama gerçekten de çok ilginç bir düşünce.
Günah olayı olduğu zaman… Olmasaydı Adem Aleyhisselam Babamız günah işlemese, Adem-Havva diyebilirdim. Bu günah olmasaydı, o zaman din nasıl olurdu? İsmi nasıl olurdu? Nasıl olurdu? İnsan gerçek annemizin babamızın dini olurdu ve gerçek ailenin dini olurdu. Nasıl isim verdi ona bilmiyorum ama o zaman biz ilmi… Şimdi Dr. BORAN'ın anlattığı ilmi görünce, bu ilim Allah’ın ilmi, annemiz ve babamızdan bize aktarılırdı. O zaman büyük dini anlatımlar gerekmezdi. Biz Allah’la bir olurduk.
Maalesef. Ama işlendi. Adem Aleyhisselam ve Havva insan çifti, ilk aile, Allah’la Allah’ın ilmiyle bağlanmamıştı. Ondan sonra uzun bir yol başladı. Tekrar kurtuluş yolu başladı. Günahın sonunda insanlar birbirlerle anlaşmadıkları için çeşitli yerlere ayrıldılar. Çeşitli diller konuştular. Allah bir şey yapması lazımdı, onları tekrar yola getirmek için. İnsanları atadı. Çeşitli ülkelerde, çeşitli dillerde, çeşitli zamanlarda çeşitli insanlara konuşuyorlar ve tabii anlatılan mesajlar farklı ama zamanla öğretmenleri dinleyenler dediler ki: “Evet, bu en büyüğü, öbürleri yanlış.” Ama Dr. BORAN’a teşekkür ederiz. Biliyoruz ki çok beraberliklerimiz var özde ve farklarımız çok az. Ama bunu araştırmamız lazım. Bunları bulmamız lazım.
İsa aleyhisselam geldiğinde… İslam’ın hedefi sadece Yahudiler değil, bütün insanlara bir mesaj getirmek için geldi ama ama en çok ona karşı çıkanlar dinin temsilcileridir, Ferisilerdir. Buna da Dr. Boran atıf yaptı. Allah yeni bir bilgi gönderirken o zaman tepkiler iyi olmadığıyla karşılaşmış.
Duydum ki Frankfurt Kitap Fuarı’nda ZWWA olarak ve ondan sonra nasıl oldu tecrübe? Bence Ender dedi bana. Öbür Müslümanlardan değil ama öbür Hristiyanlardan çok güzel tepkiler aldık. Karşınızda DITIB vardı. Onu öğrendik. Belki DITIB'in pek hoşuna gitmedi ama normal. Çok insanlar, insanları ilerletmek isteyenler önce tepkilerle karşılaşır. Orada güzel bir cemaat. Aynı bizim gibi cemaattesiniz.
Ben dedim ki: “Bugün zaman geldi, anlayabiliriz. Bizi fark eden, bizi ayıran temel değil, temel değil, ontoloji değil. Bazen rengimizle ayırt ediyoruz birbirimizden. Saçlarımızın rengi belki ama bunlar önemli farklılıklar değil.”
Martin Luther King çok söylüyor. O da dedi: “Zenci aslında kardeşim ve sadece öğrenmedik. Öyle hissetmeyi öğrenmedik sadece.” Ya da pozitif deyimle: “Biz bir insan ailesiyiz. Aynı tanrısal kaynak.” Ama öyle de hissetmemiz lazım. Onun için de öyle harika bir toplumsunuz. Açıksınız insanlara. Dr. BORAN'ın her dediğini anlamamız lazım. Kardeş olarak birbirinizi algılamanız için. Ama o da Dr. BORAN'da söyledi Allah bizim varlığımızın kaynağı, bütün değerlerin de kaynağı, bütün ilimlerin de kaynağı.
Bugün dünyada, batı dünyada bir problemimiz var. “Siz” diyor, “biz” diyoruz, sizi kastetmiyoruz. Allah’ı unuttuk biz batıda. Biz batıda Allah’ı unuttuk. Müslüman dünyada beş kere namaz kılınıyor. Bu bir hatırlatmadır. Allah’ın önemine hatırlatmadır. Böyle zamanla da bir ritüel olabilir. Allah’a yaklaşmanın özlemini seçebilirsiniz. Ama batıda çok büyük bir Allah’ı unutkanlık var. Biz zannediyoruz ki yanlış bir dindir. Hiç dine gerek yok diyorum. İlim il olmaz, çok iyi insan dünyayı düzeltecek zannediyoruz. Tabi ilim iydir ama Allah’ı biz hayatımızdan çıkartamayız. Bu bize yardım etmek istiyor. Bir ilim peşinde koşursa, belki ilim bizi çok şey anlatır. Belki Allah’ın varlığına… Einstein, ilimin sonunda Allah var. Dinin başında Allah var ama sonunda herkes Allah’ı bulacak.
Ben konuya gelmek istiyorum. Bayan Akçahan, bizim kurucumuzun eşi, 2000 senesinde bir konferansta dedi ki: “Dünyanın en büyük iki problemi. Birincisi manevi bilgisizlik. İnsanlar Allah’a karşı ebedi… Ana yurdumuz. Ve ikincisi ailenin düşüşü ve gençlerin yoldan çıkması.” Hatırlıyorum, Dr. BORAN’ın dediklerini hatırlayınca, aynı şeyleri söyledi. Biz ruhuz. Biz bedenimiz var. Ama önce bir manevi insanlarız. Bunu ben pek anlatmak istedim. Benim düşüncem: Ruhumuz sürekli yaşayacağız. Allah istemedi ki karşısında birisi olsun, sadece 70-80 sene yaşasın. Biz ebedi yaşayacağız. Ebedi bir hal olmamasını düşünmek bir yanlışlık.
İkinci noktaya zamanım yok, ailenin dağılımına ve gençlerin yoldan çıkmasını anlatmak için. Ama gençler çok şaşkın. Çok etkinlikler var dünyada, moral açısından. Benim bir arkadaşım var bizim toplumda. Sosyal işler üniversitesine gidiyor. Protestan üniversitesine gidiyor. Zannedersiniz ki Protestanlar Allah’la uğraşıyorlar. Bir kiliseye gitmişler bir gün. Bir ayine katılmışlar. Ondan sonra üniversite toplanmış, üniversiteciler demişler ki: “Nasıl buldunuz?” Oturmuşlar, diz çökmüşler, dua etmek için. Düşünün, bir üniversite, Protestan Üniversitesi… Ondan sonra diz çökmüşler. Var mı demiş ki ne bekliyorsun? Biz bir kilisedeydik ama… Demek istiyorum çünkü gençlerin haberi yok. YouTube’la ilginç dünyalara girmişler. Bazı şeyleri gördüm ama moral açısından da çok müstehcen şeyler var YouTube’da.
Bugün için çok fazla bizim için en iyi anlamamız lazım. Allah’ın varlığını, Allah’a yönelmeden önce, Allah’ın özelliklerine yönelmeden önce, Allah’ı anlamak… Allah ne düşündü bu dünyayı yaratırken? Ne planı vardı? Ne fikri vardı bu dünyayı? Yani Allah’ın açısından bizim hayatımızın manası ne? Önce anlatmamız lazım. Allah nedir? Allah’tan konuşurken, ben Allah’tan konuşurken kainatın kaynağını anlatıyoruz. Bu kainatın kaynağı. Dr. BORAN kaç milyar yıldız olduğunu anlattı. Yani birkaç milyar, çok büyük bir… Allah temeldir, kaynaktır ve ismi önemli değil aslında. Allah diyoruz, God diyoruz, başkaları Yehova diyor. Bazılarına Yehova dersen, o zaman kaybedersin. Ama kaynak kendisi bir gerçek. Biz etkiyiz. Biz kaynağı değiliz.
Allah’tan konuşurken bir kaynaktan konuşuyor. Bir problem var: Tanımak istiyorsak, Allah’ı görmek istiyorsak, çünkü görülmemesi… Allah’ın görülmemesi… Allah görülmez, hepimiz en… Bu biraz zor yapıyor çünkü göremiyoruz onu. Tutamıyoruz. Onun için kitaplarda diyorlar: “Allah’ı şekle sokma.” Hristiyanlıkta bulutlarda olan yaşlı bir adam resmiyle tanıttılar Allah’ı. Ama belki de doğru değil. Büyük bir olasılıkla doğru değil. Ne yapabilirsiniz? Allah’ı tanımak istersek, yaptığı kainata bakmak. Bir sanatkarı tanımak istersek mesela, bir resme baktığımız gibi nasıl gidiyor, nasıl bakıyor ve içeri giriyorum. Birisi diyor ki çok üzgünsün. Ve ruh kendini vücutta belli ediyor. Onu tanımanın bir yolu, yani bizden eserlerinden sanatkarı görebiliriz. Yani sanatkarın özelliklerini görebiliriz. Ne yapabilir? Nasıl? Hangi sonuçlara ulaşırız? Bu şekilde mesela kutsal kitaplarda yapıyorsunuz siz zaten. Allah üzerine ne yazıyor kutsal kitaplarda. Ama nasıl Paulus, Romalılara mektubunda diyor ki: “Allah görünmeyen ve ebedi kuvvetini görebiliriz. Onun şah eserlerinden görebiliriz.” Bir özürümüz yok. Bakın neleri yarattı. Bugün arabayla geldim ve güzel sahneleri gördüm ve dedim ki: “Ne güzel bir sanatkar, ne güzel şeyler yaratmış.” Bir sanat gördüm, Allah’ın yarattığı bir sanatı gördüm. Önce de Mezmurlar’da da yazıyor. “Cennetler Allah’ın yaptıklarını anlatıyor ve bütün gördükleriniz Allah’ı gösteriyor.” Kur’an’da da 16’da… Siz söylemeniz lazım de… Gece ve gündüz gibi de… Bütün Allah’ın göklerde ve yerlerde yarattığını… Bakarsanız orada sizin için beyyineler vardır. Einstein dedi ki, Einstein da dedi: “Bütün tabiatta Allah’ın büyüklüğünü görebilirsiniz.”
Ama şimdi biz ne anlayabiliriz? Ne görebiliriz? Bir şeyler görebilir miyiz? Allah’ın özelliklerine… İnsanlarda… Bütün insanlar ya erkek ya da bayan, tamam mı? İki polar ama ama hayvanlarda da, bitkilerde de bazı hayvanlar erkek, bazıları dişi. Mesela bitkilerde de erkekler var. Dişiler var. Ben biyoloji okudum. Çeşitli grupları aştım ama bay solucan, bayan solucan diye diyemeyiz ama devam ettik. Hayatsız parçalarda da olur. Moleküllerde, atomlarda protonlar ve nötronlar ve elektronlar var. Yani artı ve eksi var. Erkek ve bayan çok deli bir zamanda yaşıyoruz. Bazıları yanlış vücutta doğduğunu zannediyorlar. Ve erkek diyor ki yanlış bedende olduğunu zannediyor ve bayan olduğunu zannediyor. Ve tam tersi, bir bayan vücudunda olduğunu ama erkek olduğunu zannediyor. Var mı bunlar? Biyoloji diyor ki insanın vücudunın her zerresinde sadece şeylerde değil, yani etkin organlarda değil ya. Bazı hücreler… X kromozomu var bayansa, erkeklerde X ve Y var… Bayanlarda XX… 36 milyar şeyimiz var. 1 milyar, 1000 milyar… Yani her insanda 36.000 milyar hücresi var. Ve her hücre orada bilgi var. Her hücrenin içinde erkek mi bayan mı olduğu bilgisi varmış. Ben dersem yanlış vücutta doğdum, ben bayanım, O zaman ben bir erkek değilim. Çünkü 36 bin milyar, 36.000 milyar ücret diyor ki başka bir şey söyle. Değil. Bu benim ana konum değil. Ama derim ki erkekle bayan ayrımında her yerde gözüküyor.
Şimdi Allah’a bunu proje edersek ne demek? Yani demek ki ilk kaynak, her şeyden olan kaynak Allah’ın özellikleri içeride olması lazım. Yani ilk kainat sade erkeksi değil ya da sade bayansal değil. Hepsi yarattığı her şey, bu özellikler var. Yani Allah’ın… Allah mı desek, Yahve mi desek, yani her şeyi erkeksin başlangıcı ve bayansal şeylerin başlangıcı ve orada kendini ayna olarak gösterir. Ve bayanlar için harika bir haber. Çünkü bayanlar şimdiye kadar çok tarihte kısa geldiler. Çok değil yani. Onlar hep arka plandalar. Bir insan için çok önemli olan %50 bölüm olduğunu söyleyeyim. Bir erkek sade yarım bir insan, bir bayan da yarım bir insan. Çünkü Allah kendini aynı şekilde, kendisi şeklinde yarattıysa, erkek ve bayan… Bütün bir insanı görmek istiyorsan, erkek ve bayanı beraber yapman lazım. Gerçekten sağlıklı bir akıl. Ama belki bugün daha farklı anlayabiliriz. Ondan sonra bayanlar için güzel bir haber. Allah onları da kutsadı.
Bir ikilik daha var. Her şeyde görünmeyen bir bölüm var. Ona karakter diyoruz ve görünen bölüme de dış görünüş diyoruz. Vücut olarak ama görünmeyen tarafı kalp ve ruh olarak, her bütün organları harekete getiren karakter olarak tanımlayız. Bunu fazla anlatmak istemiyoruz. Hayvanlarda da var, bitkilerde de var. Köpeklerde mesela bazı köpeklerin özellikleri var. İki köpek aynı şeyden gelen iki köpek bile farklı birbirinden. Bitkilerde. Ben bunu okudum, Freiburg’da Freiburg’da bitkilerin tanınmamış hayatını anlattılar. Bitkilerin konuştuğunu söylediler ve bitkiler aralarında konuştuğunu söyledi ve bitkilere gidersen bir makasla, bir bıçakla ve bitkinin hareketini, reaksiyonunu ölçersen, o zaman panik olduklarını göreceksiniz. Yani bitkilerinize iyi davranın. Her şey fark ediyorlar. Zamanında sularsanız büyürler. Atomun, bir elektronun ne gibi işleri var derseniz, bir parçacıktır. Ölçebildiğin bir parçacıktı ve senin gittiğin yolu ölçebilen bir parçacık. Nereye gittiğini nereden biliyorsun? Ve bu parçacıklar her şeyi yönlendiriyor. Bir atomun, molekülün bir özelliği, karakteri benimler. Yani diyebilirsin ki bu bile bir yasa. Her şeyde yaratılışta bir yasa diyebilirsiniz. Allah üzerinden ne der bu bize? İkinci soru bize der ki: Her şey dış görünüşü ve iç karakteri varsa, bu Allah’ın da bir özelliği olması lazım. Allah’ın vücudu nedir ve Allah’ın iç karakteri nedir? Bu soruyu biz yaklaşmaya çalış…
Farklı dişi ve erkek tabiri dinde de tanınmış. Mesela Kur’an’da Allah erkeği ve kadını yaratmış. Mesela sade İbrahim’i dillendirdi. Ying ve Yang, Tao kitabında anlatılmış. Dişi ve erkek olarak bu sembolü hepiniz tanıyorsunuz. İkisi beraber bir bütünü oluşturuyor. Beyaz ve siyah. Birinci kitapta diyor ki: Yaratılışta Allah insanı kendi görünüşünde yarattı diyor ve onu erkek ve kadın olarak yarattı diyor. Allah görünmez dedik. Big Bang’ten önce ne var? Bu tartışılmaz: Bir hiçbir şey yoktan gelemez. Bir gün bir patlama oldu. Ondan sonra madde, madde oluştu ve sürekli hareket içinde. Artık ne kadar daha dağılacak bilmiyoruz. Gezegenler oluştu. Milyarlarca gezegen oluştu. Bir sürü büyük şeyler oluştu. Neden oluştu bunlar? Ben anlamıyorum ama Einstein dedi ki: Relativite teorisinde enerji maddeye dönüştüğünü, meşhur formülü E=MC²… Ben bunu izah edemiyorum. Her şeyi herkes kabul etti. Enerji maddeye ve ışık hızını zaman üzeri… Zaman üzeri, zaman üzeri moleküller oluştu. Tek hücreler oluştu. Ondan sonra sonunda biz oluştuk. Ben biz düşünüyoruz, bizim diyor ki… Baş enerji, her şeyi… Yeremya’da dedi ki: “Dünyayı oluşturdu kuvvetiyle ve bilgisiyle her şeyi oluşturdu.” Yani Allah’ın özelliği sade kuvvet değil. Bütün kuvvetle bir şey, bir maddeye vurursanız, büyük bir taşla o zaman bir kainat oluşmaz. Bu kuvvet hedefli bir kuvvet. Yani geçişli bir kuvvet. Bu Allah’ın iç karakteri, enerjiyi maddeye, önemli görüntülere aktardı. Allah’ın iç karakteri nedir diyebilirsek, insanlara sorarsak: İnsanın karakteri nedir? Bizde hislerimiz var, akıl var, isteğimiz var, irademiz var. Allah bundan daha az olamaz. Onun istediği irade, ilim…
Biz tekrar bir insana bakarsak, insanın içinde, insanın içinden daha derin bir şey var. Yani histen daha derin ne var? Kalp var. Kalp ne demek? Allah’ın iç karakteri kalp, yani yaratılış amacı kalp, bize bakabilir… Sevmenin ve sevilmenin kaynağı kalp. Bizi iten, yaşamaya iten, bizim hedefimiz nedir, bizim hislerimiz nedir, aklımız nedir, bunun arkasında kalp. Bak, sevmenin ve sevilmenin etkisi ve güzellikleri yaşamak. Bu içimiz, bu kalbimiz. Bu sonsuz ve bunu değiştiremez. Onun için yaratılışın kaynağı ve Allah’ın özellik… Yohannes’de diyor ki: “Allah sevgidir.” Ve kalp sevginin kaynağıdır. Biz diyoruz ki: Allah kalbin Allah’ıdır. Tekrar geri gelecek.
İnsan kainatı yarı, insanın resmi vardı Allah’ta. Ondan sonra onun üzerine çalıştı ki bu insanı bu şekil… Ondan sonra gezegeni yarattık, gezegenleri yarattık ama hedef… Ama hedef onun karşılığında olacak, onun kaybı olacak, onun sevgisini anlayacak bir yaratık yaratmaktır. Bizim özelliğimiz, bizi kutsayan kalbimiz. Biz kalbimizde hep derin yaralar alıyoruz ve bizim içimizin en özel içimiz bu. Allah’la beraber, birlikte yaşamak istiyor. Onun için Allah’la iletişim kurmak istiyoruz. Nasıl iletişime girebiliriz? Bir dağa çıkabilirsin ve bağırabilirsin. Belki seni duyacağım ama çünkü kalbimden duyduğu için. Ama sana cevap verirse nerede göreceksin? Musa’nın filmdeki gibi kulaklarından değil. Sen onu kalbinde duyacaksın. Çünkü Allah kalbin üzerine konuşuyor. Bizimle, kalbimiz sertse o zaman Allah’ı duyamayız. Ama kalbimizle duyacağız onu. Duyacağız ya da duymayacağız. Tapınakta değil, Yeruşalim’de değil, Köln’de değil. Herkesin kalbinde Allah. Bu bizim inancımız. Dr. BORAN dedi ki: “Biz kapıyı çalarsak kalbimizde ve gerçekten sorarsak, o zaman yavaş bir ses duyacağız içimizde, bize cevap verecek. Allah’ın sesini duyacağız.” Ruhsal aleme geçtiğimizde, vücut bedenin yok, vücudun yok. “Allah’ım neredesin? Ben şimdi ruhbani dünyadayım.” O da o da diyecek ya. “Okey, tamam, buradayım,” diyecek. Diyeceksin ki: “Nerede? Nerede?” “Buradayım. Buradayım.” “Neredesin? Neredesin?” Bir gün anlayacaksın. Allah’ın sesini içinden sana konuştuğunu anlayacaksın. Kalbinin içinden. Tanıyorsunuz, görmüşsünüzdür. Hindistan’da bir kralın torumacılarıydılar. Burada yazıyor ki: “Bir çiçekte güzel kokunun olduğu gibi, Allah da senin kalbinde yaşıyor.” Bazen ben böyle anlatırken, Protestanlar geliyorlar, diyorlar ki: “Allah üzerine konuşulmaz,” diyorlar. Çünkü zamandan ve mekandan münezzeh bir kişilik. Biz zamanla kullanarak, mekanı kullanarak çünkü Allah’la konuşamayız. Tamam o zaman susalım. Bir şey söylemeyelim. O zaman susalım her zaman için. Ama onun üzerine konuşursak, ama Allah’ı konuşursak en yüksek kelimelerle konuşmayız. O zaman Allah kalbin Allah’ıdır. Allah anne babadır. Sevgidir ve bizi sevgisinin karşıtı olarak yaratanım da yanlış olan ne? Bunu anlamadan bir kainatı yaratanı anlamak zor. İç tecrübelerdir. Kelimelerle tarif edilmesi bazen çok insanlara derim siz. Sen Allah’ı içinde tanımazsın. O zaman hayatın nedir senin? Sen yaratılmışsan, çok özel birisi olarak yaratılmışsan, bir kere varsın sen. 8 milyar insan içinde sen teksin. Yani senin gibi kimseyi bulamayacaksın. Sen Allah’ın özelliğisin. Tek bir bedende çok özel olarak almak… Bütün çocuklarını seviyor. Kalbi bir bağlantı var çocuklarınla. Anne baba diyor, demiyor ki: “Benim üç tane çocuğum var, fark etmez.” Hayır. Ve bizi unutmayacak Allah. O bizi hiçbir zaman unutmayacak. Dedi ki: “Annelerden çok şeyler öğrenebilir.” Bazı anneler demiyorlar ki… Bazen oğullarım yanlış bir şey yapıyor. Ben sinirleniyorum o zaman, söylüyorum onu. Ondan sonra eşim diyor ki: “Lütfen, bir gece üzerine yat ve düşün.” Ondan sonra anladım ki o düşünüyor ki, yani o kendi bedeninin bir izlenimi, yani içinden çıkmış, onun hücreleri diye düşünüyor oğlunu ve hep düşünecek ki o bedeninin bir parçası. Biz erkekler ne yaptık? İki damla bir şey verdik. Ama bayanlar çok büyük bir iletişimde çocuklar ve Allah’ın bayan özelliğini de anlamamız lazım. Her anne, her kişi değişilmez. Her kişi özel. Yani Allah'ı biz annemiz babamız gibi sevelim. Biz onun sevgi karşıtı olduğumuz için…
Son bir şey göstermek istiyorum size. Bunu anlatsın. Kaynak enerji ve ondan sonra her şey oluştu và kaynak… Kalp… Bir cümle Reverend Moon Kore’den söyledi. “Allah bölen, biyolojik parçalara da özen vermiyor.” Uzlaşmazlıklardan uzaklaşmamız lazım ve Allah’la, konsentre. Dr. BORAN da bunu anlatıyor. Hep insanlar diyor: “Ben babam gibi yapmak istiyorum.” İsa’ya dediler. İsa’ya diyorlar: “Senin havarilerin ellerini bile yıkamadılar yemekten önce.” Yani İsa demiş: “Ağzına giren seni kirletmez. Ağzından çıkan, seni… Kalpten gelen sözler seni kirletebilir” Bir şey daha, dini atmosferi temizlememiz lazım. Herkes yaşayan bir dini olması lazım ve her nefs Allah’la konuşabilmesi…
Bir şey daha var. Ondan sonra bitti 1992’de Reverend Moon öldü. E kendi eşi bizim toplumumuzu… Bir bayan yönetiyor. Ondan bir resmini göstereyim dedim. Bu kuvvetimizin arkasında ve dedik ki o da çok hoş… Allah vardır. Uzak bir yaratık değildir. Dünyayı yaratan, ondan sonra terk eden birisi değildir. Anne baba gibi… Allah üzüldüğün, çocuklarının üzüldüğünü görünce… Allah’ın üzülmesinin en derin kaynağı Allah’ın kalbini hissetmemesidir. Bazen haberleri görünce, bütün bu harpleri görünce, insanlar bunu nasıl yapabilir? İnsanlar başka insanlara nasıl eziyet edebilir? Allah’ın kalbini hissetme özelliğini kaybetti. Hissetmiyoruz artık. Allah'ın bizim annemiz babamız olduğunu ve biz hepimiz kardeşler olduğumuz.
Sonuna geliyorum sevgili kardeşlerim: Allah’ın yaratılış nedeni, kalbi için bir şey yaratmak. Kendi sevgisini anlayan birini yaratmak. Ve onun için bizimle mutlu olabilir. Ben diyorum ki: Biz hepimiz birisini arıyoruz. Karşımızda bir konuşabilecek birimizi… Diyeyim ki bitkileri de, dikenli bitkileri de sevebilirsin. Her gün kaktüslerime bakıyorum ama onunla derin bir konuşma yapsam, bazen gerçek bir şey olmayabilir. Ama aynı şekilde Allah da diyor ki: “Ben aslanları seviyorum. Ben hayvanları, ağaçları seviyorum ama ben çocuklarımla iletişime geçmek istiyorum.” Bu harika bir şey. Çok özel kişiler. Bun onun kalbi ve onun özelliği demek. Söylemem lazım. İnsanlar bunu biliyorlarsa, biz yaşamamızın nedenini anlıyorum, kainatta bulamazsınız. Neden bir sandalyenin amacı var? Onu parçalayabilirsin. O tahtayı bölebilirsin. Kimyasal değil ama sonuçta öyle küçük bölümlere böldün ki aradın ki ama neden bulamadım diyemezsin. Hayatın manası yok diyemezsin. Çünkü onun manası parçalarında değil. Onun manası yaratanda. Onun için onun bir… Ben kendi yaratılış nedenimi kendim belirleyebilirim. Hayır belirleyemezsin. Sen belki tanımayabilirsin. Başka bir amaç… Dr. BORAN da dedi ama senin için iyi olmaz. Yani yaratılış sebebin, yaratılış nedenin onun için… Allah istiyor ki hepimiz mutlu olmamızı ve dediklerimin hepsini bir araya getirirsen, ilk cümle, ilk cümle İncil’de, yaratılışta… Adem’e ve Havva'ya birbirinizle beraber olun. Üreyin ve dünyayı kendinize emanet edin. Yani bize bir görev verdi. Üç tane kutsama. Onu kendine göre yarattı Allah vücut ve ruh. Beden zaten domates gibi büyüyor. Bir şey yapmana gerek yok. Sade yiyorsun, içiyorsun. Ondan sonra beden büyük ama birbirinizle üretici olun. Çocuklar oluşturun. Yani bu bir harmonik bir insan oluyor. Söylediğimizi de yapmamız. Bunu yani kadın ve erkek olarak üretin. Harmoninin içinde yaşayın. Bir olgun bir insan. Pavlus’un dediği gibi: “Allah’ın kainata şeyi olun.” Kutsal yeri olun. Matta’da diyor ki: “Onun için Allah gibi olun.” Bu benim için biraz yüksek ama ama ne demek istediğimi anlıyorsunuz. Onun için önce bunu olmamız lazım. Ondan sonra Allah diyor daha bitmedi. “Benimle konuşabilirsiniz ve her şeyi yapabiliriz,” ama devam ediyor. “Biz ben sizi kadın ve erkek olarak yarattım. Sadece kadın ve erkek olarak yaşayabilirsiniz. Anlayın ki ben siz beraber olduğunuz zaman aynı şeyi yaşayabilirsiniz. Beraber olabilirsiniz. Siz yaratıcı olabilir, siz anne baba olabilirsiniz. Yeni bir insan yaratabilirsiniz. Biz sevgide beraber olursanız çok büyük bir şey yapmıyorsunuz. Yeni bir çocuk üretebilirsiniz ve onunla sevgi içinde yaşayabilirsiniz. Bu harika bir şey. Ondan sonra sevgiyi kendi misalinizle çocuklarınıza verebilirsiniz. Ondan sonra üretici olun. Ondan sonra bir aile olun, toplum olur ve ülke olur ve dünya ailesi olur. Allah’ın hükmüyle, bu bize verdiği görevin. Bu bize bir görev verdi. Sonra size o kadar güzel bir dünya yarattım ki, o çok ilginç şeylerle, çok çeşitli şeyler ve tabiat kanunlarını anlarsanız, uçaklar, roketler, her şeyi yapabilirsiniz, her şeyden zevk alabilirsiniz ama kişi olarak iyi değilseniz, egoistseniz… O zaman çok şeyi bozarsınız. Başkalarına hep suçu vereceksiniz. Budur benim anlatmak istediğim. Teşekkür ediyorum.